Mukaddes Hüzün

Mukaddes Hüzün
@aeg038
Mini Biyografim: İşte geldim, gördüm, gidiyorum...
Mütefekkir
100 okur puanı
Nisan 2021 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Sabitlenmiş gönderi
Ölümü anlamak, her şeyi anlamak olacaktır.
Reklam
Daim Allah diyelim
— Sen daha gençsin: Dünyada ne tehlikeler olduğunu bilmiyorsun. İnsan her zaman nefsine hâkim olamaz. Bazen şeytana kapılır, gözleri kararır, ne yaptığını bilmez olur, kafasını duman bürür. Temizliğe ve masumluğa olan saygısı bir girdaba sürüklenir. Bir tutku insanı sarar, o zaman kendimize hâkim olamayız artık. Ayaklarımızın altında bir uçurum açılır.
Birçok insan iyilikten utanarak söz ettiği halde, kendilerini lekeleyebilecek boş ve kötü sözleri yüksek sesle ve cüretle söylerler. Fakat Oblomov'un hareketleri dürüsttü; vıcdanında bile bile işlenmiş hiçbir günah yoktu. Hiçbir erdemi ayak altına almış değildi. Günlük konuşmalarda kadınlardan parayla alıp verilen bir matah gibi söz edilmesine dayanamazdı. Bir erkeğin şerefini kaybetmesine, bir kadının çamura düşmesine her zaman vahlanır, fakat çevresindekilerin yargılarından korkarak bir şey söylemezdi. Onun duyguları nı birisinin keşfetmesi gerekti: Olga keşfetti.

Okur Takip Önerileri

Tümünü Gör
Rabbim herkese ihtiraslardan uzak, eskilerin aşklarından versin
Yazın en sıcak zamanı, haziran sonlarıydı. Hava çok güzeldi. Oblomov Olga'dan hemen hiç ayrılmıyordu. Güzel günlerde parkta idiler. Öğle sıcağında kayın ormanında ağaç gölgelerine sığınıyorlardı. Oblomov Olga'nın ayakucuna oturup kitap okuyordu ona. Olga bir başka nakışa başlamıştı. Bu seferki Oblomov içindi. Yüreklerinde yazın sıcaklığı vardı. Olga Oblomov'un yanı başında koruyucu bir melek gibi duruyordu. Işıklı gözleriyle Oblomov'un yüzüne bakıyor, aklından geçenleri keşfediyor, bütün hayatları, duyguları, değişen bulutları yansıtan bir ırmak gibi sakin, akıp gidiyordu.
Allah'ı ve ahiret gününü inkâr etmek sadece "İnanmıyorum" demekle olmaz. Allah'ın sevmediği söz ve davranışlarda bulunmak veya Allah'ın emirlerine kayıtsız kalmakta bir nevi inkâr değil midir?
Reklam
Kurnazlık bozuk para gibidir: Onunla büyük şeyler alınmaz. Bozuk para ile bir insan ancak birkaç saat yaşayabilir. Kurnazlıkla bir şeyi gizleyebilirsiniz, bir insanı aldatabilirsiniz, ama onunla geniş bir ufka varamazsınız, büyük olayları bir sonuca götüremezsiniz. Kurnazlık kısa görüşlüdür: Burnunun ucundakini iyi görür, fakat çok defa insanı başkaları için hazırladığı tuzağa düşürür.
Oblomov ona dertli dertli baktı ve içini çekti: “İnsanın kendi dilediği gibi değil, Tanrının emrettiği gibi yaşaması doğru bir yol ama...” Oblomov düşündü: “Hayır, insan istediği gibi yaşayamaz, doğrudur.” İçinden vakur, isyan dolu bir ses yükseliyordu: “Yoksa insan en derin zekânın bile içinden çıkamayacağı bir çelişmeler karanlığına düşer. Bir gün bir şeyi istersin, ertesi gün tutkuyla, ölesiye ona bağlanırsın, daha ertesi gün onu istediğinden utanırsın, arzun yerine geldiği için hayata lanet edersin. İşte insan hayatta kendi isteğinin peşinden serbestçe giderse böyle olur. Bastığımız yeri yoklayarak yürümeliyiz; bazı şeylerden gözlerimizi çevirmeliyiz, mutluluk hülyalarına kapılmamalıyız, mutluluk elimizden kaçarsa isyan etmemeliyiz; hayat budur işte... Kim demiş hayat zevk ve mutluluktur. Ne saçma düşünce! Hayat hayattır, bir ödevdir, ödev dediğin de çetin bir iştir. O halde ödevimizi yapalım...” Oblomov içini çekti.
Ama tabii bir kadın bir erkekte gençlik, cesaret, dans ve binicilik hünerlerinden başka şeyleri de sevebilir. Olga herhangi bir kız değil... Kalbini bir bıyığa, bir kılıç şakırtısına kaptırmayabilir. Ama o zaman da insanda başka şeyler olmalı... Mesela kuvvetli bir zekâ. Herkesin hayran olduğu bir kafanın karşısında o da eğilir.
— Peki söylesenize, canınızın sıkılmaması için başka ne yapabilirim? — Şarkı söyleyin. — Hah, işte beklediğim kompliman buydu! Biliyor musunuz, o akşam şarkı söyledikten sonra o “ah!” deyişiniz olmasaydı, gece uyku uyuyamayacaktım? Neredeyse sevincimden bağıracaktım... Oblomov hayretle sordu: — Niçin? Olga biraz düşündükten sonra; — Ben de bilmiyorum niçin? dedi. — Mağrursunuz da ondan.
Gerçekten Oblomov gözlerini Olga'dan ayıramıyordu, ona gözleriyle değil, bütün düşüncesi, bütün iradesiyle bakıyordu. “Yarabbi, ne kadar güzel!” diyordu, içinden; “İnsan nasıl bu kadar güzel olabilir? Bu beyaz ten, bu havuzlar gibi derin gözler, bu içlerinde ruhun ışığı parlayan gözler; insan, gülümsemesini bir kitap gibi okuyabilir. Ne güzel dişleri var... Hele başı... Omuzlarının üstünde ne güzel duruyor, bir çiçek gibi sallanıyor... güzel kokular saçıyor sanki. İşte, kalbim yerinde durmaz oldu gene... Yepyeni bir şeyler duyuyorum... Ah yarabbi, bakmaya doyamıyorum! Soluğum kesiliyor!” Bu düşünceler zihninden geçerken gözleri, uzakları seyreder gibi, dipsiz bir uçuruma dalmış gibi, haz içinde Olga'ya dikili duruyordu.
Reklam
— Peki insan ne zaman yaşar öyleyse? Ne diye hayatımızı berbat etmeli? — İşin kendisi için; başka bir şey için değil. Çalışmak hiç değilse benim hayatımın gayesi, içi, dışı, her şeyidir. İşte sen hayatından çalışmayı attın; ne oldun sanki? Ben son defa olarak seni kurtarmaya çalışacağım. Bundan sonra gene de Tarantyevlerle, Alekseyevlerle oturursan, büsbütün yok olur gidersin. Ya şimdi kurtulursun ya da hiçbir zaman... Oblomov endişeli gözlerle dinliyordu. Dostu sanki ona bir ayna tutmuş, içinde kendini görüp korkmuştu. İçini çekerek: — Andrey, bana sitem edeceğine yardım et, dedi. Halimden ben de şikâyetçiyim. Bu sabah nasıl talihime ağladım, nasıl kendi mezarımı kendim kazdım, görseydin bana öyle sitem etmezdin. Her şeyi biliyorum, anlıyorum, ama gücüm, iradem yok. Bana iradeni, zekânı aşıla, o zaman istediğin yere götür. Belki senin peşinden gelebilirim, ama yalnız başıma yerimden kımıldayamam. Hakkın var: Bu iş ya şimdi olur ya da hiçbir zaman olmaz. Bir yıl sonra iş işten geçer.
Konuştukları şeyler kiralanmış elbiseler gibi, kendi malları değildir. Yapacak işleri olmadığı için güçlerini öteye beriye harcarlar. Her şeye sarılan ilgileri, ruhlarının boşluğunu ve sevgi yoksulluklarını kapayan bir örtüdür. Ama orta halli bir yol seçmek ve orada derin bir iz bırakarak yürümek işlerine gelmez; çünkü böylesi can sıkar, göze çarpmaz; çok şey bilmek o zaman işe yaramaz, gösterişe yer kalmaz.
Oh misss...
— Sabahleyin kalkarım. Hava güzel, gök göz alabildiğine mavi, bir tek bulut yok. Planıma göre evin bir tarafındaki balkon doğuya, bahçelere, kırlara bakar; öbür taraftan da köy görünür. Karımın uyanmasını beklerken, hırkamı giyip bahçede sabahın serin havasını içe içe gezinirim. Orada bahçıvanı bulur, onunla çiçekleri sular, ağaçları, çalıları budarım, Karıma bir demet çiçek toplarım. Sonra yıkanmak için banyoya ya da dereye giderim. Dönüşümde balkonun kapısı açılmıştır; karım sabahlığını giymiş, başına her an uçacakmış gibi duran hafif bir başörtüsü atmış, beni bekliyor. “Çay hazır.” der, Bir öpüş, ama ne öpüş! Bir çay, ama ne çay! Bir koltuk, ama ne koltuk! Masaya otururum; çörekler, kaymaklar, taze tereyağları...
Uyuyan uyanıklar
Ama toplumun bu işlerle uğraşması gerekli. Herkes bir şeyin peşinde. Hayat bu... — Toplum! Senin beni bu adamların içine götürmen, onlardan iyice nefret etmem için herhalde. Hayat; amma da hayat ha. Ne bulabilir insan orada? Fikir meseleleri mi var? Duygu meseleleri mi var? Bu hayatın bir ekseni yok: Derin, hayati hiçbir yanı yok. Bütün bu salon
833 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.