• Ve yine yasa gereği, infaz için harcanan ipin, idam gömleğinin, cellatın, imamın ve o gün yiyip içtiklerinin paralarını da ödemek zorundaydılar...
  • İstanbul, Malatya, Ankara...

    Defalarca girip çıkıyor üstad, yılanlı kuyu dediği hapishaneye. Cinnet mustatili kitabında hapishane anılarına yer veriyor. Dört duvar arasında yaşadığı ruhî bunalımları anlatıyor. Öyle zor geçiyor ki zaman orada; o anlattıkça benim de ruhum bir mengeneye sıkıştırılıyor sanki...

    İstanbul'da güya hususi bir oda veriyorlar ancak burada yalnızlığa dayanması oldukça güç oluyor. "Allah'ım, bana tahammül ver yalnızlığa!" diye dualar ediyor. Zaten Allah'a sığınmasa, duaları ve gözyaşları olmasa sabretmesi çok zor belli ki. Karar veriyor: "Her sabah kalkınca, ilk işim, sabah namazından sonra, en yakın namaz borçlarımdan bütün bir günü kaza etmek olacak... Ondan sonra da içinde bulunduğum günün namazlarını kendi vakitlerinde eda etmeği ihmal etmiyeceğim." Ve daima namaz namaz namaz: "Boyuna namaz kılıyorum. Hayatta tek gayenin, secde ede ede alnını yaralamaktan başka bir şey olmadığını anlıyorum."

    Ruhî sıkıntıların yanında sağlık problemleri de var üstadın. Ankara'da bir revirde kalmasına müsaade ediliyor. Çeşit çeşit insanla... Zor geçiyor günler. Ama yalnızlıktan evla... Saniyeleri sayıyor üstad. Söylenilen zamandan daha fazla kalıyor o dört köşesi azap dolu dört duvar arasında. Sebep ne? Sadece Müslüman olması, Müslümanca yazması. Böyle bir zihne sahip şahsın hiçbir gerekçe gösteril(e)meden hapsedilmesi ne hallere girmesine sebep olur? Şöyle söylüyor üstad: "Ne hâller geçirdiğimi şundan anlayın ki, Hafız Abdülkadir'in giymem için bana verdiği terliklerin çivisi, evvela çoraplarımı sonra tabanlarımı delik deşik ettiği halde, hapishanenin kundura atölyesine kadar çıkıp onları vurduracak kuvveti aylarca kendimde bulamadım. Kan içinde tabanlarla aylarca cinnet mustatilinin üzerinde, gittim, geldim."

    Bu arada cinnet mustatili ne mi?: "Cinnet mustatili, hamamla kantin arasındaki sed yolun, bahçesini meydana, gülünç fıskiyeye ve müdüriyete karşı çizdiği ince uzun şerittir; tam 71 adımdır ve yegâne uzlet berzahıdır." Git gel git gel git gel... Volta atmak tek çaredir!

    Mahkemeler, hakimler, kararlar, tevkif... İnsan eliyle geliyor gibi gözükse de başa gelenler, üstad ona da bir gerekçe bulmuş zihninde: "Ey irşad yolunun isteklisi!... Allah, senin insanlara güvenmemen için, eziyeti sana onların elinden veriyor. Hattâ seni kendisinden başka hiçbir şey oyalamasın diye, seni bütün mâsivadan iz'aç ediyor. Muradı budur. "

    Böyle geçiyor günler. Sıkıntı, azap, ayrılık, çile... "Bitsin Allahım, çilem, lûtfunla bitsin!.." Dua ve gözyaşı...

    1953'te tahliye ve sonrası... Yine tevkif... Ve 1960 Adnan Menderes'in idamı... Ne dehşetli o sahneyi gözler önüne seriyor üstad. Boynundaki simsiyah bir halka geçirilmiş gibi mosmor ip izine varana kadar tasvir ediyor.

    El hasılı okuyucuda derin izler bırakan bir kitap. Tavsiyemizdir efendim :)(: