hâlâ adımlarını sayarak yürüyorsun; bir soruyu çözeyim derken, sayısız sorunun önüne atıyorsun kendini; durduk yerde, bir ağacın gövdesiyle konuşuyorsun; dünyayı almıyor bir türlü aklın ve ölüm hiç çıkmıyor aklından
bir yerden bi yere yürürken, yürüdüğüm yere varıncaya kadar, sürekli kendi içimi arşınlamaktan yorgun düşüyorum. eski bir hatanın etrafında dolaşıyorum mesela; unuttuğum bir kelimeyi hatırlamaya çalışıyorum.
tıpkı çıktığım yolculuklar gibi, görüştüğüm insanların sayısını da seyrelttikçe seyrelttim. kendimle kendim arasında gidip gelen yeni bir yol açtım. günler, niçin uzadığını, niçin kıvrıldığını bilmediğim bir sarmaşık gibi dolanıp durdu boynuma. dünya, bensiz de dünyaydı; darılmadım..