Onu dinlerken sevgiyi hep yanıbaşımda uzanıp beni kucağına bastırmış bir anne gibi hissettim ama o annede ne bulduğumu, kucağındaki sıcaklığın neden kaynaklandığını açıklayabileceğimden hiçbir vakit emin olamadım. Çünkü hiçbir zaman beni bağrına basan bir annem olmadı.
Ben kendim iyi insan olmayı isterim, fakat kötü olanlara da hayretle bakmam. Hatta kızmam bile, ancak kötülükleri bana taalluk ederse kendimi müdafaa ederim. Şunu esas olarak kabul etmeliyiz ki insanların hemen ekserisi yalnız kendilerini düşünürler. Dünyadaki bütün felaketlerin, uygunsuzlukların, bayağılıkların sebebi işte bu her şeyden evvel kendini düşünmek illetidir.
Muvaffak olur muyum? Bilmem. Şunu da itiraf ederim ki kalbimin dertlerini, talihsiz başımın sergüzeştlerini anlatmak için yanıyorum. Fakat bu romanda ben, yeryüzündekileri alâkadar edecek insanlardan bahsedeceğim. Ben daha daimî bir dert ortağı istiyorum. Benim dünya seyahatim artık fazla uzamayacak, vasıl olacağım" yerde kendimden bahsedecek bir ruh bulmak isterdim. Ahirete ve ahirette ruhlar olduğuna inanan basit bir adamım. Elbet, mezar hudutlarından ötede, mütekabilen dertlerini anlatacak benim gibi safdil bir varlık vardır.
Sorun da buydu işte. Asla güzel ve huzurlu bir yer bulamıyordunuz, çünkü böyle bir yer yoktu. Var sanıyordunuz, ama siz oraya varir varmaz, sizin bakmadığınız bir sırada biri gizlice gelip burnunuzun dibinde, "Seni ..." diye yazıveriyordu. Sanırım, öldüğüm zaman bile, beni bir mezara tıktıklarında başıma diktikleri taşın üstündeki "Holden Caulfield" ile doğduğum ve öldüğüm tarihlerin hemen altında, "Seni ..." yazılmış olacaktır. Biliyorum bunu, gerçekten.