• Râbiatü’l-Adeviyye bir elinde kova, bir elinde meşale ile gidiyormuş. “Ne yapıyorsun?” demişler.
    “Bu kovayla cehennemin ateşini söndüreceğim, bununla da cenneti yakacağım. Çünkü bunun için ibadet edilmesi benim çok gücüme gidiyor.” demiş. İbadetlerin menfaat karşılığı yapılmaması gerekir.
  • 637 syf.
    ·6 günde·9/10
    Bir günah bir hayata mal olacak cinsten.
    Peki tövbe kapısı açık mı?
    Bu günahın affı var mı?
    Menzilimiz af, yolumuz çetin.
    Affın yolu "yeniden doğmak"tan mı geçmekte?
    Var mısınız DİRİLİŞ'e?

    "İçimde uyanan bir kurt var" diyordu, öncesinde zevklerinin peşinde koşan, gününü gün eden, varlıklı, toprak sahibi, soylu Nehlüdov.

    Aslında saf, temiz sevmişti en başında şehla gözlü güzel Katyuşa'yı. Ne olmuştu peki, şeytan mı girmişti içine? Nefis miydi onu günaha çeken?
    Malesef olmuştu işte.
    Günah gelmişti.
    Hayat bitmişti.

    Yıllar değil, bir ömür geçti diyordu Katyuşa. Evet senin umrunda olmadan geçen yıllar ona bir ömür demekti. Ama sen nerden bilecektin ki, sen sadece kendin için yaşıyordun, zevklerin için. Tanrı diyordun, iyilik diyordun hep kendin için, tatmin olmak için. Oysa umrunda mıydı çekilen acılar, yapılan işkenceler. Cebin doluyordu, bundan daha önemlisi ne olabilirdi? Makamın var, itibarın var, kralsın bu alemde. Ucu bucağı görünmeyen toprakların var. Sahi ne için inandığını bile bilmediğin Tanrı senin için yaratmıştı dimi o toprağı, sana bahşetti diğerlerini sömür diye, tekmele diye. Güç sendeydi ne de olsa. Sana tapardı ezdiğin halk, güce tapardı.

    Bir değil, beş değil, yüz milyonlarlasın malesef koyun gibisin kardeşim. Gocuklu celep kaldırınca sopasını sürüye katılıverirsin hemen. Bu dünyada bu zulüm senin sayende. Hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak kabahatin çoğu senin canım kardeşim.

    Bu cehalet, bu korku ne zaman sona erecek? Ne zaman bilgiye erişeceksin ve ne zaman dirileceksin? Gelmedi mi zamanı?

    "Yok biz böyle iyiyiz sen Nehlüdov'a bak."

    Alevini üflediği hayatın karşısında daha fazla direnemedi, vicdanının sesini durduramadı ve öldürdü kendini de yeniden dirilmek için Nehlüdov.

    Yolunu seçmişti artık. Adalete, iyiliğe adadı kendini. Kahraman olmak değildi niyeti olmadı da zaten. İnsan olmak yeterliydi. Sevgiye ulaşmak için elinden geleni yapmalı, başaramazsa da o yolda yürümeliydi en azından.

    Topraklarını halka dağıtmakla başladı işe. Çünkü inanıyordu ki hava kadar, su kadar, güneş ışığı kadar hakkıydı toprak insanoğlunun. Öğüt veren bol olur bu yolda. Ana babası yoktu ama kardeşi el olur adama. Üstün! sınıfından vazgeçiyorsun, arkadaş bildiklerin döner sırtını. Kolay olmayacak elbet ama direniyor dönmüyor kararından Nehlüdov.

    Hapishanelerde çekilen çilelere şahit oluyor, sürgüne giden mahkumlara yol arkadaşı oluyor, haksızlığa ve zulme canlı canlı tanıklık ediyordu. Kulaktan duymadı, farkı olurdu çünkü duymakla yaşamanın.

    Kim kime ceza veriyordu, kim kimi ıslah ediyordu?
    Var mıydı hapisten çıkıp da düzelen? Tam tersi düzgün giren bozuluyordu.
    Çünkü sevgi yoktu, günah boldu.
    Suçlu suçluyu yargılayamazdı, günahkar günahkarı.

    Olsun günah çıkartırdı papazlarımız. Klasik ayinlerini eda ederlerdi. Tertemiz olurdu gönüller. Öyle inanıyorduk. Adetlerimiz öyle gerektiriyordu, sorgulayamazdık, bağnazdık.

    Din adamlarımızı da düşünmek lazım. Onlar da ekmeğinin derdinde.
    Boş kalmasın cepleri, kalkmaz semaya elleri.

    Sus ses etme, görmezden gel yoksa aforoz edilirsin tıpkı Tolstoy gibi. Daha da iflah olmaz artık Tolstoy.
    Öyle mi?
    Halk arkasında.
    Çar bile bu halk sevgisini karşısına alamadı. Yoksa o da biliyordu dirilişi engellemeyi.
    Sevginin gücü galip geldi.

    Peki Nehlüdov ne oldu Nehlüdov?

    Nehlüdov çıktığı yolda bütün meselelerin kaynağının sevgisizlik olduğunu gördü, anladı, idrak etti.

    Affedildi mi onu söyle?

    Tanrı bilir...