• Eskiden atv'nin dizileri pek güzel olurdu. Güzel olurdu derken öyle dizi izleyen biri de değilim ama onlar arasında bir tane var ki en sevdiğim dizi diyebilirim, yıllar sonra oturup bilgisayarın başına internetten izledim :) Hiç mi ekşimez tadı, hiç mi bozulmaz, hep mi aynı kalır, taptaze... Oyuncularıyla, dizinin çekildiği o mükemmel yeriyle, işlenen konusuyla, verilen mesajıyla, yapılan esprileriyle fevkalade bir diziydi. İşte o dizinin adı "Elveda Rumeli"

    Ben Elveda Rumeli'ye bu kadar müptela iken, bu kadar herkese ondan bahsediyorken günlerden bir gün-yanlış hatırladığımı düşünmüyorum- d&r'da bu kitabı gördüm. İsmini yanlış mı okudum acaba diye tekrar yakından baktım ve aldım elime. Evet Elveda Rumeli yazıyordu. Biraz ince geldi, daha kalın bir kitap beklerdim doğrusu. Neden? Çünkü ben izlediğim diziyle paralel olduğunu düşünmüştüm :)
    Sonra aldım kitabı geldim eve hemen okudum, bitirdim. Tabii ki diziyle hiçbir alakası yoktu...
    Biraz hayal kırıklığı yaşadım elbette ama olsun yine de iyi bir kitaptı. Dizinin yerini asla tutmadı ama bu isimde bir kitabın kitaplığımda olması mutlu ediyor beni...

    Makedonya...Eskilerden beri hep gitmeyi görmeyi arzuladığım yer. Hani bazı ülkelerle, şehirlerle ya da ne bileyim mahallelerle bile aranızda bir bağ olur ya, sebepsiz...Benim için öyle işte.
    Tavsiye ediyor muyum? Ediyorum. Kesinlikle hem diziyi hem kitabı.Mutlu okumalar dilerim.

    https://youtu.be/xew2ihHerak

    Bu müziği de sizlere armağan ediyorum...
  • Tanrının bir adı olsaydı
    Acaba ne olurdu ve
    Bunu O'nun yüzüne söyleyebilir miydin
    Eğer yüzleşseydin
    O'nunla ve tüm ihtişamıyla
    Ki ne sorardın
    Olsaydı tek bir soru şansın
    https://www.youtube.com/watch?v=7Gx1Pv02w3Q
  • https://youtu.be/K6ccP0-NHPg
    Bugün kalbimi eski bir plak gibi
    öyle çok tersine çevirdim kibazı şarkılar vardır
    cızırtılı bir yağmur gününü anlatır
    uzaklarda süren sarı yağmurluklu bir hayatı
    deniz bazen kendini kaldırımlara fırlatır
    o zaman bir yavru yengece bakan
    insanların şarkısı olurdu o şarkının adı
    keşke ismim iris olsaydı
    keşke ismim herkese
    sarı yağmurluğuyla koşan hayatı anlatsaydıbazı şarkılar vardır
    ellerim kocamanlaşır, tuhaflaşır
    işte o ellerimle herkese
    çamurlu şiirler uzatsaydım
    hepsi çok kirli olsaydı tanrımbazı şarkılar vardır
    kırmızı akşamsefalarını anlatır
    karanlığın kalbinde yalnız, açmanın acısını
    komşu kadınların basma elbiseli konuşmalarını
    geceyi onlar bahçeye taşırdı
    ben ne zaman öleceğim tanrım
    sabah olunca mı
    keşke birkaç dakikayı ipek mendillere sarıp saklasaydım
    irileşen, gitgide irileşen ağaç gibi
    ismi nedensizce iris oluveren bir ağaç gibi
    şu odanın ortasında dursam
    saat kuleleri dökülürdü dallarımdan tanrım
    artık sarı yaprakların ölü olduğuna inanmıyorumbazı şarkılar vardır
    kanatlarında yağmuru taşıyan kelebeği anlatır
    kırmızı bir çakmak gibi neşeli ölmek olurdu
    o şarkının adı
    ardında yalnızca nemli sigaralar bırakmanın acısı
    keşke ismim iris olsaydı
    keşke ismimin bir anlamı olmasaydıherkes çıkarsın kalbini
    o çirkin mücevher sandığından
    ve herkes onu birbirine fırlatsın tanrım
  • Sinestezi: Sesleri Görmek, Renkleri Duymak

    Bir matematik problemi çözerken bölen ile bölüneni farklı renklerde görseniz nasıl olurdu? Sayılar ve harflerin renkleri bir anda değişebilir. Takvime baktığınızda ocak ile şubatın birbirinin yanında değil de arkasında görünebilir. Bu tür şeyler biz sıradan insanlar için tuhaf görünebilir ama bazı insanlar daha farklıdır. Onları hasta diye nitelendirmek istemiyoruz. Sinestezik bireylerin algıları bizden daha farklıdır. Onlar dünyayı bazen daha renkli, bazen farklı boyutlarda görürler. Bazıları kızdığında kulaklarında bir ses duyarlar. Şimdi onların dünyasına bir göz atalım.

    Sinestezi Nedir?
    Sinestezi kelime kökeniyle Yunanca syn (birlikte)  ve aisthēsis (algı) sözcüklerinin birleşiminden oluşan birleşik duyu anlamına gelen bir algı değişikliğidir. Sinestezik bireylerde bir duyu organından gelen sinyaller otomatik olarak başka bir duyu organının işlenmesinden sorumlu beyin bölgelerine gidiyor. Örneğin gördüğünüz renkler beyninizde ses olarak algılanıyor. Tabii bu durum çok çeşitli olabiliyor. Bazen insanlar sayılara bakarken her sayıyı farklı renkte görebiliyor. Hayatları boyunca sinestezi yaşayan kişiler sinestezik olarak adlandırılıyor. Sinestezik birini hayatınızda hiç görmemiş olabilirsiniz ama yapılan sayımlara göre her 23 kişiden birinde görülüyor. Nüfusun en az %4.4’ünü oluşturan sinestezikler hiç de azımsanmayacak bir topluluk. Bunların içinde en yaygın görüleni harf renk sinestezisidir (%1’den fazla).

    Yaygın görülen bir sinestezi olan harf-renk sinestezisinde harfler veya sayılar belirli renklerde görülür. Örneğin kişi 7 sayısını sarı renkli görürken, 3 sayısını kırmızı olarak görülebilir. Bundan farklı olarak başka sinestezi türlerinde haftanın günleri 3 boyutlu olarak görülebilir; aralarında mesafe farkı olabilir. Takvime baktığınızda ocak ayı, şubat ayından daha arkada görülebilir. Sinestezik bağlantılar bazen tek başına çıkabileceği gibi bazen birden fazla bağlantı aynı anda ortaya çıkabilir.
    Sinestezik insanların beyinlerinde neler olup bittiğini çok az biliyoruz. Bu konuda yapılan araştırmalar çocukken soyut kavramlarla yoğun bir şekilde ilgili kişilerde sinestezinin çocuklukta ortaya çıkabileceğini gösteriyor. Semantik vakum hipotezi adı verilen bu hipotez neden çoğu sinestezinin harf-renk ve sayı-form sinestezisi olduğunu açıklıyor. Harfler, sayılar ve renkler genelde öğrencilerin okulda ve ailede ilk öğrendikleri kavramlardır. Bunlardan başka sinestezinin birçok türü laboratuvarda incelenmiştir. Bütün türlerde insanların algıları kişiden kişiye göre değişmektedir.

    Sinestezi Belirtileri
    Herkes doğuştan farklı algılara sahip olduğunu bilerek doğmaz. Birçok kayıtta sinestezik bireylerin yaşadıkları bu algısal farklılıkların farkında olmadıkları yazıyor. Bu kişiler başkalarının gördüklerinden farklı şeyler gördüklerinde buna şaşırıyorlar ve doktora söylediklerinde gerçeği öğreniyorlar. Bazıları çok küçük yaşlarda farklı olduklarını anlıyor bazıları ise bunu çok daha geç yaşlarda öğreniyor. Sinestezinin kendiliğinden olan ve çok doğal gibi görünen yapısı sayesinde kişiler bunu gerçek bir şey gibi algılıyor. Tabii bundan rahatsız da olmuyorlar. Çoğu insan yaşadığı tecrübeleri ve algıları hoş veya nötral olarak betimliyor.
    Popüler medyada sinestezi bazen hastalık gibi nitelendirilse de sinestezikler bunu bir handikap olarak görmüyorlar. Hatta bazıları bunu algı yüksekliği, gizli bir duyu olarak görüp bundan çok memnun kalıyor. Çoğu sinestezik algılarındaki farklılıkları daha çocukken fark ediyor. Bazıları günlük hayatta ve iş dünyasında yeteneklerini nasıl kullanacağını öğreniyor. Örneğin, telefonu numaralarını ve isimleri ezberlemeleri daha kolay olabiliyor. Bazıları zihinden matematik işlemlerini ve daha karmaşık sanatsal işlerini yaparken sinestezik algılarını kullanıyor.

    Sinestezikler, diğer insanlardan ne kadar farklıysa kendi içlerinde de çok büyük farklılıklar taşıyorlar. Çoğu sinestezik aynı sınıfa girse bile birbirinden farklı algılara sahip olabiliyor. Bazıları sesli harfleri daha renkli görürken, bazılarında sessiz harfler daha renkli görülür. Sinesteziklerin söyledikleri şeylerden yola çıkarak bireyler arasında algısal yoğunluğun kayda değer ölçüde yüksek olduğunu söyleyebiliriz. Sinestezi türleri farklı, sinesteziyi yaşayıp şiddetleri farklı, hayatlarında bu algılarını nasıl kullandıkları da çok farklı. Kimisi hesap yapmak için kullanırken, kimisi sanatsal projelerinde kullanıyor.

    Sinestezi Türleri
    Sinestezi temel olarak ikiye ayrılır: bağlantısal (associative) ve yansıtmalı (projective) sinestezi. Yansıtmalı olan türünde insanlar dışarıdan uyarıldıklarında şekiller, renkler ve sayılar görürler. Bağlantısal sinestezide ise uyaran ve yaşanılan his arasındaki bağ çok güçlü olduğu için birey ikisini birbiriyle bağdaştırır. Örneğin sinestezinin yaygın bir türü olan kromestezinin (sesler renklere dönüşüyor) yansıtmalı formunda kişi bir ney sesi duyarken üçgen içinde sarı renk görebilir. Bağlantısal sinestezide ise ney sesini duyarken aynı zamanda neyden “sarı” duyduğunu ifade eder. Yansıtmalı sinestezide ney sesi sarı rengi çağrıştırırken, bağlantısal olanda ney sesi doğrudan sarı anlamına gelir.

    Harf Renk Sinestezisi
    Sinestezinin çok yaygın bir türü olan harf renk sinestezisinde harfler ve sayılar bir renk ile ilişkilendirilir. Burada insanlar arasında da belirli farklar görülüyor. Herkes aynı harf ve sayılarda aynı rengi görmüyor. Örneğin bazı kişiler 7 sayısında kırmızı görüp, kalem sözcüğünde mavi görürken başka birisi sarı ve turuncu görebilir. Bazı sinesteziklerde ise ortak renk ve şekiller görülebiliyor.

    AKromestezi
    Sinestezinin yaygın türlerinden birisi sesler ile renklerin bağdaştırıldığı kromestezidir. Bazı kişiler kapı açılması, araba kornasında bile belirli renkleri görebiliyor. Sanırım bu kişilerin günlük hayatları epey renklidir. Başka sinestezik bireylerde ise sadece müzik notaları renklerin ortaya çıkmasını tetikleyebiliyor. Do diyez notası turuncu rengi meydana getirirken, mi bemol mavi görülebiliyor. Bu durum onlara avantaj da sağlayabilir. Örneğin piyano çalarken her bir müzik notasında farklı bir renk görmeleri notalara daha kolay basmalarını sağlayabilir.

    Diğer Sinestezi Türleri
    Mekansal dizi sinestezisi olan kişiler sayı dizilerini 3 boyutlu olarak farklı konumlarda görürler. Örneğin 1’den 10’a kadar sayıların yan yana yazıldığı bir sayı dizisinde 1 diğer sayılardan daha yakın görünebilir. Belki 7 en arkada, en uzakta görünür. Araştırmalara göre mekansal dizi sinestezisi olan kişilerin bellekleri daha güçlü olabilir. Bu kişiler tarihleri ve önemli olayları hatırlarken boyut farkını da hesaba kattıklarından bilgileri daha iyi kodlayabilirler. Bazı insanlarda saatler bile farklı boyutlarda görünür.

    İşitsel dokunsal sinestezi türünde belirli sesleri duymak vücudun belirli yerlerine dokunma hissi uyandırır. Sabah uyanırken alarm sesinizi duymanız, birinin başınızı okşadığı hissini verebilir. Bazen sesleri duymak sadece deride uyarım yaratır ancak bu birinin dokunması gibi değildir. Kapı zilinin çalması ayak tabanını uyarabilir. Bunun kötü yanı gıdıklanma şeklinde de ortaya çıkabilmesidir. Düşünsenize her telefonunuz çaldığında bir yeriniz gıdıklanıyor. Çok kötü bir tecrübe olabilirdi.
    Bunların haricinde sıralı dilsel kişileştirme (ordinal-linguistic personification), misofoni, ayna dokunma ve harf – tat sinestezisi gibi birçok sinestezi vardır. Harf tat sinestezisinde bazı kelimeleri duymak ağızda farklı tatların alınmasına neden olabilir. Sıralı dilsel kişileştirmede sayılar veya sözcükler insan şeklinde görülebilir. Örneğin 2 sayısı kısa boylu bir çocuk olarak karşımıza çıkabilir. Misofonide kızgınlık, tiksinme gibi olumsuz duygular belirli sesleri duymaya neden olur. Örneğin kişi ne zaman bir şeye kızsa kulağında özel bir ses duyabilir.

    Sinestezinin Çalışma Mekanizması
    Hepimizin beyninde duyu sinyallerini algılamak ve belirli işleri yapmak için görevli alanlar vardır. İşitsel korteks kulaktan gelen ses sinyallerini işler ve duyduğumuz sesleri tanımlamamızı sağlar. Görsel korteks de aynı işi gözden gelen ışık sinyalleri için yapar. Normalde bunlar birbirlerinin işine burnunu sokmazlar. Herkes kendi görevini yapar ve bir üst merkeze bilgi aktarır. Ancak sinestezik kişilerde bu bölgeler birbirleriyle fazla konuşur. Örneğin bir harfe baktığınızda havada kırmızı renk görüyorsanız beynin harf tanımlama bölgesi ile renkleri tanımladığı V4 bölgesi arasında karşılıklı bir etkileşim olabilir. Önemli olan oradaki harfin ne olduğu değil, bir harf görmüş olmaktır. Yapılan çalışmalarda harf renk sinestezisi olan kişilerin harfleri tanımlayamadığı zaman bile renkleri gördüğü gözlemlenmiştir.

    Sinestezinin ortaya çıkışındaki diğer bir olasılık ise beynin geri beslemeli mekanizmasının yeteri kadar engellenmemesi veya azaltılamamasıdır. Beyindeki en büyük hücre ateşleyici nörotransmitter madde glutamat, en fazla durdurucu da GABA’dır. Nöronları ateşleme ve durdurma süreçleri bir dengeye sahiptir. Fazla hareketli nöronlar yanlış sinyaller gönderir, fazla suskun nöronlar da gerekli sinyali iletemez. Eğer denge bozulup nöronlar yeterince susturulmazlarsa sinyal fazlalığı algılarda karışıklığa neden olabilir. Bazı bilim insanları sonradan kazanılmış sinestezide buna benzer bir durumun olduğuna dair kanıtlar buldular. Örneğin meşhur sinirbilim yazarı David Eagleman’in yaptığı bir araştırmada temporal lob epilepsisi olan veya kafa travması yaşamış kişiler sinestezi ortaya çıkabiliyor. Kafanızı bir yere çarpıp travma yaşadığınızda beynin geri besleme mekanizması zarar görüp sinestezi oluşumuna yol açabilir.

    Hazırlayan: Çağlayan Taybaş
    Kaynaklar
    1. Myrto I. Mylopoulos, Tony Ro. 2013. Synesthesia: a colorful word with a touching sound? Frontiers in Psychology; 4, 763
    2. S. Ramachandran, E.M. Hubbard. 2001. Synaesthesia—AWindow Into Perception, Thought and Language. Journal of Consciousness Studies; 8 (12), 3-34
    3. Harvey JP. 2013. Sensory perception: lessons from synesthesia: using synesthesia to inform the understanding of sensory perception. Yale Journal of Biology and Medicine; 86(2):203-16
  • "...Kendi çölünde kaybolan bir Mecnun değil,kendisi çöl olan bir Mecnun oldum. Şimdi Leyla bir rüzgar esintisi. Bense çölde bir kum tanesiyim. Belki şu koca çölde bir meltem eser diye bekliyorum. Eser de Leyla bir kez olsun bana dokunur diye bekliyorum."
    Diziyi izlemeden kitap okuyanlardanım. Bu yüzden önyargım olmadı kitaba dair. Ama izlesem de olmazmış sanırım. Öyle büyülü bir anlatımı var ki, mahallede Mecnun'la beraber koşarken soluk soluğa kalırmış gibi ya da Leyla'nın arkeolojik kazılarını yaparken yanındaymış gibi hatta Erdal Bakkal'da otururken çay içermiş gibi hissedebilirsiniz kendinizi. Ha bir de:
    "İsmail Abiiiiiiii"
    "Hooop"
    "Ne yaptın?"
    "Neyi ne yaptım?"... Derken İsmail Abiyle sahilde denize doğru el sallarken bulursunuz kendinizi.
    Çok çok çok sevdim. Diyaloglar sizi zaten dizi setine götürüp zihninizde olayları renkli renkli canlandırıyor. Bazı espriler olmasa daha mı iyi olurdu acaba düşük kalmış dediğim oldu ama o kadar az ki lafını etmeye değmez.
    "Hoş geldin Leyla. Yüreğim biraz tozludur kusura bakma. Bugüne kadar kimse girmedi içeri ne yapsın garip." İlk aşk ilk acı adı Leyla, aşk derdine ilaç yine Leyla. Kitap içinde Leyla'ya Mecnun gözüyle bakıp, aşkın insanın dengesini nasıl bozduğunu şahit oluyorsunuz. (Mecnun olmak gerçekten yürek ister gerçi herkes de Leyla olamıyor nitekim )
    Yazar demiş ya ' yarım kalan herşey tamamlanmaya mecburdur' diye bilemedim şimdi aşk beraberken yaşanan bişey mi yoksa aşk demek ayrılığın aynadaki yansıması mı? Sonuçta boşuna dememişler ' kavuşursan meşk olur kavuşamazsan aşk olur diye' neyse en iyisi mi siz sevgiyle kalın. Vakit bulunca da mutlaka okuyun derim ben.