1965 yılının başlarında fırtınalı bir kış günüydü; annem, babamın gırtlağındaki habis bir tümörü aldırmak üzere hastahaneye yattığını söylemek için tiyatroya telefon etti. Gidip onu görmemi istedi. Babamı görmek için zamanımın da, isteğimin de olmadığını, ona hiç ilgi duymadığımı, çünkü babamla benim birbirimize söyleyecek hiçbir şeyimiz kalmadığını, olası ölüm döşeğine, hastaneye gidersem belki onu korkutup utandırabileceğimi söyledim. Annem öfkelendi. Israr etti. Ben de ötkelendim, bana duygusal şantaj yapmaktan vazgeçmesini söyledim. Bu bitip tükenmeyen şantaj: Benim hatırım için yapamaz mısın? Annem kızdı ve ağlamaya başladı. Gözyaşlarının beni hiçbir zaman etkilemediğini söyleyerek telefonu suratma kapattım.