• Ah bu para, adı batasıca para!
  • Dünya beni sevmemiş,
    Çok da umurumda!
    Çok güzel kadınlar varmış.
    Canları cehenneme!
    Şu arsız bünyedeki şehvet olmasa
    Kaç para eder ki o boyalı suratlar?
    Nefret ediyorum kendimden
    Ve tüm şairlerden.
    Hepsi yalancı
    En çok da ben.
    Adı batasıca Dünya
    Sana da yazıklar olsun, bana da!

    Hiç kimseyi senin kadar sevmedim
    Aslında senden başka hiç kimseyi sevmedim.
    Bir kendimi sevdim, aşağılık olmadığım zamanlarda
    Bir de seni seven yüreğimin şefkatli sıcağını.
    Seni birkaç kere
    Kendimi sayısız kere aldattım.
    Sen zincire vururken yaşamaya dair ne varsa bende
    Sevmekten kaçtım.
    Kaçtım da nereye kadar(?)!
    Yıldızlar kadar uzaklaştım sandığım anda
    Hiç kuşkusuz, avuçlarındaydım.

    Ne işin var benle kadın!
    Git yoluna, git benden.
    Çek ellerini yüreğimden
    Çek git, -ki; daha çekme!
    Hüzün var bakracımda
    Sen su vereceğim sandığında
    Yeni sancılar dolacak bardağına
    Çek git artık, yoksa ben gideceğim.
    Doğrudur bencilim.
    Doğrudur senin değerini hiç bilemedim.
    Bileceğim de yok!

    Sana sevda mı yok güzeler güzeli(?)!
    Ne yapacaksın böyle kirli bir adamı?
    Beni temizlemeye okyanus yetmez,
    Sevda kir çıkarır mı?
    Boğuluyorum düşündükçe
    Sen cennetin en üst katındaki bir huri
    Ben yolunu kaybetmiş bir zebani
    Sende sevecek çok şey var da
    Sen nasıl sevebildin ki beni(?)!

    Seni terk edeceğim…
    Kurtaracağım seni kendimden
    Önce lanetler yağdıracaksın
    Ama sonra alışacaksın
    Kurtulacaksın benden.
    Sen bana ceza kesemedin
    Ama bak ben kendi ipimi çekiyorum
    Bu satırları hiç görmeyeceksin
    Neden gittiğimi bilmeyeceksin
    Belki bir daha hiç sevmeyeceksin
    Madem böyle yanlış bir adamı seveceksin
    Hiç sevme zaten!
  • "Aklımdakini serbestçe dile dökmeme izin verirsen Bay Scott, bence sen adı batasıca bir ahmaksın ve tam on yedi yerinden belanı bulacaksın."
  • Tekrar selam beybisiler .. Sahaftan topluca aldığım Yaşar Kemal kitaplarını yavaş yavaş hatmetmekle geçiyor günlerim bu sıralar işyerinde Çankırı ve Çorumlular rahat verdiği müddetçe... Bugün kısa diyerek elime aldığım bu kitabıyla bir başka darbe daha yedim Yaşar Kemal' den.. Siyasi tarih ve tarih üzerine okuduğum yıllarımı sorgulatır oldu bu sene bana Cengiz Aytmatov , Cengiz Dağcı ve Yaşar Kemal .. Umarım ömür yeter de külliyatı okuyup çaktırırız tabutumuza çivileri .. Fazla zamanınızı almayayım diyorum .. Lafı dolandırmadan konuya giriyorum ..

    Bugün bu kitabı bitirdikten sonra Yaşar Kemal' in hayatına da bakayım dedim .. Bir 50 60 sayfa kadar da onu okudum .. Çocukluk , yani ortaokul yıllarına kadar geldim .. Ve bu kitabıyla örtüşen bazı noktalar gözüme çarptı .. Sizler de bilin istiyorum .. Okursanız ne ala .. OKUMAYANIN EVİNE BOMBA DÜŞE ..

    Yaşar Kemal, 1915 ' te Rusya' nın Osmanlıyı püskürtmesiyle yerinden yurdundan olan bir aileden geliyor .. Önce Van' a ordan türlü türlü yerleri geçip , çöller aşıp Çukurova' ya kadar geliyorlar .. Yolda geçirilen türlü badireleri buraya yazsam ne ben de derman kalır, ne sizin gözünüzde yaş .. İnanılmaz zorluklarla yerleşiyorlar Çukurova' ya .. Bilenler biliyordur da bilmeyenler için söyleyeyim , bu adamın işi gücü Çukurova..Malzemesi kırsal yaşam , çimentosu ezilen köylü - işçiler ve yaşamları , çektikleri sıkıntılar , halkın cehaleti ve uygulanan akla mantığa uymayan örf ve adetler ..Biliyorum çok "ve" kullandım .. Atlatıcaz bunları da yaza yaza =)) (Bu örf ve adetler + cehalet kısmını sağ cebine koy ilerde lazım olacak .. ) Payı da paydası da hep ezilen kesim..Bunu da hiç dolandırmadan , "Sonradan ben SOSYALİST savaşıma girdiğimde hiçbir kasaba soylusu , zengini benimle konuşmazken ... " diyerek açık açık belirtiyor verdiği röportajında .. Saflar belirlenmiş yani sizin anlayacağınız tee o dönemden .. Bu kısa ama içi baya zehir zemberekle sıvanmış öyküyü okurken birşeyi daha fark ediyorsunuz ki bu ADAMdaki betimleme ve hayal gücünün ucu bucağı yok.. Nükleer reaktör gibi .. Her satırı , satırdaki her nesneyi öyle güzel işlemiş , öyle güzel tasvirini yapıp önünüze koymuş ki film gibi akıyor okurken anlatılanlar.. Bir ara ÖREN BAYAN LOGOSUNA dönüştüm mü acaba diyip aynaya baksam mı diye durup düşünesim geldi.. Oya gibi işliyorsunuz .. Kitap okumak denmez buna .. O kadar diyim sen anla canım kardeşim .. Anlatım demeyim ama cümle yapısı itibari ile tam olarak kendisi ile henüz ileri düzeyde haşır neşir olamadık .. Alışma safhasındayız..Ama bu bile yetti... Hem de BAYA BAYA !! Bu kopukluk , kullandığı yöre ağzından kaynaklanmıyor pek tabii.. Çünkü Fakir Baykurt' tan şive ve ağız yapılarına , Aziz Nesin' den de o dönem yazarlarının kullandığı kelimelere aşinayım .. Nasıl ki Fakir Baykurt ve Kemal Tahir diyalogların , Aziz Nesin abzürtlüklerin ve yapılan ince göndermelerin , iğnelemelerin , Sabahattin Ali de o dönemin aynasıysa ,Yaşar Kemal de betimlemelerin şahı benim gözümde .. Sevenleri kızar mı bilmem ama bunu bir yergi cümlesi olarak almasınlar mümkünse .. Ben bazı yerlerde Sabahattin Ali etkisini baya baya hissettim .. Zaten kendisi de " Ben KUYUCAKLI YUSUF okumasaydım , Teneke ' yi yazamazdım da demiş .. Ulan kısa yazam dedim yine bir dünya yazmışız ..

    DİKKAT SPOILER LI ALAN!

    Kısa keselim ve kitaba gelelim .. İlk kez okuyacaklar bu ne biçim inceleme diyebilirler ... İncelemelerimde normalde spoiler vermem .. Güle oynaya okur bitiririz .. Lakin bu incelemede mecburen spoiler veriyorum .. Bağlayacağım nokta itibari ile vermek zorundayım .. Zaten kitabın arka kapağında yazmışlar çatır çutur ama yine de taksiratımız affoluna..

    Biliyorsunuz ki halkımızın bugüne dek başındaki en büyük baş belası CEHALET ve buna bağlı olarak toplumumuzun , özellikle kırsal bölgelerimizde yaşayan halkımızın genlerine kodlanmış , artık yaşamlarımızın bir parçası olmuş örf ve adetler .. Şimdi kalkıp Türk dediğin ananesi ile yaşar kıvamında yorumlar etmeyesiniz diye örnek de veriyorum .. Misal kan davası ..Misal kız kaçırma !! Kitap bu iki adı batasıca olgunun etrafında şekilleniyor .. Doğuya gitmeye gerek yok .. İç anadoluya gidin .. HALEN DAHA evleneceği kişinin kararını kendisi veremeyen genç insanlar göreceksiniz .. Birbirlerini nikahta gören ve buna görücü usülü diyen insanlar var bu ülkede hala .. Hiç sevmediği insanlarla yaşayıp , hiç sevmediği insanlardan çocuk sahibi olup , hayatını doğmuş çocuğuna adamış , kocasının kölesi olan insanlar var halen .. Kitabımızın başlıca iki kahramanı işte bu saydığım şahıslardan .. Esme isimli bir ana ve oğlu .. Ve sonrasında yaşananlarla olayın bir kan davasına evrilmesi anlatılanlar .. Olay öyle bir raddeye geliyor ki artık köy halkı bu oğlana ÖZ ANASINI öldürtüyor .. Bu bağlamda , bu romanı bir TURKISH Kırmızı Pazartesi DİYE ADLANDIRSAM sanırım cuk oturur.. Çünkü söz konusu köyde bu cinayetin işleneceğini köylüleri geçtim ,öldürülecek kadını da geçtim , horoz ve tavuk ahalisinden kelli kümes eşrafı dahi biliyor .. İŞTE BU ROMANDA ÖYLE BİR CEHALET , ÖYLE BİR YOZLAŞMIŞLIK , ÖYLESİNE BİR YOLDAN ÇIKMIŞ İNSANOĞLU okuyacaksınız ..

    İnceleme burada bitti bitmesine ama biz bu dramı bir yerden daha biliyoruz ..STAR WARS FANLARI TOPLAŞIN!!!! =)) Tam olarak bu şartlar altında oluşmasa da biz bu yoldan çıkmışlığı, Galaksiyi titreten ve esiri olduğu nefreti ile canından çok sevdiği Padme' yi ölüme yollayan DARTH VADER 'dan da biliyoruz ... Kitabı bitirince geçenlerde çevirdiğim bir alıntı geldi direkt aklıma .. Buyrun okuyun ..

    Not : Kitabı okuyup , YILANI ÖLDÜRENLER çok daha iyi anlamlandıracaklardır aşağıda geçen metaforları ..

    Karanlık CÖMERTTİR... Sunduğu İLK hediye "gizliliktir" : gerçek yüzlerimiz tenimizin altındaki karanlıkta saklanır, gerçek kalplerimizse daha derinlerdeki gölgelerde.Ama en büyük sırrımız GİZLİ DOĞRULARIMIZI korumaktan değil, diğerlerinin doğruları BİZDEN SAKLAMASINDAN kaynaklanır.

    KARANLIK BİZİ , BİLMEYE CÜRET EDEMEYECEĞİMİZ ŞEYLERDEN KORUR.

    İkinci hediyesi rahatlatıcı yanılsamadır ..Gecenin kucağındaki hoş rüyaların gevşekliği , günün haşin ışığının geri çevirdiği hayal gücünün güzelliği...Ama en büyük tesellisi , karanlığın geçici olduğu yönündeki yanılsamadır: her gecenin sonunda yeni bir gün doğar.Aslında GEÇİCİ olan gündüzdür. Gündüz bir yanılsamadır.

    Üçüncü hediyesi ışığın kendisidir: günler kendilerini bölen gecelerle , yıldızlar da içinde devindikleri sonsuz siyahlıkla tanımlanırken , KARANLIK IŞIĞI KUCAKLAR.Onu kendi benliğinin merkezinden çekip çıkarır .Işığın her zaferinde asıl kazanan KARANLIKTIR.

    Karanlık CÖMERT ve SABIRLIDIR..ADALETİN İÇİNE ACIMASIZLIK TOHUMLARINI EKEN, MERHAMETİN İÇİNE HORGÖRÜ VE NEFRET DAMARLARINI SIZDIRAN ve sevgiyi şüphe tanecikleri ile ZEHİRLEYEN şey , KARANLIKTIR .Karanlık SABIRLIDIR.Çünkü en ufak bir yağmur damlası bu tohumların filizlenmesine neden olacaktır.Karanlık sabrını korur ve tohumlar filizlenir, çünkü onların büyüdüğü toprak , üzerlerini örten bulutlar, onlara ışık veren yıldızların ardında bekleyen karanlıktır...Karanlığın sabrı sonsuzdur . Eninde sonunda, "YILDIZLAR DAHİ SÖNER."

    Karanlık CÖMERTTİR ,SABIRLIDIR ve her zaman GALİP GELENDİR: HER ZAMAN GALİP GELİR çünkü HER YERDEDİR..Şöminende yanan odunun içinde ve ateşin üstünde kaynayan suyun içindedir ; sandalyenin ve masanın ayağının , yatağının üstündeki çarşafların altındadır..Gün ortasında güneş altında yürürken kendi ayaklarına tutunan karanlık seninle birliktedir.EN KARANLIK GÖLGEYİ, EN PARLAK IŞIK DÜŞÜRÜR..

    Gelgelelim karanlık CÖMERTTİR, SABIRLIDIR ve her zaman GALİP GELİR "ama" gücünün yüreğinde zayıflığı yatar ...Onu durdurmak için tek bir mum yeterlidir. Sevgi bir mumdan fazlası demektir ve sevgi , yıldızları yeniden alevlendirebilir..

    İşte böyle KOKOCAMBOLAR .. DEMEK Kİ NEYMİŞ ? Star Wars elinde lazer tabancası, efenime söyliyeyim FLORASANLARLA (HAY BUNU BANA DİYEN DİLİN KOPSUN SENİN BEAA!!) ile cenk eyleyen zibidileri anlatmıyormuş ..

    KARANLIĞA SELAM OLSUN !!

    Geçen biri soruyordu bu ışın kılıcı renklerinin manası ne diye .. Yeri geldi cevaplayayım ..

    MOR : Bilgelik
    Yesil : Çeviklik
    Kirmizi : Öfke
    Sarı : HASRET !!!! BEĞENEMEDİN Mİ?!?! =))

    Esen kalın İŞSİZ KALIN !!!
  • İstemiyorum artık seni. Sen benim hayallerimin katilisin. Bıktım senin için gözyaşı dökmekten..
    Çok mu çirkinim şerefsiz!
    Çıkıyorum artık hayatından bak.!
    Sen de uzaktan izleyeceksin beni..
    Belki de bir gün karşılaşırız senle.
    Adı batasıca İstanbul'da!
    Hoşçakal!
    Ben gidiyorum...
  • Yine ve yine bayılarak okuduğum bir Fatma Erdek romanı daha :) Kitap Berhan Dağlıca'nın rahatsızlanması üzerine oğlu Cihan'ın çıkıp gelmesi ile başlıyor. Cihan hesap sormak,geçmişi öğrenmek ve her şeye rağmen "baba" diyebilmek,Berhan ise pişman olduğunu,onu her şeyden,herkesden çok sevdiğini söylemek,ona "oğlum" demek istiyor aslında. Sonunda başarıyorlar tabi. Berhan'ın her fırsatta oğlum demesi beni mesetti.

    Berhan ile Mevsim'in yarım kalmış hikayesi bu aslında. Mevsim,Dağlıca Konağına Mihriye Dağlıca'nın tabiriyle bir yanaşma olarak girmişti. Tabi onun için yapılan planlar farklıydı. Son ana kadar Mihriye Dağlıca kötü olmaya devam etti,pes dedim. Her şeye rağmen sevdiler Mevsim ve Berhan birbirlerini. Adı batasıca sınıf farklılığı ve kötü insanlar ayırdı onları. Başkasıyla evlendi ikiside. Sonunda Mevsim göçtü bu dünyadan.Berhan'a da Cihan'ını emanet etti. Berhan koruyup kolladı sevdiği kadının oğlunu. Tabi sonraları kendi oğlu olduğunu öğrendi ama çok geçti. İşte şimdi baba ve oğulun birbirine kavuşma zamanı. Pişmanlıklar,acılar,keşkeler,belkiler... Mevsim olup acı çektim,Berhan olup çaresiz kaldım,pişman oldum,Cihan olup özledim,Cemile olup karşılıksız sevdim,Yıldız olup parladım,Nizam olup dost oldum. Kısaca her şey var bu kitapta.

    Lütfen okuyun.
  • Ah bu para, adı batasıca para onları mahvetti... Benden uzaklaştırdı... Ben budala, o parayı dişimle tırnağımla kazandım ve aslında bunu yaparken kendimi soyup soğana çevirmiş oldum, kendimi yoksul ettim, onları da kötü... Elli saçma sapan yıl boyunca eşek gibi çalıştım, bir gün olsun kendime izin vermedim ve şimdi yalnızım...''
    Stefan Zweig
    Sayfa 16 - Can Yayınları