• 96 syf.
    ·9/10
    Bir şehir düşünün Ay Lav Yu filmindeki Tınne köyü gibi öyle haritalarda görünmeyen görülse de bilinmeyen tuhaf bir şehir öyle ki insanları çok sakin sessiz bir hayat sürüyor Olay yok suç yok hatta duygular bile ağır çekim film gibi Çok tuhaf benzetmelerden sonra devam edeyim yazmaya minik bir kitap yüz sayfa kadar okunup hemen bitirilebilir
    Kitabın konusu kısaca hayali Quiquendone şehrine gelen Doktor Ox’un aydınlatma projesi ile şehre saldığı gaz ile sakin sessiz sedasız bu şehirdeki insanların davranışlarındaki etkilerini anlatıyor ki dönemin bilimkurgu kitapları arasında kült gruba en azından bizim modern klasiklere girmiş olmasını neden hakettiğini gayet net gösteriyor 🩺
    Bizim doktor bu kentteki insanları kobay olarak kullanıyor bu kitaptaki olay da en kısa şu cümleyle anlatayım eğer bilim vicdansız insanların elinde olursa çok tehlikeli olabilir en azından günümüzde neredeyse bütün ilaçların yada kozmetik ürünlerin hayvanlar üzerinde denenip bize sunulduğu düşünülürse mutlaka bir yerlerde bu kitaptaki gibi insanları kobay olarak kullanan birileri vardır diye düşünüyorum
    Kitap puanım : 5 / 5
    #işbankasıkültüryayınları #JulesVerne #DoktorOxunDeneyi #UneFantaisieDuDocteurOx
    #hasanaliyücelklasikleri #kimneokudu  #OkudumBitti #OkudumOkuyun #Kitaplaryolda #KitapTavsiyem #Bookstagram #kitap #kitapsevgisi #bookish #books #Kitapyorumu #neokuyorum
  • Sen Geldin Diye

    Gidişinden beri uzun cümleler kuramıyorum. Daha bir seviyorum üç noktaları. Ne zaman sol yanıma düşerse sızın, birkaç üç nokta daha koyuyorum yarım kalmış cümlelerime.

    Ve sonra daha bir seviyorum seni ve sensizliği.
    Çıplak pencerelerden izliyorum hiç geçmeyeceğin köşe başlarını.

    Sonra soğuyor cümlelerim. Kendi halinde ağır çekim bir melodiye dönüşüyor kalbimin çırpınışları. Yokluğuna sarılıyorum.

    Kum taneleri gibi her yanıma savrulan mecalsiz düşünceler ve nefesin... Ruhumun en ağır kelepçesi...

    Şimdi hangi sonbaharı giyinmiş şehirlere düşse yolum, her bir yaprak hışırtısında sen geldin diye seviniyorum.
    Seda Eroğlu
    Sayfa 78 - Destek Yayınevi
  • Aşkların ömrü, iki paralık değilse de iki perdelik.
    Önce tutkulu başlangıçların ağır çekim sancıları.
    Sonra vuslat. İkinci perdede başlıyor asıl fecaat.
  • "Hayalinde canlandı. Atlara, köpeklere, el arabalarına sahip on dokuzuncu yüzyıl insanı... Ağır çekim. Sonra, yirminci yüzyılda kameranı hızlandı. Kısaltılan kitaplar. Özetleştirilen. Özet haber veren dergiler, Bulvar gazeteleri. Her şey kapanışa, hızla sona indirgeniyor. "
  • Canlılığın oluşabilmesi için yıldızlar
    arası mesafe belli bir büyüklükte olmalıdır. Eğer
    yıldızlar birbirlerine daha yakın olsaydı çekim
    gücünün fazlalığı gezegenlerin yörüngelerini
    bozacaktı. Eğer yıldızlar birbirlerine daha uzak
    olsaydı süpernovalar tarafından evrene saçılan
    ağır atomlar çok geniş bir alana yayılacaktı ve
    yaşam için gerekli atomlar yeterli düzeyde
    olamayacaktı.
  • Hayalinde canlandır. Atlara, köpeklere, el arabalarına sahip on dokuzuncu yüzyıl insanı... ağır çekim. Sonra, yirminci yüzyılda kameranı hızlandır. Kısaltılan kitaplar. Özetleştirilen. Özet haber veren dergiler, Bulvar gazeteleri. Her şey kapanışa, hızlı sona indirgeniyor. Hızlı son.
  • Biz çoğunlukla pek farkında olmayız, ama her gezegene olduğu gibi dünyaya da çok sayıda göktaşı düşmektedir. Diğer gezegenlere düştüklerinde dev kraterler açan bu göktaşlarının dünyaya zarar vermemelerinin nedeni, gezegenimizi saran atmosferin düşmekte olan göktaşlarına karşı büyük bir direnç göstermesidir. Göktaşı bu dirence fazla dayanamaz ve sürtünmeden dolayı yanarak büyük bir kütle kaybına uğrar. Böylece, büyük felaketlere yol açabilecek bu tehlike, atmosfer sayesinde savuşturulmuş olur.

    Kuran, atmosferin yaratılışındaki bu özelliği şöyle ifade ediyor:

    "Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık, onlar ise bunun ayetlerinden yüz çevirmektedirler." (Enbiya Suresi, 32)

    Gökyüzünün "korunmuş bir tavan" oluşunun en önemli örneklerinden biri dünyayı saran manyetik alandır. Atmosferin en üst tabakası "Van Allen" adı verilen bir manyetik kuşaktan oluşur. Bu kuşak dünyanın çekirdeğinin sahip olduğu özellikler nedeniyle ortaya çıkmıştır.

    Çekirdek, demir ve nikel gibi manyetik özelliği olan ağır elementleri içerir. Ancak bunlardan daha önemlisi çekirdeğin iki farklı yapıdan oluşmuş olmasıdır: İç çekirdek katı, dış çekirdek ise sıvı haldedir. Çekirdeğin bu iki katmanı birbiri etrafında hareket eder. Bu hareket ağır metaller üzerinde bir çeşit mıknatıslanma etkisi yaparak bir manyetik alan oluşturur. İşte Van Allen Kuşakları bu manyetik alanın, atmosferin en dışına kadar ulaşan bir uzantısıdır. Bu manyetik alan sayesinde dünya, uzaydan gelebilecek olan tehlikelere karşı korunmuş olur.

    Bu tehlikelerin en önemlilerinden biri, "Güneş rüzgarları"dır. Güneş, dünyaya ısı ve ışıktan başka, radyasyon ile beraber saatteki hızı 1.5 milyar kilometreyi bulan, proton ve elektronlardan oluşan bir rüzgar da gönderir.

    Güneş rüzgarları, dünyanın 40.000 mil uzağında manyetik halkalar çizen Van Allen Kuşakları'ndan geçemezler. Parçacık yağmuru şeklindeki Güneş rüzgarı, bu manyetik alanla karşılaşır ve ayrılarak bu alanın çevresinden akar.

    Güneşten gelen X ve ultraviyole ışınlarının büyük bölümü ise atmosfer tarafından emilmektedir. Bu emilme olmadan, yeryüzünde hayat olması ise mümkün değildir.

    Etrafımızı saran atmosferik kuşaklar, sadece zararsız orandaki ışınlar, radyo dalgaları ve görünür ışığın dünyamıza ulaşmasına imkan verecek bir geçirgenliğe sahiptirler. Eğer atmosferimiz bu geçirgenlik özelliğinden yoksun olsaydı, ne haberleşme dalgalarını kullanabilir, ne de canlılığın temeli olan gün ışığını bulabilirdik.

    Dünyayı saran ozon tabakası da Güneş’ten gelen ve canlılar için zararlı olan morötesi ışınların yere kadar ulaşmasını önlemektedir. Güneş'ten gelen ultraviyole ışınları yeryüzündeki tüm canlıları öldürecek kadar fazla enerji yüklüdürler. Bu nedenle, dünyada yaşamın var olabilmesi için, gökyüzünün "korunmuş tavan"ına bir de ozon tabakası eklenmi?tir.

    Ozon, oksijenden üretilir. Oksijen gazının (O2) moleküllerinde 2 oksijen atomu bulunurken, ozon gazının (O3) moleküllerinde 3 oksijen atomu bulunur. Güneş'ten gelen ultraviyole ışınları, oksijen gazına bir atom daha ekleyerek ozonu oluştururlar. Ve ultraviyole sayesinde oluşan ozon tabakası, öldürücü ultraviyole ışınları tutarak yeryüzünde yaşamın en temel şartlarından birini oluşturur.

    Kısacası; eğer dünya çekirdeğinin manyetik alan oluşturacak bir özelliği olmasaydı, atmosfer zararlı ışınları süzecek yapı ve yoğunlukta olmasaydı, kuşkusuz dünya üzerinde yaşam sözkonusu olamazdı. Ve kuşkusuz hiçbir insanın ya da başka bir canlının bunları düzenlemesi de mümkün değildir. Açıktır ki, insanın yaşamı için "olmazsa olmaz" şartlar olan bu koruyucu özellikler, Allah tarafından var edilmiş ve gök, "korunmuş bir tavan" olarak yaratılmıştır.

    Başka gezegenlerin bu tür "korunmuş tavan"lardan yoksun olması, dünyanın insan yaşamı için özel olarak yaratıldığının bir başka göstergesidir. Örneğin, Mars gezegeninin çekirdeği katıdır ve bu nedenle etrafında da manyetik bir koruma söz konusu değildir. Mars'ın büyüklüğü dünyanınki kadar olmadığı için çekirdekte sıvı kısmı oluşturacak kadar bir basınç doğuramamıştır. Ayrıca gezegenin uygun büyüklükte olması da manyetik alan için yeterli değildir. Örneğin, Venüs'ün çapı yaklaşık dünyanınki kadardır. Kütlesi dünyanınkinden ancak % 2 daha azdır ve ağırlığı da hemen hemen dünyanınkine eşittir. Dolayısıyla hem basınç açısından, hem de diğer nedenlerle Venüs'te de metalik bir sıvı çekirdek kısmının oluşması kaçınılmazdır. Buna rağmen Venüs'te de manyetik alan yoktur. Bunun sebebi Venüs'ün Dünya'ya göre oldukça yavaş dönmesidir. Dünya kendi etrafındaki turunu 1 günde tamamlarken Venüs bir turu 243 günde tamamlıyor.

    Dünyanın "korunmuş tavan"ını oluşturan manyetik alanın var olması için, Ay'ın ve komşu gezegenlerin büyüklükleri ve dünyaya uzaklıkları da önemlidir. Komşu gezegenlerden birinin şimdikinden büyük olması, o gezegene büyük bir çekim kuvveti kazandıracaktı. Komşu gezegenin sahip olacağı bu büyük çekim kuvveti, dünyanın çekirdeğindeki katı ve sıvı kısımlardaki hareket hızını değiştirecek, bugünkü şekilde bir manyetik alanın oluşmasına engel olacaktı.

    Kısacası dünya göğünün "korunmuş tavan" özelliğine sahip olması, dünyanın çekirdeğinin yapısı, dönüş hızı, gezegenler arası uzaklık ve gezegenlerin kütleleri gibi pek çok değişkenin en uygun noktada birleşmesini gerektirmektedir.