adalet belki kördür ama, sosyal ağırlıklara karşı da duyarsız değildir. fakirlere sorular sorulur, söylediklerinin kanıtları aranır, zenginlerin ise ifadeleri kayda geçer, yalnızca imla hatası yapılmamasına dikkat edilir.
evrende değişmez olan soğuk ve karanlıktır, ışık ve sıcaklık birer kıvılcım kadar küçük ve kısadır demişti. aynı şekilde yalnızlık ve içine kapanma da insan hayatının değişmezleriydi. gençlik ve aşk ise geçici şeylerdi. değerli olmaları, çabucak bitmelerine dayanıyordu zaten.
hepimiz sosyal nezaketin kurbanı değil miydik? felaketleri zerafetle karşılamaya kendimizi zorunlu hissetmiyor muyduk? utanmaktansa mahvolmayı, yok olmayı bile tercih etmiyor muyduk?