• 165 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    "Bu sizin hatıra defteriniz değilse ölürüm."
    "Efendi! Geberiniz. Bu hatıra defteri, bu ipek çorap, bu paralar, bu çanta benim değil." (sf.26).

    Onlarca garip diyaloğun içerisinde aklımda yer edinen bu diyaloğu yazarak başlıyorum...

    Peyami Safa'dan yine çok güzel bir eser... Okuduğum hiçbir kitabında pişmanlık yaşamadığım gibi bu kitabını da çok sevdim.

    Çok akıcı, eğlenceli ve sürükleyici kısa bir romandı.
    Narin... Deli dolu, görüp görebileceğiniz en ilginç kadın. Bu kadını bir kelime ile tarif edemiyorum bile. O kadar farklı bir karakter ki daha önce onun gibi bir karakteri okumamıştım.
    Halim... Halim'i tarif etmek için 'Aşk'ı kullanmak kâfi. Bu adam Narin'i o kadar güzel seviyor ki. Yer yer ben bile bu kadına katlanamam desem de Halim, Narin'in bütün tuhaflıklarını tahammül edip onu sevmeye devam ediyor.

    Cimri, dakik ve kuralcı bir adam ve deli dolu, bir anı bir anına uymayan, para harcamaya bayılan bir kadının aşk hikâyesini okuyacaksınız.

    Kesinlikle, okuma listenize ekleyip okumanızı tavsiye ederim. Zevk alarak okuyacağınıza eminim.

    Kitapla ilgili daha fazla ayrıntıya girmeyeceğim zaten kısa bir kitap ve spoiler vermek istemiyorum. Şimdiden iyi okumalar...
  • 315 syf.
    Edebi otoriteler, dünyanın gelmiş geçmiş en zor ve en ciddi kitaplarından biri olarak Nobel Ödülü sahibi William Faulkner"in "Absalom Absalom" adlı bu eserini görüyorlar. Bu tezin en büyük ispatı ise eserin orijinal dilindeki baskısının içeriğinde 1288 (yazı ile bin iki yüz seksen sekiz) kelimeden oluşan bir cümle barındırması.Absalom Absalom içerdiği bu cümle sebebiyle literatürlerdeki en uzun cümleler arasında yerini almış bile,öyle ki 1288 kelimeden oluşan bu cümlesi ile Guinnes Rekorlar Kitabına girmeyi başarmış Faulkner.
    Bu uzun cümleye ise yine bu rakama yaklaşık sayıda kelimelerden oluşmuş cümleler eşlik ediyor. Bu detayı ise Nobel konuşmasında şöyle açıklıyor : ( İsveç Akademisi'nin araştırma ve anketlerine göre, 119 yıl boyunca yapılmış olan Nobel konuşmaları içerisinde, en başarılı konuşmanın da Faulkner'e ait olduğunu belirtmeden geçmeyeyim.)

    "Hiç kimse kendisinden ibaret değildir. Geçmişinin toplamıdır insan. Geçmiş, her erkeğin ve her kadının, her anın bir parçasıdır. Her erkeğin ve her kadının ailesi, görüp geçirdiği şeyler, her vakit kendisinin başlıca unsurlarıdır. Bir hikayenin kişisi, herhangi bir hareket anında sadece kendisi değildir, onu meydana getiren bütün unsurların bileşimidir. İşte uzun cümle, kişinin bir şey yaptığı anın içine onun geçmişini ve belki geleceğini koymak çabasıdır."

    William Faulkner, okuduğum diğer bazı kitaplarında denk geldiğim gibi bu kitabında da yine kutsal kitapları kendine rehber edinmiş.

    Yahudi İncil'ine göre ;Hz. Davud'un üçüncü oğlu, yakışıklılığı ve saçlarının güzelliği ile ünlü Abşalom'dur. Öz kız kardeşi Tamar'a tecavüz eden üvey ağabeyi Amnon'u öldürünce, babası tarafından sürgüne gönderilen Abşalom, bir süre sonra hatırlı kişilerin araya girmesi ile affedilir. Ancak artık eski Abşalom değildir. Hırs, öfke, nefret ve intikam dolu yeni Abşalom'un tek hedefi babasının yerine tahta oturmaktır. Bu uğurda çok mücadele verir ancak ne yazık ki nihayetinde canından olur. Oğlu Abşalom'un kanlı güzelim saçlarını eline dolayarak ağlayan babası Davud'un son nidası ise Abşalom Abşalom! olur...

    Bu kutsal hikayeyi, romanına ne şekilde ve nasıl bir hüner ile yedirdiğini öğrenmeniz için ise kitabı okumanız önemle rica olunur...Lakin ufak bir ipucu vermek gerekirse, Abşalom kelimesini biraz kurcalamakta fayda var, ab; ebu-dan geliyor ve baba anlamında... Salom ise İbranicede barış demek, dolayısıyla Barışın Babası... Yani taşıdığı anlam ve yüklendiği metaforlar açısından, kitabın konusu ile büyük paralellikler göstermesi yönünde çok isabetli bir seçim olmuş.

    Thomas Sutpen... Zengin ve saygın bir adam olma arzusuyla doğduğu toprakları terkederek, Missisipi'ye yerleşen zorba ve vicdansız ana karakterimiz. Zorba diyorum çünkü Missisipi'deki mevcut doğal hayatı yok ederek "Sutpen'in Yüzkilometrekaresi" adlı bir çiftlik kuruyor Sutpen. Yalnız dişiyle tırnağıyla değil de biraz sömürü yoluyla... Önüne çıkan herkesi ezerek, kullanıp atarak ve sonrasını hiç düşünmeden, zulmederek. Sutpen’in amacı bir imparatorluk kurmaktı ve zamanla bunu kısmen de olsa başarıyor. Biz de roman boyunca, bu imparatorluğun kuruluş, yükseliş ve çöküş aşamalarına şahit oluyoruz.

    Yazarın Ses ve Öfke kitabında da yeralan Quentin Compson'ın, Harvard Üniversitesi'ndeki arkadaşı Shreve McCannon yaptığı anlatılarla şekilleniyor Sutpen'in yaşadıkları ve yaşattıkları. Quentin ise bunları dedesinden ve Rosa Coldfield’dan öğreniyor. Aynı örgünün, farklı ağızlardan anlatıldığı dokuz bölümden oluşan roman yine bir Faulkner klasiği olarak Güney Amerika'nın sosyal sorunlarını masaya yatırıyor. Tarih ile yüzleşmek her ne kadar meşakkatli bir iş olsa da, kölelik,iç savaşın etkileri, siyahilik, melezlik, ensest ilişkiler, cinayetler, kardeş katli ve sınıf farklılıkları gibi toplumunun tüm çirkin yönlerini hiç gocunmadan okuyucusuna aktaran Faulkner'in, çoksesliliği oldukça sistematik ve başarılı bir şekilde kullandığı da gözlerden kaçmıyor.

    Düşsel, duygusal ve mantıksal anlatımı enteresan bir şekilde harmanlayan Faulkner, tek duygusal eserininin bu olduğunu bastıra bastıra ifade etmiş. Dışarıdan bakıldığında her ne kadar sert ve zor bir izlenim verse de gerçekten duygusallığı yoğun bir eser. Faulkner bu eseri yazmaya başladığında erkek kardeşini, kendi kullandığı uçağın yere çakılması sonucu kaybetmiş ve hayatı boyunca hep suçluluk hissederek, vicdan azabı çekmiş. Muhtemelen yazım sürecindeki bu duygusallığın sebebi de budur diye düşünüyorum. Estetik ölçülerden ödün vermeden bilakis kendi de birtakım ölçütler katarak dünya edebiyatının Modernizm ve Postmodernizm ayağında gerçekten çığır açmış ve yeri doldurulamayacak bir tahta oturmuştur.

    Faulkner de yazdıklarının zorluğunu anlamış olacak ki, kitabının son sayfalarına bir kronoloji, bir soyağacı ve bir de kendi hazırladığı bölge haritasını ilave etmiş. Okuma sürecinde karakterlere ve mekanlara takılan okurlar için bulunmaz nimet. Ünlü edebiyat eleştirmeni Victor Sawdon Pritchett'in de dediği gibi "Abşalom Abşalom!" gerçekten de, ağızda çiğnenip, ara sıra dışarı tükürülme ihtiyacı hissesilen bir tütün yığını gibi azap verici! Ne kadar zorlu ve yorucu olursa olsun, bu azaptan eksik kalmamanız dileğiyle...

    Buyrun sizler için Faulkner'den minik bir cümle:

    " Bilemiyorum,tek bildiğim bütün varlığım, körlemesine, son sürat korkunç ve hareketsiz bir şeye koşar gibiydi, beyaz kadın tenimdeki o siyah, engelleyen, çekinmeyen ele duyulan basit bir hayret ve öfkeden çok daha yakın ve ani bir şok darbesine koşar gibi,çünkü tenin tene temasında öyle bir şey vardır ki incelikli dayatmaların dolambaçlı çetrefil kanallarını fesheder, kestirmeden hedefe ulaşır, aşıklar kadar düşmanların da bildiği bir şeydir bu, çünkü insanı hem aşık hem düşman eder, temas, merkezi ben-in şahsi mülkünün surlarıdır; ruh değil, can değil, akışkan ve bağlantısız zihin bu dünya malikanesinin her karanlık koridoruna sokulmaya müsaittir ama tene tenle dokunuldu mu sınıfın, hatta rengin yumurta kabuğu parolası dağılır gider."
  • 494 syf.
    ·10/10
    Yine ne okusam dan görüp dayanamadığım kitap. Ben bunu okuduğum yıllarda bu kadar iyi kurguda yazılmış kitaplar pek duymuyordum yada şimdi ki platformlar yoktu, şimdi bir kitabı mı merak ettim 1k da ki arkadaşlar sağolsun. Kitaba gelirsek film tadında mükemmel bir eser her sayfasında oha diyeceğiniz türden :) yalnız sakin kafayla okumak şart bir sayfayı kaçırınca geri dönmeniz muhtemel keyifli okumalar...
  • Sâki
    Sâki Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton'u inceledi.
    224 syf.
    ·6 günde·8/10
    Bu kitap klasik edebiyatın tadını alabileceğiniz mükemmel öykülerle dolu. Anlatım o kadar güzel ki, kendinizi bu anlatıma kaptırıp hikayeyi ya da kurguyu çok önemsemeyebilirsiniz bile. Ertelediğiniz için üzüleceğiniz eserlerden biri..

    "Hepimiz Gogol'un pantosundan çıktık" Dostoyevski bu sözüyle, hem gerçekçilik akımının öncüsü hemde üstat olarak kabul ettiği yazarı övmektedir.

    Kitabın önsözünde : "Puşki'ni ne izleyerek 'Küçük Adam' temasına yönelen Gogol bu tür bir anlatım tarzını 'Palto' adlı uzun öyküsünde sanatsal bir olduğunda ulaştırır. " diyordu. Demek oluyor ki Dostoyevski Gogol'dan , Gogol Puşkin'den etkilenmiş.

    Bunu farkedince Puşkin için bir kez daha üzüldüm. Rus edebiyatı, eğer o bir düelloda genç yaşta ölmeseydi, kim bilir daha neler kazanmış olacaktı.

    Neyse konumuz Gogol... İyi ki varsın Gogol!
    Keyifli okumalar.
  • 400 syf.
    Uzun bir ara vermiştim Ahmet Ümit okumaya... Uzun bir aradan sonra Ahmet Ümit'in roman tarzını özlediğimi fark ediyorum bu romanıyla.. Başkomiser Nevzat'ın adalet peşinde koşarken kendi müdürlerini bile dinlememesini, dikbaşlılığını... Komiser Ali ve Zeynep'in Nevzat'a olan babalarına karşı duyabilecekleri bağlılığı, işlerini ciddiye almalarını, aralarındaki tatlı atışmaları... Ve Ahmet Ümit romanlarında alıştığımız olayın sonucunu asla tahmin edememeyi, katili son ana kadar anlamamayı, hatta yok artık, katil bu muydu demeyi özlemişim...
    Romana gelecek olursak dini ögelerin, özellikle Hristiyanlığın farklı mezheplerin yoğun olduğu bir kitap... Göğsünde haç saplı bıçakla öldürülmüş bir adam. Adamın kanıyla satırları çizilmiş bir İncil. İstanbul'dan Anadolu'nun derinliklerine, kadim dinlerin kiliselerine bir yolculuk. Hristiyanlığın bu topraklardaki kökleriyle yüzleşme. Kavimler bahçesi olan ülkemizin tükenmeye yüz tutmuş kültürlerine bir saygı duruşu... Süryaniler, Nusayriler, Rumlar, Türker, Kürtler ve bu toprakları ülke yapan halklar... Ülkemiz kültürüyle bezeli, merakla okunan bir roman...
    Keyifli okumalar...
  • ...bu psikanalitik meseleler ancak son derece tam ve eksiksiz ayrıntılarıyla sunulursa anlaşılır olur, bir analizin ancak hastanın soyutlamalardan, bu soyutlamaların yerini tuttuğu en ufak ayrıntıya inmesiyle gerçekten başlaması gibi. Dolayısıyla tatmin edici bir analizde sağduyuya yer yoktur; bunun için vicdansız olmalı, ele vermeli, ihanet etmeli, karısının ev idaresi için ayırdığı parayla tablolar alan ya da modeli için stüdyoyu ısıtmak amacıyla mobilyaları yakan bir sanatçı gibi davranmalı. Bu tarz bir vicdansızlıktan eser yoksa bu iş yapılamaz.

    -Freud'dan Oscar Pfister'e, 5 Haziran 1910
  • 531 syf.
    Tanrı bile, insan imalatı hakkında oturup yeniden düşünecekti.

    Okuduğum ilk Hakan Günday kitabı.
    Hakan Günday’ın bu kadar başarılı bir yazar olduğundan hiç mi hiç haberim yoktu.
    kinyas ve kayra türk kökenli bir yazar elinden çıkmış en kalite yeraltı edebiyat ürünüdür demekten kendimi alamıyorum.#85343209 bu kadar geç başladığım için kendime kızıyorum neyse biz de bismillah diyerek girelim yeraltı edebiyatına.
    O değilde kafam çok dolu kitap o kadar işledi ki,bana ne desem yazsam hiç bilmiyorum.
    Zaten kahramanlarımız yaşamın dışına itilmemiş, dışında doğmuş çocuklardı pişmanlıklarla doldurulmuş hayat belirsizlik her ikisi de insanlıktan çıkmış. #85314835 bu olur mu dedirtten ürkütücü ve bi o kadar korkutucu bir soğukkanlılık esrar,kaçakçılık,tecavüz,cinayet,sokağa kadınlara yeraltına dair her şey.o değil de yedikleri pizza cappucino bile ayrı gayrı olmazken bizim gençler doğum günlerini bilmeyecek kadar ilgisizler, birbirlerinin ciğerini bilecek kadar tanıyorlardı oysa.işte
    her şeye boşvermişlik bu dünyanın,hayatın anasını düzeriz şeklinde.hissettikleri öfkeden ya da nefretten de öte şeylerdi bence.Belki de umutsuzluk inançsızlık bu hale getirdi onları biri yalancı ve ikna ediciydi,diğeri günahkardı ve cesurdu
    biri çirkin, biri güzel, biri uykucu, bir uyuyamayan ama,bu karşıtlıklardı onları bu kadar birbirilerine yakın yapan.

    Kinyas ve kayra’nın yaptıkları onlarca iğrençliklere kötülüklere rağmen hem kinyas'tan hem de kayra'dan nefret edemiyorum şimdi.kinyas ve kayra'nın yolları farklı; varış noktaları aynıydı.
    önce kayra'nın yerine koydum kendimi kitabı okurken. her şeyden vazgeçmiş, hiçliğe doğru uzanmak isteyen; zihnini, ruhunu öldürmeye çalışan bir adam.
    Okudukça o an nefret ettim mal oğlu mal
    Lann ne yapıyorsun oğlum derdin ne?Ulan psikopat.Lann Allah belanı versin! yeri geldi yine okuduğum cümlelerin arasına ha siktirr yani yeter oğlum.ve tekrar tekrar Allah belanı versin kayra dedim sonra da,aptal şimdi de üzülüyor musun diyorum kendime!
    Sonra kinyas oldum abimizin önüne ölüm çıksa karşısına, kollarını açıp gel kinyas evladım dese, koşarak gidip sarılacak olan abimiz yalanlar üzerine bir hayat kurdun hiçbir şey olamamış gibi #85513716 kinyas oysa sen de en az Kayra kadar kötüydün senin de Allah belanı versin kinyas.
    Ruh hastası psikopat neymiş insan olmak istiyormuş he canım heee o kadar insan,öldürdün bok yedin hayret ediyorum nasıl baktın ailenin yüzene.Kayra döneklik etmemişti,baş koyduğu davayı hakkıyla bitirdi işin kolayına senin gibi kaçmadı #85323948 kinyas efendi askerlik için çürük raporu almakla meşgul olup davayı sattın.
    kinyascım #85323828 bu hep böyledir.

    ilk kez bi kitabın gidişatı farklı olsun istedim.#85366156 kayra’nın tükenmişliği kinyas’ın ise #85526469 deyip doğuşunu kayradan bekledim ben kayra'nın aşık olunabilecek tek kadın dediği anita'ya, ilk defa bir kadını öperken gözlerini kapatan kayra'nın, anita'yı öpüp gözlerini açtığında güneşi gördüğünü söyleyen adamın da hayat bulmasını istedim.kayra'nın anita da onu seviyorken ona aşık olmasını o sarı evde mutlu olmalarını istemiştim, her yaptığına rağmen değişebilir sanmıştım
    tamam #85106534 belki de ama bazen mutlu sonlara da ihtiyacımız var.
    Ve ilk kez bi kitabın karakterleri beynime böylesine çizdim bu olmasın dedim.biliyordum onları,#85109444 ama bekledim be Hakan abi.
    Okuduğunuz da kimi çok seveceksiniz bilmiyorum ama, ben kayra’yı daha çok sevdim kayra'yı seçtiği yolda daha çok içinde kalan insan kırıntılarını daha da derinden görerek onun durumuna siz de üzüleceksiniz eminim.
    Şu var hepimiz birer kinyas ve kayrayız.

    Sevgiyle kalın.