Yirmi yaşında olmadığımız halde bizler de mutlu olduğumuz anları gözden geçirsek, bütün kainatın karşısında titrediği şu kelimeye ulaşmaz mıyız? “Hiç!”
Tarih’in kokusu.
Tıpkı rüzgarla gelen bayat gül kokusu gibi.
Sıradan şeylerin içinde sonsuza dek gizlenecekti. Elbise askılarında. Domateslerde. Yoldaki asfaltta. Bazı renklerde. Bir lokantadaki tabaklarda. Sözcüklerin yokluğunda. Ve gözlerdeki boşlukta.
… o da çukur yeniden tamamen dolana kadar üzerine toprak atılmasını bekliyordu,çukur doludan biraz daha dolu olacaktı çünkü görülmeyecek kadar derinde yatıyor olsa da çukurun üstündeki tümseği oluşturandı beden.
Neşenin zorunlu olduğu sıralarda neşeden yoksun kalmak kadar, neşenin var olduğu zamanlarda bundan sonuna kadar yararlanmamak da insan ruhunu çökertir ve söndürür.