kimi vakitler, ruhumda hissettiklerim dünyaya çıkacak bir kelime bulamaz. böyle zamanlarda hayat, dört bir tarafıma asılmış donuk bir resim gibi durur. kalkıp insanların içine çıkmak istemem, elimi raftaki bir kitaba atmak istemem; bitkinlikle, kendimi kendi içime uzatırım. oysa bilirim ki o ağır ve gamlı yurtta, anılarımın çölünden başka bir bekleyen yoktur beni.
ruhumu bir türlü çıkaramıyorum kapandığı evden. belirsiz bir yüzüm oluyor bazı sabahlar; günün taze ışıkları, bu yüzün sahibinin kim olduğunu soruyor benden, bu ıssız bedeni kimin terk ettiğini
ben ki insanın yeryüzüne atılmasının, o yalnızlığın, o yabancılığın kederli bekçisiyim. dünyayı karnımda dinmeyen bir sancı olarak taşıdım bunca zaman.
kuşkusuz beni bitkin düşürecek bir yolculuk olacak bu; aralarında hiçbir insicam bulunmayan bir sürü hatıradan sonra yeniden dünyaya, o kovulmuşların evine geri döndüğümde, bir kez daha 'hatırlamak da bir ihanettir' diye söyleneceğim..