yeni bir insanla tanışıyorsun… bakıyorsun dış görünüşler harikulade erkekler filinta, kadınlar ahu gibi. bir konuşuyor ki Türkçe öğrenmiş ecnebiler misali. düşünceleri Türkçesinden de kötü, dinlere sallayıp burçlara inanıyor, duaya inanmayıp manifestliyor… tabi başkasının neye inandığı beni ilgilendirmiyor diyemeyeceğim, bu mankafalarla aynı toplumda yaşamak, gerek yürürken gerek trafikte gerek evimde beni bayağı bir ortama çekerek bayağılaştırdığı ve bu toplumda çocuk yetiştireceğim için beni ve neslimin geleceğini de etkiliyor. hayata dair zevkleri herkesle aynı ve herkesle aynı olan şeyi, herkesle aynı yerden paylaşıp herkesleşmeyi iyi sanıyorlar. tabi kimin neyi, ne sandığı da beni ilgilendirir çünkü gün geçtikçe bu virüs herkese nüfuz ediyor ve her geçen gün bir şeyler daha normalleşiyor. bunları düşünürken diyorum bu acaba “geçmiş özlemiyle yeniye adapte olamayan yaşlı amca sendromu mu?” ama hayır ortada bir yeniden ziyade bir zeka yoksunluğu söz konusu ve bu ortamda zeka başka bayağı şeylerle ölçülüyor.
İnsanlar da zekayı işletmesi için eğitim ögetmen önemli, bizim Türkiye de bu kadar evlerine kedi köpek sokanlar yoktu ABD kültürü piskatirs eğitimi kedi al köpek al psikolojik rahatlık versin diyor? Hocalar muska? Eğitim sistemi yoktur
Vaktiyle bir derviş berbere gidip:
Vur usturayı berber efendi, der.
Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar ve diğer tarafa usturayı vuracakken, mahallenin kabadayısı içeri girer.
Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış tarafına sert bir tokat atarak:
Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım, diye bağırır.
Dövene elsiz, sövene dilsiz’ olan, halktan gelen her şeyin Hak’tan geldiğine inanan derviş, sabreder. Fakat kabadayının tıraş esnasında da dili durmaz, sürekli alay eder derviş ile: 'Kabak aşağı, kabak yukarı.'
Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkandan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, kontrolden çıkan bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelerek kabadayıyı altına alıp sürükler. Kabadayı oracıkta feci şekilde can verir. Berber dervişe bakar, sorar:
Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?
Derviş düşünceli bir şekilde cevap verir:
Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki, kabağın da bir sahibi var. O gücenmiş olmalı!
Ne demiş Yunus Emre;
Olsun be aldırma Yaradan yardır...
Sanmaki zalimin ettiği kârdır...
Mazlumun ahı indirir şâhı...
HERŞEYİN BİR VAKTİ VARDIR..
"1931 yılında doğdum. 1937 yılında annem öldü. 1944 yılında Dostoyevski'yi okudum. O gün bugün huzurum yoktur."
diyen Cemal Süreya'nın ölüm yıldönümü bugün.
Saygıyla anıyorum. 🖤
O kadar haklı ki Cemal Süreya; Büyük Engizisyoncu benim de günlerce uykumu kaçırmıştı. Ama işte Dostoyevski'nin dediği gibi aşağılık insanoğlunun alışamayacağı şey yok.
Hem alışmasak nasıl yaşayacağız?
Iki günde bir somun geçiyorsa eline
Soğuk suyu da olursa bir kırık testide
Niçin kendinden kötüsüne kul olur insan,
Ne diye girer kendi gibisinin hizmetine?