• Türkçeye "Rahmân ve Rahîm olan Allâh'ın adıyla" şeklinde tercüme edilebilir.

    1. Elif, Lâm, Mîm,
    2. Bunlar, "kitâb-ı hakîm''in âyetleridir.
    3. Muhsinler için bir hidâyet ve rahmet olarak.
    4. Onlar ki, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve âhirete yakînen inananların ta kendileri de onlardır.
    5. Onlar var ya, Rablerinden gelen bir hidâyet üzeredirler. Onlar var ya, onlar felâha ermiş kimselerdir.
    6. İnsanlardan kimileri de var ki, Allah yolundan bilgisizce saptırmak ve onu alaya almak için sözün eğlencelik olanını satın alırlar. Onlar var ya, onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.
    7.Âyetlerimiz ona okunduğu zaman, sanki onları hiç duymamış gibi, kibirli bir şekilde yüz çevirir. Sanki kulaklarında bir ağırlık var! işte onu elim bir azapla müjdele!
    8. îman eden ve sâlih ameller işleyenlere gelirm; Naîm cennetleri onlar içindir.
    9. Orada kalıcıdırlar; Allâh'ın hak bir vaadi olarak. O Azîz'dir, Hakîm'dir.
    10. O gökleri direksiz olarak yaratmıştır ki, onu görürsünüz. Yeryüzüne de, o sizi sarsar diye sabit dağlar koymuştur. Yine orada her türlü canlıyı yayıp dağıtmıştır. Gökten bir su indirdik de, orada her güzel ve bereketli çiftten nicesini bitirdik.
    11. işte Allâh'ın yarattıkları! Haydi bana onun dışındakilerin yarattığı bir şeyi gösterin! Doğrusu, zâlimler apaçık bir dalâlet içindedirler.
    12. Gerçekten de biz, ''Allâh'a şükret'' diye, Lokman'a hikmeti verdik. Her kim şükrederse, ancak kendi lehine şükreder. Her kim de nankörlük ederse, elbette ki Allah Ganidir, Hamîd'dir,
    13. Hani, Lokman oğluna öğüt vererek şöyle demişti: Yavrucuğum! Allâh'a şirk koşma. Çünkü şirk büyük/ dehşet bir zulümdür.
    14. Yine biz insana anne babasını vasiyet ettik: Annesi onu her gün biraz daha güçsüz düşerek taşıdı. Ondan ayrılması da iki yıl içindedir: "bana ve anne babana şükre'' diye. Dönüş banadır.
    15. Eğer onlar, hakkında bilgi sâhibi olmadığın şeyi bana şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, onlara itaat etme! Dünyâda onlara örfe uygun bir şekilde davran. Bana gönülden yönelen kimsenin yoluna tâbi ol. Sonra da, dönüşünüz banadır ve işte ben, işlemekte olduğunuz amelleri size bildiririm.
    16. Yavrucuğum! Bir şey ki, isterse bir hardal tânesi ağırlığında olsun ve sen de bir kayanın içinde veyâ göklerde veyâ yerin içinde olsan, Allah onu getirir. Çünkü Allah Latîf'tir, Habîr'dir.
    17. Yavrucuğum! Namazı dosdoğru kıl. Mârufla iş yap ve münkerden uzak dur. Başına gelen musîbetlere de sabret. Çünkü bunlar azmedilmeye değer işlerdendir.
    18. İnsanlara kibirlenerek bakma ve yeryüzünde şımarık bir şekilde de yürüme. Çünkü Allah, övünüp böbürlenen hiç kimseyi sevmez
    19. Yürüyüşünde mûtedil ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini elbette "o eşeğin" sesidir.
    20. Allâh'ın, göklerde olan şeyleri de yeryüzünde olan şeyleri de sizin emrinize âmâde kıldığını görmedin mi? Nîmetlerini açık olarak da gizli olarak da size bol bol ihsan etmiştir. İnsanlardan kimileri de var ki, ne bir bilgi, ne bir hidâyet, ne de nur saçan bir kitap olmaksızın Allah hakkında mücâdele edip durur.
    21. Onlara, "Allâh'ın indirdiği şeylere tâbi olun" dendiği zaman, derler ki: "Bilakis, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeylere tâbi oluruz.” Şeytan onları o alevli ateşin azâbına çağırıyor olsa da mı?
    22. Her kim, muhsin olarak yüzünü/özünü Allâh'a teslim ederse, işte o, sapasağlam kulpa sarılmıştır. İşlerin âkıbeti Allâh'adır.
    23. İnkâr eden kimseye gelince: Onun inkârı seni üzmesin; onların dönüşü bizedir ve biz işledikleri amelleri onlara bildiririz. Çünkü Alah, sadırların özünü bilmektedir.
    24. Onları birazcık nimetlendirir, sonra da onları ağır bir azâba mecbur kılarız.
    25. Eğer onlara, "gökleri ve yeryüzünü kim yarattı?' diye sorsan, elbette "Allah'tır'' derler. De ki: "Elhamdülillâh!" Doğrusu, onların çoğu bilmiyor.
    26. Göklerde ve yeryüzünde olan şeyler Allâh'ındır. Muhakkak ki Allah, işte o Ganî'dir, Hamîd'dir.
    27. Şâyet yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa, arkasından yedi denizin geldiği denizler de ona mürekkep olsa, "Allâh'ın kelimeleri” yine de tükenmez. Muhakkak ki Allah Azîz'dir, Hakîm'dir.
    28. Sizin yaratılmanız da yeniden diriltilmeniz de, ancak bir tek nefis/kişi gibidir. Muhakkak ki Allah Semî'dir, Basîr'dir.
    29. Allah'ın, geceyi gündüze soktuğunu; gündüzü de geceye soktuğunu; güneşi ve ayı da emre âmâde kıldığını görmedin mi? Hepsi de belirlenmiş bir zamâna doğru akıp gider. Muhakkak ki Allah işlediğiniz amellerden haberdardır.
    30. Bu böyledir, çünkü Allah hakkın ta kendisidir ve ondan başka duâ ettiğiniz şey ise bâtıldır. Muhakkak ki Allah, işte o Alî'dir, Kebîr'dir.
    31. Geminin denizde Allâh'ın nîmeti sâyesinde yüzdüğünü görmedin mi? Bu onun, âyetlerinden bir kısmını size göstermesi içindir. Bunda, her sabır ve şükür sâhibi olan için elbette âyetler var.
    32. Onları dağlar gibi dalgalar kapladığı zaman, Allâh'a, onun için dinde ihlaslı kimseler olarak duâ ederler. Onları kurtarıp karaya çıkardığında ise, onlardan ancak bir kısmı orta yolu tutan kimsedir. Âyetlerimizi sâdece, hep nankör hâinler inatla inkâr eder.
    33. Ey insanlar! Rabbinize karşı korunun. Ne bir babanın çocuğunun cezâsını çekebileceği ne de bir evlâdın babasından herhangi bir şeyi giderebileceği günden korkun. Çünkü Allâh'ın vaadi haktır. O halde, dünyâ hayâtı da sizi aldatmasın, "o çok aldatıcı” da sizi Allah ile aldatmasın.
    34. Muhakkak ki kıyâmetin bilgisi Allâh'ın indindedir, yağmuru o indirir, rahimlerde olanı o bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse hangi yerde öleceğini bilemez. Muhakkak ki Allah Alîm'dir, Habîr'dir.
  • Mekke'de inen Lokman sûresi, Kûfiyyûna göre 44 âyettir.

    Rahman, Rahim Allah 'ın Adıyla
    1. Elif-Lâm-Mîm.
    2. Bunlar {bâtıla karşı Allah tarafından muhkem kılınmış} hakim kitabın âyetleridir.
    3. (Bunlar) ihsan edenler {yani, takva sahibi olan kimseler} için {dalâletten kurtaran} bir hidâyet ve {azabtan uzak tutan} bir rahmettir.
    Allah Teâlâ, ihsan edicilerin niteliklerini belirterek şöyle buyurmaktadır:
    4. Onlar ki namazı ikame ederler {yani, eksiksiz kılarlar},...

    Allah'ın, Nihayet tam bir huzur ve güvene kavuşunca namazı ikame edin (en-Nisâ, 4/103) buyruğunda da, "namazı ikame etmek", "eksiksiz/ tam kılmak" anlamındadır.
    ...{mallarından} zekâtı verirler ve onlar âhirete {yani, amellerinin karşılıklarının görüleceği ölümden sonra dirilişe: onun ger-çekleşeceğine} kesin olarak inanırlar.

    5. İşte onlar {yani, bunları yerine getirenler} Rabb'lerinden bir hidâyet {yani, beyân/açıklama} üzeredirler ve onlar felah bulanların [başarıya erişenlerin/umduğuna nail olanların] ta kendileridir.
    6. İnsanlardan kimisi {yani, en-Nadr b. el-Hâris} bilgisizce {yani, bir bilgiye sahib olmadığı halde} Allah'ın yolundan saptırmak için {bâtıl sözlerle Allah'ın yolu İslâm'dan, başkalarının ayaklarını kaydırmak için} lehv {yani, bâtıl} olan sözleri satın alır {yani, bâtıl sözleri: (İranlı) Rüstem ve İsfendiyar hikayelerini Kur'ân-ı Kerîm'e tercih eder}. Üstelik onları alaya almak ister {yani, Kur'ân-ı Kerîm'in âyetlerini, Kur'ân-ı Kerîm ile alay olsun diye (İranlı) Rüstem ve İsfendiyar hakkında anlatılanlar gibi değerlendirir. Öncekiler hakkında Kur'ân-ı Kerîm'de anlatılanların, Rüstem ve İsfendiyar ile ilgili anlatılanlar gibi olduğunu iddia eder}...
    İşte, "Bu Kur'ân geçmişlerin efsanelerinden başka bir şey değildir" diyen de en-Nadr b. el-Hâris'tir. O ticaret maksadıyla Hire'ye gitmiş, orada Rüstem ve İsfendiyar ile ilgili anlatılanlarla karşılaşmış, bu sözleri satın alarak Mekkelilere taşımış ve şöyle demişti: "Size 'Ad'dan ve Se-mûd'dan bahseden Muhammed'in anlattıkları Rüstem ve İsfendiyar ile ilgili anlatılanlara benzemektedir."
    ...İşte onlar için horlayıcı {yani, can yakıcı} birazab vardır.
    Sonra Yüce Allah Nadr'ın durumunu haber vererek şöyle buyur-maktadır:
    7. O kimseye âyetlerimiz {yani, Kur'ân-ı Kerîm} okunduğu za¬man, güya iki kulağında ağırlık varmış {ve bundan dolayı sağırmış da, Kur'ân-ı Kerîm âyetlerini} işitmemiş gibi büyüklenerek {yani, Kur'ân-ı Kerîm'e îmân etmeyi kibirine/büyüklüğüne yediremeyerek} yüz çevirir. Sen ona elim [acilcan yakıcı] bir azabı müjdele.
    Sonunda o [en-Nadr b. el-Hâris], Alîb. EbîTâlib (a.s) tarafından Be-dir'de öldürdü.
    8. Muhakkak imân edip, sâlih amel işleyenler için {âhirette} naim cennetleri vardır.
    9. On/ar orada ebedidirler {yani, ölmezler}, Allah'ın hakk {yani, doğru} va'didir {ve mutlaka gerçekleşecektir}. O {mülkünde} azizdir, {onların cennetle mükâfaatlandırılması hükmünü vermekle} hakimdir.
    10. O gökleri {yani, yedi göğü}, onları gördüğünüz şekilde direk¬siz yarattı {yani, onların direkleri bulunmamaktadır}. Sizi çalkalamasın {yani, yerin üzerinde durabilesiniz} diye yere de revası {yani, dağlar} koydu. Orada {yani, yerde} her {türlü} canlıdan yaydı. Gökten de bir su {yani, yağmur} indirdik. Orada {yani, yerde} {suyun gerektiği gibi yol bulmasını sağlayarak} her güzel türden {yani, çeşitli bitkiler} bitirdik.
    11. Bunlar {yani, bu anılanlar} Allah'ın yarattığıdır {ve O'nun yaptığıdır}. Haydi {ey Mekke kâfirleri, du'a ettiğiniz: ibâdet etti-ğiniz} O'ndan başkasının {yani, meleklerin} ne yarattığını gösterin bana...
    Benzeri bir buyruk da Sebe ve Ahkâf sûrelerinde geçmektedir.
    Sonra yeni bir ifadeyle şöyle buyurmaktadır:
    ...Hayır, zâlimler {yani, müşrikler} apaçık bir dalâlet {yani, hüsran} içindedir.
    12. Andolsun Biz Lokman'a hikmet {yani, -nübüvvet vermeksi¬zin, bir nimet olarak- ilim ve anlayış} verdik. {Ona} "Allah'a şük¬ret" diye (söyledik) {yani, sana verdiğimiz hikmet sayesinde di¬ğer nimetlerine de şükret}. Kim şükrederse {yani, nimetleri do¬layısıyla Allah'a şükredip, O'nu tevhîd ederse} kendisi için şükreder {yani, kendisi için hayır işlemiş olur}. Kim de {nimetlere karşı} nankörlük ederse {ve Rabbini tevhîd etmezse}, muhakkak Allah {kullarının ibâdetine muhtaç olmayan} ganîdir, {saltanat ve hâkimiyetinde mahlukatı arasında övülen} hamiddir.
    13. Hani Lokman oğluna {ki adı, En'um idi} ogüt verirken {yani, onu te'dib ederken} şöyle demişti: "Oğulcuğum! Allah'a {O'nun yanında başkasını} şirk koşma. Muhakkak şirk büyük bir zulümdür"...
    Onun oğlu ve hanımı kâfir idiler. Müslüman oluncaya kadar onla-rın arkasını bırakmadı. İddia dildiğine göre Lokman, Eyyûb'un (s.a) teyzesinin oğludur.
    Bize 'Ubeydullâh tahdis edip dedi: Bana babam tahdis edip dedi: Bize Said b. Beşir tahdis etti, o da Katade b. Deâme'den dedi ki: "Lokman, Habeşli, burnu basık bir adam idi."
    Huzeyl dedi ki: "Ancak ben bunu Mukâtil’den işitmedim."

    14. Biz insana {yani, Sa'd b. Ebî Vakkas'a} ana-babasını {yani, babası Mâlik'i ve annesi Süfyân b. Ümeyye b. Abdi Şems b. Abdi Menâf kızı Hamle'yi} tavsiye ettik. Annesi {Hamle} onu güçsüzlük üstüne güçsüzlükle {yani, zayıflık üstüne zayıflıkla} taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yılda olmuştur. {Seni İslâm'a hidâyet ettiğim için} Bana {yani, Allah'a} ve {sana yaptıkları iyilikler için de} ana-babana şükret. Dönüş yalnız Banadır" {sana amelinin karşılığını Ben vereceğim} dedik.
    15. Eğer onlar {Benimle ortak olduğunu} bilmediğin bir şeyi Ba¬na ortak koşman için seni zorlarlarsa onlara, {Bana şirk koşma hususunda} itaat etme. Bununla birlikte dünyada onlarla ma'rûf {yani, iyilik} ile geçin ve {sen ey Sa'd,} Bana dönenlerin {yani, başka şeylerden yüz çevirenlerin: Nebî'nin (s.a)} yoluna {yani, dînine} uy. Sonra {âhirette} dönüşünüz Bana olacaktır. Ben de size neler yapmakta olduğunuzu haber vereceğim.
    Lokman'ın oğlu el-En'um babasına, "Babacığım! Kimsenin beni görmeyeceği bir yerde günah işleyecek olursam, Allah onu nasıl bilir?" diye sorunca, Lokman (a.s) şu cevabı verdi:

    16. ..."Oğulcuğum! Eğer o {yaptığın} bir hardal {yani, zerre} ağır¬lığınca dahi olsa ve {sen} bir kaya {yani, yerin en altındaki kaya -ki bu, yeşil bir kaya olup içi oyuktur. Semanın renginde üç şubesi vardır-} içinde olsa {yani, olsan} yahut {o zerre} göklerde {yani, yedi semâda} ya da yerde olsa, Allah onu {yani, o taneyi} getirir. Muhakkak Allah {onu ortaya çıkarmakta} latiftir, {yerini çok iyi bilen} habîrdir"...
    Lokman oğluna öğüt vermeye devam ediyor:

    17. ..."Oğulcuğum!Namazı dosdoğru kıl, ma'rûfu {yani, tevhîdi} emret, münkerden {yani, bilinmeyen, kabul edilecek bir şey olmayan şirkten} alıkoy. {Bu sebeble} sana isabet edene {yani, karşılaşacağın eziyetlere} de sabret; çünkü bunlar azimle yerine getirilmesi gereken işlerdendir {yani, iyiliği emrederken ve münkerden alıkoyarken karşılaşacağın eziyetlere sabretmek, Allah'ın emrettiği ve kesin olarak istediği hakk işlerdendir}...

    Lokman oğluna öğüdünü sürdürüyor:
    18.... "İnsanlardan yüz çevirme {yani, seninle konuşmak isteyen fakirlere karşı böbürlenip büyüklenerek yüzünü onlardan başka tarafa çevirme}, yeryüzünde şımarıklıkla yürüme, çünkü Allah büyüklük taslayan ve böbürlenen kimseleri sevmez {yani, verdiği nimetleri dolayısıyla Allah'a şükretmeyerek böbürlenen kimseleri sevmez}.
    Lokman öğüdünü şöyle tamamladı:

    19. ..."Yürüyüşünde mutedil ol {yani, büyüklenme, böbürlenme -çünkü bu helâl değildir-}, sesini alçalt" {yani, alçak sesle konuş}...
    Lokman oğluna, yürüme ve konuşmada mutedil davranmayı em-retmiş olmaktadır. Sonra yüksek ses için şu örneği verdi:
    ... "Çünkü seslerin en çirkini eşeklerin sesidir" {zira eşeklerin sesi çok yüksektir}.
    Arablar, "Bunlar eşeklerin sesleridir" deyip, hem sesler anlamında-ki lafzı, hem eşekler anlamındaki lafzı çoğul getirdikleri gibi, sesler an¬lamındaki lafzı tekil, eşekler anlamındaki lafzı da çoğul getirerek "Bu eşeklerin sesidir" de derler. Aynı şekilde sesi hem tekil getirerek "Bu tavukların sesidir" derler, hem de çoğul getirerek "Bu tavukların sesleridir" de derler. Yine, "Bu kadınların sesidir" ve "Bunlar kadınların sesleridir" de derler.

    20. Göklerde olanları {yani, güneşi, ayı, yıldızları, bulutları, rüz-gârları} da, yerde olanları {yani, dağları, ırmakları, yüzen gemileri, ağaçları, bitkileri} de Allah'ın size musahhar kıldığını, açık {yani, güzel bir hilkat, rızık ve islâm ile} ve gizli {yani, Âdemoğulları'nın gizleyip sakladığı, kimsenin bilmediği ve bundan dolayı da cezalandırmadığı günahlar} olarak nimetlerini üzerinize bol bol tamamlamış {yani, size oldukça fazla nimetler ver¬miş} olduğunu görmediniz mi?...
    Bütün bunlar, gerçekten nimetlerdendir. Bundan dolayı Allah'a pek çok hamd olsun. Dünyada da, âhirette de nimetlerini tamamlamasını dileriz. O her türlü iyiliği verendir.

    ...Bununla birlikte insanlar arasında Allah hakkında bilgisizce {yani, meleklerin Allah'ın kızları olduğunu bir bilgiye dayanmaksızın iddia etmek sûretiyle} bir yol gösterici ve aydınlatıcı bir kitab olmaksızın {yani, beraberinde Allah'tan gelmiş bir açıklama: meleklerin Allah'ın kızları olduğuna dâir içinde bir delil bulunan aydınlatıcı bir kitab olmaksızın} tartışan {yani, mücadele eden} kimseler {yani, en-Nadr b. el-Hâris} vardır.

    21. Onlara {yani, en-Nadr b. el-Hâris'e} "Allah'ın indirdiğine uyun" {yani, Kur'ân'a îmân edin} denildiğinde onlar {yani, en-Nadr b. el-Hâris}, "Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz {dîn}e uyarız" derler {yani, der}. Şeytân onları {yani, en-Nadr b. el-Hâris'i} sair {yani, alev alev yanan} ateş azabına çağırıyorsa da mı {atalarına uyacaklar}?

    Benzeri bir buyruk da Hacc sûresinde bulunmaktadır. Sonra Allah muvahhidlerin durumunu bildiriyor:

    22. Kim {amelinde} ihsan edici olduğu halde vechini Allah'a teslim ederse {yani, dînini Allah'a hâlis kılarsa},...
    Nitekim, Herkesin bir vichesi vardır (el-Bakara, 2/148) buyruğunda da, "viche" kelimesi, "dîn" manasında kullanılmıştır.
    ...muhakkak sapasağlam {yani, kopması söz konusu olmayan} bir kulpa tutunmuş {yani, onu iyice yakalamış} olur. İşlerin akıbeti {yani, âhirette kulların işleri} Allah'ındır {yani, Allah'ın huzuruna çıkacaktır ve O da amellerinin karşılığını verecektir}.

    23. Kim {Kur'ân'ı inkâr ile} kâfir olursa onun küfrü seni üzmesin...
    Çünkü Mekke kâfirleri, O {yani, Muhammed}, {Kur'ân'ı Allah'tan getirdiğini iddia ederek} Allah'a yalan uydurdu (eş-Şûrâ, 42/24) demişlerdi. Onların bu sözleri Nebî'ye (s.a) ağır geldi ve çok üzüldü. Bunun için Allah, Kim de kâfir olursa onun küfrü seni üzmesin... buyruğunu indirdi.
    ...Dönüşleri Bizedir. {Ma'siyet olarak} neler yaptıklarını kendilerine bildireceğiz. Muhakkak Allah göğüslerin özünü çok iyi bilendir {yani, Allah, kâfirlerin söylediklerinden ötürü Muhammed'in (s.a) kalbinde üzüntünün ne kadar yer ettiğini çok iyi bilir}.
    Allah onların durumu hakkında da haber veriyor:

    24. Biz onları {dünyada ecelleri sona erinceye kadar} azıcık faydalandırırız. Sonra onları galiz {yani, asla kesilmeyecek oldukça ağır} bir azaba mahkûm ederiz {yani, böyle bir azabla karşı karşıya bırakırız}.

    25. Andolsun onlara, "Göklerle yeri kim yarattı?" diye sorsan, onlar elbette "Allah" diyeceklerdir. "Allah'a hamdolsun" de. Hayır, {fakat} onların çoğu {Allah'ın tevhidini} bilmezler.


    Allah, zatını tazim ederek şöyle buyurmaktadır:
    26. Göklerde ve yerde olanlar {yani, bütün yaratılmışlar} O'nundur {yani, O'nun kullarıdırlar ve O'nun mülkündedirler}. Muhakkak Allah {yarattıklarının ibâdetine muhtaç olmayan} ganidir, {mahlukatı nezdinde saltanat ve hâkimiyeti itibariyle} hamiddir.

    27. Eğer yerde olan bütün ağaçlar kalem olsa ve deniz de mürekkeb, ardından yedi deniz daha ona katılsa, yine de Allah'ın sözleri {yani, ilmi} tükenmezdi {yani, yeryüzünde gövdesi olan bütün ağaçlar yontularak kalem yapılsaydı, yedi deniz de mürekkeb olsaydı, bütün yaratılanlar da bu kalemler ve mürekkeb olan bu denizler ile Allah'ın ilmini ve O'nun hayret verici sanatını yazacak olsalardı, yeryüzündeki ağaçlardan tümünden yapılan kalemler ve mürekkeb olan bu denizler tükenir, fakat Allah'ın ilmi, kelimeleri ve hayret verici sanatı tükenmezdi}. Muhakkak Allah {mülkünde} azizdir, {emrinde} hakimdir.
    Böylece Allah insanlara, hiç kimsenin Allah'ın ilmini idrak edemeyeceğini, (Allah'ın öğrettiğinden fazlasını bilemeyeceğini) haber vermektedir.

    28. {Ey insanlar!} Sizin {hep birlikte} yaratılmanız da, öldükten sonra {hep birlikte} diriltilmeniz de {O'nun kudreti açısından, Allah için} ancak bir tek nefis gibidir {yani, bir tek nefsin yaratıl¬ması ve bir tek nefsin diriltilmesi gibidir}...

    Âyet, Kureşli Übey b. Halef ve asıl adı Esîd b. Kelede olan Ebu'l-Eşed b. el-Haccac b. es-Sebbak b. Huzeyfe es-Sehmî'nin oğulları Münebbih ve Nubey hakkında inmiştir. Onlar Nebî'ye (s.a), "Allah bizi nutfeden, alekadan, bir çiğnem etten, sonra da çeşitli aşamalardan geçirerek yaratmıştır. Böyleyken sen bizim hepimizin yeni bir hilkat ile yeniden yaratılacağımızı, ölümden sonra diriltileceğimizi iddia ediyorsun. Bu nasil olabilir?!" dediler. Bunun üzerine Allah, Sizin yaratılmanız da, öl¬dükten sonra diriltilmeniz de ancak bir tek nefis gibidir buyurdu.
    ...Muhakkak Allah, {onların yaratmak ve diriltmek hususunda söylediklerini işiten} semidir, basîrdir.

    29. {Ey Muhammed,} görmedin mi ki, Allah geceyi gündüze bi¬tiştirir, gündüzü geceye bitiştirir {yani, gece gündüzü, gündüz de geceyi eksiltip durur, sonunda biri onbeş saat, diğeri yedi saat olur}. Güneşi ve ayı da {Âdemoğulları'na} musahhar kılmıştır. Her biri belirli bir süreye kadar akıp gider. Muhakkak ki Allah {her ikisinde: gecede ve gündüzde} yaptığınızdan haberdardır.

    30. Bunun {yani, Allah'ın söz konusu edilen gece ve gündüz, gü¬neş ve ay hakkındaki takdirinin} sebebi şudur: Çünkü Allah hak¬kın ta kendisidir {-böylece Allah, sanatı ile tevhidine delil gös-termektedir-}. O'ndan başka onların du'a ettikleri {yani, ilah diye ibâdet ettikleri} ise bâtıldır {yani, onlara ibâdet etmenin bir değeri ve faydası yoktur}...
    Yüce zatını tazim ederek şöyle buyurmaktadır:
    ...Muhakkak Allah 'alîdir {yani, mahrukatının üstünde pek yü¬cedir}, kebîrdir {yani, büyüklerin en büyüğüdür}.

    Allah, tevhidini ve sanatını söz konusu ederek buyuruyor ki:
    31. Size âyetlerinden {yani, alâmetlerinden} bir kısmını göstermek için Allah 'ın nimeti {yani, rahmeti} ile gemilerin {rüzgârlar vasıtasıyla} denizde akıp gittiğini görmez misin? {yani, siz bu nimetlerle iç içesiniz: O'nun denizdeki sanatını, şaşkınlık verici nimetlerini görmekte ve orada rızık ve süs eşyası arayıp bulmaktasınız}. İşte bunda {yani, denizde gördüğünüz bu hallerde}, çok sabreden {yani, denizde karşılaştığı belâlarla karşı Allah'ın emri üzerinde direnen} ve {denizin dehşetli hallerinden kendisini kurtardıktan sonra nimetleri dolayısıyla Allah'a} çok şükreden herkes için muhakkak âyetler {yani, ibretler} vardır.

    32. Onları {denizde iken} dağlar gibi bir dalga kapladığında, dînlerini yalnız O'na hâlis kılanlar {yani, O'nu tevhîd edenler} olarak O'na du'a ederler. Onları {denizden} kurtarıp karaya çıkarınca kimileri orta yolu tutar {yani, tevhide dâir Allah'a verdiği ahde, denizde olduğu gibi karada da bağlı kalmakta mutedil hareket eder -ki bu, mü'min kimsedir-}...
    Sonra denizde ihlâsla Allah'a du'a edip Allah'ı tevhîd eden, karada ise tevhidi terkedip ahdini bozan müşriki söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
    ...Âyetlerimizi ise çok gaddar {yani, ahidlerini çok bozan} ve {karada tevhidi terk etmek sûretiyle Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük eden çok} nankörlerden başkası bile bile inkâr etmez {yani, ahdini terk etmez}.

    33. Ey insanlar {yani, eş kâfirler}! Rabbinizden ittika edin {yani, Rabbiniz olan Allah'ı tevhîd edin}. Babanın oğluna, oğlun babasına hiçbir fayda sağlayamayacağı o günden de korkun. Muhakkak ki Allah'ın {ölümden sonra dirilişin gerçekleşeceğine dâir} va'di haktır. O halde dünya hayatı sakın sizi aldatmasın {yani, İslâm'dan uzaklaştırmasın}. O çok aldatıcı da {yani, bâtıl, yani şeytân: İblis de} sakın sizi Allah ile aldatmasın.

    34. Sâ'atin ilmi {yani, kıyametin kopacağı günün bilgisi} muhak¬kak Allah'ın nezdindedir {yani, onu O'ndan başkası bilmez}...
    Buyruk, el-Vâris b. 'Amr b. Harise b. Muharib adındaki bir bedevi hakkında inmiştir. Bu zat Nebî'ye (s.a) gelerek dedi ki: "Bizim toprakla¬rımız kurudu, yağmur ne zaman yağacak? Gelirken karımı hamile bı¬raktım, ne zaman doğuracak? Ben nerede doğduğumu biliyorum, fakat nerede öleceğim? Bu gün ne yaptığımı biliyorum, yarın ne yapacağım? Kıyamet ne zaman kopacak?" Bunun üzerine Allah Nebî'ye şu buyruğu indirdi:
    ...Sâ'atin ilmi {yani, kıyametin kopacağı günün bilgisi} muhak¬kak Allah'ın indindedir. Yağmuru O indirir. Rahimlerde olanı{n erkek mi, dişi mi olduğunu; hilkatinin düzgün olup olmadığını} O bilir. {İyi olsun kötü olsun} hiçbir kimse {hayır ve şer türün¬den} yarın ne kazanacağını bilemez. Hiçbir nefis de nerede {ya¬ni, ovada mı, dağda mı, karada mı, denizde mi} öleceğini bilmez. Muhakkak Allah {bu âyette sözü edilen bütün hususları bilen} âlimdir, habîrdir.
    Nebî (s.a) de, "Kıyamete dâir sual soran nerede?" dedi. Muhariboğulları'ndan olan zat, "O kişi benim, buradayım" deyince, Nebî (s.a) ona bu âyeti okudu.
  • Sensizliğin azabından bunaldım,
    Basmadan gel bir ölümcül “ter” beni,
    Bir şekilde, duyur bana sesini,
    Yoksa bu dert, gece gündüz “yer” beni…

    Varlığın var mı, üzen bir yanı?
    Şüpheliysen, sor soruştur, bir tanı,
    Nasıl sarar, bir sarmaşık, fidanı,
    Sen de işte, öylesine, “sar” beni…

    Bahar gelir, meltem olur, yel coşar,
    Hep böyledir, yağmur yağar, sel taşar,
    Yüceyse de, üzerinden, yol aşar,
    Yıldıramaz, dağındaki “kar” beni…

    Saçı sırma, yanakları, gül benli,
    Kirmen’im ol, eğir beni, o denli,
    Çiçek çiçek, Anadolu desenli,
    Ayağına, kilim yapıp, “ser” beni…

    Nice koştum, hayâlinin peşine,
    Bir gecede, giriversem düşüne,
    Kızar isen, hilâl gibi, kaşına,
    Kirpiğini, ok eyleyip, “vur” beni…

    Bir canım var, onu sana adadım,
    Yalvarırım, yaklaş bana, bir adım,
    Vuslatına öylesine sus adım,
    Kandıramaz, “Firdevs”teki “nar” beni…

    Zaman geçti, unuttuysan, ilimi,
    Onlar tanır, onlar bilir yolumu,
    Sana derler, şu sevdalı, deli mi?
    Rüzgârlardan, tipilerden “sor” beni…

    Gelemezsen, de ki; zaten eziktir,
    Hatırıma, üç beş satış çiziktir,
    İki gözüm, görüyorken, yazıktır,
    Şu âleme, sakın etme, “kör” beni…

    Yüreğini, yakan ateş olmazsam,
    Üzerine, doğan güneş olmazsam,
    Eğer sana, lâyık bir eş olmazsam,
    Kurda, kuşa, yem olarak “ver” beni…
    İbrahim Berber
    Sayfa 16 - Ötüken Neşriyat
  • Beni burada arama anne
    Kapıda adımı sorma
    Saçlarına yıldız düşmüş
    Koparma anne
    Ağlama

    Kaç zamandır yüzüm tıraşlı
    Gözlerim şafak bekledim
    Uzarken ellerim
    Kulağım kirişte
    Ölümü özledim anne
    Yaşamak isterken delice

    2
    Bugün görüş günü
    Günlerden salı
    Islak
    Sarı bir yağmur
    Ülkemin neresine bakarsa ay
    Orada yitik bir anne ağlıyor
    Sen aralıyorsun yağmuru
    Acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini
    Sonra bir umut koşuyorsun
    Yüreğin avcunda
    ısırırken
    çırpıntı gözlerini
    (ah verebilseydim keşke
    yüreği avcunda koşan
    herbir anneye
    tepeden tırnağa oğula
    ve kıza kesmiş
    bir ülkeyi armağan
    koşma anne
    birdenbire batacak olan
    düş denizinde yarattığın umut sandalıdır
    oysa benim için gece
    ışık hızıyla koşan
    kısa ve soğuk bir zamandır
    bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak
    uykusuz
    yorgun
    ve korkak

    3
    sanırım baytardı
    yüreğimin depreminde rihter ölçeği çatlarken
    ölebilir raporu veren beyaz önlüklü doktor
    boşver hipokrat amca
    üzülme ne olur
    sen de anne
    sen de üzülme
    hücremin dört bir köşesinde el ayak izlerimi
    ciğerlerimde yırtılan bir çığlıkla hazır beklediğim
    ve korkunç bir sabırla birbirine eklediğim
    korkak kahraman gecelerimi
    düşlerimle sınırsız
    diretmişliğimle genç
    şaşkınlığımla çocuk devrederken sıradakine
    usulca açılıverdi
    yanağımda tomurcuk

    pir sultan'ı düşün anne
    şeyh bedrettin'i
    börklüce'yi
    torlak kemal'i düşün anne
    hala kanaması nedendir faşizmin göğsünde
    utangaçlığı bile vuramadan yanaklarına yasının
    onsekizinde ölümüne pervasız yürüyen
    ince bilekli çıplak ayaklı tanya'nın
    deniz'i düşün anne
    her mayıs şafağında uzun
    uzun döverken darağaçlarını
    ve o şafaktan doğma
    onbir yaşını çiğneyip yürüyen çocukları
    insanları düşün anne
    düşün ki yüreğin sallansın
    düşün ki o an
    güneşli güzel günlere inanan
    mutlu bir yusufçuk havalansın

    4
    sıcak omuzlar değerken omzuma
    buz üstünde yürüdüm yıllar boyu
    bayraklar ve türkülerle
    kopunca memelerinden o mükemmel yaşama

    kurşunlar sıktılar alnıma
    açık alanlarda ağır
    kartalların konup kalktığı
    yalçın kayalardan biriydim
    ölüp dirildim yeniden
    güneşli güneşsiz akşamlarda

    mutlu yarınlar adına
    özgürlük adına ekmek adına
    üstüne vardım kuyruğu kanlı itlerin
    dirilip dönmesin diye hiroşimalar
    tahtadan atların boynuna çıplak
    ölümlerle yatmasın diye çocuklar
    aç gözlerle bakmasın diye çocuklar
    kardeşlik adına
    havadaki kuş denizdeki balık adına
    yürüdüm yıllar boyu

    dönüp bakmadım arkama
    ıraktı gözlerim çok ırak
    izim kalır mı bilmem yürüdüğüm yolda
    kalsa da silinir gider
    yalnızca bir ağıt gibi çakılır
    ardımca gelenlere gözlerimi yaktığım yer

    5
    tören adımlarıyla ölmek
    ne garip şey anne
    kanlı karanlık bir oyunda baş oyuncuyum
    bütün gözler üstümde

    sürüyor gecenin karnında şafağa bakan oyun
    masa üstünde üşüyen bir sigara
    yanında küçücük bir cam bardak
    içinde rengi bu gecenin
    cılız titrek bir kibrit
    kağıt kalem
    sandalye
    geride flu
    yağlı
    büküm büküm bir ip
    ve çingene kuralına uygun
    değişmez dekoru mudur
    idam mahkumunun

    6
    kırılacak cammışım gibi davranıyorlar
    yüzlerinde zoraki çatılmış bir hüzün
    oysa birazdan boynumu kıracaklar
    pul pul dökülecek yaz siyasi eylül'ün

    ben ölümü asıl az ötede titreyen
    çingenenin kara killi ellerinde gördüm
    anladım ki küllenen sigaradır
    soğuyan bir bardak çaydır benim ömrüm

    yani benim güzel annem
    alacaşafağında ülkemin
    yıldız uçurmak varken
    oturup yıldızlar içinde
    kendi buruk kanımı içtim

    7
    ne garip duygu şu ölmek
    öptüğüm kızlar geliyor aklıma
    bir açıklaması vardır elbet
    giderken darağacına

    8
    geride
    masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt kalem
    bağışla beni güzel annem
    oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana
    elleri değsin istemedim
    gözleri değsin istemedim
    ağlayıp koklayacaktın
    belki bir ömür taşıyacaktın koynunda

    usul adımlarla yürüdüm ömrümü
    karşımda kurum kurum-laşan darağacı
    (tarlakuşu korkmaz ki korkuluktan
    ökse de olsa dört bir yanı)
    birdenbire acıdı boynum
    gelecekler var birbiri ardınca genç
    yakışıklı

    ne olur işçi kadınım
    az yumuşak dik
    şu kefenin yakasını

    9
    yaşamak ağrısı asıldı boynuma
    oysa türkü tadında yaşamak isterdim
    çiçekleri kokmak ırmakları akmak
    yaz boyu çobanaldatanlara aldanmak
    su başlarında aylak sektirmek kavalımı
    sonra bir çocuğun afacan bacaklarında
    anavarca kayalıklarına tırmanmak isterdim
    o güzel günleri görenler arasında
    bir soluk ben de yaşamak isterdim
    bir de luvr müzesinde seyretmek gizliden
    öperken siya-u jakond'u tebessümünden
    işte o an saçlarından yakalamak dolunayı
    bir de yirmibeş kilometreden görebilmek
    nazım'ın gözleriyle pırıl pırıl moskova'yı

    ölmek ne garip şey anne
    bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
    sedef kakmalı bir kutu içinde
    vermek isterdim çocukların ellerine
    sonra
    sonra benim güzel annem
    damdan düşer gibi
    vurulmak isterdim bir kıza

    10
    künyemi okudular
    suçumuz malum

    gecenin kıyısında durmuşum
    kefenin cebi yok
    koynuma yıldız doldurmuşum
    koşun çocuklar çocuklar koşun
    sabah üstüme
    üstüme geliyor
    yanlış mı duydum yoksa
    erkenci bir horoz mu ötüyor
    keskin bir acı bilenmiş
    gitgide yaklaşıyor sonum

    iri sözlerim yoktu söyleyecek
    usulca baktım yüzlerine
    bin yıllık iskeletleri çatırdayarak
    göçtü ayaklarının dibine

    korkutamadılar beni anne
    avlunun ortasında çatık bir kaş gibi duran
    darağacı
    bir zaman rüzgarda
    saçını tarayan telli kavak değil mi
    boynumdaki kemendi bir öğle sonu bükerken o kız
    sarı sıcak sevdasını düşünmedi mi
    söyle anne
    o çingene
    bir çiçek bahçesi kadar sıcak sokağımızdan
    bağıra çağıra geçen bohçacı kadını
    sevmedi mi çılgınca

    11
    kurulmuş tuzaklar yok artık yolumda
    işkenceler zindanlar hücreler
    savunmak yok mutlu tok bir yaşamı
    açlık grevlerinde beynimi bir sıçan gibi kemiren
    mideme karşı
    kısacası
    bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
    gülmek umut etmek özlemek
    ya da mektup beklemek
    gözleri yatırıp ıraklara

    ölmek ne garip şey anne
    artık duvarları kanatırcasına tırnağımla
    şaşkın umutlu şiirler yazamayacağım
    mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamayacağım
    baba olamayacağım örneğin
    toprak olmak ne garip şey anne
    ceplerimde el yerine balyoz taşırken
    korkunç bir merakla beklerken kurtuluş haberlerini
    ve yüreğimin ırmakları taştı
    taşacakken
    ölmek ne garip şey anne

    uçurumlar ki sende büyür
    dağdır ki sende göçer
    ben yaprak derim çiçek derim
    çam diplerinde açmış kanatlarını kozalak derim
    gül yanaklı çocuğa benzer
    yine de
    oğlunu yitirmek kimbilir
    ne garip şey anne

    12
    beni burada arama anne
    kapıda adımı sorma
    saçlarına yıldız düşmüş
    koparma anne
    ağlama
    kırıldıysa düş evinin kapısı
    bütün kırık kapıların çağrılışıyım
    kızların yanaklarında çukurlaşan
    biten başlayan aşkların ortasındayım
    her kavgada ölen benim
    bayrak tutan çarpışan
    her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni
    özlem benim kavga benim aşk benim
    bekle beni anne
    bir sabah çıkagelirim

    bir sabah anne bir sabah
    acını süpürmek için açtığında kapını
    umarım kurtuluş haberleriyle dönmüş olur
    çam ve kekik kokuları içinde acı yüzlü çocuklar
    o zaman nasıl indirilmişlerse şen şakrak
    öylece kalkar uykudan şalterler
    dişleyip tükürmeden sigaralarını
    türkü tadında giyinirken işçiler

    bir sabah anne bir sabah
    acını süpürmek için açtığında kapını
    adı başka sesi başka nice yaşıtım
    koynunda çiçekler
    çiçekler içinde bir ülke getirirler
    başlarını koymak için yorgun dizine
    sen hazır tut dizini anne
    o mükemmel güne


    Nevzat ÇELİK
  • Okuduğunuzdan en verimli şekilde faydalanmanın on kuralı
     Öğrenmeye başlarken kararlı olun.
     Seçici olun.
     Yanınızda kağıt ve kalem bulundurun.
     Sizin için en fazla öncelik taşıyanla başlayın.
     Zihninizi açık tutun.
     Değiştirilmesi en kolay şeyden başlayın ve kendinizi başarıya hazırlayın.
     İlerlemenizi kaydedin ve başarınızı ödüllendirin.
     Hatalarınızdan ders alın.
     Öğrendiğiniz şey üzerinde düşünün ve onu mümkün olduğunca çabuk kullanın.
     Destek alın. Bir ya da daha fazla öğrenme ortağı bulun ve onlardan yaralanın.
    1) Baskı, Performans Ve Siz
    Neler bizi strese sokar?
    Genelde, kendi yeteneklerimize bakışımız ile içinde bulunduğumuz durumun gereği olarak düşündüğümüz şeyler arasında bir uyumsuzluk algıladığımızda strese gireriz.
    Stres fiziksel olarak ne yapar?
    Bedenin ani ve otomatik olarak büyük vitesle harekete geçmesi gibi kan dolaşımını sindirim sistemi gibi vücudumuzun önemli mekanizma-larını olumsuz yönde etkiler. Örneğin mide ağrısı, cilt bozuklukları, baş ağrısı, kas tutulması gibi rahatsızlıklar.
    Stres ne kadar sürer?
    Stres tepkisi kısa ömürlü olarak ortaya çıkar. Sanki gaz pedalını sonuna kadar basmak gibi, ani enerji patlaması sağlar. Eğer birbirini izleyen iki stresli olay arasında insanın kendini yenileyebileceği kadar zaman varsa, her şey yolundadır.
    2) Zamanınızı nasıl kontrol edersiniz?
    Kontrol kurmaya doğru on adım:
    1. Öncelikle uzun vadeli hedefler belirleyin. Mesela; on yıl sonraki, beş yıl sonraki, bu yıl ki hedefler.
    2. Hedeflerinizi davranış bağlamında gözden geçirin. Hedefinize ulaşmada davranışlarınızın tutarlığını ve hedeflerinizi yeniden değerlendirin.
    3. Hedeflerinizi sizin için kritik olan zaman birimlerine göre belirleyin. Amaçlarınız günlük, haftalık ya da aylık süreler için düşünüldüğünde bu sizin için ne anlama geliyor?
    4. Başlamadan önce yapmanız gereken her şeyin listesini çıkarın.
    5. Her görevi yapıp yapmamanın sonuçlarını tartın.
    6. Yedek etkinliklerden kaçının. Elinizdeki asıl işi bitirmeden önce icat edeceğiniz bütün yedek etkinliklerden kaçının.
    Bir “yapılamayacaklar” listesi çıkarın. Bu çabucak birçok sayıda etkinliği ortadan kaldırarak, yapılması gerekenler üzerinde yoğunlaşmanızı sağlar.
    7. Günün sonunda ertesi gün için bir “yapılacaklar” listesi hazırlayın.
    8. Zamanınızı değerlendirin.
    10.Kesintisiz bir “düşünme zamanı” ayırın. En sakin zamanınızda geçmişten çıkarabileceğiniz dersleri düşüneceğiniz, gelecekte çıkabilecek meseleleri tahmin etmeye çalışacağınız ve ortaya çıkacak ihtimallere dair planlar hazırlayabileceğiniz bir kesintisiz düşünme zamanı.
    Etkili bir zaman tablosu yapmanın beş yolu:
    1. Yapmanız gereken işin ne kadar zaman alacağını kendinize sorun ve şu sözü de hep hatırlayın. “Bir işin aldığı zaman, ona ayrılandan hep daha fazladır.”
    2. Hesaba katmanız gereken her şeyin farkında olun. Hazırlayacağınız zaman tablosu küçük ayrıntıları da dikkate alacak şekilde planlanmalı.
    3. Karşılaşacağınız meseleleri tahmin edin.
    4. Size en iyi uyan çalışma şeklini bulmaya çalışın. Doğal ritminizle çalıştığınız nispette üretken olursunuz.
    5. Siz programınızı kullanın, onun sizi kullanmasına izin vermeyin.
    Zaman tasarrufu ve organize kalmanın altı yolu:
    1. Bir problem günlüğü tutun, işler kötüye gittiğinde veya kendinizi kötü hissettiğinizde bunları günlüğünüze kaydedin.
    2. Masanızı düzenli tutun, ihtiyacınızın olmadığı herşeyi kaldırın.
    3. Kendinize notlar yazın ve notları kolaylıkla görebileceğiniz bir yere asın. Şayet notlar yazılmazsa bütün yük belleğinize biner.
    4. Boşa geçen zamanları değerlendir- meye bakın.
    5. Bölünmelere meydan okuyun. İşinizin bölünmemesine dikkat edin.
    6. Toplantılara katılma zorunluluğuyla bahşedin. Şayet içeriğinin en az yüzde yetmişbeşi sizin İlgilerinizle çakışıyorsa katılın.
    İş ve ev hayatınızı dengelemek:
    İş dışındaki hayatınızı planlayın. (Boş zaman etkinliklerini, tatilleri ve rahatlamak için geçireceğiniz zamanı) Böylece işinizdeki zamanı daha verimli değerlendirmiş olursunuz.
    3) Başkaları ile etkili ve iddialı iletişim kurmanın yolları
    Etkili iletişimdeki rolleriniz:
     Vermek istediğiniz mesajlar hususunda açık olmalısınız.
     Diğerleri tarafından verilen mesajlar hususunda da açık olmalısınız.
    İddialı davranış:
     Belli özelliklere sahip olmaktır: Özgüven ve kendine saygı.
     İsteklerinizi akılcı ve doğrudan ortaya koymaktır.
     Hayata özel bir bakış açısıyla bakmaktır. Dürüst olmak, olumlu olmak, açık sözlü olmak vs.
     Başkalarına kendinize davranılmasını istediğiniz gibi saygı ve anlayışla yaklaşmaktır.
    İddialı davranış ve etkili iletişim için on temel kural:
     Neyi istediğiniz konusunda açık olun.
     Açık ifade edin. Belli bir ifade hazırlayın ve gerekirse prova edin.
     Soğukkanlı ve akılcı olun.
     Anlaşılır olun. İstediğinizi anlaşılır ve yalın bir biçimde belirleyin.
     Sınırlarınızı ve seçeneklerinizi ortaya koyun.
     Hissettiklerinizi açığa vurun.
     Yan yollara sapmayın. Söyleneni dinleyin, ardından ricanızı, yaklaşımınızı, karşı çıkışınızı vs. tekrarlayın.
     Yer ve zamanı siz seçin. Mümkün olduğunca iletişim için en uygun yeri ve diğer kişinin dinleyebileceği zamanı seçin.
     Özürler değil sebepler sıralayın. İstediğiniz ya da istemediğiniz şeyler için sebepler sıralamak daha iyidir.
     Uzlaşma için hazırlanın yada ihtiyacınızdan vazgeçin. Duygularınızı ifade ettikten sonra tartıştığınız durum için en iyi çözümü kabul etmeye hazır olun.
    İddialılık için altı öneri.
     Söylediğinizin mesuliyetini alın.
     Cevaplamadan önce karşınızdakinin söylediğini ya da isteğini tekrarlayın. Bu karşınızdakinin duygularını anladığınızı gösterir.
     Daha fazla ayrıntı istemek için hazırlıklı olun. Hakkında yeterince bilgi sahibi olmadığınz bir isteği geri çevirmek yerine daha ayrıntılı bilgi vermesini istemek aynı zaman da gereksiz çelişkileri de ortadan kaldırabilir.
     Karşınızdakinin duygularını kabul edin,duygularını paylaştığınızı gösterin. Ama kararınızı yine siz verin.
     Karşınızdakine ne hissettiğinizi ve ne yapacağınızı söyleyin. Ama her zaman dürüst olun.
     İyi bir neden olmadıkça özür dilemeyin. Gereksiz yere özür konumunuzu tehlikeye atacaktır.
    Nasıl hayır denebilir ?
    Bir isteği reddederken, bir tema yakalayıp onu tekrar etmeye çalışın. Daha önce kullandığınız sözcüklerle “hayır” demek fikrinizi değiştirmeye niyetinizin olmadığını gösterir.
    Kesintileri nasıl önleriz?
    Uygun ve tutarlı konuşun. Arada boşluklar olmayacağı için sözünüzü kesemeyecektir. Ayrıca sözünüzü kes-meye çalışan kişi ile göz göze gelmeyin.
    Nasıl yanıt alırız?
    Söylemek istediğinizi bitirdiğinizde, doğrudan yanıt almak istediğiniz kişiye bakın. Onun bakışını ve sessiz bir anı yakalayın. Sessizlik diğer kişiyi yanıt vermeye zorlayacaktır.
    Dinlediğinizi nasıl gösterirsiniz?
    Bir dinleyici olarak rolünüzü edilgen değil etken hale getiriniz.
    Etkin dinleme önerileri:
     Anlayıp anlamadığınızı sınayın. Yani anladığım kadarıyla……
     Kilit noktaları özetleyin.
     Söyleneni netleştirmeye çalışın.
     Anladığınızı başınızla onaylayın.
     “A-ha” gibi cesaretlendirici sesler kullanın.
     Söze girmeden önce arada bir sessizlik olmasına izin verin.
    Nasıl iltifat etmeli?
     Açık ve kesin olun.
     Örnek ya da örnekler verin.
     Olaydan hemen sonra övün.
     Başkalarının önünde övün.
    Övgünün değerini azaltma:
    Başarının sadece kendisine ait olmadığını herkesin yapabileceğini ifade etmekle mümkün olur.
    Yalnızca ne söylediğiniz değil nasıl söylediğiniz:
     İçten olun. Belirsiz mesajlar vermeyin.
     Sesinizi nasıl kullandığınızın farkında olun.
     Sesinizin tonlarının farkında olun. (Sağlam ve soğuk kanlı bir ses tonu)
     Duruş. Duruş biçiminiz pek çok şeyler söyler. İfade etmek istediğiniz duygularınızı orta koyacak duruş sergileyin. Konuştuğunuz kişiyle aynı düzeyde oturmak eşitlik, yüksekte oturmak güç ve üstünlük göstergesidir.
    Göz teması:
    Mesajınızı sadece sözcüklerle aktarmak değil aynı mesajı sesiniz ve gövdenizle de iletmeniz etkiyi artıracaktır.
    4) Olay sırasında, öncesinde ve sonrasında rahatlama yolları
    Ne zaman rahatlamalı (Gevşeme)
     Potansiyel olarak stres taşıyan bir olaydan önce rahatlayın.
     Stresli olaylar sırasında rahatlayın.
     Stresli olaylardan sonra rahatlayın.
    Nasıl çalışmalı ve gevşemeli?
     Soluk alışınızı yavaşlatın. Kontrollü solunum sakinleşmenin en kolay yollarından biridir.
     Sakinleşmek için egzersizlerden yaralanın. Fiziksel etkinlikler enerjiyi ve stresin neden olduğu kas gerilimlerini açığa çıkarır.
     Kaslarınızı doğrudan rahatlatın. Stres tepkisi kas gerilimine yol açar, yani hissettiğiniz ağrı ve sızılar düşsel değildir. Gerilim nerede olduğunu biliyorsanız, gövdenizin o kısmını gevşetin. Oluruna bırakın. Gerilim azalışını hissedin. Kasları gevşetmenin bir yolu da önce onları germektir, kaslar gerildikten sonra derinlemesine gevşerler.
     Oturuş ve duruş biçiminizi gözden geçirin. Kas gerilimi oturuş ve kötü duruş yüzünden şiddetlenebilir. Oturuş ve duruşunuzda altın kural, omurganızı olabildiğince düz tutmaktır.
     Duygusal gerilimi salıverin. Sinir bozucu, bastırılmış duygularınızı yazıya dökün veya öfkelerinizi teybe kaydedin ve bir kez daha dinleyin. Böylece sizi gerilime sokan bu durumun mantıklı olup olmadığını fark etmeniz kolaylaşacaktır.
     Gerilimi bir arkadaşınızla konuşarak azaltın. Eğer duygularınızı kaydetmek istemiyorsanız bunları niye bir arkadaşınızla konuşmayasınız?
     Fiziksel olarak yavaşlayın. Bütün gün durmaksızın koşturduğunuzda, stres altında olma duygusu artar. Bu durumda yapılacak en iyi şey işi yavaşlatmaktır.
     Bir mola verin. Molalar performansınızı artırır. Ara vermeden çalıştığınız zaman dilimi uzadıkça performansınız düşer. Zaman tasarrufu için ara vermemek yanlış bir ekonomi yöntemidir.
     Etkinlik değiştirin. Mola verdiğiniz-de günün geri kalanında yaptığınız-dan farklı bir
    şeyler yapmaya çalışın.
     Mini molalar verin. 10-15 dakikalık aralar veremiyorsanız 10-60 saniyelik bir mini mola verin ve bunu işin en yoğun olduğu anlarda bir an soluklamak için kullanın.
     Düşünmeye zaman ayırın. Mini molanızdan sonra hemen kargaşaya dönmeyin. Bir süre için bekleyin, yapmanız gerekenleri gözden geçirin ve yapacaklarınızı planlayın.
     Kendinize kaçış mekanizmaları üretin. Bunlar baskının yükselmeye başladığını hissettiğinizde mola ver- menin yolarıdır.
     Kendinize yalnız kalabileceğiniz sessiz zamanlar ayarlayın. Mini molalar, düzenli molalar, standart aralar sessiz zamanlar ve tatiller bunun için en uygun zamanlardır.
     Gevşeme mekanizmaları geliştirin. Sizin gevşemenize yardımcı olan ateşleyiciyi bulun ve bunu alışkanlık haline getirin. Müzik dinlemek, okumak, yürümek gibi…
    Uykudan en iyi şekilde faydalanma:
     Yatma ve kalkma zamanlarını düzene koyun.
     Akşam erken saatlerde biraz egzersiz yapın.
     Yatmadan 1 saat önce gevşemeye başlayın.
     Yatmadan önce ağır yemekler yemeyin, sıcak süt için.
     Uyumadan önce rahatlatıcı bir banyo yapın.
     Kafanızı meşgul eden bir şey varsa yazıya dökün veya konuşup hemen o anda çözün.
     Gözlerinizi kapatın ve uykuyu düşünün.
     Uyanırsanız yatakta kalmayın, kalkın ve bir şeyler yapın. İhtiyaç duyarsanız, yatağınıza gidin.
    Derinlemesine rahatlama:
    1. Etkin rahatlama: Zihni rahatlatmak için, yoga, esneme ve gevşeme hareketleri, derece derece artan rahatlama egzersizleri, meditasyon, kendi kendine hipnoz ve ritmik solunum.
    2. Edilgen rahatlama: Bedeni rahatlatmak için. Yumuşak masaj, reflekroloji, aromaterapi gibi teknikler.
    5. Stresle Başa Çıkabilmek İçin Bedeni Sağlıklı Ve Zinde
    Tutmanın Yolları
    Fiziksel stres tepkisi, gövdenin acil eylem için vites büyültmesidir.
    Erken uyarı sinyalleri: Hızlı solunum, ağız ve gırtlak kuruluğu, nemli ayalar, sıcaklık hissi, gergin kaslar ve hazımsızlık gibi belirtilerden herhangi birisi stresin sinyalidir. Bu durumda bilinçli bir şekilde sakinleş-meye çalışın. Bu mümkün değilse, sizi stresten uzaklaştıracağına inandığınız şeyler yapın. Stresin nihai bedeli gövdenizin işlevini yitirmesidir. Ayrıca davranışlarınızda meydana getireceği düzensizliklerle çevreniz ile iletişim kurmanızı engelleyici durumlar ortaya çıkarabilir. Örn: Çok çabuk sinirlenmek gibi.
    Sağlıklı beslenme rejimi için 6 kural:
     Daha çok rafine olmayan yiyecekler yiyin. Hiçbir şeyi alınmamış ürün. Kepekli buğday ekmeği gibi. Bu tür yiyecekler kabızlığı gidermenin yanında kandaki kolesterol miktarını düşürür ve midenin sindirim hızını da azaltır.
     Pişirme işlemini en azda tutun. Yiyecekleri pişirmek bazen besleyici değerlerinin yok olmasına yol açar.
     Yağlara dikkat edin. Çok fazla yağ egzersiz yapmama durumunda fazla kilolara neden olur. Yağı çeşitli kaynaklardan almaya özen gösterin.
     Şeker ve tuzu azaltın.
     Vitaminler ve mineraller. Dengeli bir rejim için düzenli bir şekilde mineral ve vitaminleri
    almalısınız. Özellikle stresli durumlarda gövdenizi B vitaminiyle destekleyin.
     Çok su için. Stresin fizyolojik özelliklerinden biri de su kaybı ve kanın koyulaşmasıdır. Bu da cildin kötü beslenmesine ve sindirim bozukluklarına yol açar.
    Dışarıda Yemekle İlgili Öneriler:
     Eğer mönüde vejetaryen yemekler varsa bunları tercih edin. Daha sağlıklı ve ilginç olurlar.
     Tatlı yerine taze meyveleri tercih edin.
    Yemeği nasıl yersiniz?
     Yavaş yeyin, acele ettiğiniz ölçüde sisteminize sorun eklersiniz.
     Başka biriyle birlikte yeyin. Konuşmak yeme hızını azaltmak için iyi bir yoldur.
     Sık sık atıştırmak yerine düzenli yemek yeyin.
     Yemek için müsait bir ara verin.
     Yemek yerken oturun.
     Kendinizi yemekle ödüllendirirken dikkatli olun.
    Sağlıklı hayat için tavsiyeler:
     Spor yapın.
     Dayanıklılık için egzersizler: Koşma, ip atlama vs.
     Güçlülük için egzersizler: Jimnastik
     Esneklik için egzersizler: Yoga
     Sigara ve alkolden uzak durun.
     Haplar ve ilaçların dozu: Mutlak ihtiyaç olmadıkça haplardan uzak durun.
    6 ) Kontrollü Kalmanın Yolları
    Olumlu düşünme için altın kurallar:
     Başarıyı kabullenin.
     Genellemelerle değil o duruma has şeylerle uğraşın.
     En kötü korkularınızın gerçekleşme ihtimalini gerçekçi olarak değerlen- dirin.
     Olabilecek en kötü senaryoyu düşünün.
     Elinizden gelenin en iyisini yapın ve neticeyi kabullenin.
     Kesinlik taşıyan şeyleri amaç edinin.
     Olumsuz düşünceleri içinde bulunduğunuz çevre şartlarına göre değerlendirin.
     Neyin yanlış olduğundan çok neyin doğru olduğu üzerinde yoğunlaşın.
     Kendinize şöyle sorun: “Bu beni niye üzüyor?”
     Olumlu düşünceden çok fazla şey beklemeyin.
    Egonuzu nasıl desteklersiniz?
     Başarılarınızı duyurun.
     Başarılarınızı kutlayın.
     Kendinize ödüller verin.
     İyi yanlarınızın listesini çıkarın.
     Başarılarınızı kaydedin.
    Performansı tam ve doğru değerlendirmek:
     Her olumsuz noktayı olumlu bir noktayla dengeleyin.
     Yapıcı eleştiriden yararlanın.
     Başarılar kadar başarısızlıkları da paylaşın.
     Düzeltmeniz gereken şeylerin farkında olun.
     Her hatadan çıkarılacak bir ders olduğunu unutmayın.
    Kontrolü yeniden kazanmak:
     Kendinize şöyle sorun: “işler bir parça daha iyi gitseydi durum nasıl olurdu ?”
     Yapabileceğiniz bir şey olup olmadığını araştırın .
     Stresli olduğunuzda beklentilerinizi azaltın.
     Tıpkı bir oyuncu gibi performansınızı prova edin.
     UNUTMAYIN:Durumun kendisi değil, sizin bakış açısı stres vericidir.
    7. Başkalarına Destek Vermenin, Destek Oluşturma
    Ve Kullanmanın yolları:
    Destek haritası çıkarma:
     Kendinizi desteklemenin yolları ve araçların tespit edilmesidir.
     Desteklerinizin sayısı arttıkça, problemlerle başa çıkabilme yolun-da daha iyi donanmış olursunuz.
     Destek haritası çizmek, sahip olduğunuz (ya da olabileceğiniz) destekleri görmenize yardımcı olur.
     Kendinize sosyal, psikolojik ve fiziksel destekler bulun.
    Desteği geliştirmenin yolları:
     En önemli destek kaynağı kendinizsiniz.
     Kendinizi söylediklerinizle destekleyin. Bu sizi cesaretlendirecektir.
     Kendinizi destekleyen alışkanlıklar geliştirin. Nelerin sizde baskı ve endişeye yol açtığını bulun.
     Başınıza dert açan alışkanlıklardan kurtulun. Bunun için şunları yapabilirsiniz.
     Kendinizle bir anlaşma yapın ve anlaşmaya uyduğunuz sürece kendinizi ödüllendirin.
     Alışkanlığı bırakmanın sonuçlarını göz önüne getirin.
     Kısa bir süre için alışkanlığınızı bırakmayı deneyin.
     Bir kez tam olarak bıraktığınızda bir daha dönmemeye çalışın.
     Alışkanlığı bırakmaktan dolayı acı çekmeyin ve kendinizi ödüllendirin.
     Başkalarından destek arayın.
     İttifaklar kurun. Bu çevrenizden yararlanmada kullanılan özel bir terimdir.
     Bir danışmanla konuşmayı deneyin.
     Her şey sizin için bir destek kaynağı olabilir.
     Unutmayın, “Ne giyerseniz osunuz.” Giysileri hemen etki yapan beden dilinizin bir parçası olarak kullanmayı aklınızdan çıkarmayın.
     Hobiler ve günlük alışkanlıklar edinin.
     İş, dinlenme ve eğlenceyi unutmayın.
     Evcil hayvanları bir destek kaynağı olarak görün.
     Rahatlayabileceğiniz bir yeriniz olsun.
    Nasıl destek oluruz:
     Destekleyici olun, boş bir onaylayıcı değil.
     Pratik ve duygusal destekler önerin.
     İnsanlara ilerlemeleri için destekleyici olun.
  • Hazret-i Lokman ilim ve hikmetiyle dillere destan bir zattır. Bunun içindir ki, kendisine Lokman Hakîm, denmiştir. Hz. Lokman, ismi Kur'ân'da da geçen, peygamber veya veli olduğu hakkında kesin bir bilgi bulunmayan bir mânâ büyüğüdür.
    İslâm tarihinde Hazret-i Lokman'ın hikmetli sözleri, vecizeleri, öğütleri ve tavsiyeleri meşhurdur.
    Hafs bin Ömer'in rivayetine göre, Hz. Lokman yanına bir torba hardal tanesi koyarak oğluna öğüt vermeye başlar. Her öğüt verdikçe torbadan bir hardal çıkarır. Sonunda torbadaki hardal tükenir ve oğluna da şöyle der:
    "Ey oğul, sana o kadar öğüt verdim ki, şayet bu öğütler bir dağa verilseydi, dağ yarılırdı."
    Hz. Lokman'ın Saran ismindeki bu oğlu babasının verdiği bütün öğütlere uymuştu.12
    Lokman Aleyhisselâmın hikmetli sözlerinin asıl kaynağı Kur'ân-ı Kerimdir.
    O halde Kur'ân-ı Kerimde yer alan bu öğütler tefsirlerde de genişçe bulunur. Cenab-ı Hak, Hazret-i Lokman'ın dilinden bu sözleri şu âyetlerle (meâlen) beyan buyurur:

    12. ibni Kesîr Tercümesi, 12:6409.

    Allah'a ortak koşma
    "Hani Lokman oğluna öğüt verirken demişti ki, 'Oğlum (ey oğul!) Allah'a ortak koşma. Muhakkak ki şirk pek büyük bir zulümdür.

    Allah her yaptığını ortaya çıkarır
    "Oğlum, eğer yaptığın iş hardal tanesi kadar bile olsa ve bir taş içine girse, Allah onu ortaya çıkarır. Muhakkak ki, Allah en gizli işleri bütün inceliğiyle bilir, O her şeyden hakkıyla haberdardır.

    Namazını dos doğru kıl
    "Oğlum, namazını dos doğru kıl. İyiliği tavsiye et, kötülükten sakındır. Başına gelene sabret. Şüphesiz ki bunlar uğrunda azim ve sebat edilmeye değer işlerdendir.

    Kasılarak yürüme, yavaş konuş
    "Gururlanıp insanlardan yüzünü çevirme. Yeryüzünde kasılarak yürüme. Çünkü Allah büyüklük taslayan ve övünenleri sevmez.
    "Yürüyüşünde mutedil ol. Sesini alçalt. Seslerin en çirkini, şüphesiz ki, eşeklerin sesidir."13

    13. Lokman Sûresi, 13-20.

    TEFSİRDEKİ ÖĞÜTLER
    Hazret-i Lokman'ın Kur'ân'da geçen öğütleri, aynı sûrenin tefsirlerinde genişletilerek verilir. Hazret-i Lokman'ın tefsirlerde geçen öğütlerinden ve hikmetli sözlerinden bazıları şöyledir:

    Takvayı esas al
    Ey oğul!
    Takvayı kendin için kârlı bir ticaret olarak kabul et. Çünkü böyle ticaretler sonsuz kazançlar temin eder.

    Merasimlere katıl
    Ey oğul!
    Cenaze merasimlerine katıl. Düğün merasimlerinden de uzak durmaya çalış. Çünkü cenaze sana âhireti hatırlatır; düğün ise dünyaya çeker.

    Horozdan geri kalma
    Ey oğul!
    Horozdan daha geri kalma. Çünkü sen uykunun derinliklerinde iken, o dünyayı sese vererek insanları uykudan uyandırmaya çalışır.

    Tevbeyi geciktirme
    Ey oğul!
    Tevbeyi geciktirme. Çünkü ölüm ansızın geliverir.

    Cahille dost olma
    Ey oğul!
    Cahil kimselerle dostluk kurma. Çünkü onunla dost olursan, kendi yaptıklarını senin hoş karşıladığını sanar.

    Allah'tan kork
    Ey oğul!
    Allah'tan hakkıyla kork. Kalbinin bozuk olduğunu bildiğin halde başkalarının sana saygı göstermesi için takva ehli olduğunu ihsas ettirme.

    Susmak altındır
    Ey oğul!
    Şimdiye kadar susmaktan dolayı hiç pişmanlık duymadım. Çünkü söz gümüşse, sükût altındır.

    Günahlardan sakın
    Ey oğul!
    Kötülük ve günahlar senden sakındığı gibi, yani işlemedikçe sana dokunmadığı gibi, sen de onlardan sakın. Çünkü kötülük kötülüğü, günah da günahı çeker.

    İlim meclislerine katıl
    Ey oğul!
    Âlimlerin meclisinde bulun. Hikmet ehlinin sohbetlerini dinle. Çünkü Allah kuru toprağı yağmurla nasıl canlandırırsa, ölmüş kalbleri de hikmetli sözlerle öyle diriltir."14

    14. Tefsîrü's-Sâvî, 3:255-256.

    Yalandan sakın
    Ey oğul!
    Allah, yalancının yüz suyunu kurutur, haya duygusunu giderir. Ahlâksız kimsenin de sıkıntısı hiç eksik olmaz.

    Ahmak adamdan uzak dur
    Ey oğul!
    Kayaları uzaklara taşımak, ahmak adama laf anlatmaktan daha kolaydır.

    Kendi işini kendin gör
    Ey oğul!
    Cahili vasıta olarak kullanmaktan, işini gördürmekten uzak dur. Şayet akıllı birisini bulamazsan kendi işini kendin gör.

    Kendi milletinin kızıyla evlen
    Ey oğul!
    Kendi milletinden olmayan bir kızla evlenme. Aksi takdirde çocukların ileride sıkıntıdan kurtulamazlar.
    Ey oğul!
    Öyle bir zaman gelecek ki, sabırlı insanların bile yüzü gülmez olacaktır.

    Allah'ın anıldığı meclislere katıl
    Ey oğul!
    Katılacağın meclisleri kendin ara bul. Allah'ın anıldığı meclisleri bulunca hemen oturuver. Çünkü âlim isen ilmin artar, cahil isen yeni bir şeyi öğrenmiş olursun. Oraya inen rahmetten sen de payını alırsın. Allah'ın anılmadığı meclislere hiç katılma. Çünkü âlim de olsan, cahil de olsan zarar görürsün. Ayrıca oraya inecek olan İlâhî gazaptan sen de nasibini alırsın.
    Ey oğul!
    Sofrana takva ehli mü'minleri davet et.

    Tecrübe sahipleriyle istişare et
    Ey oğul!
    Her işinde ilim ve tecrübe sahibi kimselerle istişare et, onların fikrini almaya çalış.

    Takvadan bir gemi edin
    Ey oğul!
    Dünya dipsiz bir denizdir. Onda niceleri boğulmuştur. Bunun için takvadan bir gemi edin. İçine îmânı yükle. Tevekkül yelkeniyle açıl. Ancak bu şekilde selâmetle yol alır, sahile çıkarsın.

    Kötü komşudan uzak dur
    Ey oğul!
    Nice ağır yükler taşıdım. Fakat kötü komşu kadar ağır bir yüke rastlamadım. Nice acılar tattım, fakat fakirlikten daha şiddetli bir acı tatmadım.

    İlimden nasibini al
    Ey oğul!
    İnsan fakir de olsa ilim ve hikmetiyle hükümdarların meclisinde yer alır.

    Arkadaş seçimine dikkat et
    Ey oğul!
    Birisiyle dostluk kurmak istiyorsan, önce onu öfkelendirecek bir şey yap. Şayet öfkeli iken sana insaflı davranırsa ona yaklaş, insafsız davranırsa uzak dur.

    Âhirete hazırlan
    Ey oğul!
    Dünyaya geldin geleli âhirete doğru yol alıyorsun. Bunun için âhiret yurdu, sana dünya yurdundan daha yakındır.

    Dilini duaya alıştır
    Ey oğul!
    Dilini 'Allah'ım, beni affet' demeye alıştır. Çünkü öyle anlar vardır ki, o saatlerde Allah duaları reddetmez, istediğini ihsan eder.

    Borçlanmaktan uzak dur
    Ey oğul!
    Borçlanmaktan uzak dur. Çünkü borç, seni gündüz zillete sürükler, gece de üzüntüye boğar.

    Günah işlemeye cesaretin olmasın
    Ey oğul!
    Allah'tan öyle bir şey iste ki, günah işlemeye cesaretin olmasın. Ve Allah'tan öyle kork ki, rahmetinden hiçbir zaman ümidin kesilmesin.

    Önce selâm ver
    Ey oğul!
    Bir cemaatin bulunduğu yere gittiğin vakit, önce onlara İslâmın okunu at, yani selâm ver. Sonra bir köşeye otur, onları konuşuyor halde görmedikçe sen de konuşma. Şayet Allah'ın zikrine dalacak olurlarsa sen de onlara katıl. Fakat başka bir söze geçerlerse oradan ayrıl.

    Kendini anla
    Ey oğul!
    İki dünyada mes'ut olmak istiyorsan, kendini anla. Okuyup bilgili olmaya çalış. Çalış ki, bilenle bilmeyen bir olmaz.

    Tembel olma
    Ey oğul!
    Tembel olma. Tembellik bedbahtlık alâmetidir.

    Acele etme
    Ey oğul!
    Acele etme, acele şeytan işidir.

    Güler yüz göster
    Ey oğul!
    Ahlâkını düzelt. Dostuna da, düşmanına da güler yüz göster. Ancak değerin ve itibarın kırılacak derecede hareket etme.

    Orta yolu tut
    Ey oğul!
    Her şeyin hayırlısı olan orta yolu tercih et.

    Yolda dikkatli yürü
    Ey oğul!
    Yolda yürürken yüzünü gözünü oraya buraya çevirme ki, gönlün vesvesede kalmasın.

    Mecliste önce oturma
    Ey oğul!
    Bir cemaat içinde bulunduğunda onlar ayakta iken oturma. Oturdukları zaman sen de oturuver.

    Yollara tükürme
    Ey oğul!
    Bıyık ve sakalınla oynama. Parmağını burnuna sokma. Yollara tükürme, sesli sümkürme. Elinle sinek kovalamayı terk et.

    Az konuş
    Ey oğul!
    Sükût ve teenni ile hareket et. Az konuş. Çok konuşmak, yanılmaya sebeptir.

    Sözü fazla dağıtma
    Ey oğul!
    Konuşurken sözü fazla dağıtma. Aksi takdirde şerefine zarar gelir. Konuşurken başkalarını utandırma. Kaş göz işareti yapma.
    Güzel ve lâtif sözleri duymaya çalış. Fazla hayrete düşme. Sözün tekrarlanmasını isteme. İnsanları güldürecek ve kendini maskara edecek sözlerden sakın.

    Atıp tutma
    Ey oğul!
    Kimse hakkında atıp tutma.

    Fazla ısrar etme
    Ey oğul!
    Senden bir şey istendiği zaman, elinden geliyorsa vermeye çalış. Birinden bir şey istediğinde de fazla ısrar etme.

    Dinde tartışmaya girme
    Ey oğul!
    Dinle alakası olmayan meselelerde aksi vaki ise tartışmaya ve münakaşaya girme.

    Fakirliğini kimseye açma
    Ey oğul!
    Acizliğini ve fakirliğini hiç kimseye, hattâ ailene dahi açma ki, onların yanında itibarın düşmesin, sözünü dinlemez olmasınlar.

    Hizmetçilerle şakalaşma
    Ey oğul!
    Hizmetçi ve benzeri kimselerle şakalaşma. Çünkü
    bunlarla şakalaşmak hakaret ve düşmanlığa sebep olur. Onlara öyle muamele et ki, hem seni sevsinler, hem de senden korksunlar.

    Şiddetten sakın
    Ey oğul!
    Çocukları ve elinin altındakileri terbiye ederken şiddetten sakın. Öfkelendiğin vakit vakarla geçiştirmeye çalış. Mümkün olursa sövüp dövme ki, aksi takdirde onların gözünde mehabetin yok olur.
    Kendini ve çocuklarını övüp durma.
    Hayasız gençlerle ve o halde olan kız çocukları ile ülfet etme. Çünkü dünya ve âhirette mezellete sebep olur.

    Önce düşün
    Ey oğul!
    Bir kimse ile bozuşursan, dilini tut ve makbul olan sözü söyle. Önce düşün, sonra söze giriş.
    Herkesin değerini ve layık olduğu hürmeti muhafaza eyle.

    Azla yetin
    Ey oğul!
    Bir kimsenin davetinde bulunduğun vakit, azla yetin. Dalkavukluk edip de o yemeği övmekle başkalarının yemeğini kötüleyip tahkir etme.

    Misafirlikte gözlerine dikkat et
    Ey oğul!
    Bir kimsenin evinde misafir kaldığın vakit gözlerine dikkat et. Her tarafa bakıp durma. Durumuna vakıf olduktan sonra dine aykırı da olsa sırrını ifşa etme.

    Elini çek
    Ey oğul!
    Emanete hiyanetten elini çek.

    Kimseye açma
    Ey oğul!
    Bir işe başladığın zaman, meydana gelmeden önce kimseye açma ki, mahcup düşmeyesin.

    Çok ver
    Ey oğul!
    Sadakayı çok ver. Mal sevgisini gönlünden çıkar.

    Razı ol
    Ey oğul!
    Doğru söyle, Allah'tan gelene razı ol.

    Yemekte şunlara dikkat et
    Ey oğul!
    Yemekten önce ve sonra ellerini yıka. Bu hal fakirliğini giderir, göze kuvvet verir.
    Çok yemek kalbe katılık ve gaflet verir. İbadette tembelliğe sebep olur.
    Yemeğin başında Bismillah, sonunda Elhamdülillah, ortasında da nimetin Allah'tan geldiğini düşün.
    Tek elle ekmeği koparma. Bu hareket kibirli insanların âdetidir.
    Yemeğin başında ve sonunda bir parça tuz yemek birçok hastalığa karşı devadır.
    Lokmayı küçük tut ve iyice çiğne.
    Misafir geldiği zaman mümkünse yemeği büyük kaba koy, berekete sebep olur.
    Yemek yerken önünden al, ekmeğin ve tabağın ortasından alma.
    Elinden ekmek ve yemek parçası düştüğünde al, temizle ve öyle ye.
    Sıcak olan yemeğe soğutmak için ağzınla üfleme, soğuyuncaya kadar bekle.
    Yemeği çabuk yeme.
    Hurma ve kayısı gibi sayılabilir meyveleri teker teker ye, çifter çifter yeme ve çekirdeklerini bir tarafa topla.
    Yemek arasında çok su içme. Su içerken bardağın içine bak. İçine uygunsuz bir şey düşmüş olmasın. Suyu içerken üç nefeste içiver.
    Yemeğe herkesten önce el uzatma.
    Yemek esnasında güzel şeylerden bahset.
    Sofrada bulunan arkadaşlarına ara sıra göz ucuyla bak. Yemek ve ekmeği o tarafa sür.
    Misafirler çekingen davranırlarsa üç defadan fazla yemeleri için ısrar eyleme. Yemek yeme isteğin yoksa özür beyan eyle.

    Dilini tut
    Ey oğul!
    İlim ve takva ehli veya herhangi bir sebeple senden ileride bulunan bir kimsenin huzurunda dilini tut.

    Dostlarını dinle
    Ey oğul!
    Senin iyiliğini isteyen dostlarının tavsiye ve öğütlerini can kulağıyla dinle.

    Doğru ol
    Ey oğul!
    Sözünde, işinde ve gidişinde doğru ol. Doğru olan sözlerinin bile hayrete ve tereddüde sebep olacaksa, söyleme daha iyi.

    Ümidini kesme
    Ey oğul!
    İnsanların gönlünü almaya çalış. Allah'ın rahmetinden ümidini kesme.

    İyi ol
    Ey oğul!
    Açıkta ve gizlide iyi olmaya çalış.
    Varlık yokluktan, akıl sarhoşluktan iyidir.
    Bir şeyi vaktinden önce isteme.

    İçini süsle
    Ey oğul!
    İçini dışından daha çok süsle: İçin Hakkın, dışın halkın baktığı yerdir.
    Her yerde ve her zaman Allah'ı yanında hazır nazır olarak bil.
    Allah nazarında seni utandıracak işi bırak.