• 176 syf.
    ·Beğendi
    Ne çok şey yazılır ne çok şey çizilir ve konuşulur üzerinde...

    Tolkien okumak ayrıcalıktır böyle diyerek başlamak istiyorum. Büyümek yara almaktır, incinmektir, öğrenmektir... daha da çoğaltabiliriz bunları ya da acılarla ve tecrübelerle harmanlayabiliriz.

    Ama büyümek içimizdeki o çocuksu duyguları kaybetmemektir. Ya da sen artık büyüdün o peri masallarının anlatıldığı yerlere gidemezsin değildir.
    Açıkçası kitabı okurken çok eğlendim çoğu yerinde güldüm. Muzip bir tarafı var Tolkienin ve de fazla büyüleyici.

    Ama ithaki yayınlarına buradan sitemimi de gönderiyorum. Ya kardeşim biz Tolkien hayranlarının sizden çektiği nedir karaborsaya düşüyor hemen kitaplar ya dedim masalları okuyayim sonra tehlikeli diyardan öyküleri okuyayim baktım içerik bire-bir aynı. Masallar biraz eski basım bari bunu alıp evde muhafaza edeyim dedim. Kitabin basımı yok. Bu sefer tolkienin mirası adı altında içinde bulunan öyküler ciltli hale gelip resimle sayfaları kabartilip basıma sunulmuş. Tamam bunu anladım ama neden pahali hadi pahalı neden bu hikayelerin hepsinin bulunduğu kitabın basımı yok niye kaldırıyorsun hemen :/ çok mu agresif bir sitem oldu :) kusura bakmayın bu konu da çok doluyum.

    Evet kitabın içeriği şu şekilde o kadar estim gürledim asıl meseleye gelelim

    Ham'li Çiftçi Giles, 
    Tom Bombadil'in Maceraları, 
    Yaprak Çizen Niggle ve Büyük Wootton Demircisi. Tom Bombadil'in Maceraları açıkçası masallar kitabında yok ama diğer baskısında var yani 120 lira gibi para vermeyin tamam tolkienin mirası diye fiyakali bir set yapmislar ama ben öğrenci adamım veremem o parayı. Kitabın linkini buraya bırakıyorum gönlüm el vermez o kadar para harcamanıza :)

    https://yadi.sk/d/MAzUxTVW3Rz2DY

    Öykülerden bahsedecek olursam yok yok bahsetmeyeceğim büyüsü kaçmasın en iyisi bir iki saatinizi bu öyküler e verin ve okuyun. Biliyorum büyüdünüz peri masallarına ayıracak vaktiniz yok. Eğer böyle düşünüyorsanız çok yanlış düşünüyorsunuz Tolkien duymasın mezarinda çok üzülür adamcağız. Oturup güzelce filmini izlemek var elflerle, cücelerle omuz omuza verip savasmak var ama yok öyle onun elinden hemen kurtulmak. O kitaplar da okunacak.Diger bir kitabında insanlarin peri masallarını çocuk hikayesi olarak görmelerine çok kızıyor kendisi. Neden derseniz hepimiz bu tür olayların gerçekleşmediğini yada olmayacağını biliriz demi ama içimizde bir boşluk vardir dolduramayız çay içerken yada her hangi bir sohbette o kirletilmemiş düşüncedeki yerleri ararız hem de bir ömür bunun hayalini kurarız. Ee ben öyle dedim ama cennet tasviri de geçmesin içinizden her yer de iyiler ve kötüler vardır. Masallara bir varmis bir yokmuş ile başlar ve mutlu son ile biter mantığıyla yaklaşmayın kendinizden birer parça olduğunu hatıranıza getirin ve unutmayın o yerler sahiden var :))

    NOT: IYI KI GEÇTİN BU DÜNYADAN TOLKIEN
  • 432 syf.
    ·11 günde·Beğendi·10/10
    Şimdi buraya dökmüş olduğum sorular, duygu ve düşünceler Doktor Breuer ve Nietzsche'nin kurmuş olduğu satranç masasında bir seyirci olarak düşündüğüm hamleler. Ne kadar gidebildiyse gidebiliyorsa gidebilecekse bir insan ve ne kadar yüzleşebiliyorsa...

    Ben bir kadınım ve ne kadar özfarkındalığa sahibim ? Bunu gizlemek için ne kadar bedel ödüyorum, hangi bedelleri ? Kendime ne kadar değer veriyorum ve bunun için ne kadar çabalayıp saygı duyuyorum? Bunu başaramadığım için kendimi yüceltilmiş batıl duygulara mı teslim ediyorum ? Bunu başkalarının çıkarına mı yoksa yine de kendi egom uğruna mı sarfediyorum ? Hayatımın ne kadarı bana ait ? Yaşam mücadelesinde kendimi başkalarına mı adıyorum ? Yoksa kendi mi adamaktan kıvanç mı duyuyorum ? Çevrem gerçekten beni ben olarak görebildi mi ? Varsa eşim çocuğum ve en başta tabi ki bana evrene geliş mucizeme vesile olan annem ve babam... Sahi en çok benliğime şahit olan kimdi ? Sevinçlerime şahit olan nesneler mi, üzüntüme şahit olan bir yıpranmış mendil mi endişelerime şahit olan karşı kaldırımdaki bir çocuk bakışı mı korkuma şahit olan arkamda duran köpek mi huzuruma şahit olan camda raks eden yağmur damlası mı ? , Sahi hangileri ? En yakın bildiklerim mi yoksa en çok hissetiklerim mi ? Peki ne önemliydi en başta hissetmek mi yakın bulmak mı ? Neden duyguların zirvesini gizleme gereği duydum ? Benim dışım bana ne kadar saygı duydu, duyardı? Ya da ben bu saygınlığı onlardan görebilmek için ne yaptım ? Bir sey yapmalı mıydım ? İçim neden yumusacıkken taş gibi sertleşme gereği duydu. Çevreme görüneni göstermemek için mi yoksa aynı döngüye onları da katmak için mi ?Bencil miydim ? Neden bir şeyleri gizleme gereği duydum ?ört pas ettiğim bazı şeyler ya başkasının ışığı idiyse ya da olsaydı ? Neden sert kayaların yerini sakin kumsala bıraktım ? Gün gelip deniz hoyratça sakin kumsalımda tuttuğum şeyleri alıp götürmedi mi ? Oysa sert kayalara çarpsaydı olabilir miydi ? Hayatın ne kadar anında kendimle çarpışmayı denedim.
    Karşıma kaç defa çıktığında özümle bir masaya oturabildim ? Hadi onu o masada öylece bırakıp gittim diyelim içimde bıraktığı sesin yankısından kurtulabildim mi ? O sesin yerini neden bazen mutluluğa bazen aileme bazen işime bazen mala mülke bazen hileye bazen bir dalgaya bazen bir acımaya ve en çokta egoma bıraktım ?
    Su gibi akıp giden zamanda zamana ayak uydurup çıkmaktan ziyade biraz olsun dalgalanmayı denemedim . Her dalgalanışta içimde büyüyen köpüklerden neden gün yüzüne çıkan baloncuklar üflemeyi bilemedim? Ve neden sonrasında o ferahlıkla akıp gidemedim. Sert kayalar zarar görmezdi sadece onlarla yüzleşirdim. Zamanında su gibi ileriye aktığını sanırdım. Fakat zaman geride bir şeyler bırakırsa ben hayata kapıldıkça beni kemirdiğini anladım ve ne zaman bunu anlasam sert kayalarlar yüzleşmenın kıymetini anladım. Benim dışımda her şey ayak uydurmuştu oysa zamana ve suya ve bende bu düzenin bir parçası değil ilk hamlesiydim.

    Ne zaman nereye gizlendim bilmiyorum. Bir bulsam vuracağım kendimi yeniden diriltmek için yaşama. Ne ailem ne malım mülküm ne de dış dünya beni gizlemedi ben onları oluşturup ardına gizlendim. Ama her gizlediğim yerden bir çuval yüklendim hayatıma. Konuşuyorum şimdi içimdeki sesle sırtımdaki çuvalları yere bıraka bıraka yanlız sahip olduğum şeylerden kaçarak değil acıya rağmen değil acıyla birlikte. Gözlerimi kapatıyorum yeniden başlamışcasına her yerde olabileceğimi keşfediyorum. Hayal edebildiğim için değil orada olabildiğim için ve anlıyorum ki içimdeki ses ; Hayat, git gidebildiğin kadar değil kendinle çarpışabildiğin kadar .

    Ben bir adamım. Keşke erkek mi doğmalıydı bir insan ? O zaman daha mı kolay olurdu her şey istediğin ilişki istediğin statü istediğin zaman ve istedigin güç ? Peki benim için kolay mı oldu sahiden ? Ben birini seviyorsam ya da ona karşı bişeyler hissediyorsam kıskançlıkla mı tutabilirim bu hisleri ? Baş ağrısında aldığın ilacın seni uyuşturması gibi, dozunda aldığıma rağmen niye kemiriyor bu duygu içimi niye merek ediyorum her an bu hislerinin sahibini ? Acaba aynı şeyi mi bekliyorum ondan hayır hayır olamaz bunu beklemiş olamam sanki . Bir gün güzel gelir ikinci gün iyi gelir üçüncü gün boğmaz mı bu doz beni? Neden güveni iliklerime kadar hissetiren huzur dolu bir yolu ardımda bırakıp ondan sıkılıp ya da onu görmezden gelip sarpa saran bir yolun peşinden gidiyorum? Gerçekten huzurlu yoldan sıkıldığım için mi cıkıyorum o yoldan yoksa o yolu bana sıkıcı yapan şeylerden mi kaçıyorum ? Bana bir yolda huzuru düşünmem de engel olan şey ne kim ? O yola girmeden o yola girdiğin anda içimin duvarlarla örüleceğini söyleyen kim ? O yola istediğim zaman mı girdim yoksa dinlenmek için mi o yolu seçmiştim ? Yoksa o yola adım attığım güvenin sahibiyle en yüce duyguları paylaşabilmek için mi seçtim ?
    Ben bir babaysam neden gün geçtikçe çocugumun gözündeki ışığı ona geri yansıtamıyorum ? Beni böyle taş duvara çeviren şey ne kim benden bunu bekliyor ya da buna en başta sebep oldu ? Yanlış bir kapıdan mı girdim yoksa yanlış kulaklara mı ses verdim ? Halbuki canını dişine takıp mücade eden tek insan ben değilim . O halde içimden gelen bu kaçıp gitme isteğini bana sunan ne kim ? Acaba bazı şeylere ait olmak yerine sahip olmayı mı seçtim ? Zamanında en güzel şeyin sevgi olduğunu düşünüp sevgime gösterdiğim şefkate ne oldu onu orada öylece bırakıp yoluma mı baktım ? Çevreme kendime olan vicdani motivasyonumu mu düşürdüm?

    Dış dünya öyle ya da böyle her seye ulaşmama yardımcı oldu . Gün geçti aracım amacım oldu. Ama samimiyetim neden azaldı? Çocuğum annesindeki şefkati neden bende bulamaz oldu. Ben zamanın bir yerinde görüneni gördüğümden daha mı önde tuttum. Dış dünya bana bazı şeyleri istediğim için degil de gerekli olduğu için mi peşinden gitme mi öğretti ? Eşim o neden bir gün olsun gözlerinden bıkkınlık sezdirmedi çaresiz bakışlar savururken ben neden duyguları mı gizlercesine gözleri mi ondan kaçırma gereği duydum ? Ona gerçekten sadece kendi dünyamla sarılabilmeyi başarabildim mi ? Yanlış zaman yanlış tercihler yanlış duygularla dolu bir serüvenin yerini doğru zaman doğru yer ve doğru duygularla doldurabilir miyim ?
    Ve şimdi ne isem o olacağım !
    Asıl mücade dışımda değil içimdekiymiş meğer. Ben ne zaman bu sessizliğe gömmüşüm kendimi. Şimdi kendime aileme ve zamana sahip değilim sadece ait.


    Ben bir insanım hakikati arıyorum kendime ve kendimden ötesine... Aradığım şey aynı zamanda beni arıyor geç bulma pahasına da olsa ona gidiyorum bazen geride bir şeyler unutuyorum düşünceler ayaklarıma takılıyor, dönüyorum dolaşıyorum iniyorum çıkıyorum başka bir yola çıkıyorum ve bir bakıyorum gözlerimin göğünde kalbimin derinlerinde derin bir ağırlık buluyorum sevgi sadakat şefkat emek huzur ve umut dolu bir hazine bir gram olsa bile belki ona tutunuyorum..

    Hakikat onunla yüzleşmek belki bir nefes kadar uzak belki bir ölüm kadar yakın... Keşfet, anla , bul, yaşa ve sonra özgürlüğün serin sularında gün ışığının, gece gökyüzünde yıldızları seyredebilmenin ihtişamını ve yaşamın tadını çıkar....

    Her ne kadar bir incelemeden uzak olsada bazen kitaplar sadece hissettirir. Keyifli okumalar dilerim.
  • "Bu Sansar Marcus," dedi ekrandaki son resme bakan Sanchez. "Herif öldü adamım. Neredeyse bir yıl oluyor. Elinizdeki bilgileri güncellemiyor musunuz?"
    Başka bir fotoğraf.
    "Ölü."
    Başka bir fotoğraf.
    "Ölü."
    Ve başka bir fotoğraf.
    "Ölü."
    "Yalan," diye karşılık verdi Hunter. "Bu adam geçen hafta buradaydı."
    "Öyle diyorsan öyledir."
    Yeni bir fotoğraf.
    "Ölü."
    "Sırf can sıkmak için hepsine ölü mü diyorsun?"
    "Evet."
    "Seni adi serseri! Vaktimi seninle harcamaktan zevk mi alıyorum sanıyorsun?"
    "Bak dostum, ikimizin de vaktini boşa harcıyorsun. Veri bankanızda Burbon Kid'in fotoğrafı yok. Hiç olmadı. Hiç olmayacak. Polise defalarca onun profilini tarif ettim."
    "Çizimleri gördüm." En az beş sefer barmen, polise Burbon Kid yerine kendi resimlerini çizdirmişti. "Biliyor musun, sersemin tekisin sen."
    "Bitti mi?"
    "Hayır." Ekrandaki fotoğraf değişti.
    "Tanrım, bu o."
    "Burbon Kid mi?"
    "Hayır, gazeteci çocuk. Bu hafta üç kere geç kaldı."
    "Tamam, bu kadar yeter. Seni öldüreceğim. Çok ciddiyim, seni geberteceğim."
    De La Cruz içeri girdi.
    D: Şansımız yaver gitti mi?
    H: Dalga mı geçiyorsun? Bu herif pisliğin teki, bize hiçbir şey söylemeyecek.
    D: Eğer onu yakalamazsak Burbon Kid'in er ya da geç barına uğrayacağını biliyorsundur. Bu sefer seni canlı bırakmayabilir. Neye benzediğini bilen tek kişi sen olduğuna göre gelecek sefer onun tarafından öldürülmekten kurtulabilecek tek kişi de sensin.
    S: İroni falan mı yaptığını sanıyorsun?
    D: Sanmıyorum. Durum basbayağı ironik.
    S: Dinle, hayatımda hiç görmek istemediğim iki şey var: Onlardan biri de o adamın gözleri. Fotoğrafını bile görmek istemem.
    D: O zaman iş birliği yap. Bu bizim kadar senin de çıkarına tamam mı?
    S: Tamam.
    D: Eee, görmek istemediğin iki şey olduğunu söylemiştin. İkincisi ne?
    S: Paskalya çöreğinin nasıl yapıldığı.
    D: Seni işe yaramaz serseri!
    H: Onu öldürebilir miyim?
    D: Fena fikir değil. Ancak daha büyük problemlerimiz var. Bir kaza olmuş.
    H: Kaza mı?
    D: Evet. Şehir dışındaki akıl hastanesini, Dr. Moland'ın hastanesini bilir misin?
    H: Igor ve Pedro'nun Burbon Kid'in kardeşini kaçırdığı yer mi?
    D: Evet.
    S: Burbon Kid'in kardeşi mi varmış? Dalga mı geçiyorsunuz! Kimmiş?
    H: Seni ilgilendirmez.
    S: Senin ve kurtadamların dün gece öldürüp kaseden kanını içtiğiniz o muydu yoksa?
    H: Bunu nereden biliyorsun?
    S: Bilmiyorum. Söylenti diyelim. Aslında henüz duyduğum bir şey de yok. Söylediklerimi unutun gitsin.
    H: Biliyor musun, o koca dilin bir gün başına çok büyük bir bela açacak.
    S: En azından benim dilim viakinin tadının neye benzediğini biliyor.
    H: Bu da ne demek şimdi?
    D: İkiniz bir dakikalığına olsun çenenizi kapar mısınız? Hastanede neler olduğunu öğrenmek istiyor musunuz istemiyor musunuz?
    H: Elbette, özür dilerim. Devam et.
    D: Dün gece hastane yanıp kül olmuş.
    H: Ne?
    D: Kül olmuş. İtfaiye küllerin altında yüz yirmi beş ceset bulmuş.
    H: Lanet olsun! O deli kurtadamlar hastaneyi mi yakmışlar?
    D: Onlar değildi. Onlar çıktığında hastane yerli yerindeymiş. Yangın sabaha karşı olmuş. Onlar gittikten çok sonra.
    H: Öyleyse kaza mıymış?
    D: Hayır kaza olamaz.
    H: Kaç kişi hayatta kalmış?
    D: Hiç.
    H: Hiç mi?
    D: Hiç. Tek bir kişi bile sağ çıkmamış. Sebebini bilmek ister misin?
    H: Acil çıkışlar kapalı mıymış?
    D: Hayır.
    H: Yani bana yangın çıktığında içeride olan yüz yirmi beş kişinin diri diri yandığını mı söylüyorsun? Bir kişi bile çıkmayı başaramamış mı?
    D: Hayır, kimse diri diri yanmamış. Onlarınkine cesetlerin yanarak ortadan kaldırılması denebilir.
    H: Ne? Hiçbir şey anlamadım.
    D: Yüz yirmi beş kurban yangın başlamadan önce ölmüş.
    H: Ne iş? Nasıl yani?
    D: Sence? Tahmin yürüt.
    H: Gaz kaçağı?
    D: Sen hiç insanların gözünü oyan gaz kaçağı duydun mu? Kafalarını uçuran? Dizlerini paramparça eden, gırtlaklarını deşen?
    H: Bir daha söyle?
    D: Ne dediğimi duydun.
    H: Birinin önce herkesi öldürdüğünü, sonra da hastaneyi yaktığını mı söylüyorsun?
    D: Hunter, hastaneyi yakan Burbon Kid. O yaptı.
    H: Evet ama niye? Hastanedekilerin ona zararı dokunmamıştı. Igor ve Pedro'yu içeri alan görevlileri öldürse anlarım ama bu... Yüz yirmi beş masum insanı öldürmek için nasıl bir gerekçesi olabilir?
    D: Bilmiyorum. O herifin neyi, niçin yaptığını kimse bilemez.
    S: Ben biliyorum.
    D: Ne?
    S: O adamları niye öldürdüğünü de, niçin bu kadar zalimce, merhametsizce davrandığını da biliyorum.
    H: Bu herif bizimle dalga geçiyor. Haydi Sanchez, esprini yap ve bir an önce defol! Burbon Kid o insanları niye öldürmüş? Evet, haydi, esprini bekliyoruz!
    S: Espri falan yok. Ciddiyim. Onca masum insanı niçin öldürdüğünü, neden öldürmeden önce farklı farklı işkence ettiğini bilmek istiyor musunuz istemiyor musunuz?
    D: Devam et.
    S: O insanları bir noktadın altını çizmek için öldürdü. O nokta şu, benim polis arkadaşlarım: Gelmiş geçmiş en acımasız katilin insanları öldürmek için gerekçeye ihtiyacı yoktur. Laf olsun diye de öldürür, eğlence olsun diye de... Peki, sizler ne yaptınız? Kardeşini öldürüp ona bir gerekçe verdiniz. Tahminimce altını çizdiği şey, onu kızdırmak için hiçbir şey yapmamış, o zavallı yüz yirmi beş insandan daha büyük acılar çekeceğiniz.
  • Günaydın 😌

    Yaptığımız "Geleceğin Yazarlari/Şairleri" Etkinliğimize (#30982674) dair ikinci önerimi sunmadan önce, genelde ilgilenen herkese, tüm 1K ailesine, özelde ise;

    Bu etkinlik için kendisine "şöyle bir şey paylaşmayı düşündüm, ne dersin?" diye sorduğumda, çekindiğimi anlayıp her zamanki sevecen ve destekçi haliyle bana: "Çok güzel bir fikir Ahizer :) Farklı bir bakış açısı, farklı bir destek.. Bence paylaşmalısın. Yayılması, ulaşması için elimden geleni yaparım :)" diyerek beni gazlayan, 1 numaralı adamım :D özlem'e

    Ve

    Etkinliğin umduğumdan fazla büyümesi dolayısıyla kafa karışıklığı, beyinsel çöküntü, bedensel yorgunluk durumumu anlayıp bana var gücüyle yardım eden, koca yürekli Saf papatya'ya

    Teşekkürlerimi sunuyorum. İyiki varsınız dostlarım ⭐

    Önerime gelecek olursak;

    Bu işi burada bırakmayalım diyorum. "Liste yaptık, tamam bitti. Herkes evine." Hayır, hayır! Böyle olmamalı. Bu işi sürdürmeliyiz. Birileri (tabiki başta kendimiz) yazar ya da şair olmayı, gerçekten çok istediğimizi anlamalı.

    İspat mı? Tabiî. Dedim ya, önce kendimizi kendimize ispat. 💪

    - Sadede gel Dilhûn, işimiz gücümüz var.

    Ah, afedersiniz. Öneri olarak şunu söylüyorum beyler bayanlar.

    Bir başlık bulalım. Meselâ "Genç Kalemden.."

    Bu başlık altında yazılarımızı şiirlerimizi paylaşalım. Başlığı gören anlasın ki, yazarlık yolunda yürüyen bir taze kan. Ve: "hmm. Şu çömez şairlerden bu dimii? Dur şunu bi eleştireyim." desin. Ve bizlere yol göstersin.

    Tabiî eleştirelere açıksak..

    Ve tabiî eleştirmekle ezmek, bitirmek arasındaki farkı biliyorsak..

    Başlık konusunda görüşlerinizi bekliyorum 😊
  • 720 syf.
    ·10 günde·Beğendi·9/10
    Başta Franz Kafka aşığı olduğumu söylemekle başlıyorum. Bu yüzden hayal dünyamda çok büyük yere sahip. Siteye ilk üye olduğum zamanlarda arkadaş olduklarım bilirler. Virginia Woolf ile Kafka'yı evlendirdiğimi ve onların çocuğu olarak hayal yaşadığımı :D
    Neyse bu bilgiden sonra, bu kitap yüzünden Kafka’yı babalıktan reddetme kararı aldım. :D Nedenini anlarsınız okudukça. Spoi kelimesinden nefret ediyorum dostlar ama detaylar var. Ona göre okuyun sonrasını.
    Kitap, Kafka'nın yaşam hikayesi resmen. Yakın dostu Max Brod ile , aile ilişkileri, hastalıkları, ofis stresleri ve daha birçok şey. Felice’ye mektup değil günlük yazmış sanki.
    Kitabın önsözünde de Felice’ye ile 1912 yılından 1917 yılına kadar mektuplaşmalarının olduğu, Felice’nin 1960 yılında para karşılığı Kafka’nın yazdıklarını bir yayınevine sattığı( maddi sıkıntıda olduğu için 8000 dolara satmış ) bilgisi yer alıyor.
    Gel gelelim bizim Kafka'ya . O kadar dengesiz ruh hali var ki... Felice'nin daha sonradan açıkladığı mektup yazamadığı günler var. O günlerde Kafka triplere giriyor “bana yazmadın sevmiyorsun beni artık bitti yazma” gibi. Felice’nin açıklamalarından sonra ise bu sefer yalvarışlar, yakarışlar, pişmanlık dolu cümleler... Katlanılması zor bir adammış Kafka. Sonra evlenme kararı alıyorlar. Bu sefer de Kafka “ben zor bir adamım, benimle aynı evde yapamazsın, seni de hasta ediyorum kendim gibi” cümlelerini başlatıyor. Hatta boğaz iltihabı olan Felice’nin, bu hastalığından kendini sorumlu tutuyor. Bu kadar saplantı fazla gerçekten ama tüm bunlara rağmen ne mi yapıyor? Felice’nin yakın arkadaşı Grete Bloch ile yazışmaya başlıyor. Üstelik kimileri tarafından fiziksel yakınlaşma da olduğu iddia ediliyor. Hatta Grete Bloch , Max Brod'a bir mektupta çocuğundan bahsetmiş. Brod, o çocuğun (7 yaşında iken ölmüş) Kafka’nın çocuğu olabileceği kanısında bulunuyor. Artık burası meçhul. Bu olay gün yüzüne çıkıyor. Felice, Bloch, Kafka yüzleşiyor. Bu yüzleşmeden sonra 3 ay mektup yok. Sonra ara ara yazarak, tekrar eskisi gibi yakın olmasa da mektuplar devam etmiş.
    Mektuplar esnasında baştan itibaren eserleri; Dönüşüm, Amerika, Yasa Önünde, Ceza Kolonisinde eserlerini yazmış. Ayrıca , Yargı hikayesini Felice’ye ithaf etmiş. Dava eseri ise Elias Canetti tarafından bazı yerlerin, bu üçlü yüzleşmeyi anımsattığı iddiasını öne sürmüştür.
    Son mektuplar genelde yazılan eserler ve onların dağıtımı ile ilgili(akrabalarına). Son olarak tüberküloz teşhisi konulduğunu açıklıyor mektubunda Kafka ve burada sonlanıyor. Genel anlamda beni kastı biraz bazı yerler. Ama o kadar mutluyum ki Kafka’nın gizli yanlarını da görmüş oldum. Okuyacaklara kolaylıklar dilerim. Şu şarkıları da ekledim. ( Bu M83’e bayıldım :D)
    https://youtu.be/fIY64norZqY
    https://youtu.be/sWsUNbdc5IM