Tanrı, sana yakarıyorum: İyi bir insan göster bana! Lûtfun on katına çıkarsın doğal güçlerimi; çünkü bu canavarı görünce şaşkınlıktan ölebilirim. Daha azı için bile ölünebilir.
Keskin ağızlı bir bıçak aldım, dudaklarımın birleştiği yerlerde etimde yaralar açtım. Amacıma ulaştığımı sandım bir an. Kendi elimle yara açtığım bu ağıza baktım aynada! Bir yanılgıydı! İki yaradan akan kan, gerçekten başkalarının gülüşü olup olmadığını anlamama engel oluyordu aslında. Ama, bir süre karşılaştırma yaptıktan sonra, gülüşümün insanların gülüşüne benzemediğini gördüm, yani gülmüyordum ben, gülüşüm yoktu benim.
Geriye önemsiz duygular kaldı. Dingin kırlardan esen meltem ruhumu puslandırıyor. Köy orkestrasının uzaktan gelen müzik rüzgârı bana tüm senfonilerin eskisinden daha ötedeki sesleri çağrıştırıyor. Kapı eşiğindeki yaşlı kadın içimdeki tüm iyiliği uyandırıyor. Önümde duran kir pas içindeki bir çocuk beni aydınlatıyor. Yirmi adım ötemdeki bir güvercinin, gerçeğin kendisinden ayırt edilemez bir şey gibi tele konmasından keyif alıyorum.
Beatrice, Tanrı'yı gerçekten öven yaratık! Neden, sana layık olabilmek için seni vasat insanlardan ayrılacak kadar seven adamın yardımına koşmuyorsun? İniltilerinin, acıklı çığrışlarını duymuyor musun? Denizlerden daha tehlikeli olan azgın nehrin kıyısında ölümle nasıl pençeleşiyor, görmüyor musun?