• Benim kitabımda baskı hatası vardı.Şöyle ki 65.sayfaya kadar güzelce okumuştum sonra fark ettim 65. sayfadan 80.sayfaya kadar 10 sayfa eksik vardı.Kitap yurdundan bir yıl önce almama rağmen (normalde 90 günden sonra değişim olmuyormuş) rica ettiğimde değişim yaptılar.Kitabı beklerken başka kitaplar okumaya başladım.
    Kitabın konusu tam anlamıyla koku.Kokulara tutkun bir adamın jean Baptiste jean Grenouille'nın hikayesi.Onun dünyası kokular dünyası,hisleri de kokular üzerine.Kokular üzerinde olağanüstü yeteneği olup kendi insana has kokusu olmayan bir adam Granouille.Sevgi,aşk,merhamat,hüzün gibi
    İnsani duygular taşımıyor .İnsanlardan pek hoşlanmıyor ve mümkün olduğunca onlardan uzak duruyor.Sadece doğuştan gelen bu yeteneğini biraz geliştirmek ve kokular ile ilgili kendini geliştirmek için parfüm ustalarının yanında onlardan daha yetenekli olduğunu bildiği halde belli etmeden çıraklık yapıyor.Parfüm ustalarının ölçülerle,deneylerle elde ettikleri o doğuştan gelen yeteneği sayesinde burun kararı diyeyim ben ona karar verebiliyor.Granoulille istediği kokuyu elde etmek için cinayet işlemekten bile çekinmiyor.Peki onun motivasyonu ne ?Seçtiği hedeflerin kokularla ilgisi ne okumayı size bırakıyorum.
    Bu kitabı bitirdiğinizde kokular hakkında oldukça bilgi sahibi olacaksınız ve istemeden algıda seçiciliğiniz olacak.Mesela kokuların nasıl elde edildiği,birtakım koku elde edilen çiçek adı ve kokuların piskolojik yönü.Kitabın sonu oldukça ilginç geldi bana.Biraz ters köşe yapıyor.
    Okumaya değer bir kitap lakin benim kitaptan koptuğum zamanlar oldu malum talihsizlikten olabilir.birkaç sayfada çok sıkıldım ama genelde akıcıydı diyebilirim.Sonunda kokuları sevgiye bağlama mesajını çok yüzeysel buldum ama farklı son olduğu için tolere edebilirim.kaliteli kitap kategorime girer
    tavsiye ederim.Keyifli okumalar dilerim..
  • Bitmiyor geceler
    Geçmiyor günler
    Adı aşk bu eziyetin
  • Kitapla ilgili bilgiler bulunabilir.
    Kırık Bir Aşk Hikayesi
    Misafirlerin gidip sadece Sergey Nikolayeviç, Vladimir Petroviç ve ev sahibinin kaldığı bir evde basit bir soruyla başlar her şey.
    "Hadi ilk aşklarımızı anlatalım..."
    Ev sahibi ve Sergey Nikolayeviç'in sıradan aşk hikayelerinden sonra mikrofuna eline alan Vladimir Petroviç'in hüzünlü aşk hikayesini anlatır bize Turgenyev bu uzun öyküde.
    Aslında Petroviç hikaye anlatma becerisi olmadığını söyleyip yazarak daha iyi ifade edeceğini teklif eder ve 15 gün sonra buluştuklarında yazdıklarını takdim eder. Ve böylece başlar bu öykü.
    İlk aşk, ilk heyecan herkes yaşamıştır bunu. Kimi hatırlar, unutmaz bir ömür boyu. Kiminin de hafızasında yer bile işgal etmez. Unutulup gitmiştir kör olasıca bellekten.
    16 yaşındaki Vladimir Petroviç'in ilk aşkı ve ilk yazgısının (belki de son) adı da 21 yaşındaki Prenses Zinaida Aleksandrova. Komşu olarak taşınırlar bizim oğlanın evlerinin oraya. Diyeceksin ki prensesin ne işi var orada. Eskiden varsıllarmış canım, sonradan tuş olmuşlar işte. Hikaye nasıl olsun.

    Genç, kibirli, güzel prensese hayranlık ile başlayan süreç günden günden tutkulu bir aşka dönüşür. Prenses hazretlerine sadece bizim oğlan aşık olmaz. Prensesin evinden çıkmak bilmeyen Kont Malevski, Doktor Luşin, Şair Maydanov, emekli kaptan Nirmatski, asker Byelovzorov ve bizim oğlanın babası da tav olur 21 yaşındaki prensese. Ev bildiğin Şampiyonlar Ligi, kurtlar sofrası. Prenseste kaprisleriyle, kibiriyle hepsini sıkıcı hayatında eğlence olarak görmeye başlar. 16 yaşındaki masum, saf duyguları kimin umrunda?
    Velhasıl kelam bizim oğlanın kara sevdası hayat ile olan bağlantılarını kopartır. Severek yaptığı ata binmeleri, yürüyüşleri yapmaz. Üniversite sınavlarına girmek için ders çalışmalarını yarıda bırakır. Artık gecesinde, gündüzünde, düşlerinde bir tek kişi vardır. Prenses Zinaida Aleksandrovna...
    Ve hayatta çoğu şeyin yolunda gitmediği gibi burda da her şey yolunda gitmez. Bizim eleman, büyük saygı duyduğu, annesinden daha yakın bulduğu babasının prensesle olan gönül macerasını öğrenir ve Cahit Berkay'ın Kırık Bir Aşk Hikayesi adlı fon müziği devreye girer.

    https://www.youtube.com/watch?v=BEr5ww63iyM

    Derken seneler geçer, evler taşınır, semtler değişir. Baba kalpten ölür ve oğluna bir mektup kalır: "Oğlum, kadınların aşkına dikkat et; ondan sakın, o yavaş zehirden."
    Genç prensese ne mi olur? Kimseye yar olmaz, kara toprak hariç!
    "Ölüm haberini duydum merhametsiz ağızlardan,
    Kıpırdamadan, dinledim."

    dizeleri dökülür dilinden.

    Ve ilk aşk, ilk heyecan, ilk keder, ilk sevinç, ilk tutkunun sona ermesi ya da bir ömür boyu akıldan çıkmaması, acının vücuda nüfuz etmesi. Artık hangisi size uyarsa...
    Kitaptan bir pasaj
    "Ah gençlik! Gençlik! Pervasızca, umursamadan gidiyorsun kendi yolunda - dünyanın bütün hazineleri seninmiş gibi; keder bile seni umutlandırıyor, acı bile alnına çok güzel oturuyor. Öz güvenli ve küstahsın ve "Sadece ben canlıyım, bakın!" diyorsun. Kendi günlerin hızla uçup, hiçbir iz bırakmadan yok olur ve içindeki her şey güneşin altında eriyip giderken bile mum gibi... kar gibi... ve belki de senin sihrinin bütün sırrı istediğin her şeyi yapabilme gücünde değil, yapmayacağın hiçbir şey olmadığını düşünme gücünde gizli. Rüzgarlara saçtığın bu, herhangi bir amaç için asla kullanmayacağın hediyeler. Her birimiz, hediyeler konusunda çok savurgan olduğuna inanmışız - şöyle haykırmaya hakkı olduğuna: "Oh, neler yaşamadım, keşke zamanımı boşa harcamasaydım."
    Kitap çok akıcı ve 100 sayfadan ibaret. Kendinizi hemen olayın içinde buluyorsunuz. Bordo Siyah yayınlarından okumayın da nereden okursanız okuyun. İmla ve noktalama işaretlerine hak getire. Okumak isteyenlere keyifli okumalar dilerim.
  • Şu ana kadar ilkokuldaki cinalilerden başlayarak 400 küsür kitap okumuşum.
    FAVORİ ROMANLARIM (Unutamadıklarım)
    1-Suç ve Ceza ( Dostoyevski)
    2-karamazov Kardeşler (Dostoyevski)
    3-Madam Bovary (Flaubert)
    4-İki şehrin Hiayesi (C.Dickens)
    5-Cesur yeni dünya (A.Huxley)
    6-Nietczhe ağladığında (I.Yalom)
    7-Yabancı (A.Camus)
    8-Bugünü yaşama arzusu (I.Yalom)
    9-Kırmızı ve siyah (Syendhal)
    10-Şibumi (Travenian)
    11-Dublinliler (J.Joyce)
    12-Gülün adı (Umberto eco)
    13-Ana (S.P.Sbuck) Nobel
    14-Yalnızlık Dolambacı (Octavia Paz)
    15-Gençlik güzel şey (Herman hesse)
    16- Sana gül bahçesi vadetmedim
    17- Masumiyet müzesi (O.Pamuk)
    18- benim Adım kırmızı
    19-Sessiz ev (O.Pamuk)
    20- Yaban (Y. K. Kara...)
    21-Yaşarken ve ölürken (Selim ileri)
    22-Kılıç yarası gibi (Ahmret altan)
    23-İsyan günlerinde aşk( A. Altan)
    24. Bir Dinazorun anıları (Mina Urgan)
    25-Kar (O.Pamuk)
    26-Pinhan (Elif Şafak)
    27-Babalar ve Oğulaar (Turganyev)
    28- Kara Kitap (O.Pamuk)
  • Kitabı bitirmenin hüznünü ve başka bir kitaba başlamanın heyecanını yaşarken bir an önce fikrimi beyan edip acizane düşüncemi paylaşmak istedim.Kitap ne kadar aşk romanı gibi gözüksede o dönemin tarihini bize yaşatıyor okadar sürükleyici ve akıcı bir eser olduğunu söylemeliyim , iyi bir okur iki günde bitire bileceği bir kitap . Kitapda ikinci dünya savaşı sırasında Türkiye'nin bir yandan Ingiltere bir yandan Almanyanin baskılarına ragmen tarafsız kalmaya çalımasını aynı zamanda cumhuriyetin getirdiği yeniliklerle insanların hayatlarının , kıyafetlerinin , yemek içmekten tutunda dini konulara kadar kültürünün ne denli değiştiğini, bu değşimin insanlar üzerinde olumlu ve olumsuz etkenlerini çok ayrıntılı bir şekilde anlatıyor .Bu roman gerçek bir yaşam. Öyküsü olmasa dahi ozmanın nazilerin gerçek yüzünü şeffaf bir şekilde bize yansıtıyor .Almanya'nın Fransa işgali ve o dönemki yahudilere sokak ortasında sünnet kontrolü yapıp yaka paça çalışma kamplarına götürmesini anlatıyor .Çalışma kampları dedimse de sonucu ölümle sonuçlanan bağzı insanların sabuna çevrildiği bağzılarının kurşuna dizildiği yada daha farklı şekilde öldürülen sadece yahudi oldukları için ölüme sürüklenen o masum insanların öyküsünü anlatıyor . O dönemin Türk diplomatları yahudi olup Türkiye ile azda olsa bir bağlantısı olan bu zavallı insanları kurtarma çabasını anlatıyor .NEFES NEFESE. Adı gibi nefesinizi tutup okuyacağınız bir kitap
  • Karşılıksız Aşk Üzerine-Cemal Süreya

    Biliyorum sana giden yollar kapalı
    Üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni

    Ne kadar yakından ve arada uçurum;
    İnsanlar, evler, aramızda duvar gibi

    Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
    Yalnız seni, yalnız senin gözlerini

    Sen bayan nihayet, sen ölümüm kalımım
    Ben artık adam olmam bu derde düşeli

    Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
    Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

    Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
    Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

    Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda; Hangi şarkıyı duysam, bizim için söylenmiş sanki

    Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
    Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

    Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
    Bağışla tekrarlanmaz bir daha hiçbiri

    Raslaşmamak için elimden geleni yaparım
    Bu böyle pek de kolay değil gerçi..

    Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
    Bunun verdiği mutluluk da az değil ki

    Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
    Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

    İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
    Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

    Bir gece yarısı yazıyorum bu mektubu
    Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri
  • Bugün gözlerin yıldızlara kayarsa,
    Bir dilek tut ikimizin adına.
    Belki yeniden buluşuruz bir tarihte,
    Herhangi bir sokakta,
    Bugün gülümse oralardan bana.
    Anlarım kuşların halinden,
    Bulutlar anlatır seni bana.
    Bugün bir şiir yaz ikimizin adına,
    Adı "aşk" olsun.
    Üfle sözlerini rüzgâra,
    Deniz anlatır bana.
    Hem sana,
    Hem bana "aşk olsun!"

    Seçil OĞUZ