• Kâinatın ve kâinatta bulunan tüm varlıkların yaratıcısı, koruyucusu olan tek varlık, ibâdet edilmeye lâyık tek Rab, Mevlâ, Huda'ya ait özel isim. En yüce varlık olarak inanılan, bütün kemâl sıfatları şahsında bulunduran ve her türlü noksan sıfatlardan uzak olan gerçek Ma'bud. Varlığı zorunlu olan tek yaratıcıya ait yüce bir isim. Bu isimle çağrılan bir başka varlık olmamıştır, olmayacaktır da.

    İsim, ifade ettiği ilâhî manasıyla yalnız Allah'a aittir ve hiçbir kelime bu ismin manasını ve muhtevasını ifade gücüne sahip değildir. Bu isim başkası için de kullanılamaz (Meryem, 19/65).

    İsmin, ait olduğu yaratıcı bir olduğundan, ikili ve çoğulu da yoktur. Ancak cinsleri olan varlıkların isimleri çoğul yapılabilir. Cinsleri olmayanın ismi de çoğul yapılamaz. Lisanımızda "şehirler" denilir ancak yine bir şehir olan fakat bir ikincisi olmayan İstanbul için "İstanbullar" denilerek çoğul yapılamaz. Ancak muhtelif lisanlarda Allah'u Teâlâ'nın ayrı ayrı isimleri olabilir. Türkçe'de Tanrı, Farsça'da Hudâ, İngilizce'de God, Fransızca'da Dieu gibi. Ne var ki bu isimler "Allah!' gibi özel isim değildir. ilâh, rab, ma'bud gibi cins isimdirler. Arapça'da ilâhın çoğuluna "âlihe", rabbın çoğuluna "erbâb" denildiği gibi Farsça'da Hudâ'nın çoğulu da "hudâyân" ve lisanımızda da "tanrılar", rablar, ilâhlar, ma'budlar denilir. Çünkü bu isimler gerçek ma'bud -Allah- için kullanıldığı gibi, Allah'ın dışında gerçek olmayan bir nice ma'bud kabul edilen şeyler için de kullanıla gelmiştir. Eski Türklerde gök tanrısı, yer tanrısı; Yunanlılar'da güzellik tanrıçası, bereket tanrısı, vs olduğu gibi. Halbuki "Allahlar" denilmemiş ve denilemez. Manasındaki birlik ve özel isim olması nedeniyle Allah ne tanrı kelimesiyle ne de bir başka kelimeyle tercüme edilebilir.

    İslâm'ın temel ilkesi olan "Lâ İlâhe İllâllah" tevhid kelimesi, meselâ Fransızca'ya tercüme edildiği zaman "Diyöden başka diyö yok" Türkçe'ye aktarılmasında "İlâhtan başka ilâh yoktur." denir. O zaman da Allah kelimesi "ilâh" kelimesiyle tercüme edilmiş olur. Bu da yanlış bir tercümedir. Çünkü ilâh cins isimdir, Allah ise özel isimdir. Kelime-i Tevhid "tanrı" kelimesiyle Türkçe'ye çevrildiğinde aynı çarpıklık ve yanlışlık ortaya çıkar. "Allah" kelimesinin kökenini araştıran dil bilimcileri bu konuda birçok beyanlarda bulunmuşlarsa da en kuvvetli görüş; bu kelimenin Arapça olup herhangi bir kelimeden türetilmeden aynen kullanıldığı ve has bir isim olduğudur.

    Allah; kendi iradesiyle evreni yoktan var eden, ona belli bir düzen veren, gökleri ve yerleri ve bunlarda en küçüğünden en büyüğüne kadar canlıları yaratan, onlara hayat ve rızık veren, öldüren-dirilten, dilediğini dilediği şekilde idare ve tasarrufu altında bulunduran, varlığı bir başka etkenle değil, kendinden olan, her şeyi bilen, gören, işiten, yarattıklarında en ufak bir çarpıklık ve dengesizlik bulunmayan, herşeye gücü yeten, bütün mülkün gerçek sahibi, emir ve hüküm koymaya tek yetkili; övülmeye, itaat edilmeye, şükredilmeye gerçek lâyık, bir benzeri daha bulunmayan, bütün varlıkların, güneşin, ayın, gök ve yer cisimlerinin itirazsız itaat ettiği, boyun eğdiği, ismini ululadığı, ibadet edilmeye lâyık Hak mabud. Allah, mabud olduğu için Allah değil, Allah olduğu için mabudtur. Onun İlâh oluşu, ibadete lâyık oluşu, bir başka sebepten değil; kendi 'zat'ının yüceliğindendir. insanlar zaman zaman putlara, ateşe, güneşe, yıldızlara, millî kahramanlara veya hakkında korku ve ümit besledikleri herhangi bir şeye tapınmışlar; bu hâlleriyle de onları ilâh ve mabud edinmişler, bilâhare bunlardan cayarak, onları tanımaz ve tapınmaz olmuşlardır. O zaman da daha evvel mabudlaştırdıkları varlıkların mabudluk vasıfları yok olur. Hülâsa Allah'ın dışındakiler ancak insanların mabudlaştırmalarıyla mabud telâkki edilebildikleri hâlde Allah, bütün beşer ona inansa da, inanmasa da; ibadet etse de etmese de o, zatıyla Allah olduğu için ibadete lâyıktır. Beşerin inkârı onu Allah olmaktan uzaklaştıramaz.

    İnsanlık tarihi incelendiği zaman görülür ki, ilk devirlerden beri her asırda yaşayan insanlarda Allah fikri ve tapınma meyli; dolayısıyla bir dîni inanca eğilim vardır. Batılı dinler tarihi yazarlarının bir çoğuna göre bu duygunun var oluşu çeşitli arizî sebeplere bağlanmış ise de, müslüman âlimlerin genel kanaatlarına göre tamamen fıtrî ve doğuştandır. İlk insan olan Hz. Âdem'in yaratılışından önce Allah ile melekler arasında cereyan eden konuşmayı (el-Bakara, 2/30) ve bu konuşmada Âdem'in -insanın- Allah'ın halifesi olarak yaratılması hususunu düşündüğümüzde de anlarız ki; insan yaratılmadan evvel, onun mayasına Allah'a halife olacak özellikler verilmiştir. Bu da bize Allah'a bağlılığın ve din duygusunun fıtrî olduğunu bildirir. Hz. Peygamber'in (s.a.s.)

    "Her doğan insan, İslâm fıtratı üzere doğar, onu Mecusi, Hristiyan veya Yahudi yapan ana ve babasıdır." (Müslim, Kader, 25; Buhârî, Cenâiz:, 92; Ebû Dâvud Sünnet, 17) hadisi ve

    "Sizi karada ve denizde yürüten odur. Gemide olduğunuz zaman (ı düşünün): Gemiler içinde bulunanları hoş bir rüzgârla alıp götürdüğü ve (onlar) bununla sevindikleri sırada, birden gemiye, şiddetli bir kasırga gelip de, her yerden gelen dalgalar onları sardığı ve artık kendilerinin tamamen kuşatıldıklarını, (bir daha kurtulamayacaklarını) sandıkları zaman, dini yalnız Allah'a halis kılarak Ona yalvarmağa başlarlar. And olsun eğer bizi bu (felâket) den kurtarırsan, şükredenlerden olacağız. (derler)." (Yûnus, 10/23)

    ayeti de keza Allah inancının -her ne suretle ortaya çıkarsa çıksın- insan ruhunun derinliklerinde var olduğunu ispat etmektedir.

    Nereye gidilmişse orada basit ve batıl da olsa bir dîne, bir tanrı fikrine rastlanmıştır. Geçmiş devirlerde çeşitli şekillerdeki putlara tapanlar, ateşi, güneşi, yıldızları kutsal sayanlar dahi bütün bunların üstünde büyük bir kudretin bulunduğuna, herşeyi yaratan, terbiye eden, esirgeyen bir varlığın mevcudiyetine inanmışlar, dış âlemde taptıkları şeyleri Ona yaklaşmak için birer vesîle edinmişlerdir." "Biz, bunlara, sırf bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz." (ez-Zümer, 39/3) Cinsleri, devirleri ve ülkeleri ayrı, birbirlerini tanımayan toplumlarda inanç konusundaki birlik, dîn fikrinin umumî, Allah inancının da fıtrî olduğunu ispat etmektedir.

    Bunun içindir ki, her şeyi bilen ve yaratmaya kadir olan bir Allah'a inanmak, ergenlik çağına gelen akıllı her insana farzdır. İlâhî dinlerin kesintiye uğradığı dönemlerde yaşayan insanlar bile, akılları ile Allah'ın varlığını idrâk edebilecek durumda olduğundan, Allah'a îmanla mükelleftirler.

    Akıl ile Allah'ın bilinebileceğine, birçok ayet delîl olarak gösterilebilir. Bunlardan en dikkat çekici olanı, Hz. İbrahim'in daha çocukluk dönemlerinde iken parlaklıklarına bakarak yıldızı, ayı, güneşi Rab olarak kabul etmesi ancak daha sonra bütün bunların batmaları, ile zamanla yok olan şeylerin Rabb olmayacaklarını idrâk etmesi ve neticede gerçeği görerek "...ben, yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan varedene çevirdim ve artık ben Ona ortak koşanlardan değilim. " (el-En'âm, 6/79) ayetidir. Maturîdiyye mezhebine göre Allah'a iman, insan fıtratının icabıdır. Zira her insan evrendeki bu muazzam varlıklara bakarak bunların büyük bir yaratıcısı olduğuna aklen hükmedebilir. "Akıl ve nazar 'marifetullah'da kâfidir." derler. "Göklerin ve yerin yaratıcısı olan Allah'ın varlığında şüphe mi vardır?" (İbrahim, 14/10) ayetini delil gösterirler. Eş'ariye imamları ise "akıl ve nazar 'marifetullah'da kâfi değildir." derler ve "Biz bir kavme peygamber göndermedikçe onlara azap etmeyiz. " (el-İsrâ, 17/15) ayetini delîl gösterirler. Netice olarak, semavât ve arzın yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde ve kâinatta meydana gelen insan gücünün dışındaki binlerce tabiat hadisesinin belli bir düzen içerisinde cereyan etmesinde her akıllının kabul edebileceği gibi, Allah'ın varlığını ispat eden delîller vardır. (el-Bakara, 2/164).

    Allah'ın zatı üzerinde düşünmek haramdır. Onun zatını idrak etmek aklen mümkün değildir. (Çünkü Allah'ın hiçbir benzeri yoktur. Hiçbir şey O'na denk değildir.) (İhlâs, 112/1-5). Gözler Onu idrak edemez, (el-En'âm, 6/103). Çünkü aklın ulaşabildiği ve kavrayabildiği şeyler ancak madde cinsinden olan şeylerdir. Allah ise madde değildir. Duyu organlarımızla tespitini yaptığımız ve hâlen yapamadığımız eşyanın tümü noksanlıklardan uzak olan bir yaratıcı tarafından yaratılmıştır. Yaratılan ise yaratıcısının ne parçası, ne de benzeridir. Allah'ın varlığına inanmak, her müslümanın ilk önce kabul etmesi gereken bir husustur. İslâm ıstılâhına göre inanmak ise Allah'ın varlığına, birliğine, yani, Allah'tan başka ilâh olmadığına ve inanılması gereken diğer hususlara (Allah'a, Allah'ın meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, kaza ve kadere, öldükten sonra diriltmeye) tereddütsüz iman etmek ve bunu kalp ile tasdik etmektir. İnanan insana mümin, inanmayana ise kâfir denir. Akıl sahibi olan her insanın, Allah'ın varlığına inanması gerekir. Allah'ın varlığına inanmak, insan fıtratının icabıdır. Allah'ın varoluşu vaciptir, zarûrîdir. Varlıklar vücud bakımından üç türlüdür:

    a) Vâcibu'l-Vücûd: Varlığı mutlak gerekli olan, olmaması mümkün olmayan varlık. Bu da sadece Allah Teâlâ'dır.

    b) Mümkinu'l-Vücûd: Varlığı mümkün olan, yani, varolması da, olmaması da mümkün olan varlıklardır ki Allah'ın dışında tüm yaratıklar böyledir .

    c) Mümteniu'l-Vücûd: Varlığı mümkün olmayan. Allah'ın eşi ve benzerinin olması gibi. Allah'ın eşi ve benzerinin olması mümkün değildir.

    Allah, bizatihi (kendi kendine) ve bizatihi (kendiliğinden) Allah'tır. Kur'an'da Allah hakkında varid olan birçok vasıflar onun bir cisim olduğunun delili değil, ancak ona ait mecazi vasıflamalardır. (bk: 5/69; 38/75; 39/67; 54/14; 2/109, 274; 6/52; 18/27 ayetler) Bu sıfatlarla Allah'ı cisimlendirme veya bir başka varlığa benzetme sözkonusu değildir.

    Bütün yaratıkların ilâhı bir tek ilâhtır. Ondan başka ilâh yoktur. O rahman ve rahîmdir. (2/163). Üçyüzaltmış putu kendilerine ilâh kabul eden Mekkeli müşrikler, bu muazzam âlemin bir tek ilâhı olduğu gerçeğini duyunca hayret etmişler, "Ey Muhammed! bu kadar insanlara bir ilâh nasıl yetişir." demişlerdi. Müşriklerin maddeci görüşlerini reddedip Allah'ın tek yaratıcı olduğuna, varlığının isbatına delil olacak birçok âyetlerden biri de şudur:

    "Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün değişmesinde, insanların faydasına olan şeyleri denizde ta, sıyıp giden gemilerde, Allah'ın gökten su indirip onunla ölmüş olan yeri dirilterek üzerine her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için (Allah'ın varlığına ve birliğine) delîller vardır. " (el-Bakara, 2/164)

    Her insan, kâinattaki bu muazzam ve mükemmel varlıklara bakarak, bunların büyük bir yaratıcısı olduğuna aklen hükmedebilir. Bir bilginin kesinlik kazanması için o konuda ispat edici deliller aranır. Allah'ın varlığı hakkında da bilgimizin kesinlik kazanması için birçok deliller vardır. Bu deliller, aklî ve naklî deliller olmak üzere iki grupta toplanabilir.

    A) Aklî deliller

    1. Hudûs (sonradan varolma) delilleriyle Allah'ın varlığını ispat.

    Bu âlem, yok iken sonradan var olmuştur. O halde, başlangıcı olmayan bir var ediciye muhtaçtır. Varlığı ve yokluğu kendinden olmayan bu âlemin, varlığını yokluğuna tercih eden bir mucide ihtiyacı vardır. O mucidin de varlığının kendinden olması; Vâcibu'l-vücud olması gerekir. Bir başka yaratıcıya muhtaç olmadan varlığı kendinden olan tek varlık ise Allah Teâlâ'dır. bu halde bu âlem vâcibu'l vücud olan bir yaratıcıya muhtaçtır. Bu delîli de iki maddede inceleyebiliriz:

    a) Cisimlerin sonradan yaratılması esasına dayanan delil. Kelâm âlimleri bu delîli şöyle açıklarlar: Bu âlem, suretiyle ve maddesiyle hâdistir (sonradan varolmuştur). Her hâdis (sonradan varolan) mutlaka bir muhdise (mucide) muhtaçtır. O halde bu âlem de bir muhdise muhtaçtır. O da yüce Allah'tır. Bu âlemin sonradan yaratıldığı gözlem ve aklî delillerle ispat edilmiştir. Söyle ki:

    Âlem; (Evren) cevher ve arazlardan meydana gelmiştir. Ârâz, cisimlere ârız olan hareket, sükûn, ictima (birleşme), iftirâk (ayrılma) hâlleridir. Bu hâllere "ekvân-ı erbaa (dört oluş) denir. Ekvân-ı erbaa, cisimlere değişik hâl ve şekiller veren sıfatlardır. Bu sıfatların hepsi sonradan varolmuştur. Sükûndan sonra hareket, karanlıktan sonra aydınlık, beyazlıktan sonra siyahlık hâllerinin oluştuğu gibi. Bu ârâzlar yok olduktan sonra görülmezler. Görülmemeleri hâdis olduklarının, yani sonradan yaratıldıklarının delilidir. Hâdis olmasaydılar, vacip (varlığı kendinden) olmaları gerekirdi. Vacip olsaydılar bu defa da, zıdlarının gelmesiyle yok olmamaları gerekirdi. Halbuki zıdları gelince yok oluyorlar. O halde vacip değil, hâdistirler. Hâdis oldukları sabit olan ârâzlar, kendileriyle birleştikleri cevherlerin de hâdis olduklarının delilidir. Çünkü hâdis, ancak kendisi gibi hâdis olan cisimle birlikte olur. Cevherler (cisimler) de mutlaka bu dört durumdan birisiyle birliktedirler. O halde cevher ve ârâzlardan ibaret olan bu evren hâdistir sonradan yaratılmıştır. Her hadisin de bir muhdise ihtiyacı vardır. O muhdis ise; bu âlem cinsinden olmayan varlığı zatının icabı, yani Vâcibu'l-Vücud olan mutlak kemâl sahibi Allah Tebârek ve Teâlâ'dır.

    Bu âlemi yaratan varlık; Vâcibu'l Vücud değilse Mümkiniu'l-Vücud'tur. Yani vücudu sonradan yaratılmıştır. O hâlde o da, varlığında başka bir yaratıcıya muhtaçtır. Şayet o yaratıcı da bu mucit gibi başka bir yaratıcıya muhtaç ise; yaratıcılar zincirinin böylece sonsuzluğa doğru silsile hâlinde devam edip gitmesi gerekir. Böyle bir teselsül ise batıldır, mümkün değildir. Varlığı farzedilen bu yaratıcılar silsilesinin bir noktada durması ve başkasına muhtaç olmayan, her bakımdan mükemmel, varlığı zâtının gereği olan bir yaratıcıya dayanması şarttır. Bu varlık, âlemin yaratıcısı olan Allah'tır.

    b) İhtirâ (İcat Etme) delîli. Gökler ve yer, bitki ve hayvanlar yoktan var edilmiştir. Her yoktan var olunana da bir var edici gerekir. Bu âlemin de bir var edicisi vardır. O da Allah'tır. Âlemde gördüğümüz herhangi bir bitki veya hayvan sonradan varolmuştur. Her birinin varlığının bir başlangıcı vardır. Cisimlerde zamanla hayat idrak, akıl gibi hâller icat olunuyor. İlliyet kanununa göre her icat olunan şeye bir icat eden gerekir. Çünkü hayat, idrawek ve akıl gibi durumlar kendiliğinden var olmazlar. Mutlaka bir yaratıcıya muhtaçtırlar. O da, varlığının başlangıcı ve sonu olmayan, herşeyi bilen ve herşeye güç yetiren Allah 'tır

    c) Terkip delili. Bu âlem mürekkep (parçaları bir araya getirilmiş olan) bir varlıktır. Terkip olunan her varlık, kendinden önce varolan bir terkip ediciye muhtaçtır. Terkip olunan varlık, parçalardan meydana gelir. Parçalar, bütününden önce vardır ve ondan ayrı şeylerdir. O halde, terkip bulunan varlık yok iken, daha sonra parçalarının birleştirilmesiyle sonradan yaratılmıştır. Her sonradan yaratılan gibi o da bir yaratıcıya muhtaçtır. Bu yaratıcı, terkip edilen ve kendinden başkasına muhtaç olan bu âlem cinsinden olamaz. Aksi halde yaratıcıların teselsülü gerekir. Teselsül ise batıldır. O hâlde bu yaratıcı, varlığında başkasına muhtaç olmayan ezelî bir varlıktır. O da, Vâcibu'l-Vücud olan Allah'tır.

    2. İmkân Delîli

    a) Bu âlem, varlığı da, yokluğu da mümkün olan bir varlıktır. Her mümkün, varlığını yokluğuna tercih eden bir kuvvete muhtaçtır. Bu âlem de, var olabilmek için böyle bir müessir kuvvete muhtaçtır. O kuvvet de bu âlemin dışında, vücudu zatından olan bir varlıktır. O da Allah'tır.

    b) Hakîkatta bir mevcut vardır. Bu mevcut, ya varlığı zatındandır ya da varlığı ve yokluğu mümkün olandır. Varlığı zatından ise; bu özelliğe sahip olan yalnız Allah'tır. Bu mevcut, varlığı mümkün olan ise; mümkün olan varlığın mevcûdiyeti zatının icabı olmadığından, var olabilmesi için, varlığını yokluğuna tercih eden bir müreccihe-yaratıcıya ihtiyaç vardır. O yaratıcı-müreccih ise Allah'tır.

    c) Âlemde görülen madde daima hareket hâlindedir. Maddenin hareket hâlinde olması ilmen ispat edilmiştir. Madde ve maddedeki hareketin mucidi kimdir? Maddeciler, madde ve ondaki hareketin ezelî olduğunu söylerler. Oysa maddedeki bu hareket, bir evvelki hareketin neticesidir. O da bir evvelkinin... Bu hareketler silsilesi sonsuzluğa doğru devam edip gidemez. Bu hareket silsilesinin bir noktada durması ve ilk hareketin, vücûdu vâcip olan bir illete, bir hareket ettiriciye dayanması zarûrîdir. O da herşeyin yaratıcısı olan Allah'tır.

    3. İbdâ' ve İllet-i Gâiyye Delîli. içinde bulunduğumuz âleme dikkatle bakacak olursak, onun çok güzel ve çok mükemmel olarak ve daha önce bir benzeri olmadan vücuda getirildiğini görürüz. Gökyüzü, güneş, ay, hülâsa canlı-cansız her varlık bir amaç için yaratılmıştır. Âlemde varolan hiçbir eşya faydasız, maksatsız ve boş yere yaratılmamıştır. Bu âlem bir güzellik, gaye ve vesîleler toplumudur. Âlemde en değerli varlık olan insan, rastgele vücuda gelmiş, sebepsiz ve gayesiz bir varlık değildir. Her azasıyla güzel, mükemmel, faydalı ve maksatlıdır. İnsanın yaratılışı güzel ve mükemmel olduğu gibi, yaratılış gayesi de Allah'ı bilmek, tanımak ve O'na ibadet etmektir. İnsanın olduğu gibi, canlı-cansız her mevcudun da varlığının bir gayesi, hikmet ve faydası vardır. İşte âlemde görülen canlı ve cansız varlıklardaki ibdâ ve gayeler manzumesi; bütün bunları icat edip yaratan bir yaratıcının varlığını, aynı zamanda o varlığın ilim ve kudret sahibi bir ilâh olduğunu isbat eder. Her şeyi bir maksada göre yaratan bu varlık, Vâcibu'l-Vücud olan Yüce Allah'tır. Kur'an-ı Kerîm'de bu delîli dile getiren bir çok ayet vardır. (Bakara, 2/22, Nebe', 78/6-16, ...)

    Netice olarak diyebiliriz ki; inat ve garazdan uzak her sâlim akıl sahibi, Allah'ın kendisine lûtfettiği aklı kullanarak esere bakıp müessiri, binaya bakıp bânîsini, yaratılmışlara bakıp yaratıcısını keşfedebilir. Bunun için Allah, Kur'an'ın bir çok yerinde, zatının varlığına delil olabilecek eserlere bakmalarını, onun üzerinde düşünmelerini, akletmelerini istemektedir. Aklı delillere ilâveten Allah'ın varlığını isbat eden naklî delillere de kısaca göz atalım.

    B) Naklî Deliller:

    Naklî delillerden kastımız, Allah'ın varlığını dile getiren ve üzerinde düşünmemizi isteyen Kur'an ayetleridir. Sayıca bir hayli kabarık olan bu ayetlerden sadece birkaç tanesini zikredeceğiz:

    1. "Biz yeryüzünü bir beşik, dağlan da onun için birer kazık kılmadık mı? Sizi çift çift yarattık, uykunuzu dinlenme vakti kıldık, geceyi bir örtü yaptık, gündüzü geçimi sağlama vakti kıldık, üstünüze yedi kat sağlam gök bina ettik, parlak ışık veren güneşi varettik, taneler, bitkiler ve ağaçları sarmaş-dolaş bahçeler yetiştirmek için yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur indirdik." (Nebe', 78/6-16).

    2. "Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, insanlara yararlı şeylerle denizde süzülen gemilerde, Allah'ın gökten indirip yeri ölümünden sonra dirilttiği suda, her türlü canlıyı orada yaymasında, rüzgârları ve yerle gök arasında emre amade duran bulutlan döndürmesinde, düşünen kimseler için deliller vardır." (el-Bakara, 2/164).

    3. "Allah'ın göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez misiniz? Aralarında Ay'a aydınlık vermiş ve güneşin ışık saçmasını sağlamıştır. Allah sizi yerden bir bitki olarak bitirdi. Sonra yine oraya geri çevirecek ve tekrar çıkaracaktır. " (Nûh, 71/15-18).

    4. "Şimdi gördünüz mü attığınız meniyi?"

    "Siz mi onu yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz? Aranızda ölümü takdir eden biziz. Ve bizim önümüze geçilmiş değildir. (Size böyle ölümü takdir ettik) ki sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir biçimde yaratalım. Andolsun, ilk yaratmayı bildiniz, (bunu) düşünüp ibret almanız gerekmez mi? Ektiğinizi gördünüz mü? Siz mi onu bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz? Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık, hayret ederdiniz. 'biz borçlandık, doğrusu biz yoksun bırakıldık! (derdiniz). İçtiğiniz suya baktınız mı? Siz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz? Dileseydik onu tuzlu yapardık. , Şükretmeniz gerekmez mi? Çaktığınız ateşi gördünüz mü? Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz? Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık. Öyleyse Ulu Rabb'inin adını yücelt. " (el-Vâkıa, 56/58-74).

    5. "Yer ve gökleri yaratan Allah Teâlâ'nın varlığında şüphe edilir mi?" (İbrahim, 14/10).

    6 "Andolsun onlara: 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye sorsan, mutlaka 'Allah' derler, 'Hamd Allah'a lâyıktır.' de. Hayır, onların çoğu bilmiyorlar. " (Lokman, 31/25).

    7. "Sen yüzünü, Allah'ı birleyici olarak doğruca dîne çevir: Allah'ın yaratma kanununa (uygun olan dîne dön) ki, insanları ona göre yaratmıştır. Allah'ın yaratması değiştirilemez. işte doğru dîn odur. Fakat insanların çoğu bilmezler." (Rûm, 30/30).

    ALLHA'IN SIFATLARI:

    İslâm'da iman esaslarının ilk ve en mühim şartı Allah'a imandır. Allah'a iman ise; yalnız Allah'ın mücerret zat-ı ilâhisine inanmakla olmayıp, aynı zamanda o yüce varlığın zatı hakkında vacip olan "Kemâl sıfatlarıyla", yüce zatına vasfedilmesi mümkün olmayan "noksan sıfatlara" ve zat-ı ilâhisi hakkında inanılması caiz olan sıfatlara toptan ve tafsilatlı olarak inanmakla olur. Zatî ve sübûtî sıfatlar olarak iki bölümde ele alınan bu sıfatlar sırasıyla şunlardır:

    Zatî Sıfatlar

    1. Vücut. Bu sıfat, Allah'ın var olduğunu ifade eder. Allah vardır ve en büyük varlık O'dur. O'nun varlığı, herşeyin varlığından daha belirgindir. Allah olmasaydı hiç bir şey var olmazdı. Kâinatın varlığı O'nun varlığına en büyük şahittir. Âlemde hiçbir şey kendi kendine var olmuş değildir. Hiçbir şey ne kendi kendine var olabilir, ne de yok olabilir. Halbuki çevremizde sayılamayacak kadar varlık vücuda gelmekte ve yok olmaktadır. En ufak çarpıklık olmaksızın, en ince hesaplarla var olan ve varlığını çarpıcı özellikleriyle devam ettiren bu âlemin tesadüflerle ortaya çıkması ve varlığını devam ettirmesi mümkün değildir. Bütün bunlar, bu âlemi var eden, yok eden, kuvvet ve hikmet sahibi bir yaratıcının varlığının şüphe götürmez delilleridir .

    Allah'ın varlığı, başka bir varlık vasıtasıyla olmayıp; ilâhî vücudu, zatının gereğidir. Vücudu zatının icabı olduğu içindir ki; Allah'a "Vâcibu'l Vücud" denmiştir. Allah'ın zatının ve sıfatlarının hakikatini anlamak; sıfatlarının zatının aynı mı, yoksa ondan ayrı, ona zıt bir şey mi olduğu hususunu kavrayabilmek aklen mümkün değildir. Allah'ın ilâhî vücudu ister zatının aynı, ister gayrı olsun, her mükellefe vacip olan husus; Allah'ın var olduğuna inanmaktır. O'nun varlığına inanmamızı gerektiren akli ve naklî delilleri yukarıda izah ettik.

    Vücudun zıddı olan yokluk, Allah için mümkün değildir. Yokluk, Allah için muhâl olan noksan sıfatların birincisidir. Allah'ın yokluğu ne geçmişte, ne de gelecekte mümkündür.

    2. Kıdem. Allah Teâlâ, varlığı, zatının icabı olduğu için kadîmdir, ezelîdir. Geçmişe doğru ne kadar gidilirse gidilsin, Allah'ın var olmadığı bir zaman düşünülemez. Eğer Allah kadîm-ezeli olmasaydı, hâdis- (sonradan var olmuş) olurdu. Sonradan var olan her şey, kendisini icat eden bir (muhdise)- yaratıcıya muhtaçtır. Aksi takdirde yok olan bir şeyin varlığını yokluğuna tercih eden bir yaratıcı olmadan meydana gelmesi gerekirdi ki; bu durum bütün düşünürlere göre batıldır. Allah kadîm olmasaydı, var olmak için kendinden başka bir yaratıcıya muhtaç olurdu. Halbuki Allah'ın vücudu, zatının icabıdır. Yani varlığı kendindendir. Bir şeyin bir anda hem var, hem de yok olması ise mümkün değildir. Öyleyse Allah hâdis değil, kadîmdir.

    Kıdem sıfatının zıddı "Hudûs-sonradan var olma" sıfatıdır. Allah kadîm olduğu için O'nun hâdis olması aklen mümkün değildir.

    3. Bekâ. Allah ebedîdir, varlığının sonu yoktur. O daima vardır. Varlığı kendinden olduğu için O, hem kadîm ve eze!î; hem de bakî ve ebedîdir. "O, evvel ve ahirdir." (el-Hadîd, 57/3), "Kâinattaki her şeytani -yok olucudur. Celâl ve İkram sahibi olan Rabb'im -zatı bakî'dir- ebedî'dir-. " (er-Rahman, 55/27) Bu ayet-i kerimeler, Allah'ın bakî olduğunun delilleridir. Allah'ın vücudunu harici bir kuvvet yok edemez. Çünkü kadîm olan Allah'ın dışındaki tüm kuvvetler hâdistir (sonradan yaratılmıştır.) Hâdis olan bir kuvvet ise, kadîm olan zatın vücudunu yok edemez. Zira vacibü'ı-vücud olan Allah, kudret sahibi olup; bütün eksik sıfatlardan uzaktır. Varlığını devam ettirememe acizliktir. Acizlik ise noksanlıktır. Allah noksanlıktan münezzehtir. O'nu yok edecek bir kuvvet tasavvur edilemez, öyleyse Allah bakîdir, varlığının sonu yoktur.

    Bekâ'nın zıddı "fena (bir sonu olmak)"dır. Allah'ın fânî olması ise aklen muhaldir.

    4. Muhalefetü'n li'l-Havâdis. (Sonradan vücut bulan varlıklara benzememe). Allah zat ve sıfatı ile sonradan yaratılmış olan hiçbir şeye benzemez. Bu sıfatın zıddı olan benzerlik, Allah hakkında akla aykırıdır, mümkün değildir. Sınırlı olan aklımızla Allah'ı nasıl düşünürsek düşünelim, hayâlimizde nasıl canlandırırsak canlandıralım, O, bizim düşündüklerimizden hayal ve tasavvurumuzdan geçirdiklerimizin hepsinden başka ve hiçbirine benzemeyen ilâhî bir varlıktır. Hayalimizden geçirdiğimiz bütün varlıklar, yok iken sonradan var olan, varlığı, bir başkasının varlığına muhtaç olan ve sonunda yok olmaya mahkûm, noksan varlıklardır. Allah ise her türlü noksanlıklardan uzak mükemmel ve mukaddes bir varlıktır. Böyle yüce bir varlık, önce yok iken var olan sonra yine yok olacak hiçbir varlığa benzemez. Allah kendi zatını "O 'nun benzeri yoktur. O, herşeyi işitici ve görücüdür. " (eş-Şûrâ, 42/11) ayetiyle vasıflandırmıştır. Peygamberimiz de (s.a.s.), "Allah aklına gelen her şeyden başkadır." buyurmuştur. Allah, sonradan olanlara benzeseydi, bu takdirde hâdis yani başkasına muhtaç bir varlık olurdu. Kadim ve bakî olan bir varlık ise hâdis olamaz. Başkasına benzemeye muhtaç olan bir varlık, benzediği varlığın ve diğer varlıkların yaratıcısı olamaz. Allah, tek yaratıcı olduğuna göre, yarattıklarına benzemez ve muhalefetü'n li'l-havâdis sıfatıyla muttasıfdır. Bu sıfat aynı zamanda, Allah'ın, diğer varlıklarda bulunan cisimlik, cevherlik, arazlık, parçalardan bir araya gelmek, yemek, içmek, oturmak, uyumak, kederli ve sevinçli olmak gibi sıfatlardan da uzak olduğunu ifade eder." (Fetih, 48/10; er-Rahman, 55/27; Tâhâ, 20/5). ayetlerinde geçen "Allah'ın eli", "Allah'ın yüzü", ''Allah'ın arşı istiva-istilâ etmesi" gibi maddî varlıklara ait sıfatların Allah hakkında kullanılmış olması, Allah'ın başka varlıklara benzediğinin delili değildir. Bu kelimelerin hepsi mecazî anlamındadır. Allah'ın eli: Allah'ın kudreti; Allah'ın yüzü: Allah'ın zatı manasında kullanılmıştır.

    5. Kıyâm Binefsihi. Her şey, kendi dışında bir varlığın yaratmasına muhtaç olduğu halde, Allah, başka bir zata ve mekana muhtaç olmadan kendi kendine vardır. Bu sıfatın zıddı olan "mutlak ihtiyaç" Allah hakkında muhal olan noksan bir sıfattır. Âlemde bulunan her varlık, yar olmasında ve varlığının devamında bir yaratıcıya muhtaçtır. Hiç bir şey kendi kendine var olmamıştır, varlığı sonradan vücûda gelmiştir. Buna mukabil Allah'ın varlığı kendi zatı'nın gereğidir, var olmasında, kendinin dışında bir başka varlığa muhtaç değildir. Zatı düşünüldüğü zaman, vücudu da zatıyla beraber düşünülür. Ne zatı vücudundan, ne de vücudu zâtından ayrı tasavvur edilemez. Kâinatın var olması, kendinden evvel var olan, ezeli ve ebedî bir yaratıcı sayesindedir, O'da Allah'tır. Allah yaratıcıdır, diğer varlıklar ise yaratılandır. Yaratıcı, yaratılana muhtaç olamaz.

    "Ey insanlar! Siz, Allah'a muhtaçsınız. Allah ise -her şeyden- müstağnîdir (muhtaç değil), öğünmeye lâyık olandır." (Fâtır, 35/15)

    "Şüphe yok ki Allah, bütün âlemlerden müstağnîdir." (el-Ankebut, 29/8).

    6. Vahdâniyet. Allah'ın her yönden bir olduğunu bildiren vahdaniyet, bir kemal sıfatı olduğu için, bu sıfatın zıddı olan "birden fazla olmak, bir ortağı bulunmak", Allah hakkında mümkün olmayan bir sıfattır. Allah birdir, ortağı ve benzeri yoktur. Bütün semayı dinlerdeki inanç esaslarının temelini "Allah'ın birliği" sıfatı oluşturur. Bu inanca "Tevhîd Akîdesi" denir. Tevhid akidesine dayanmayan hiç bir inanç, güzel is, Allah katında makbûl değildir. En son ve en mükemmel din olan İslâmiyet de bu inancı temel kabul etmiş ve bütün insanları öncelikle bu temel inanca çağırmıştır. Çünkü Allah, bütün âlemlerin, bütün varlıkların ve bütün insanların Rabb'ıdır. Her şeyi yaratan, rızkını vererek besleyen, büyüterek kemâle erdiren yalnız O'dur. O'nun ortağı, oğlu veya kızı yoktur. Doğurmamıştır, doğurulmamıştır. Hiçbir şey O'nun eşi ve benzeri olamamıştır. Bu inanç ile İslâmiyet insanları Allah'ın dışındaki varlıklara kul köle olmak zilletinden kurtarmış, onlara mutlak istiklâllerini iade etmiş. Allah'ın birliği fikrini zedeleyen her türlü kölelik zihniyetini yasaklamış, tabiat kuvvetlerine ibadeti, insanın insana köle ve esir olma despotluğunu ortadan kaldırmış, Allah'tan başkalarını rab edinmeyi en büyük günah ve şirk kabul etmiştir. Böylece İslâmiyet, dünyaya akıl, ruh ve ahlâk sahalarında olduğu kadar, fizikî sahada da tam bir özgürlük müjdelemiş; tevhîd akidesiyle bütün insanların tek bir mabûdu olduğunu, dolayısıyla beşeriyetin de bir ana ve babadan meydana geldiğini ifade ederek "beşer ırkında birlik" fikrini telkin etmiştir. Her müslüman Allah'ın bir olduğunu söylemeli ve bu inancını Allah'tan başkasına ibâdet etmemekle, ibadetine dolaylı olarak da olsa hiçbir şeyi veya kimseyi ortak koşmamakla ispat etmelidir. Bu noktada, sözü ile ibadetindeki birlik ruhu aynı olmalıdır. Allah'ın birliğine delil olan ayetlerden bir kısmını şöyle sıralayabiliriz:

    a) "De ki: O Allah birdir. Allah Sameddir. (Her şey varlığını ve varlığının devamını O'na borçludur. Her şey O'na muhtaçtır. O, hiç bir , şeye muhtaç değildir. Her şeyin başvuracağı, yardım dileyeceği tek varlık O'dur). Kendisi doğurmamıştır ve (başkası tarafından)doğurulmamıştır. Hiçbirşey O'nun dengi olmamıştır." (İhlâs, 112/1-4) .

    b) "De ki: Ey kâfirler! Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Siz de benim taptığıma tapıcılar değilsiniz. Ben asla sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim banadır." (Kâfirûn, 109/1-6).

    c) "Allah'tan başka bir yaratıcı var mıdır?" (Fâtır, 35/3).

    d) "O'nunla birlikte hiçbir ilâh yoktur. (Eğer olsaydı) muhakkak ki her tanrı kendi yarattığını kabullenir (ve korur) ve mutlaka kimisi de diğerine galebe ederdi." (Mü'minun, 23/91)

    e) "Eğer her ikisinde (yer ve gökte) Allah'tan başka ilâhlar olsaydı, her ikisi de harap olurdu." (el-Enbiyâ, 21/22).

    Allah, zatında, ilâhlığında, mabud ve yaratıcı oluşunda birdir. Ondan başka yaratıcı yoktur. Kâinatı bizzat yaratmaya, yaşatmaya, yok etmeye gücü yetmeyen bir zat Allah olamaz. Bunun içindir ki ikinci bir Allah'ın varlığına imkân yoktur. Çünkü iki Allah olduğu farzedilse, bu iki Allah'tan biri kâinatı yalnız başına yaratmaya muktedir ise, diğeri zâid-fazla olmuş olurdu. Bunun aksine, yalnız başına kâinatı yaratmaya muktedir değilse, bu durumda da aciz-güçsüz olurdu. Aciz ve zâit olan bir zat ise Allah olamaz. Bu nedenle Allah vardır ve birdir.

    Sübûtî Sıfatlar

    7. Hayat. " Allah hayat sahibidir. " (Âl-i İmrân, 3/2). Bu sıfat, Allah'ın zatına vacip olan sıfatlardandır. Fakat Allah hakkında vacip olan bu sıfat, mahlûkatta görülen ve maddenin ruh ile birleşmesinden doğan geçici ve maddi bir hayat olmayıp ezelî ve ebedîdir. Allah hakkındaki vücut sıfatının kamil olması, O'nun diri olmasıyla mümkündür. Hayatın zıddı ölümdür. Ezelî olan Allah hakkında ölümü düşünmek, akla aykırıdır. Bir varlık hem ezelî, hem de ölümlü olamaz. İlim, irade, kudret ve diğer kemâl sıfatlarını zatında bulunduran Allah'ın diri olması zaruridir. Çünkü ölünün âlim, her şeye güç yetiren, işitici, görücü olması düşünülemez. Ölüm, bir noksanlık sıfatıdır. Allah ise noksanlıklardan uzaktır. O hâlde Allah'ın hayat sahibi olduğu bir gerçektir. Bu sıfat, ancak Allah'ta ezelî ve ebedîdir.

    "Ölmek şanından olmayan, daima hayat sahibi (olan Allah)'a dayanan. " (el-Furkan, 25/58).ayeti ve benzeri ayetler Allah'ın, hayat sahibi olduğunu ifade eder.
  • Bizim derdimizi insanlar sağlıklı yaşam, insanlar fit Beden olarak algılıyorlar, bazı insanlar fit beden için bu yaşamı tercih ediyor
    Bedenim beni hiç ilgilendirmiyor , eğer ilgilendirseydi Eyüp as bedeni lime lime dökulmezdi. Amacım deccalden sakınmak
    Boğazından geçen herseyi bilmen lazım
    Deccal ne mi bunlar bildirildi ama biz ilgilenmiyoruz , sahabenin korktugu kadar korkmuyoruz ,
    Sahabenin Allah'a sığındığı kadar sığınmıyoruz.
    Annelerimiz çok kıskançtı , özellikle Hz Aişe validemiz.
    Bir gün annelerimiz den birisi çok güzel süslenmiş Hz Aişe validemiz onu öyle görünce kıskanıyor tabi , Hz Aişe validemiz Hafsa validemize bak şimdi ne yapacağım deyip o annemize yönelerek ;
    Biz suan Hz Hafsa ile deccal çıkmış onu konuşuyoruz diyor ve
    Anne de korkuyor hemen inanıyor oysa ki din daha yeni geldi, annemiz komurluk gibi bir yere saklanıyor üstü başı kir oluyor
    Peygamber efendimiz geliyor ne.oldu diyor gülmekten anlatamıyorlar parmak ile kömürlugu gösteriyorlar , Peygamber efendimiz yönelip napıyorsun orada deyince annemiz deccalden saklanıyorum , peygamber efendimiz deccal çıkmadı korkma ama çıkacak.Annemiz ondan korktu ve saklandı kocam peygamber beni korudu demedi.Bugün bizi koruyacak olan ney kim ? O kadar yaklaştık ki.
    Bir iki mesaj geldi paylaşım yapilinca
    Demişler ki Kuran'da deccali yok , bende ağladım .
    Nasıl bu zamanlara geldik..
    Ben çok seminere katıldım hep bilimsel terimlere anlatılıyor , biz kitap okumayı sevmeyen toplumuz bu yüzden
    7'den 70 şe hitap edecek şekilde anlatmak gerekir
    Hayat zaten çok zor açık konuşmak gerekiyor
    Hadis ve Kur'an üzerinden konuşacağım
    Hadis ortadan kalkarsa herşey kalkar
    Ben hadis reddediyorum diyen insan namaz kılamaz
    Allah namaz kılın diyor ama kılınış şekli hadisde vardır
    Hadise iman kalkarsa deccale inanç da ortadan kalkar.
    Deccal geldiği zaman müslüman birisine gelecek ve
    Onu öldürecek diriltecek diyecek ki inandın mi Allah olduğuma müslüman diyecek ki bu evet inandım ne kadar deccal olduğuna.


    Bunlar korkunç şeyler
    Yeğenlerimle konusuyorum ihl de öğretmenler adem as .ilk insan değil diyorlarmış , hepimizin dizlerine vurarak ağlaması gerekiyor.
    Gerekçede de yazıyı sumerli bulmuş parayi Lidyalılar bulmuş , Adem as dan beri tüm ilimler vardı .
    Allah ne buyuruyor biz insana herşeyi öğrettik
    bilim ile her ilmi reddederek nereye varacaklar merak ediyorum
    Ben şunu anlatmak istiyorum tek derdmizin dinimiz.olmasi lazım
    Sakarya da bir hanım kardeşim benim kocam çok sağlıklı bende zaten öleceğim diyordum ha simdi ha sonra ha dogal yaşayarak ha kimyasal.
    Ben bugün anladım ki mevzu benim imanım demiş.

    Hz Ayşe annemiz rivayet ediyor Hz.Ebubekir Ra bir işçisi malını isletiyor , deveyle ticaret yapıyor .Bir gün Hz Ebubekir bir yemek getiriyor , Hz.Ebubekir da hemen yiyor sonrasında işçi ona yemeyi nereden aldım biliyor musun , idda sonucu aldım ve bu yemehi kazandım sana sundum dedikten sonra Hz Ebu Bekir parmağını boğazına öyle yle bir takıyor ki kan şeklinde tüm yemeği kusuyor
    Vallahi kusmasaydim midemi cikarirdim diyor.
    Bugün fikiha baksan bilmeden yaptı denir Ebubekir.olmak bunu gerektirir
    Biz bu yediklwrimizle aynı cennete mi talibiz ?
    Onun okuduğu Kuran'da bizim okudugumuz ne ?



    Her konferansta Masite annemizi anmaktwn gurur duyuyorum
    Efendimiz miraca çıkarken çok güzel bir koku duyuyor
    Ey Cibril bu neyin kokusu ?
    Ya Muhammed bu Masite ve evlatlarınin kokusu diyor
    Hikayesini Cebrail as anlatıyor , ey Muhammed Musa kavminden bir kadın vardı kişinin dadısı Bir.gun hamamda kızın saçlarını tararken tarak yere düşüyor Bismillah Musa kelamullah diyor
    Kızı dadiya dönerek
    Sen Musa'nın rabbinemi inanıyorsun sen babami red mi ediyorsin seni babama söyleyeceğim diyor , firavun öğrenince iman etmesini yoksa 3 çocuğuyla beraber öldüreceğini söylüyor.Oda etmeyeceğini söylüyor , bizi öldür ama birşey rica edeceğim
    Bari o hizmetlerimin karşılığı olarak kemiklerinizi bir poşete koy orada ayrılmayalım diyor.
    Kocaman yag dolu bir kazan kaynıyor ilk evladı atıyor eriyor 2.evladı atıyor en son 3.evlada sıra.geliyor
    Annenin kalbi gidip geliyor anne acaba ona tamam desem de iman etmesem mi derken
    Kundak da olan bebek anne kardeslerimi kaybettin beni de kaybet valla cennete bir adım kaldi imanını kaybetme
    O bebegide atıyorlar.Masite annemizin yanık kokusu Miraç ds efendimize gidiyor
    Bu annemiz ne kaybetti ?
    O ne kazandı bizler ne kaybettik
    O cenneti kazandı Rabbinin cemalini görmeyi kazandı
    Yanık kokusu misk olarak gitti

    Sümeyye annemiz ilk şehit daha namaz oruç yoktu belki sadece lailaheillallah biliyordu hiç birşey bilmiyordu , Hz Hamza şehit edildiğinde Fatiha dahi yoktu
    Tek bildiği kelam onun göğsüne mızrak saplatmaya yetti
    Biz neler biliyoruz onların bilmediği
    Aynı ayetler bizi namaza . götürmüyor
    Gitsek de reklam arasında , onlar namaza.gidince mutlu olurdu biz buhranla kılıyoruz
    Onların yaptıklarını biz neden yapamıyoruz
    Ortada birşey var demek ki
    Onlar bir çok şeyi yapıyor biz cok şeyi yapmıyoruz

    EPİFİZ BEZİ
    Bunların çoğunu bilmiyoruz
    Ama bazı kesim TV de sarışın kadın yanında fetva veriyor
    Tüm medya tek muhabbet saçma sapan işe yaramaz şeyler
    Din İslam bu mu ?
    Bu EPİFİZ bez nedir İslam ile alakasi nedir .
    Beyin iki ye ayrilie herşey eşittir bu bez ortada ve tektir .
    400 sene önce EPİFİZ BEZİ için tenis topu kadar derlerdi
    Bizim gördüğümüz mercimek kadar düştü neden ne oldu bu organa ?
    Ne.ise yarıyordu da nsanlar savaş açtı ?
    İslam'da kalp gözümüz basiretimiz
    Otopsilerde çıkıyor göz şeklinde
    Göz retinasi ile aynı hücrelere sahip
    Eskiden insanlar bir ortamda koklayıp burası gıybet kokuyor derlermiş , Bizler anca bir şey yandığı vakitte kokularını alabiliyoruz
    Kendimiz evlatlar yanıyor manevi olarak ruhumuz.duymuyor


    Florur dış macunun içinde var florur epifiz bezini eceleri karanlıkta aktif oluyor , sinek kadar ışık olsa uyanır .
    Gece 11:00-05-00 arası en aktif olduğu zaman kendini geliştiriyor.Rabbimiz ne buyuruyor o saat için ;
    Gece en yakın semaya inerim af dileyen yok mu affedeyim der.
    O zaman en aktif zaman.

    Dmt ruh molekülü serotonin mutluluk
    Melatonin hayatimizi düzene sokan
    Bilime bakarsaniz bilim yok der , .hatta Allah da yok der çünkü madde olmayan herşey yok onlara gore hatta ruh yok deyip hastahane açmak da.komik .


    Dmt ölüm ve doğum anında salgılanır
    Allah'ın kula en yakın olduğu iki an yani.
    ve şizofreni hastaları birşeyler görürler onların da idrarlarinda yüksek doz dmt.bulunur
    Birşeyler görüyor ama bilim açıklamıyor

    televizyonlarda hep günde 2 defa ve geceleri yatmadan dişlerinizi fırçalayın derlwe dişleriniz beyaz olsun diye oysaki dişlerimiz ne kadar fırçalarsanız fırçalayın kemik renginiz ne ise odur diş macunu ile dişleriniz beyazlamaz sadece titanyum oksit ile beyaza boyanır.Bir sure sonra ibadetler de ben bunu yapmak istemiyorum dersin ama nedeni bilmezsin nedeni irade artık senden çıkmış florur maneviyatı yok eder huşu kaybolur
    İman seni secdeye götürmez
    Yüreğimi çok acıtan bir hadis Peygamber efendimiz buyuruyor ki ben size deccali anlatıyorum ama anlayamamanizdan da korkuyorum demiş.

    ben bilimden çok hadis konuşuyorum Çünkü Hadisler her şey belirtiyor , her taşın altından deccal çıkacak diyorum abartma diyorlar , Ben abartmıyorum sahabeler ve Peygamber efendimiz çok abartıyorsunuz denilen hayatı yaşıyorlardı.

    Deniyor ki siz onları gorseydiniz deli dersiniz,onlar da size müslüman mı bunlar derdi.
    Tek derdimiz şuurlu Müslüman olmak yoksa ben doğal yaşamışım umrumda değil çürüyüp gideceğim önemli olan iman ile gitmek insan gibi gönül'ün derler Müslüman gibi ölünü zaten Ben müslümanım diyoruz bugün insanlar domuz kapakçığı ile gömüyorlar bunu umursamıyor kimseler epifizin bezi körelmiş seni uyarmıyor.

    Diyanet yüksek kurumunu aradım bu iş olmaz dedim bugün aşıların içinde domuz ve maymun hatta fetüs kurtajda.alinan DNA olduğu ispatlandı asi şirketleri kabul ediyor evet diyorlar müslümanları öyle bir halde getirdi ler ki görmüyoruz.
    Bizim hocalar hastalık anında herşey mübah diyor
    Domuz jelatinini bilerek evladına enjekte ediyorsun
    Bu çocuk namaz kılmaz ise şaşırmayın
    Böyle bir dünya yok
    Haram da şifa yoktur
    Allah haram kıldığı hiç birşey içine şifa koymaz
    aradığım da Dediler ki hadisler mutevatir değilse bizi bağlamaz.!

    İnsana domuz dahi yedirirler


    Tüp bebek fetvası korkunç İslamiyet taharete kadar bilgilendirir bizi sağ elle değil de sol elle der bugün bilim adamları sağ eldeki flora yemeği hazmetmek için sol eldeki flora ise temizlik için olduğunu söylüyorlar , tek çare sünnete sarılmak başka çare aramayın ahir zaman kıtlığı olacak , kıtlıkvar mı yok Her yer dolu marketler manavlar pazarlar müslümana kıtlık var sağlıklı yiyecek yok onlar zikirle de olacaklar Allah onlara kapı açıyor gel bana diyor .

    bizlerin Allah'tan gayrı Hiç kimsesi yok bizi hadis ve sünnetler koruyor Ayşe annemiz Peygamber efendimize kıyameti sorduğunda ey Ayşe o gün herkes çıplak olacak kişinin göğsü öndekinin sırtına yakışacak iğne ucu kadar çukur olmayacak içine girelim ş kadar tümsek olmayacak ki arkasına saklanalım insanlar evladından kaçacak Ben ona boşuna tokat attım şimdi benden hesap soracak diye çocuklar bizim diye her şeyi yapabiliriz zannediyoruz mahşer günü boşuna yapılan her şeyden hesap sorulacak çare var mı biri diyecek ki Adem aleyhisselam'a gidelim gidecekler Ben zaten Rabbime yüzyıl af diledim Beni affetti mi bilmiyorum İbrahim aleyhisselam'a gidin İbrahim peygambere gidecekler Ben kutu kırıp suç işledim
    Allah beni affettim bilmiyorum Nuh as'ma gidiyorlar çare bul bize deyince ben kâfir olan oğluma üzüldüm af oldum mu bilmiyorum
    Musa as ben insan öldürdüm boynum bükük derken bir rivayete göre 124 bin peygamber gidilcek.
    Efendimize gidilcek efendimiz secdeye kapanmış Yarabbi şefaat et diyecek başımı kaldırmam diyecek.

    Kime edecek âlimlere mi onlar zaten Allah dostu ,
    Sana bana çürük elmalara şefaat edecek .

    Hz Hüseyin'in şehit edildiği zaman boynunu kopardılar aç ve susuz olduğu halde hem de Yezid'in sarayı'na geldiği zaman bir zalim bir çubuk ile dudaklarını oynatıyor Ve onunla alay ediyordu yaşlı bir sahabe O zalime gelip hem kesip hem oynuyorsunuz Vallahi ben Peygamber efendimizin onu öptüğünü gördüm .

    Vallahi huzura çıkacağız Peygamber efendimiz demeyecek mi bize sizin için taifte taşlanmadim mı ?Kabe'de işkembe atılmadı mı ?dişim kırılmadı mı peki ey ümmetim Bu muydu karşılığı.

    Rabiatül adeviyye hazretleri 1 rekat namaz kılardı her gece Allah için kılardı ve Peygamber efendimiz ümmeti ile övünsün diye Peygamber efendimiz Şeref lensin için bunu yapardı.hepimiz eşimiz için kayınvalide miz için sevdiğimiz bir insan için bir şeyler yapıyoruz peki Allah için Peygamber efendimiz için ne yapıyoruz ? bunların hepsini biliyoruz 1 saat sonra unutuyoruz zihinler dolu irade bize ait değil bunun başka hiçbir açıklaması olamaz en büyük Kur'an bizim elimizdeyken bu kadar sapkınlığa düşüyorsa bunun başka bir açıklaması yok.
    1 TL olan kahveye 20 TL veriyoruz çünkü irade artık bizim elimizde değil.

    Eskiden okunmuş su vardı yobaz mısınız derlerdi al tablet iç kendine gel denilirdi şimdi Japon bilim adamları suyu okumanı keşfini yaptı kuruyan dereleri okuyorlar Çünkü suyun hafızası vardı canlı ve ölü sular , bedenin yüzde 80'e yakını sudur ve su bir şeyleri saklar.

    Aşıların artık iç yüzü ortada şuan bilmediklerimiz var w
    Herkes biliyor 100 bin aile asi reddi yapmış
    Herkes uyandı uyanmayankar da uyansın insAllah
    Şeytanı frekanski tüm muzik ve çalgılar buna uyarli
    1400 sene önce efendimiz çalgı zinaya cagricidr
    İnsan muzik dinlecikce su molekülleri titreşimi çekiyor ve
    Müzikler.bizi yönetiyor


    Nano teknoloji bir bela insan ve organ uretiyorlar
    Deccal ne yapacaktı ? İnsan öldürüp diriltecekdi.

    Gençlere laf geçmiyor , anne çocuğu markete gönderemiyor
    Bir mavi balina çocuğa laf geçiriyor

    Gençler lgbt akiminda bir.ulke ancak böyle feth edilirdi
    Bakın aşılar sebebiyle otizm 48 kadar çoğaldı
    Eskiden otizm yoktu bu bir beyin hasaridir
    Otizm hastalık değil ağır metal yüklü 48 doz aşı vuruyorsun
    Bağışıklık 2 sene de kendine geliyor .
    Her mesele ayete çıkıyor , otizm iki yıl emzirme.ile 2 sene aşının ne manası var beyinler kilitli kimse ilgilenmiyor
    Bağışıklık oluşmuyor sen henüz olusmayan bedene hangi kimyasala yüklüyorsun ?
    Suyu zararlı görüyorsun da o ilaçları nasıl verirsin ?
    Kusma ateş çırpınma hepsi aşıdan ötürü
    Eskiden 8-10 çocuk vardı hastalık yoktu
    Kanlarında birşeyler dolaşıyor maddi manevî zararı var

    İki yaşında geldi48 doz aşıyla
    Biz değişik değiliz asıl fitratimizdayiz
    Ölene kadar.bu fitratra kalmak istiyoruz
    150 sene önce otizm yoktu
    Bu oran 3-1 düşecek
    Bizim canımızı değil imanımızı alıyorlar
    Bu insanlara ne oldu
    bu insanlar bize bir şeyler yedirip içiyorlar bununeğer ayağa kalkamazsak önüne alamayız korkmayn bedir'de 313 kişi vardı




    Alimler bir annenin evde namaz.kilmiyor oluşu o evde beladır
    Terliyorsun gözenek açılıyor Ariel Omo içeriye giriyor

    Aşılar kısırlık yapiyor , yirmi sene önce tüp bebek merkezi yoktu
    Eskiden bı kısır vardı yoktu şimdi her evlenene çocuğun oluyor mu diyoruz hamile olan normal mi tüp mi
    normal mi sezeryan mi diyoruz
    Doğumları dahi elimizden aldılar .
    Allah rasulu taharete dahi karıştırdı
    Bu din kaide ve kural koydu herşeye cima yada..
    Rahim dışardan bir.kabul etmez elime kıymık batsa görmesem şişer iltihap olur patlar dışarı atar
    Rahim içerde tutmaz hicbirsey çocuğu da.dokuz ayy sonra atar
    Tutmadı diyor merkeizlee de ve kadını tutsun diye bağışıklık iptal ediliyor tedavi görmek demek bu , anneye jelatin yükleniyor sığır jelatini değil , aynısı babaya veriliyor birlikte olarak değil , kendini tatmin ediyor bardağa koyuyor mahremiyet denen birşey yok anneye verdikten sonra bebeğe koyuyor
    Nerede besmele nerede hadisler böyle bir döllenme.nu bebek normal bir bebek olur mu ?



    Nasıl insan olacak bunlar bu asrın Musa nasıl olacak epifiz körelmiş frekanslar bozulmuş hepsi aşılardan sonra oluyor insan her şeyi kendi eliyle yapar hem de öyle süslü yapar ki bugün her çocuk astım hastası her çocuk kıllı tüylü annelerde kıl yok gençler niye böyle hormonlarr bozuk
    Birileri kısır her yerde mantar gibi tüp bebek merkezleri birileri tüylü her yerde mantar gibi lazer epilasyon ya insanın ruhu her hücresinden tek tek çıkar sen nasıl o kökleri kurutuyor sun o kağıda imza atarken fiyattan başka bir şeye bakmazlar oysaki kağıda okusalar orada kanser olursanız kemoterapi alamayacağınız yazar bunu kimse okumaz 90 lılar tüp bebek merkezleri ile 2000'liler lazer epilasyonla 2020'den sonra nasıl cinsiyet değiştirme ile meşgul olacaklar

    ilaç firmalarında çok büyük oyunlar dönüyor sana aylık 20.000 lira vereceğim ama bu kadar ilaç satman gerekiyor

    çocuklarınızı yarıştırmayin her çocuk kendine özeldir bırakın zayıf olsun ama sağlıklı olsun Ben aşı olmadım hiç ilaç almadım hazır bez kullanmadım

    Japonlar tüysüzdür doğal soya kullanıyorlar biz hem soya yeriz daha çok tüy çıkar çünkü genetiği değiştirilmiş tir.
    Bebek mamaları kullanmayın içeriklerinde GDO var aşılarda da DNA fetüs hücresi var kız erkek ayrımı olmadan bundan dolayı eşcinsellik yaygın televizyonda gündüz kuşu her kanalda eşcinsellik DNA bozuldu mama bebek bezi İsrail'in ürettiği tüm kimyasalları çekti üzerine anne yumuşatıcı kullandığı bu çocuğun normal olması Allah'ın bir mucizesidir bunca zulme rağmen hala delikanlı ise bu tamamen Allah'ın takdiridir

    Aşı olan çocuklar için aşı detoksları var yapın bunları deccal den Allah'a sığının biz neye güveniyoruz bir Fatiha okumuyoruz her namazdan sonra çocuklarımıza dua etmemiz gerekiyor elbette Allah cevap verecektir korkmayın anneliğinizi çocuklarınıza karşı kullanının annelerin duaları makbuldür

    dikkat dağınıklığına ilaç verilmez o ilaçlar uyuşturucu gibi çocuğu uyuşturur 10 yaşındaki bir çocuğa antidepresan veriyorlar çocuk Durmaz uyuşur mama konusunda diyoruz ki doymuyor mama ile uyuyor karnı doyuyor çocuğumun öyle bir şey yok çocuğun karnı doymuyor tamamen beyni uyuştuğu için Mayıs diyor

    Zara markası ile İsrail mahkemelik oldu onlardan %100 pamuk ürün istediği halde kıyafetlerin iplikleri sentetik olduğu için hepsini geriye gönderip dava açmışlar.

    İmam-ı nebevi riyazüs salihini şerh ederken bir hadisi şerifi şerh edemiyor giyinik çıplaklar anlayamamış nasıl hem giyinik hem çıplak olur Allah'ın mucizesi herhalde demiş ve hadis-i orada bitirmiş .giyinmek çıplaklık iki türlüdür birincisi sentetik ve plastik olan kıyafetler ve şu an tüm tesettür firmaları bu ürünleri kullanıyor istisnalar hariç bu sentetik ve plastik olanlar cinlere göre çıplak hükmünde olanlar 2.normal dar giyenler .
    Peygamber efendimiz hep pamuk keten ve yün giyerdi kadınlara artık olarak ipek verilmiştir. Yahudi her taşın altına girecek...


    29 Aralık Pazar Yağmur İbiç hanımın sohbetinden Umudun Atolyesi olarak notlarım.
    Eksiklerim kusurlarım yazım ve imla hatalarından ötürü kusura bakmayın elimden bu kadar geldi.🖤
    Yazandan Allah razı olsun..
  • Amenerrasulü suresi ne anlatıyor? Amenerrasulü (Amener Resulu) okumanın fazileti ve sırları nelerdir? Amenerrasulü suresi Arapça, Türkçe okunuşu, anlamı ve tefsiri… Amenerrasulü (Amener Resulu) duası ile ilgili hadisler neler? Amenerrasulü ne zaman ve nerede indirilmiştir? Amenerrasulü dinlemek istiyorum (Fatih Çollak Hoca) diyenler ve araştıranlar için hakkında bilinmesi gereken herşey…
    Yatsı namazlarından sonra okunan "Amenerrasulü" duasının fazileti ve sırları, Arapça, Türkçe okunuşu, anlamı, tefsirini sizler için derledik.

    Ebu Umame (r.a.)'den rivayet edildi ki, Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:

    "Dört şey Arşu'r-Rahman'ın altındaki hazineden (Cennet hazinelerinden) indirilmiştir. Bunlar Fatiha-i Şerif, Ayete'l-Kürsi, Sure-i Bakara'nın sonu (Amenerresulü) ve Kevser Suresidir." (El-Mütteki, Kenzu'l Ummal, 1/558)

    “Bakara sûresinin sonunda iki âyet vardır ki, bir gecede okuyana onlar yeter; onu her türlü kötülüklerden korur.” (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’an 10; Müslim, Müsâfirin 255)

    Amenerrasulü Bakara suresinin 285. ve 286. ayetlerinde yer almaktadır. Bu iki âyet “Amener-RasUlü” ismiyle meşhur olmuştur. Peygamberimiz’e Miraç gecesi vahyedilmiştir. (Müslim, İman 279)

    Bakara suresi Mushafta ikinci, nüzûl sıralamasında 87. sûredir, Medine’de nâzil olmuştur. Kur’an’ın en uzun sûresidir. Tamamının bir nüzûl sebebi olmamakla birlikte birçok âyeti için özel iniş sebepleri vardır.

    اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّه۪ وَالْمُؤْمِنُونَۜ كُلٌّ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَكُتُبِه۪ وَرُسُلِه۪ۜ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِه۪۠ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَص۪يرُ لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَاۜ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْۜ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَٓا اِنْ نَس۪ينَٓا اَوْ اَخْطَأْنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَٓا اِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِه۪ۚ وَاعْفُ عَنَّا۠ وَاغْفِرْ لَنَا۠ وَارْحَمْنَا۠ اَنْتَ مَوْلٰينَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ

    AMENERRASULÜ TÜRKÇE YAZILIŞI OKUNUŞU
    Amenerrasulü bi ma ünzile ileyhi mir rabbihi vel mü'minun, küllün amene billahi ve melaiketihi ve kütübihi ve rusülih, la nüferriku beyne ehadim mir rusülih, ve kalu semi'na ve eta'na ğufraneke rabbena ve ileykel masiyr. (Bakara-285)

    La yükellifûllahü nefsen illa vüs'aha, leha ma kesebet ve aleyha mektesebet, rabbena la tüahizna in nesina ev ahta'na, rabbena ve la tahmil aleyna isran kema hameltehu alellezine min kâblinâ, rabbena ve la tuhammilna ma la takate lena bih, va'fü anna, vağfir lena, verhamna, ente mevlane fensurna alel kavmil kafirin. (Bakara-286)

    AMENERRASULÜ ANLAMI
    " Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü'minler de (iman ettiler). Her biri; Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: "Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz." Şöyle de dediler: "İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır."(Bakara-285)
    Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): "Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et." (Bakara-286)

    AMENERRASULÜ OKUMANIN FAZİLETİ VE FAYDALARI
    Bu iki âyet “Âmene’r-Rasûlü” ismiyle meşhur olmuştur. Peygamberimiz’e Miraç gecesi vahyedilmiştir. (Müslim, İman 279) Bunların faziletiyle alakalı olarak Allah Rasûlü (s.a.v.) şöyle buyurur:

    “Bakara sûresinin sonunda iki âyet vardır ki, bir gecede okuyana onlar yeter; onu her türlü kötülüklerden korur.” (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’an 10; Müslim, Müsâfirin 255)

    "Bu iki ayet bir evde üç gece okundu mu artık şeytan o eve yaklaşamaz." (Tirmizî, Sevâbu’l-Kur’ân 4)

    "Peygamber Efendimiz’e (sas) miraçta üç hediye verilmiştir: Beş vakit namaz, Bakara Sûresi’nin son iki ayeti, ümmetinden Allah’a şirk koşmadan ölenlerin büyük günahlarının bağışlanacağı müjdesi." (Müslim, Îman, 279)

    “Allah Teâlâ, Bakara sûresini iki âyetle sona erdirdi ki, bunları bana arşın altındaki bir hazineden verdi. Bunları öğreniniz, kadınlarınıza, çocuklarınıza belletiniz, öğretiniz. Çünkü bunlar hem rahmettir, hem duadır, hem Kur’an’dır.” (Dârimî, Fezâilü’l-Kur’an 14)

    "Dört şey Arşu'r-Rahman'ın altındaki hazineden indirilmiştir. Bunlar Fatiha-i Şerif, Ayete'l-Kürsi, Sure-i Bakara'nın sonu (Amenerresulü) ve Kevser Suresidir." (El-Mütteki, Kenzu'l Ummal, 1/558)

    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Bakara Suresi'nin son iki ayetinin "cennet hazinelerinden", "Arş-ı Âzam'ın altında bulunan hazine"den alınmış olduğunu belirtmiştir.(bkz. İ. Canan, K. Sitte, Muhtasar ve Şerhi, Bakara Suresinin Fazileti Bölümü)

    "Arşın altındaki hazineden" ve "Cennet hazinelerinden" indirilmiş buyrulması bu ayetlerin bereket ve feyzinin çok olduğunu ifade etmektedir.

    Bu ayetleri okuyanlara Cennette mükafatlar verileceğine işarettir.
    Hazine anlamına gelen "kenz" ifadesi, ecir ve mükafat olarak ifade edilmiştir. (İbn Esir, en- Nihaye, HZN md.) Her ibadetin ve duanın bir karşılığı vardır. Bunlar cennette -tabiri caiz ise- depolanır ve sahibi de bu güzelliklere kavuşur. Bundan dolayı hazine denilmiştir.
    Buna göre hadiste geçen surelerin cennette büyük bir ecir ve mükafata vesile olacağı anlatılmıştır.
    Her ayetin elbette bir ecri vardır. Ancak içinde geçen konulardan dolayı bazı ayetler ve sureler diğer ayetlerden ve surelerden daha çok sevaplı olabiliyor. Bunları bize bildiren de Peygamber Efendimiz (asv)'dir.
    AMENERRASULÜ İNİŞ SEBEBİ?
    Bu âyetlerin iniş sebebi olarak şöyle bir rivayet nakledilir:

    Bir önceki “İçinizden geçeni açığa vursanız da, gizleseniz de Allah onun hesabını sizden sorar” (Bakara 2/284) âyeti inince, burada işaret edilen ince mânalar, ilâhî vahyin karşısında gerçekten çok hassas bir gönle

    sahip olan ashâb-ı kirâma pek ağır geldi. Toplanıp Rasûlullah’ın huzuruna vardılar, diz çöktüler: “Ey Allah’ın Rasûlü! Namaz, oruç, cihâd, sadaka gibi gücümüzün yeteceği amellerle sorumlu olduk. Şimdiyse sana bu âyet indirildi. Halbuki bizim buna gücümüz yetmeyecek” dediler.

    Peygamberimiz (s.a.v.) onlara: “Siz de sizden önceki kitap ehli gibi, «İşittik ve isyan ettik» mi demek istiyorsunuz? Bilakis «İşittik, itaat et tik, ey Rabbimiz bizi bağışlamanı isteriz, dönüş ancak sanadır» deyin” buyurdu. Bunu hep birlikte söylemeye başladılar. Söyledikçe dilleri alıştı ve gönülleri yatıştı. O zaman Bakara 285. âyet nâzil oldu. Böylece Allah’a tazarrû ve niyaz ile yalvarıp yakardılar, istiğfar edip Allah’a sığındılar. Bu sebeple bir süre sonra da 286. âyet indirilerek güçlerinin yetmeyeceği ve ellerinde olmayan şeylerden hesaba çekilmeyecekleri bildirilmiş ve endişeleri giderilmiş oldu. (Müslim, İman 199)

    AMENERRASULÜ NASIL İNDİRİLDİ?
    "Bu iki âyet “Âmene’r-Rasûlü” ismiyle meşhur olmuştur. Peygamberimiz’e Miraç gecesi vahyedilmiştir." (Müslim, İman 279)

    Diğer rivayetler şöyle geçmektedir:

    Ayetlerin iniş sıraları hakkındaki rivayetler farklılık gösterebilmektedir. bir rivayette, Bakara Suresi'nin son iki âyeti Cibrîl vasıtasıyla nazil olmamış, Resulullah bunları Mirac gecesinde vasıtasız olarak işitmiştir.

    Bundan dolayı Bakara Sûresi Medine devrinde nazil olmuştur, ancak o takdirde bu iki âyet müstesna olarak daha önce nazil olmuş, demektir. Bununla beraber bir başka rivayette, "Bunlar da Medine'de Cibrîl ile nazil oldu." demişlerdir. (bkz. Elmalılı, Hak Dini Kuran Dili, Bakara Suresi 286. ayetin tefsiri)

    Hasan ve Mücahid ile İbn Sirin'den, bir rivayette de İbnü Abbas'dan naklen anlatıldığına göre, Bakara suresinin bu son iki âyeti Cibrîl vasıtasıyla nazil olmamış, Resulullah bunları Mirac gecesinde vasıtasız olarak işitmiştir

    el-Vahidi de Mukatil b. Süleyman’dan naklen bu son iki ayetin Miraç gecesinde vasıtasız olarak Hz. Peygambere nazil olduğunu belirtmiştir. (bk. Razi, ilgili ayetin tefsiri).

    AMENERRASULÜ TEFSİRİ UZUN
    Bakara 285. "Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti ve mü’minler de iman ettiler. Hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine inandılar da; “O’nun peygamberleri arasında hiçbir ayırım yapmayız” dediler. Sonra da: “İşittik, itaat ettik, ey Rabbimiz bizi bağışlamanı isteriz, dönüşümüz ancak sanadır” diye niyazda bulundular."
    Bu âyetlerin iniş sebebi olarak şöyle bir rivayet nakledilir:

    Bir önceki “İçinizden geçeni açığa vursanız da, gizleseniz de Allah onun hesabını sizden sorar” (Bakara 2/284) âyeti inince, burada işaret edilen ince mânalar, ilâhî vahyin karşısında gerçekten çok hassas bir gönle

    sahip olan ashâb-ı kirâma pek ağır geldi. Toplanıp Rasûlullah’ın huzuruna vardılar, diz çöktüler: “Ey Allah’ın Rasûlü! Namaz, oruç, cihâd, sadaka gibi gücümüzün yeteceği amellerle sorumlu olduk. Şimdiyse sana bu âyet indirildi. Halbuki bizim buna gücümüz yetmeyecek” dediler.

    Peygamberimiz (s.a.v.) onlara: “Siz de sizden önceki kitap ehli gibi, «İşittik ve isyan ettik» mi demek istiyorsunuz? Bilakis «İşittik, itaat et tik, ey Rabbimiz bizi bağışlamanı isteriz, dönüş ancak sanadır» deyin” buyurdu. Bunu hep birlikte söylemeye başladılar. Söyledikçe dilleri alıştı ve gönülleri yatıştı. O zaman Bakara 285. âyet nâzil oldu. Böylece Allah’a tazarrû ve niyaz ile yalvarıp yakardılar, istiğfar edip Allah’a sığındılar. Bu sebeple bir süre sonra da 286. âyet indirilerek güçlerinin yetmeyeceği ve ellerinde olmayan şeylerden hesaba çekilmeyecekleri bildirilmiş ve endişeleri giderilmiş oldu. (Müslim, İman 199)

    Bakara sûresinin ilk beş âyetinde iman esaslarına yer verilmiş, müttaki olmak ve kurtuluşa erebilmek için bunlara inanmanın ve gereğince amel etmenin önemine dikkat çekilmişti. Burada sûre sona erdirilirken tekrar İslâm’ın temelini oluşturan Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman, mü’minlerin ayrılmaz bir vasfı olarak dile getirilir.

    Mü’min olmanın, ayrılmaz şartlarından biri de Allah’ın ve peygamberin emirleri karşısında son derece duyarlı bir gönle sahip olmak, en büyüğünden en küçüğüne kadar bütün tekliflere “işittik ve itaat ettik” diyerek mukabele etmektir. Onlar için isyan ve itaatsizlik olacak şey değildir. İşitme ve itaatte eksik kalan kısımlar için de Allah Teâlâ’dan af ve bağışlanma talep edilecektir.

    Bu bakımdan Allah Teâlâ’nın sonsuz merhamet sahibi olduğunu unutmayın ve ilâhî rahmete erebilmek için âdâbına uygun tarzda Rabbinize şöyle yalvarın:

    Bakara 286. "Allah, kimseyi gücünün yetmeyeceği şeyle sorumlu tutmaz. Herkesin yaptığı iyilik kendi yararına, işlediği günahlar da kendi zararınadır. O mü’minler, niyazlarına şöyle devam etiler: “Rabbimiz! Unutur veya hata edersek bizi cezalandırma! Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme! Rabbimiz! Kaldıramayacağımız şeyleri de bize yükleme! Günahlarımızı affet, bizi bağışla, bize merhamet et! Sen bizim sahibimiz ve yardımcımızsın. Kâfirler gürûhuna karşı bize yardım eyle!”
    Burada yer alan “Allah, kimseyi gücünün yetmeyeceği şeyle sorumlu tutmaz” (Bakara 2/286) ifadesi, Allah Teâlâ’nın kullarını sorumlu tuttuğu dinî emirlerdeki ölçüyü haber vermektedir. Dolayısıyla insanlara güç yetirebilecekleri şeyleri teklif etmek, Allah’ın değişmez bir kanunudur. Bu da Rabbimizin kullara olana rahmet, merhamet ve ihsânının bir göstergesidir. “Allah sizin için kolaylık diler, fakat zorluk dilemez” (Bakara 2/185) âyeti de bu gerçeğe ışık tutmaktadır. Ancak kul, yine de Rabbine niyaz halinde olmalıdır.

    Nitekim Kur’ân-ı Kerîm, zaman zaman mü’minlerin Allah Teâlâ’ya nasıl dua edeceklerini bildirir. Burada da çok mühim dua ve niyaz örnekleri yer almaktadır.

    Bunlardan birincisi: “Rabbimiz! Unutur veya hata edersek bizi cezalandırma!” (Bakara 2/286) duasıdır. Gerçekten de Cenâb-ı Hak, mü’minlerin bu duasını kabul buyurmuş, onlardan unutma ve hata yollu vuku bulan günahları affedeceğini müjdelemiştir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

    “Allah Teâlâ hatâ, unutma ve zorlama sûretiyle işlenen günahlardan dolayı ümmetimi hesaba çekmeyecek, onları bağışlayacaktır.” (İbn Mâce, Talâk 16/2043, 2045)

    İkincisi: “Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme!” (Bakara 2/286) duasıdır. Önceki ümmetlere bir kısım ağır sorumluluklar yüklenmişti. Meselâ yahudiler günde elli vakit namaz kılmak, mallarının dörtte birini vergi vermek, pislik bulaşan elbiseyi kesmek, vatanlarından sürülüp çıkarılmak, birçok konuda hemen idam cezası uygulanmak, tevbe etmek için intiharla yükümlü olmak, bir isyan üzerine hemen ceza verilmek, herhangi bir hata meydana gelirse helâl olan yiyeceklerden bazıları yasak kılınmak gibi hükümlerle sorumlu tutulmuşlardı. (bk. Zemahşerî, el-Keşşâf, I, 159) İşledikleri günahlar sebebiyle de maymun ve hınzıra çevrilmişlerdi. (bk. Bakara 2/65; Mâide 5/60) İşte mü’minler bu gibi sıkıntılardan, zorluklardan korunmalarını niyaz ettiler, Allah Teâlâ da Peygamber Efendimiz’i göndererek fazl u keremiyle bu ağır sorumlulukları ümmet-i Muhammed’den kaldırdı. (bk. A‘râf 7/157)

    Üçüncüsü: “Rabbimiz! Kaldıramayacağımız şeyleri de bize yükleme!” (Bakara 2/286) duasıdır. Yani “Dinî sorumluluk olarak güç yetmez, hiç çekilmez, takat getirilmez, yüklenecek olursa yerine getirilemeyecek, isyan ve itaatsizliğe sevkedecek tekliflerde bulunma! Dünya hayatında ceza olarak gelen, bizi mahv ve helâk eden, takat yetişmez musibetler, belalar ve sevdâlar altında bizi inletme!” demektir. Bir tevcihe göre, bir önceki dua ile yerine getirilmesi zor olan sorumluluklardan Allah’a sığınılırken, bu dua ile de güç yetirmek zor olan cezalardan Allah’a sığınılmak istenmiştir. Çünkü güç yetmeyecek zor işlerle mükellef tutulan kişilerin, kusur işlemekten tamâmen uzak durmaları ve cezaya uğramamaları oldukça zordur.

    Dördüncüsü ise: “Günahlarımızı affet, bizi bağışla, bize merhamet et! Sen bizim sahibimiz ve yardımcımızsın. Kâfirler gürûhuna karşı bize yardım eyle!” (Bakara 2/286) duasıdır. “Affet” niyazı, günahların silinmesini, yok edilmesini ve bunlarla sorguya çekilmemeyi istemektir. Her ne kadar işlenen günahlar, Allah’ın ilminde belli ve sâbit olsa da, Cenâb-ı Hak isterse onların kullara yönelik sonuçlarını silebilir ve onları bu günahlar sebebiyle cezalandırmayabilir. “Mağfiret” niyazı ise günahların açığa vurulmamasını talep etmektir. Allah Teâlâ yapılan bir günahın cezasından vazgeçebilir ama, onu açıklamaktan ve ortaya dökmekten vazgeçmeyebilir. İşte mü’minler Allah’tan hem günahlarının affını, hem de bunların gizlenmesini istemekle emrolunmuşlardır. Ancak bu şekilde halleri gizli kalabilir ve rezil olmaktan kurtulabilirler.

    Kaynak: Tefsir (Prof. Dr. Ömer Çelik, Dr. Öğr. Üyesi Adem Ergül) - Kuran-ı Kerim Görsel, Metin Meal (Diyanet, İslam ve İhsan) - Videolar (İlamtv)
  • İSTİĞFAR DUASI ARAPÇA OKUNUŞU (Tevbe)

    “Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullahe’l-azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüve’l-hayyü’l-kayyûmü ve etûbü ileyhi, tevbete abdin zâlimin li-nefsihî, lâ yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ. Ve es-elühü’t-tevbete ve’l-mağfirete ve’l-hidâyete lenâ, innehû, hüve’t-tevvâbü’r-rahîm.”

    İSTİĞFAR DUASI TÜRKÇE OKUNUŞU VE ANLAMI

    “Ya rabbi! Bu ana gelinceye kadar benim elimden, dilimden, gözümden, kulağımdan, ayağımdan ve bilerek veya bilmeyerek meydana gelen bütün günah ve hatalarıma karşı tövbe ettim, pişman oldum. Küfür, şirk, isyan, günah ve kusur her ne türlü hâl vaki oldu ise, cümlesine tövbe ettim, pişmanlık duydum. Bir daha yapmamaya azm-ü cezm-ü kast ettim. Sen bu tövbemi kabul eyle. Nefsime uyup, şeytana tabi olup da aynı günah ve kusurları bir daha tekrar etmeme imkan verme, Yâ Rabbi. Bir daha iman ve ikrar ediyorum ki, Peygamberlerin evveli Âdem Aleyhisselâm, ahiri ise Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm, bu ikisi arasında her ne kadar peygamber gelip geçtiyse, Bunların cümlesine inandım, iman ettim, hepsi de haktır ve gerçektir. Bütün peygamberlere, onlara gönderilmiş olan İlâhi kitaplara ve içindeki emirlere şeksiz ve şüphesiz iman ettim, dilimle ikrar, kalbimle tasdik ediyorum ve yine iman ve ikrar ediyorum ki en son kitap Kur’ân-ı Azimüşşân ve en son Peygamber de Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm’dır.”

    İSTİĞFAR DUASININ ARDINDAN AMENTÜ DUASI OKUNUR

    “Amentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve Rusulihi ve’l-yevmi’l-âhiri ve bi’l-kaderi, hayrihî ve şerrihî minellâhi teâlâ ve’l-bâsü bade’l-mevt. Hakkun, eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh.”

    Tevbe duası ile ilgili Hadis-i şerifte buyuruldu ki: Tevbe, günahtan sonra o günahı bir daha yapmamaktır. (İ.Ahmed)

    Tevbeyi geciktirmek de büyük günahtır. Bunun için de, ayrıca tevbe etmek gerekir. (Allahü teâlâ, tevbe edenleri sever.) (Bekara 222)

    İstigfarın fazileti çok fazladır. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: İstiğfar okuyunuz! İmdadınıza yetişirim. (Hud 52)

    İstigfar eden, günde 70 defa aynı günahı işlese ısrar etmiş sayılmaz. (Tirmizi)

    BİRİNCİ DUA

    Okunuşu: Sübhanekallahümme ve bi hamdik, Allahümmağfirli inneke ente't-tavvabü'r-rahim.

    Anlamı: Allah'ım! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Sana hamdederim. Allah'ım! Beni bağışla. Kuşkusuz Sen tevbeleri kabul eden ve pek merhametli olansın. (Buhari)

    İKİNCİ DUA

    Okunuşu: Allahümmağfir li hatieti ve cehli ve israfi fi emri ve ma ente a'lemü bihi minni Allahümmağfir li ciddi ve hezli ve hata'i ve amdi ve küllü zalike ındi. Allahümmağfir li ma kaddemtü ve ma ahhartü ve ma esrartü ve ma a'lentü ve ma ente a'lemü bihi mini ente'lmukaddimü ve ente'l-muahhiru ve ente ala külli şey'in kadir.

    Anlamı: İlahi! Hatalarımı, bilgisizliğimi, işlerimdeki israfımı, Senin benden daha iyi bildiğin kusurlarımı bağışla! Allah'ım! Ciddi halimi, şakamı, hatamı, kasıtlı davranışlarımı bağışla. Bu kusurların hepsi bende var. İlahi! Önden gönderdiğim, önceden yaptığım ve sonraya bıraktığım, sonradan yapabileceğim gizli ve açıktan işlediğim ve Senin benden daha iyi bildiğin kusurlarımı bağışla. Çünkü Sensin ileri götüren, Sensin geri bırakan, Sensin her şeye gücü yeten! (Buhari, Müslim)

    ÜÇÜNCÜ DUA

    Okunuşu: Estağfirullahe'l-azimellezi la ilahe illa hüve'lhayyu'l-kayyume ve etübü ileyh.

    Anlamı: Hayy ve Kayyum olup kendisinden başka ilah bulunmayan yüce Allah'tan mağfiret dilerim, O'na tevbe ederim.

    DÖRDÜNCÜ DUA

    Okunuşu: Rabbiğfirli ve tüb aleyye inneke ente'ttevabbü'r-rahim.

    Anlamı: Rabbim beni bağışla ve tevbemi kabul et. Hakikat, Sen tevbeleri çok kabul eden ve esirgeyensin.

    BEŞİNCİ DUA

    Okunuşu: Sübhanallahi ve bi hamdihi sübhannallahi'lazimi estağfirullahe'l- azime ve etübü ileyh.

    Anlamı: Azim olan Allah'ı tesbih ve O'na hamd ederim. Azim olan Allah'a istiğfar eder, O'na tevbe ederim.

    ALTINCI DUA

    Okunuşu: Estağfirullahe innehu kane gaffara.

    Anlamı: Allah'tan af diliyorum. Çünkü Allah bolca bağışlayıcıdır.

    YEDİNCİ DUA

    Okunuşu: Esteğfirullahe innehu kane tevvaba.

    Anlamı: Allah'tan af talep ediyorum. Çünkü Allah bolca tevbeleri kabul edendir.

    SEKİZİNCİ DUA

    Okunuşu:Rabbiğfir verham ve ente hayru'r-rahimin.

    Anlamı: Ya Rabbi! Affet, rahmet et, zira Sen rahmet edenlerin en hayırlısısın.

    DOKUZUNCU DUA

    Okunuşu: Fağfir lena verhamna ve ente hayru'l-ğafirin.

    Anlamı: "Bizi affet, bize mağfiret gönder. Zira Sen affedenlerin en hayırlısısın."

    ONUNCU DUA

    Okunuşu: Allahümme ente Rabbi la ilahe illa ente halakteni ve ene abdüke ve ene ala ahdike ve va'dike mesteta'tü euzü bike min şerri ma sana'tü ebuu leke bini'metike ve aleyye ve ebuu bi zenbi fağfirli zünubi fe innehu la yağfiru'z- zünube illa ente ya erhamerrahimin.

    Anlamı: Allah'ım! Sen Rabbimsin. Senden başka ilah yoktur. Beni Sen yarattın. Ben Senin kulunum, gücüm yettiğince ahdin ve va'din üzerindeyim. Yaptığım kötülüklerden Sana sığınırım. Üzerimdeki nimetlerini itiraf ve günahlarımı ikrar ederim. Beni affet, çünkü günahları ancak sen affedersin. Ey merhametlilerin en merhametlisi.