• Divan edebiyatı konusunda usta olan İskender Pala, tasavvuf konusunda da kendisinden beklenen güzellikte bir eserle karşımızda.
    Yunus Emre'nin tasavvuf yolunda hamlığını üstünden atıp, nasıl piştiğine şahit olacaksınız. Sizinle beraber Molla Kasım, Tapduk Emre, Mevlânâ, Hacı Bektaş Veli de Yunus'un bu yoldaki şahitleri olacak.
    Yunus'u bu yola sevk eden ne oldu peki? Köyünü basan Moğollar taş üstünde taş bırakmamış ve Yunus orada en kıymetlisini kaybetmiştir. Sitare... Yunus'a aşkı öğreten kadın. Öyle bir aşk tasviri vardır ki Sitare'nin, bunu Yunus şöyle dile getirir:
    ..."'Yunus!' dedi, parmağını kalbimin üzerinde gezdirerek, "Burası kalbinin en değerli yeridir. Burada siyah bir nokta vardır. Canın canı, sevenin Cananı buradadır. O nokta yoğun bir kandan ibarettir. Adına 'süveyda' yahut 'sevda' derler. Çünkü sevda, Kara talih içinde, o kara kan damlasında büyür. Bütün tecelli denizleri, bütün aşk fırtınaları, işte o bir damla kanda dalgalanıp çırpınır. Aşırı sevgi bu damlayı tahrip edip dağıtırsa, parçaları bütün vücuda dağılır. Aşk işte bu dağılmanın adıdır ve o dağılırsa aşık artık ne yaptığını bilmez olur..."

    Bu acıya ek oğlu İsmail'in de esir düşüp kaybolması, Yunus'u arayışlar içerisine sürükler. Daha önce de kapısına gittiği Hacı Bektaş'ın yanında oduncu olarak nefsiyle bir savaşa girer. Öyle ki bir tane bile eğri odun getirmez ve der ki: "Burası öyle bir Hak ve doğruluk kapısı ki, değil eğri adam, eğri odun bile giremez." Dervişlik için geçirdiği bu süre içinde kendisi ilerleme kaydedemediğini düşünerek oradan ayrılır. Oğlunu aramak da bu yollardaki bir diğer amacı olmuştur.

    Kayıp geçirdiği sürelerde kendini ve inancını da kaybeden İsmail ise en sonunda babasını bulur. Bu buluşma da Yunus'un bir duasının daha tecellisine şahit olacaksınız. Dünya gözüyle görmeyi istediği tek yüz oğlu olsun istemişti ve Rabbi ona bu dileğini lütfetti. Sonrası mı? Sonrası karanlık. Karanlıkta daha da harlanan, daha da parlayan içindeki aydınlık olacaktır. Herkese şifa dağıtan Yunus, kendi gözleri için hiçbir şey yapmaz çünkü biricik Peygamberimiz'in vefat ettiği yaşı düşünerek, daha fazla dünyayı görmek benim neyime der ve maddeden mana alemindeki yolculuğunu tamamlar.

    Bu yolculukta sayısız şiirle içindeki ateşi ortaya koyar, öyle ki günümüze kadar ulaşır bu yangın. Çünkü o bir şiir demiş olmak için şiir demiyordu; o bir kalbe girmek için şiir diyordu. Onun şiiri sanatı için değil imanı içindi. Onun şiiri insan için, sevgi için, hoşgörü için, insanlık içindi. Yunus'un en büyük mirası da hem bu şiirler hem de şiire yüklediği anlamlar olmuştur. Hakettiği değeri verebilmek dileğiyle...
  • https://youtu.be/ovTtt_fd0JE

    Karın yağdığını görünce
    Kar tutan toprağı anlayacaksın
    Toprakta bir karış karı görünce
    Kar içinde yanan karı anlayacaksın

    Allah kar gibi gökten yağınca
    Karlar sıcak sıcak saçlarına değince
    Başını önüne eğince
    Benim bu şiirimi anlayacaksın

    Bu adam o adam gelip gider
    Senin ellerinde rüyam gelip gider
    Her affın içinde bir intikam gelip gider
    Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın

    Ben bu şiiri yazdım aşık çeşidi
    Öyle kar yağdı ki elim üşüdü
    Ruhum seni düşününce ışıdı
    Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın
  • Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
    Dante gibi ortasındayız ömrün.
    Delikanlı çağımızdaki cevher,
    Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
    Gözünün yaşına bakmadan gider.

    Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
    Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
    Ya gözler altındaki mor halkalar?
    Neden böyle düşman görünürsünüz,
    Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

    Zamanla nasıl değişiyor insan!
    Hangi resmime baksam ben değilim.
    Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
    Bu güler yüzlü adam ben değilim;
    Yalandır kaygısız olduğum yalan.

    Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
    Hatırası bile yabancı gelir.
    Hayata beraber başladığımız,
    Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
    Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

    Gökyüzünün başka rengi de varmış!
    Geç farkettim taşın sert olduğunu.
    Su insanı boğar, ateş yakarmış!
    Her doğan günün bir dert olduğunu,
    İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

    Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
    Her yıl biraz daha benimsediğim.
    Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
    Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
    Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?

    Neylersin ölüm herkesin başında.
    Uyudun uyanamadın olacak.
    Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
    Bir namazlık saltanatın olacak,
    Taht misali o musalla taşında.
  • Okuduk bitti baba neyin incelemesini yapayım. Adam saten yazar olmuş bir de ben mi inceleyim. Tövbeeeler tövbesi. Biri de çıkıp beni incelesin. Ayıp yahu.