• 224 syf.
    ·Beğendi·7/10
    Hevesli bir uzay meraklısı, bilim tutkunu, bilinmeyene düşman değil de ilgi duyan biriyseniz Jules Verne kitapları tam size göredir. Jules Verne, kalbi ve zihni dünya ve gezegenimiz ile atan birisi. Bu ihtiraslarını yazıya dökerek insanlara da aşılamayı başarmış. Bugün dahi bizlerin sayısız kez anlatarak yapamadığını o sadece bilimsel öykülemesiyle yapmayı başarabiliyor. Gördüğünüz ve duyduğunuz zaman, bilmem kaç kere de okumuş olsanız yine tekrar ve tekrar okumak istiyorsunuz. Ay’a Yolculuk da böyle bir roman aslında. Gökyüzüne bakıp da ötesini merak etmeyenimiz yoktur sanırım. Gökyüzüne bakmak bize sonsuz bir dinginlik verir. Arzın üzerinde ne kadar küçük ve yalnız olduğumuz düşüncesi ağır basar. Ancak gündüzlerin kralı Güneş, geceleri yerini karanlıklar prensi uydumuz Ay’a bırakır. Kendimizi en yalnız hissettiğimiz an gece vakitleridir. Ürperti ve korku duyguları karanlıkta benliğimizi sarar. Daha önceden dinlediğimiz korku dolu hikayelerin o an aklımıza geldiğini fark ederiz. Bu vakitlerde Ay’a baktığımız zamansa acaba Dünya’da yalnız mıyız sorusu aklımıza gelir. Uzayda bir tek canlı türü biz miyiz? Evren sadece bizim için mi var? Tüm bu sorular bugün olduğu gibi gelecekte de merak konusu olacaktır. Ancak geçmişte de merak konusu olmuştur. Mesela evrendeki her şeyin Dünya’nın etrafında döndüğü düşünülüyordu. Tanrı’nın evrendeki sair her şeyi Dünya ve Dünyalılar için var ettiği varsayılıyordu. Ancak Galileo adında bir adam, küçük bir mercekten gökyüzüne bakınca işin aslında sanıldığı gibi olmadığını, Jüpiter’in de etrafında dönen uyduları olduğunu fark eder. Böylece kilisenin otoritesi ciddi anlamda sarsılır. Peki ama uydumuz Ay’ın bizim için önemi nedir? Ay’ın karanlık yüzü diye neden çeşitli komplo teorileri üretilmiştir? Ay, yerküre çevresinde bir çember değil bir elips biçiminde dönmektedir. Odak noktası ise Dünya’dır. Çünkü Dünya’nın çekim kuvveti içerisindedir. Buna bağlı olarak da günlük, aylık ve yıllık hareketleri vardır. Dünya’nın doğal uydusu olması nedeniyle de kimi zaman Dünya’mıza yaklaşmakta kimi zaman da uzaklaşmaktadır. Ay’ın Dünya çevresindeki dönüşü, Ay’ın yüzeyinde gündüz ve geceyi oluşturmaktadır. Ancak bir Ay ayında tek bir gündüz ve tek bir gece vardır ve her biri üç yüz elli dört saat yirmi dakika sürmektedir. Ay’ın Dünya’ya dönük olan yüzü -ki hep bu yüzü dönüktür- yer küreden gelen ışıkla Ay’ın ışığının on dört katı fazla bir ışıkla aydınlanmaktadır. Yani şöyle söyleyebiliriz: “Gök kubbenin içindeki sayısız yıldızla geniş bir kadrana benzetilebileceğini, Ay’ın da bu kadran üzerinde Dünyalılara gerçek saati gösterdiğini”. İşte karanlıklar prensimiz Ay, bu değişik evreler sırasında değişik evreler geçirir. Güneş’in tam karşısında bulunduğu zaman üç yıldız, Dünya’yı araya alarak aynı çizgiye geldikleri an Dolunay, Güneş’le kavuşum halindeyken yani Güneş’le Dünya arasındayken Yeniay, Güneş ve Dünya’yla dik açı yapıp bunun tepe noktasında bulunduğu zamanlardaysa ilk ve son dördün denmektedir. Buraya kadar güzel. Peki Ay’ın yapısı nasıldır? Ay, bir Ekzosfer olarak adlandırılan çok ince ve zayıf bir atmosfere sahiptir. Ekzosfer, atmosferin tabakalarından biridir. Termosferin sona erdiği Termopoz düzeyinin üstünde kalan atmosfer bölümüdür. Çok seyrek hidrojen ve helyum atomlarından oluşur, giderek seyrelip gezegenler arası ortamla birleşir. Atmosferin son katıdır. Ancak Ay’daki ince ve zayıf Ekzosfer tabakası, Güneş ışınları ve meteoritlere etki edemez. Bu yüzden de sürekli Ay yüzeyine çarpan bu cisimler nedeniyle Ay yüzeyinde çok sayıda krater mevcuttur. 1969’da insanlık için önemli bir gelişme yaşandı. Ay’a ilk defa ayak basıldı. Apollo 11'de Neil Armstrong, Edwin Aldrin, Michael Collins vardı. Bu yolculuk, Ay’a ilk insanlı yolculuktu. Bundan önce ilk defa Sovyetler Birliği’ne ait bir uzay aracı Ay yüzeyine iniş yapmıştı. İnsanlığın uzay macerasının başlangıcının da bu iki devletin soğuk savaşının bir sonucu olması da gerçekten ilginçtir. Çok da bir önemi yok açıkçası. Bilim ilerlediği sürece nasıl ve neden kaynaklandığı dert değil. Geliştirilen silahların az gelişmiş ülke insanları üzerinde kullanılmaması şartıyla tabi. Gökyüzü ve daha ötesine dair merakımız ne zaman başladı? İlk zamanlarda Astronomi yıldız konumlarından yön bulmada, Ay ve Güneş'in konumlarından da zamanı belirlemede kullanılmıştır. Ay ve Güneş’in görünür hareketlerine dayalı olarak takvimler oluşturulmuş ve yıldızların Tanrılarla ilgili olduğuna inanılması nedeniyle bu çağlarda astronomiye karşı ilgi artmıştır. Yani işin içine din girdiği zaman gerçekten de bilime olan merak artmış. Acaba bilim de kendine bir kutsallık atfetseydi, insanlar bilimin dediklerini de dogma olarak kabul eder miydi? Bence ederdi. En azından bilimin Tanrı’dan geldiği düşüncesi, ibadethanelere kulluk vazifesi için giden insanları, araştırma ve inceleme için de ar-ge merkezlerine gittirebilirdi. İlginç bir yaklaşım oldu, farkındayım. Ama ne yaparsınız, bugünlerde herkes bu dinin gereğidir diye kendini meşru göstermeye çalışmıyor mu? En azından benimkisi Dünyamızın geleceğine dair faydalı bir strateji. Birçok şeyin temeli gibi modern Astronomi temeli de Mezopotamya’ya uzanıyor. Mezopotamyalılar mitolojiye ve dini inançlara dayanan astronomiden matematiksel astronomiye geçişi sağlamışlardır. İslam dünyasının Hicri takviminin temelinde de gene Mezopotamyalıların Ay yılı esaslı takvimi yatar. Günü 12 saate, saati 60 dakikaya, dakikayı da 60 saniyeye bölmüşlerdi. 1600’lerde Teleskop ’un keşfi ve 18.yy’dan itibaren modern gözlem evleri ve teleskopların icadı ile beraber insanlık da Ay ve uzay çalışmalarında yeni bir aşamaya geçmiştir. Dünya’nın uydusu Ay nasıl oluştu? Bu ayrıntıya dair net bir bilgi yok. Ancak Ay'ın, Dünya'nın kendi yapısına çok benzer ama daha küçük bir cisimle çarpışması sonucu oluşmuş olabileceği belirtiliyor. Çünkü bu teori, Ay ve Dünya'daki kayaların birbirine neden "Büyük Çarpışma “da olabileceğinden daha çok benzediğini açıklıyor. Büyük Çarpışma Teorisi'nde, Ay'ın yaklaşık 4.5 milyar yıl önce Mars boyutlarındaki Theia gezegeniyle çarpışması sonucu oluştuğu savunuluyordu. Bu teori, komplo teorisyenlerinin değildir; saygın bilim dergisi Nature’ da yayımlanmış bir teoridir. Ve bu teori, “Büyük Çarpışma” teorisini de egale etmişe benziyor. Tabi ki şimdilik… Finale bağlayalım artık, oldukça fazla aforizma yaptık. Gun Club adında bir Amerikan iç savaşı kalıntısı bir kulübümüz var. Bu kulübün üyeleri geliştirdikleri silahlarla nam salmış kişiler. Ancak kendi içlerinde de en çok güçlü Toplar geliştiren üyeler değer görüyor. Amerikan iç savaşı nihayete erince bu arkadaşlarımız da amaçsız kalırlar. Yeniden gündem olabilmek, üyelerin can sıkıntısına çare olmak ve Amerikan rüyasını yaşayabilmek adına kafalarını yukarı kaldırırlar. Ay’a ve Aylılara kocaman bir top fırlatmaya karar verirler. Fırlatmakla da kalmaz kendileri de içerisine binerek Ay’a ilk insanlı seyahati yapmayı planlarlar. Sonra olaylar bu şekilde cereyan etmeye başlar. İşin ilginç yanı ise şudur. Bu kitabın yazıldığı tarih 1865. Evet, Ay’a insanlı seyahatten tam tamına 104 yıl önce. Şimdi bir düşünün. 1865’de yazılan bir romanda, geleceğin tasvirinin bulunması ama bu tasvirin neredeyse yüzde yüz bir kesinlikle gerçekleşiyor olması. Uzaya gidiş fikrinin akla ilk gelişinden başlayın, bir roketin uzaya fırlatılana kadar geçecek olan tüm aşamalarını düşünün. Hepsi 1865 yılının Jules Verne kitabında mevcut. Şaşırtıcı ve bir o kadar da korkutucu. Tıpkı gecenin karanlığında yalnız kalmak gibi. Yine de hiçbir şeyin imkansız olabileceğini düşünmeyin. Her zorluğun bir de kolaylığı vardır. Gun Club ve onlara destek olan tüm milletler… Bu romanda, muhtemelen kimsenin dikkati çekmeyen esas unsurdu. O da amaç eğer dünya dışı bir hedefse insanlık ortak bir noktada birleşebiliyor. Bugün aynı hedefler doğrultusunda ortak hareket etmek hemen hemen imkansız hale geld. Ancak bir de şöyle düşünün. Ya insanlığı tehdit eden Dünya dışı bir tehdit olursa? O zaman yeniden insan olabiliriz. Tıpkı Ay’a Yolculuktaki gibi…
  • 229 syf.
    Ahmet OKTAY:
    Fazıl Hüsnü Dağlarca ile konuştuk biraz. "Sen şair değil bilginsin" dedi, şunları da ekleyerek: "Şiirlerini küçümsediğimi sanma, ama senin gibi her alana açılan bir kişi daha yok. Ne zaman yapıyorsun bunları?"

    Sana öyle hak veriyorum ki Dağlarca!

    (Uzun zamandır herhalde bir kitabı okurken hiç bu kadar keyif almamıştım. Zaten genelde de beni çok etkileyen kitaplara inceleme yazıyorum.)

    Günlük, anlaşılması güç kelimeler ve çok fazla terim içermesine rağmen yine de -benim gözümde- kendini okutmayı başardı.

    Kendisinin ortaokul mezunu olduğunu öğrendiğimde açıkcası çok şaşırdım. Şaşırmamın nedeni eğitim hayatını bu kadar erken bırakması değildi.. Okumaya böylesine aşık birinin okul hayatınının neden yarım kaldığıydı. Bununla ilgili günlüğünde hiç bahsetmiyor.

    Oktay, Sovyet iktidarıyla çok fazla ilgilenmiş, sol görüşlü, hayatını Marksist düşünce sistemi ile şekillendiren toplumcu gerçekçi aydınlarımızdan biridir. Kapitalist sistemin karşısında durmuş, dönemin amiyane tabirle yalaka kişilerine de haddini çok güzel bildirmiştir. Sonuna kadar laik sistemi savunmuş, kendisi de sol görüşlü olmasına rağmen Türkiye’de bu durumun Kemalistlik ile karıştırıldığını, insanların yanlış yorumladığını anlatmaya çalışmıştır. Stalin’i sevmediğini, Lenin’e ise daha yakın olduğunu yazılarından ben anladım.

    “Fransa'da yaşayan bir araştırmacının gösterdiği duyarlığı ve anlayışı, Türk aydınlarının büyük bölümünün gösterememesine şaşmak gerekiyor. Sol-Kemalistler kadar bazı Marksistler de din sorununu gerektiği biçimde algılayamıyorlar. Artık mürteci ile muhafazakarın özdeş olmadığını anlamak gerekir. Di­ni ideolojinin Türkiye'de de solun tatmin edemediği beklenti uf­kuna sızmaya çalıştığı bellidir. Liberal/demokratik bir muhafazakar kesim var. Hiç kuşkusuz bu kesimler politik konjonktür gerektirdiğinde en azgın gerici kesimlerle ittifaka girişebilirler. Ama girişmeyebilirler de.”

    Bu alıntı da burada kalsın.

    Oktay, edebiyat camiasına çok hakimdir ve sürekli kitap okuyup, gazete ve dergilerde yazıları yayınlanmıştır. Şiirde Gerçeküstücülük konusunda geri kaldığımızdan da yakınır. Tanzimat ve Cumhuriyet dönemi şairlerine göndermelerde bulunur.

    Kendisinde hoşuma giden tespitleri çok olmuştur fakat doğal olarak hepsini yazamıyorum. Oktay, “Yapı bazen imgeye göre şekilleniyor bazen sese göre,” diyor. Ama bazı dönem yeni şairlerin güzel gözükmek adına illa kelimenin ikinci anlamını kullanıp yapıyı bozduklarından yakınıyor.

    Kendisi şiirin çıkmaza girdiğini ve popüler kültürün esiri olduğunu düşünüyor. Ama sadece şiir demekle kalmıyor popüler kültürün esiri olan birçok aydından da bahsediyor. Burada kendi sözlerinden bir ekleme yapmak istiyorum.
    “Gerçekten, 19'unda yazdığım gibi edebiyat çevreleri olmadı­ğı için, yeni bohem mekânlarında şiir falan okunmuyor artık. Yazınsal ritüeller unutuldu. Şimdi, yazarların, şairlerin bir tür teşhirciliğe bitişmiş gösterileri moda: İmza günü, açık oturum, konuşma. Şüphe yok: Yararlı uygulamalar hepsi. Ama ister is­temez hepsi tecimselleştirildi.”

    Bir akşam camiadan arkadaşlarıyla oturup yemek yediğini yazıyor ve günlüğünde bunu anlatırken bazı noktalar dikkatimi çekiyor.
    Kendisi herkesten uzaklaşmakta haklı olduğunu ve artık bir araya gelince kitapları konuşmak yerine insanların sadece dedikodusunun döndüğünü söylüyor. Aslında hepsi bizimle aynı, bizden biri ve hep aynı hikayeler, aynı şikayetler... Temsili 1K işte.

    Yahu orada bir de ne öğrendim, “Nâzım’dan sonra şiir mi yazacağız?” diye düşünüp şairliği bırakan birçok isim varmış. Şaka gibi geldi..

    Bunun gibi benim çok dikkatimi çeken buraya birkaç tane dedikodu yazayım.

    -Can yücel ile Ahmed Arif kavga etmiş. Ahmed Arif çok duygusal davranıp gitmiş.
    Hee bir de bu Oktay, şairliğe ilk başladığı zamanlarda Nazım ve Arif’ten etkilendiğini belirtiyor ama sonrasında Arif’ten öyle bir soğumuş ki onu yermekten de hiç geri kalmıyor.
    (Can Yücel ile Oktay da kavgalıymış bu arada.)

    -Sevim Burak ve Sait Faik meselesi.
    Sevim Burak’ın öldükten sonra mektupları yayınlanmış. Orada da Sait Faik’in ne oğlancılığı kalmış ne de ayyaşlığı.. Ahmet Oktay buna çok içerlemiş ve Sevim Burak için sen ayyaş değil miydin Eyy Sevim diyor.
    Ödül almak için aylarca adam kovaladığını hepimiz biliyoruz, diyor.

    -Kemal Tahir ve Cahit Sıtkı meselesi.
    Kemal Tahir meğersem şair olarak başlamış bu yola ama her ne olduysa nasıl bir düşünceye girdiyse birden romana çevirmiş yönünü. Daha sonradan tekrar şiire döner gibi olmuş ve şöyle demiş “Cahit Sıtkı’nın şair sayıldığı...”
    Ee Ahmet Oktay da durur mu yapıştırmış cevabı. Tahir için, sen şiire devam etseydin de Sıtkı bu konuda senden daha yeteneklidir, ustandır, saygı duymalısın diyor.

    -Cemal Süreya’ya öldükten sonra baya sahip çıkmış ve İslamcı Şairlerin saldırılarından da olabildiğince korumaya çalışmış. (Kendisi İslamcı Şair diyor.) Günlüğünde de Cemal Süreya’nın şiirini ve kendisinin nasıl bir insan olduğunu anlatmıştır. Yineee birilerine de laf elbette göndermiştir;
    “Acaba Sezai Karakoç Cemal Süreya’nın ölümüyle ilgili bir şey yazacak mı çok merak ediyorum.”

    Ahmet Oktay’ın sevdiği pek nadir kişi vardır ve Cemal Süreya’da bunlardan biridir. Enis Batur, Ferit Edgü, Selim İleri, Melih Cevdet Anday, Emre Kongar.. Aklıma gelenler bunlar. Genel olarak günlükte hep iyi sohbetlerine şahit oldum.

    -İlhan Berk ile çok uğraşıyor. Onun için “oldum olası aforizma delisidir böyle konuşmaya çok bayılır,” diyor.

    -Attila İlhan ve Küçük İskender’den hiç hoşlanmıyor. Hatta ufak tartışmaları da olmuş. Attila İlhan’ın kendisini çok elit havalara sokmasına katlanamıyor galiba haha. Küçük İskender için de üff neler neler diyor. Ama en net yazabileceğim şey şudur; “Aykırı olmak ve aykırı görünmeye çalışmak birbirinden farklıdır.”


    -Tahsin Yücel, Orhan Pamuk “Kara Kitap” sorunu.
    Ahmet Oktay, Orhan Pamuk’u beğeniyor fakat bir eleştiri şuradan yapıyor. Tahsin Yücel Arı Türkçe kullanmaya özen gösterdiğinden dolayı Orhan Pamuk’u Türkçe konusunda eleştiriyor ve Ahmet Oktay şöyle bir soru yöneltiyor: “Yazın dilbilgisi midir?” Daha sonradan ise Oktay şunu söylüyor: “Eğer dilbilgisi kötüyse yazarın düşünmeden yazdığını ve yazdığını okumadığını gösterir.”

    -Mehmet Fuat, Ahmet Oktay hakkında bir yazı yazmış ve Oktay ona şöyle cevap veriyor;
    “Benim çok fazla "modaya uygun giyindiğimi" yazıyor. Ye­ni paradigmaları anlama çabasının, onun küçültücü anlamda kullandığı moda sözcüğüne ya da kavramına indirgenmemesi ve ona eşitlenmemesi gerektiğine inanıyorum.
    Memet Fuat tam da bu eğilim yüzünden tutucu bir konu­ma yerleşebilir.
    Tutuculuk moda'nın öteki ucudur. Negatifi değil.
    Ben modaya göre giyinmiyorum ama M. Fuat'ın elbiseleri çekmiş.” :D

    -Oktay, Ece Ayhan, Nazım Hikmet, Ahmed Arif taklitçiliğinden çok sıkılmış. Hatta Cemal Süreya şiir ödülünde şeçili kurulda görevdeymiş fakat Orhan Alkaya arasında bir gerginlik olduğundan dolayı çekilmek istemiş. Eğer oy vermiş olsaydı Metin Altıok’a oyunu verecekmiş.

    -Mahmut Makal, Orhan Veli, Ferhan Şensoy, Aziz Nesin.. Daha aklıma gelmeyecek bir sürü kişinin bazı noktalarını eleştiriyor. He şimdi diyeceksiniz Oktay çok mu mükemmeldi? Hayır elbette değildi. Ama kendisi gerçekten bu yolda çok büyük emekler vermiş ve bana günlüğünde asla boş bir insan olmadığını kanıtlamıştır. Her eleştirisine elbette katılmadım ama dönemin aydınlarına da farklı bir bakış açısıyla yaklaşmamı sağladı.


    Günlüğünden bahsederken Oktay “kendi okur tarihim” diye söylemiştir ve hakikaten de öyledir. Bundan sonrasını isterseniz okumanıza gerek yok. Tamamen kendimi düşünerek yaptığım bir şey. Fakat dönemin isimlerini merak ederseniz ve okuduğu kitaplar hakkında fikir sahibi olmak isterseniz göz atabilirsiniz. Okuduğu kitaplardan çok etkilendiğim ve cidden bu yazarı da mı biliyormuş yahu diyerek şaşkınlığa uğradığım için kitapların listesini yapmaya çalıştım. Günlükte bahsettiği, üzerinde konuştuğu isimleri de tek tek yazdım. Elbette eksikler, gözümden kaçanlar olmuştur çünkü bunlar bir liste halinde değildi ve ben okudukça, elimde bir kalemle, işaretleyip yazarak listeyi oluşturdum.

    Günlük içinde geçen dönemin edebiyat camiası isimleri ve Dünya Edebiyatından bahsettiği isimler;
    1. Selim İleri
    2. Latife Tekin
    3. Enis Batur
    4. İlhan Berk
    5. Ahmed Arif
    6. Önay Sözer
    7. Attila İlhan
    8. Fazıl Hüsnü Dağlarca
    9. Ivan Gonçarov
    10. Dostoyevski
    11. Melih Cevdet
    12. Lale Müldür
    13. Şükran Kurdakul
    14. Murathan Mungan (Cinsel tercihi sebebiyle birkaç problem olmuş ve Mungan’ın arkasında durmuştur.)
    15. Güner Kuban
    16. Kafka
    17. Yılmaz Gruda
    18. Hilmi Yavuz
    19. Ferhan Şensoy
    20. Fromm
    21. Refik Erduran
    22. Korkut Boratav
    23. Ali Bulaç
    24. Mehmet Ali Kılıçbay
    25. Ruşen Çakır
    26. Ahmet Kahraman
    27. Adalet Ağaoğlu
    28. Emre Kongar
    29. Emil Galip Sandalcı
    30. Mine G Saulnier
    31. Abdurrahman Dilipak (-)
    32. Sevim Burak
    33. Sait Faik
    34. Cemal Süreya
    35. Edip Cansever
    36. Aziz Nesin
    37. Baudelaire
    38. Oğuz Atay
    39. Yusuf Atılgan
    40. Nazım Hikmet
    41. Necip Fazıl
    42. Refik Durbaş
    43. Yahya Kemal
    44. Ülkü Tamer
    45. Nezihe Araz
    46. Uğur Kökden
    47. Can Alkor
    48. Ara Güler
    49. Jean Genet
    50. Küçük İskender
    51. Azra Erhat
    52. Sabahattin Eyüboğlu
    53. İrfan Şahinbaş
    54. Tarık Buğra
    55. Kemal Tahir
    56. Turgut Uyar
    57. Metin Altıok
    58. Vedat Günyol
    59. Agatha Christie
    60. Gorki
    61. Mihail Şoholov
    62. Ingmar Bergman
    63. Luis Bunuel
    64. Andrey Tarkovski
    65. Tahsin Yücel
    66. A. Huxley
    67. Aziz Çalışlar(-)
    68. Orhan Alkaya
    69. Nurdan Gürbilek
    70. Yılmaz Öner
    71. Balzac
    72. Stendhal
    73. Flaubert
    74. Shakespeare
    75. Suphi Aytimur
    76. Özdemir Nutku
    77. Eliot
    78. Halid Ziya
    79. Şerif Mardin
    80. Proust
    81. A. Ş. Hisar
    82. Demir Özlü
    83. Fethi Naci
    84. Ahmet Cemal
    85. Füsun Akatlı
    86. Gül Işık
    87. Simone De Beauvoir
    88. Umberto Eco
    89. Salah Birsel
    90. Özdemir İnce
    91. Nietzsche
    92. Ahmet İram
    93. Süreyya Berfe
    94. Seyhan Erözçelik
    95. Tuğrul Tanyol
    96. Ömer Naci Soykan
    97. Susan Sontag
    98. Ahmet Muhip dıranas
    99. Uğur Mumcu
    100. Oktay Akbal
    101. Mehmet Fuat
    102. Sartre
    103. Aliye Berger
    104. Orhan Koçak
    105. Ercüment Behzat
    106. Van Gogh
    107. Foucault.
    108. Ataol Behramoğlu
    109. Tanpınar
    110. Nedim Gürsel
    111. Orhan Veli
    112. Rilke
    113. Mayakovski
    114. Afşar Timuçin
    115. Sennur Sezer
    116. Adnan Özyalçıner
    Bunlar haricinde gözümden kaçanlar elbette olmuştur.

    Günlükte geçen kitapların listesi; (eksikler vardır.)
    1. E. H. Carr- Dostoyevski
    2. Jean Genet- Gidcometti’nin Atölyesi
    3. Metin Kaçan- Ağır Roman
    4. Ferit Edgü- O
    5. İlhan Berk- Pera
    6. J. M. Albertini- Azgelişmişliğin Mekanizması
    7. Tarık Zafer Tunaya- İttihat ve Terakki
    8. Tony Cliff- Rusya’da Devlet Kapitalizmi
    9. Peyami Safa- Sözde Kızlar( En ucuz, en acemi, üstünkörü yapıtlarından biri diyor. Safa’yı da pek sevmiyor.)
    10. Levent Köker- Modernleşme, Kemalizm, Demokrasi
    11. Güner Kuban- Sevişmenin Rengi( Beğenmiyor)
    12. Pierre Clatres- Devlete Karşı Toplum
    13. Fazıl Hüsnü Dağlarca- Uzaklarda Giyinmek, Çocuk ve Allah
    14. M. Jay- Diyalektik imgelem
    15. Paul Valery- Bugünkü Dünyaya Bakış
    16. Orhan Pamuk- Kara Kitap, Sessiz ev
    17. J. Needham- Doğunun Bilgisi Doğumun Bilimi
    18. Kürşat Bumin- Batıda Devlet ve Çocuk
    19. Fromm- Sahip Olmak ya da Olmak
    20. Sadri Ertem- Bacayı indir bacayı kaldır
    21. Cassirer- Devlet Efsanesi
    22. Yıldız Ecevit- Oğuz Atay’da Aydın Olgusu
    23. Oğuzhan Akay- CinAyetler
    24. Carr- Bolşevik Devrimi
    25. Eric J. Hobsbawm- Devrim Çağı
    26. Eric J. Hobsbawm- Kapital Çağı
    27. Eric J. Hobsbawm- İmparatorluk Çağı
    28. R. Jakobson- Sekiz Yazı
    29. Doğu Perinçek- Stalin’den Gorbaçov’a
    30. L. Benevolo- Modern Mimarlığın Tarihi
    31. Julius Welhausen- İslamiyetin İlk Devrinde Dini Siyasi Muhalefet Partileri
    32. Salvador Dali- Bir Dahinin Güncesi
    33. Hallac-ı Mansur- Kitab’üt Tavasin
    34. Proust- Swann’ların Semtinden(Hatta bu kitap üzerine konuşuyor ve Yakup Kadri ile Tahsin Yücel çevirisini kıyaslıyor.
    35. Kierkegaard- Korku Titreme
    36. Lyotard- Postmodernist Durum
    37. Flaubert- Üç Hikaye
    38. S. Zweig- Dünya Fikir Mimarları
    39. Borges- Alçaklığın evrensel tarihi(Bu kitaba çok şaşırdım ve mutlu oldum. Borges’i aynı anladığımızı görmek ve kitapta da aynı hikaye üzerinde odaklanmamız ise ayrıca hoşuma gitti.
    40. Ezra Pound- Konfüçyüs
    41. Agatha Christie- Ackroyd’un Katili
    42. Igmar Bergman- Büyülü Fener
    43. Barthes- Çağdaş Söylenler
    44. Bilge Karasu- Gece (Bu kitaba bir inceleme yazısı yazacakmış ama hep ertelemiş. Açıkcası merak etmiştim.)
    45. Adalet Ağaoğlu- Üç Beş Kişi
    46. Walter Benjamin- Parıltılar
    47. Joyce- Sürgünler
    48. Yıldız Sertel- Ardımdaki Yıllar
    49. Jale Parla- Babalar ve Oğullar
    50. Ercüment Uçarı- Ziba Sokağı
    51. Karl Korsch- Marksizm ve Felsefe
    52. Simone De Beauvoir- Mandarinler
    53. Ahmet İnsel- Türkiye Toplumun Bunalımı
    54. Ali H. Neyzi- Kızıltoprak
    55. Cahit Irgat- Irgatın Türküsü
    56. Şerif Mardin- Makaleler
    57. Salah Birsel- Hafiyeler önde gider
    58. Marcuse- Karşı devrim ve başkaldırı
    59. Ömer Naci Soykan- Müziksel Dünya Ütopyasında Adorna ile Bir Yolculuk
    60. Turgenyev- Babalar ve Oğullar
    61. Nietzsche- Putların Alacakaranlığı
    62. Daryush Shayegan- Yaralı Biliç(-)
    63. Kundera- Roman Sanatı
    64. Gündüz Vassaf- Cehenneme Övgü
    65. Carr- Romantik Sürgünler
    66. Paul Avrich- Anarşist Portreler(Bunu okumasına da baya baya şaşırdım. Kendisi de çok önemli bir eser olduğunu düşünmüş ve beğenmiş.)
    67. Sade- Sodom’un 120 günü
    68. Doğu Perinçek- Parti ve Sanat(-)
    69. Orhan Veli- Bütün Yazıları
    70. Gilles Kepel- Tanrının İntikamı
    71. Nurdan Gürbilek- Vitrinde Yaşamak
    72. David Dickson- Alternatif Teknoloji

    Kendisi bunun daha nicelerini okumuştur..
    Yanlarına (-) koyduklarımı hiç sevmemiştir. Aralarda tabi yine sevmedikleri var ama olumlu özelliklerinden de bahsediyor. Bilmediğim birçok isim vardı açıkcası böyle listelemek benim çok hoşuma gitti ve büyük bir keyifle yaptım. Hepsini tek tek araştırmayı düşünüyorum. Buraya kadar okuyan olduysa da gözlerine sağlık.
  • Doğru tavırlar doğru eylemleri üretirler.

    Çocuklarla birlikte olmak ruhun ilacıdır
  • 07:00 - 09:00 Sosyal Medyadan Araklanan İletiler İle Nasıl Beğeni Toplanır? (Eğitim Programı)

    09:00 - 11:00 Sabah Sabah Aşk Acısı (Reality Şov)

    11:00 - 12:00 Tek Kaynaktan Öğrendiğim Din Bilgimi Yayıyorum (Dini Program)

    12:00 - 14:00 10 Adımda Diğer Okurları Taciz Etme Yolları (Hayvan Belgeseli)

    14:00 - 16:00 B.ktan Lafları Aforizma Diye Pazarlamanın Yolları (Eğitim Programı)

    16:00 - 18:00 Yürek Burkuntusu (Dizi - Dikkat! Kanayan Kırmızı Gül İçerikli Program)

    18:00 - 20:00 Fıkralarla 1K (Eğlence Programı)

    20:00 - 22:00 Seviyesizce Siyaset (Tartışma Programı)

    22:00 - 23:00 Türkçe'yi Nasılda Katlettim (Dram Filmi) - Yazım Hataları Kasıtlıdır -

    23:00 - 24:00 Defalarca Paylaştım Yine Tutmadı (Trajikomik Film)
  • Kitap Okumayı Yaşam Şekli Haline Getirenlerin Çok Daha İyi Anlayacağı 20 Aforizma
    1. “Ne kadar okursan, o kadar çok bilirsin. Ne kadar çok öğrenirsen, o kadar çok yere gideceksin.” - Dr. Seuss
    2. "İnsanlar aslolanın hayat olduğunu söylerler, ben ise okumayı tercih ederim." - Logan Pearsall Smith
    3. “Kitaplarım bana yetecek kadar büyük bir krallıktır.“ - William Shakespeare
    4. “Yalnız olmadığımızı bilmek için okuruz.” - William Nicholson
    5. “Kitaplar kendinize ve başkalarına saygı duymayı öğretecek, yüreği ve aklı, dünya ve insanlık sevgisiyle dolduracaktır.“ - Maksim Gorki
    6. "En kötü kitabı yazan bile, kitap yasaklayandan daha saygılı ve daha az zararlıdır insanlığa." - Sabahattin Eyüboğlu
    7. “En iyi kitapların okunması, geçmiş yüzyılların en büyük insanlarıyla konuşmak gibidir.“ - Descartes
    8. “Kütüphane kartımı aldığımda, işte o zaman yaşamaya başladım.“ - Rita Mae Brown
    9. “Eğer okumayı sevmiyorsan, doğru kitabı bulmamışsındır.“ - J.K. Rowling
    10. “Bir kitap, içimizdeki donmuş denize indirilmiş bir baltadır.“ - Franz Kafka
    11. “Kitaplık kurmak, tapınak yapmak kadar kutsaldır.“ - Victor Hugo
    12. “İyi kitaplar en gerçek dostlarımızdır.“ - Francis Bacon
    13. “Bir insana okuma aşkı ve onu tatmin edecek kitap verin; emin olun ki bu adam mutlu olacaktır.“ - Sir John Herschell
    14. “Mümkün olsaydı her karış toprağa buğday eker gibi kitap ekerdim.“ - Horace
    15. “Kitapların düşmanları insanlarınki ile aynıdır: Ateş, nem, zaman ve içindekiler.“ - Paul Valery
    16. “Yatmadan önce okuyabileceginiz iyi bir kitap ya da dergiye sahip olduğunuzu bilmek zevklerin en büyüğüdür.“ - V. Nabokov
    17. “Okumak, dünyanın her yerine indirimli bilet sahibi olmaktır.“ - Mary Schmich
    18. “Göz kapaklarının düşmesine karşı savaşı kazanan kitap, ender bir kitaptır.“ - Tracy Chevalier
    19. "Ben mutluluğu her yerde aradım; fakat elimdeki küçücük bir kitabı okuduğum küçücük bir yer dışında, hiç bir yerde bulamadım." - Thomas Kempis
    20. “Kitapları yakmaktan daha kötü suçlar vardır. Bunlardan biri de onları okumamaktır.” - Ray Bradbury
    Kaynak:https://listekitap.com