Gamze_, bir alıntı ekledi.
12 May 19:12

Ey nefsim! Kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki:
Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem.
Ruhumu Rahman'a teslim eyledim, gayrı istemem.
İsterim fakat bir yâr-ı bâki isterim.
Zerreyim fakat bir şems-i sermed isterim.
Hiç-ender hiçim fakat bu mevcudatı umumen isterim.

İman ve Küfür Muvazeneleri, Bediüzzaman Said Nursîİman ve Küfür Muvazeneleri, Bediüzzaman Said Nursî

Yoruldum. Yoruldum kendimden, yoruldum. Hayattan mı kendimden mi bilmiyorum ama yoruldum. Yoruldum.
Düşersin, neden düştün derler. Düşersin, yüzüne yüzüne senin, düştüğünü vururlar.
Ben en başından düşmüştüm ki, diyemezsin.
Ben zaten yerdeydim ki, diyemezsin.
Sen hiç kalkmazken, kalkamazken, yerin dibine sokarlarlar seni.
Anlamazsın.
Düşemem ki dersin, daha düşemem. Hayır daha ölemem.
Yaranı açarsın, bak dersin, bak işte bundan hiç kalkamadım ben ayağa, kapanmıyor dersin, acısı dinmiyor, daha fazla dersin, daha fazla küçük insan, güçsüz biri yerine koyma beni dersin, nedenlerim var benim dersin, acım var, ağrım var dersin, ben istemedim mi doğrulmayı? Kalbim demek istersin sonra, sen kalbimi hiç görmedin, bilmiyorsun, demek istersin. Kalbim benim, ezildi, ezildi, anlıyor musun? Küçücük kalbim vardı benim, incecikti, titrekti, üşürdü hep, rüzgarın temasıyla dahi acırdı canı, dikenler batardı sanki, ölmek üzere bir canlıydı hep, buruşmuştu, katlanmıştı, yaralanmış, lekelenmişti... Demek istersin. Ama bunları bile diyemezsin, sen daha fazlasını yaşarken. Çünkü, insanlar, sen kendini açıkladıkça, açtıkça, düşüklüğünle, güçsüzlüğünle, kazanç sağlamaya çalıştığını düşünebilecek kadar alçaklaşır. Duygularını kullanarak, onlarınkini, sömürmeye çalıştığın sanılır. Ağlamak istersin, haykırmak istersin acından, olamaz bu dersin, benim aklımın ucundan dahi geçmeyen, insanların düşüncelerine yer etmiş olamaz dersin. İnanmak istemezsin, duyduklarına, gördüklerine. İnsanların bu kadar çirkin düşünebildiklerine inanmak istemezsin. Gözyaşlarını bile içine akıtmak istersin sonra, ama taşıverir birkaç damla olup, akıverir, durduramazsın, geçemezsin önlerine, setler çekip engel olamazsın. Sesin titrer, lanet olsun ki, sesin titrer, boğazın düğümdür zira, ses tellerin bile birbirine girmiştir şaşkınlıktan, bilemezler nasıl çıkacaklarını, çıkması gerektiklerini. Sen içine akmak istersin. Yine de, beceremezsin. Ve onlar, gözyaşlarını kullandığın düşüncesinin çirkinliğiyle, kullanırlar gözyaşlarını. Senin gözyaşlarını kullanırlar. Sızılarını ve yaralarını kullanırlar. İnanamazsın hala, inanamazsın, içine içine susup haykırmaktan başka çaren kalmaz çünkü korkarsın. Hakaretlerin daha fazlasını görmekten korkarsın. İçine kaçarsın. Kaçarsın koşarsın. Ayakların kıçına vura vura, ağlaya ağlaya, içini çeke çeke, salya sümük, koşarsın. Karanlık ormanlara dalıp kaybolmak, yitirmek istersin kendini ait olduğun, uğrayıp değdiğin tüm dünyalardan. Yok olmak istersin. Hiç olmak istersin ve dipsiz bir orman ararsın kendine. Uzun, kocaman ve çoklu ağaçların, dalların arasında kaybetmek istersin kendini, izini. İşte o kimsenin olmadığı karanlıkta yırtarcasına kendini çığlıklar atmak istersin. Göz yaşların sel olup akarken. Diz çökersin çamurlu kara toprağa, üstün başın kirlenir. Sesli sesli ağlarsın. Çaresizce. Kendini paralarsın, anlamsızca ve istemsizce. Çünkü bildiğin tek şeydir kendine zarar vermek. Dünyaya dokunamaz da kendine batırırsın iğnelerini. İçine içine kirpisindir. Ne kimseler sevebilir seni, ne sen yönelebilirsin kendine ve içine. İçin dışından zehirlidir çünkü. Dışında çiçeklerle, mis kokularla yaklaşan da dünyalıklara, içerinde girilemez, aşılamaz dikenlikler vardır. Sen bile, kendin bile adımını atamazsın o çalılıklara. Yara bere olur vücudun, kesilir, çizilir, korkusuyla. Korkmasan bile, girilemezdirler zaten o bölgeler, geçit vermezler. İçine, içine, giremeden, sızar, kanarsın, çığlıkların karanlık ormanın göklerinde yalnızlığından ve kimsesizliğinden, çaresizliğinden, yankılanırken. Yağmur başlar sonra, ıslanırsın. Gözyaşların yağmurun iri damlalarıyla hemhal olur. Yağmurla, ısınırsın. Ağlamanın ardından gelen rahatlayıp temizlenmişlik, yıkanmışlık hissi, ama aynı zamanda, dayak yiyip, mahvolmuş, perişanlık, yorgunluk hissi gibi, çelişik bir acı sıcaklıkla ısınırsın. Göğün sıcak yağmuru dokunur yanaklarına, saçlarına ve tenine, içini ısıtır ama, ağlamak gibi, acı iyidendir o. Ağlamak gibi iyidir ama acıdır. Acı sıcaktır.

Ağla... Ağla şimdi... Karanlık ormanda... Dev ağaçların arasında... Ayın bile ışığı yokken. Sessizliğinin kulaklarını yaktığı yankıların arasında... Yat yere. Çamura... Islaklığa... Kire... Kolunu yastık yapıp yat çamura... Karanlık gök yorganın olsun... Çek dizlerini kendine... Yağmur seni devam etsin ıslatmaya acı acı... Derin derin, uykulara dal... Uyu.

BOTEVGRAD
Sadece 20 şiir yazarak, dünya şiir tarihine geçmek; Hristo Botev

HAYRETTİN FİLİZ 12 Eylül 2016

“Uyandır tek tek her insanda, ey tanrım, gerçek özgürlük sevgisini,

Taksın canını dişine dövüşsün, halkı ezenlere karşı bir savaş ki bu, amansız.

Koma yaban ellerde sönsün yalım yalım yanan taşıdığım bu yürek.

Sesim boşa gitmesin, sesim kalmasın çöllerdeki gibi yankısız ”

Bulgaristan’ın Osmanlı’ya karşı verdiği özgürlük mücadelesinde, kuşkusuz birçok insanın adını anabiliriz. Ancak iki isim var ki ; bu gün Bulgaristan tarihinde anıt isimler olarak saygı görür. Bunlardan biri, Osmanlı Devleti tarafından, 36 yaşında asılarak idam edilen Vasil Levski, diğeri, yine Osmanlı askerlerince, 27 yaşında vurularak öldürülen şair Hristo Botev’dir. Botev’in incecik bir kitap olmasına karşın, çok etkili olan ve sadece 20 şiirden oluşan ,“Pesni i Stihove” (Şarkılar ve Şiirler) adlı tek bir şiir kitabı vardır. Kitap ilk kez basıldığı 1875’ten beri, Bulgarların ezbere bildiği özgürlük dizeleridir ve dünya şiir atlasında da ölümsüz bir yere sahiptir. Bugün Botev ve şiirlerinden söz edeceğiz.

Hristo Botyov Petkov ya da daha çok bilinen adıyla Hristo Botev, Bulgar halkının özgürlük savaşında sembol olmuş bir isimdir. 6 Ocak 1848’de Kalofer’de doğan Botev’in bu yurtsever ve devrimci kimliğinin oluşumunda,1863 yılında, liseyi okumak için öğretmen babasının onu Odesa’ya göndermesi ve orada ki Rus devrimcileriyle tanışmasının büyük etkisi olduğu düşünülüyor. Botev her ne kadar okulunu bitiremese de, 1867 yılında memleketine döner. Ama başka bir Botev gelmiştir geriye. Ağzında, ateşli özgürlük türküleri ve işbirlikçi zengin Bulgarlara nefret duyan bir öfke vardır. Kiril alfabesinin yaratıcısı Kiril ve Metodi Kardeşlerin anma toplantısında zehir gibi bir konuşma yapar. Bu konuşma esaretini kader sanan köylülerince kabul görmez ve Botev, doğduğu topraklarından ayrılarak, Bulgar özgürlürlüğüne inanan kaçak Bulgar devrimcilerinin toplandığı Romanya’ya kaçmak zorunda kalır. Bu zorunlu sürgün onun önüne büyük bir arkadaş ve vazgeçmeyi bilmeyen bir başka devrimciyi çıkarır. Bükreş’te terk edilmiş bir eski değirmende yaşamak zorunda kalan Vasil Levski’yi…

1871 yılına kadar Bulgar devrimcileriyle Romanya’da kalan Botev, bu sürede öğretmenlik yapar. Ama bizi ilgilendiren bir başka şey de bu günlerde kendini gösterir ilk kez. Hristo Botev’in ilk şiirleri, devrimci göçmenlerin çıkardığı, “Emigranti Bulgarskite Na Duma”da yayınlanır. Burada kalmaz; Botev yine seçkin Bulgar yazar ve devrimcileri tarafından çıkarılan “Özgürlük” (Svoboda) gazetesinde çalışmaya başlar. Derginin sorumlusu bir diğer devrim lideri olan Lyuben Karavelov’dur.

Romanya, Osmanlı yönetimine karşı gelecek genel ayaklanma için Bulgar devrimcilerinin hazırlanma yeridir bir çeşit. Vasil Levski’nin başında olduğu “Bulgar Merkezi Devrimci Komitesi “ ve buna bağlı çalışan diğer devrimci komiteler, Romanya’da toplanmış, dönem dönem eylem yaptıkları muazzam bir ağ kurmuşlardır (BCRC) adıyla… Osmanlı Devleti her yerde bu adamları aramaktadır.

Vasil Levski Kimdir? 18 Temmuz 1837’de, Bulgaristan-Karlovo’da doğan Levski, bir süre keşişlik yaptıktan sonra, kendini Bulgaristan’ın kurtuluşu mücadelesine adamış bir devrimcidir. Cesaretinden dolayı Levski (*Aslan gibi) lakabıyla anılmaya başlar. Georgi Sava Rakovski’nin devrimci fikirlerinden etkilenerek 1862’de Bulgaristan’ı terk ederek Sırbistan’da kurulmuş olan Bulgar Gönüllüler Örgütü’ne katılır. Kurtuluş mücadelesini yurtdışından ülke içine taşıyarak Bulgar ulusal hareketinde yeni bir evreyi başlatmasıyla bilinir. Bulgaristan’a döndükten sonra, ülkeyi dolaşarak gizli devrim komiteleri oluşturur. Bulgar bağımsızlık hareketinin dış merkezi olan Bükreş’te Lyuben Karavelov’la birlikte 1869’da Bulgar Merkezi Devrimci Komitesi’ni kuran Levski; Bulgaristan’da bu komiteye bağlı kişi ve hücrelerden de bir ağ oluşturur. 1872’de Bulgaristan’a görevle gizlice gidişlerinden birinde, Osmanlı postasına yönelik bir soygundan sonra ortaya çıkarılan örgütüyle birlikte yakalanır. Özel bir mahkemede yargılanır ve asılarak idam edilir. (19 Şubat 1873)

“Söyle yoksul halkım, kim seni köle beşiğinde böyle sallayan?

O mu, hani çarmıh üstündekini delik deşik eden çivileyerek;

Ya da seni masallarla tavlayan ”sabrın sonu selamettir!” diyerek”

Hristo Botev, 1875 yılında, Bosna- Hersek Ayaklanması patlak verince şöyle yazar çalıştığı gazetenin sütunlarında: “Balkan yarımadasının faciası başlıyor. Avrupa ve oluşan siyasi koşullar yalnız bunu kendi başına elde edebilene siyasi özgürlük ve egemenlik tanıyor. Bulgaristan bu tarihi fırsata seyirci kalmamalı ve bu fırsatı kaçırmamalıdır.” Bulgarların beş yüzyıllık Osmanlı esaretine karşı kurtuluş mücadelesinde doruk noktası olan 1876 Nisan Ayaklanması başlar ardından… Osmanlı işgaline karşı Bulgarların genel silahlı ayaklanmaya yakın olduğuna ikna olunan ve başlatılan bu hareket büyük bir heyecan yaratır Bulgarlarda. Her ne kadar ayaklanma başarılı olamadıysa da, Bulgarların acımasızca bastırılan Nisan Ayaklanması’ndaki kahramanlıkları Avrupa basınında geniş yer bulur. Botev, bu yankıların öneminin bilincinde bir devrimcidir. Bu, gündem oluşturmak ve hareketin sesini tüm dünyaya duyurmak için çok önemlidir. Hareketin dışında kalmak istemeyen ateşli devrim adamı Hristo Botev, Romanya’dan Bulgaristan’a geçen 200 kişilik bir gerilla gurubunun başında ülkesine girer. Gurup hareket etmeden önce Botev, en büyük Avrupa gazetelerinden “Journal de Geneve” ve “La Republique Francaise” e gönderdiği telgrafta, üstlendiği misyonu anlatır. Botev ve adamları, Avusturya bandıralı buharlı “Radetski” adlı bir gemiye binerler ve Tuna’yı aşarak, 17 Mayıs 1876 günü, bugünkü Kozloduy’a yakın bir yerde karaya çıkarlar. Hepsi bahçıvan kılığında olan devrimcilerin gelişi, Osmanlı yönetimince 20 Mayıs günü anlaşılır ve Osmanlı’nın en tehlikeli birliği sayılan “başıbozuk” birliği Botev ve adamlarının peşine salınır. (Meraklısına Not; Başıbozuk’lar, bir çeşit kuralsız, yapacak hiç bir şey bulamadığından orduya gönüllü katılan serserilerin oluşturduğu, düzen tanımayan asker guruplarıdır.) Hasan Hairi Bey liderliğindeki iki başıbozuk taburu, ikiye ayrılan Botev ve adamlarına saldırır Voinovski civarında… Birkaç gün süren çarpışmalardan sonra devrimciler, 2 Haziran 1876 günü, Veslez Dağı yakınlarında (Koca Balkan Dağı olarak da bilinir) kıstırılır. Girilen çatışmada, 130 devrimci öldürülür. Geri kalanlarda yakalanıp idam edilecektir. Hristo Botev’se, çatışmaların en yoğun olduğu 2 Haziran gecesi, Osmanlı keskin nişancısının uzaktan gönderdiği tek bir kurşunla, göğsünden vurularak öldürülür.

“Özgürlük düşüncesi onu sürü yapmasınlar diye her şeye gücü yeten bir tutkudan başka bir şey değil.” (Hristo Botev’in, 13 Temmuz 1875 tarihli, Bayrak Dergisi’nin 22. sayısına yazdığı yazıdan)

Her ne kadar şair Hristo Botev, henüz 28 yaşındayken öldürülmüş olsa da, Nisan Ayaklanması’nın yankısı, Bulgar halkının bağımsızlık mücadelesinin uluslararası destek bulmasını sağlar ve Bulgaristan’ın özgürlüğünün kapılarını açacak olan, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın çıkış nedenlerinden sayılır.

Hristo Botev’in sadece 20 şiir yazdığı halde, hem ülkesi Bulgaristan’da, hem de dünya şiiri içinde nasıl bu kadar etkin olduğunu merak edip, neredeyse bir kaçı hariç diğerlerinin dilimize çevrilmediği şiirlerinin peşine düştüm… Bilmem ki, bir iki kişinin dikkatini çekmeyi başarabilir mi bu çabam?

Hristo Botev’in ilk şiiri kabul edilen “Anneme” 1867 yılında yazılmıştır. Ama buradaki ‘anne’ seslenişi, sanıldığı gibi doğuran kadın-anne değildir. Botev’in ‘anne’ diye seslendiği özgürlüğe hasret, acı içinde kıvranan memleketidir.

“Senden başka hiç kimse sevgili anne, vatanım, özgürlüğüm / Senden başka hiç kimse bu kadar büyük değil / Sen benim aşkım ve inancımsın / Ama şimdi sizi kucaklamak için esir olan umutlu kalbim küle dönüyor / Birçok rüya, sevgili anne hâyâl / Birlikte mutluluk ve zafer paylaşmak istiyorum seninle / Gücüm sana duyduğum arzular kadar / Ama biliyorum, bütün arzular için bir de büyük büyük çukurlar var.

Benim yoksul kalbim, sevgili kucağına düşmek için yoksul kaldı / Yani bu genç kalp, bu acı ruh, yoksul biçare isteyebileceğini senin uğruna ölerek teselli ediyor… / Baba, kız kardeşim ve sevgili yoldaşlarım / Ben, sert duygular olmadan sizi kucaklamak isterdim, ama olmadı.

Benim mezarda bir başıma çürümeme izin vermeyin!”

Botev’in 1867 tarihli başka bir şiiri yoktur kayıtlarda. Ardından 1868 tarihli “Kardeşim İçin” şiirini görürüz. Bu şiirinde de haykırmaktadır Botev. Kavgaya çağırmaktadır. “O kimdir bir dost eli yerleştirir sıkıntı içinde kanayan kalbimde üzerine? / Hiç kimse, hiç kimse / Özgürlük “ … 1869’da hiç şiiri yoktur şairin. Ertesi yıl iki şiirini birden görürüz. “Ağıt”(Yakarış) ve “Ganimetleri Paylaşmak”

Örneğin ‘Ağıt’ şiirinde şöyle seslenir şair. “Güç ver benim koluma, silâhıma, başkaldırdığı gün köleler! / Güç ver ki, ben de kendi mezarımı dövüşenler arasında bulayım!”… Bu acı sesleniş, “Ganimetleri Paylaşmak” şiirinde öfkeli bir meydan okumaya döner.

“Kuşaklar hüküm verecektir / Bizim iyi ya da kötü yaptığımıza / Ama şimdi amacımız el ele / hayatı en ileriye taşımaktır… Acı içinde ve tutsak bir ülkede kalbimizin yoksulluğu / Bizim yaşam yoldaşımızdır / İşkence altındayız ama başımızı eğmeyeceğiz esarete / Tutkular, saygısız putlara boyun eğmez çünkü / Biz iki kederli savaşçı / Kalplerimizde ne varsa inanca ve yaşamaya dair / Biliyoruz ki şimdi ilerlediğimiz yerdedir.”

1871 şairin daha acıya daha da duyarlı olduğu bir dönem olmalı? Dört şiirini birden görürüz. “İlk Aşk”, “Veda”, “Haijduk” ve “Eloped” adlı bu şiirlerde daha çok, halkın acı içinde inleyişi ve hürriyet özlemleri, heyecanlı bir propanga diliyle Botev’in ateşli ağzından duyulur. 1871’de “Mücadele” ve 1872’de “Yabancı” isimli şiirleri yazar Botev. 1873, şairin iyiden iyiye keskinleşmeye başladığı yıllardır. “Aziz George Günü, Vatansever, Neden değilim…? Epistle, Lokali, İnancım, Karanlık Bir Bulut Belirdi ve Hacı Dimitar” şiirlerinin hepsi 1873 yılında kaleme alınmış şiirlerdir. Botev, neredeyse tüm şiirlerini sürgünde, dağlarda, savaş ortamında yazar. Belki de bu yüzden, direk ruhumuzu yaralayacak kadar kuvvetli bir yalınlık, bir davet vardır Botev’in dizelerinde. Botev’in şiiri, hem yabancı ve yerli zalimlere karşı kendi özgürlüğü için mücadele etmek gerektiğini söyler; hem de, devrimci fikirlerle dolu yoksul insanların duygularını yansıttığı için ölümsüzlerdir bence… En ünlü şiirlerinden biri kabul edilen, “Hacı Dimitar” şiirindeki lirizm, yazıldığından bu güne, yani 127 yıl sonra bile tüylerimizi ürpertiyorsa, Botev’in sadece 20 şiirle dünya şiir tarihinde yer almasına şaşırmamalıyız… Botev bu şiirde sanki geleceği görmüş de, kendi ölümünü yazmış gibidir.

“O hayatta, yaşıyor! Orada Balkan Dağı’nda / Bir kahraman göğsünde derin bir yara ile yatıyor / Sessiz ol kalbim! / Özgürlük mücadelesinde düşenlere ağlanmaz / Yas yok, biliyorum / Ve her şarkıda onu hatırlıyorum… / Gündüzleri bir anne kartal ona gölgesini ödünç verdi / Ve bir kurt usulca, yarasını yaladı / Ormanda rüzgâr Balkanların en yiğit haydutunun şarkısını söylüyor! / Şimdi, onun kardeşi olan kalbim / Sana onun yolunda ilerlemek düşüyor. “

Botev’in geri kalan iki şiirinin biri 1875 tarihinde yazdığı “Ona” adlı şiiri ve son şiiri de, 1876 tarihli “Vasil Levski’nin Asılması” adlı şiiridir. Büyük kavga yoldaşı Vasil Levski’nin asılmasını bakın nasıl dize dize ağlıyor büyük şair. (*Bu şiiri Ataol Behramoğlu, İngilizceden dilimize çevirmiştir.)

“Anam benim, doğduğum, sevdiğim toprak / Neden ağlamaktasın böyle acı acı, böyle zavallı? / Sen ey iğrenç karga, lanetli kuş / Üstünde gakladığın kimin mezarı?

Ağlıyorsun anam, biliyorum neden / Tutsaksın, ezilmektesin bir kuru ekmek uğruna / Senin temiz sesin, elemini söyleyen / Umutsuz bir sestir, ıssız bozkırda.

Ağla! Çünkü orada, yakınında şu Sofya kentinin / Yükselmede bir darağacı kocaman kocaman / Orada Bulgaristan, en yiğit oğlun senin / Sarkmada sarkmada darağacından”

Türkiye’deki kaynaklarda neredeyse bir kaç kuru sözle geçiştirilen bu dünya şairiyle ilgili yaptığım bu çalışmanın, şiir dostu genç insanlara bir ilham vermesini dileyerek yazımızı bitirelim.

Hristo Botev, gün be gün duyarsızlık ve aktüel batağına çekilen gençler için belki hiç bir şey ifade etmeyecek, biliyorum. Ama bakın, o ilgi çekmeyen ve sadece 27 yıl yaşamış, sadece 20 şiir yazmış bu adamın adı nerelere verilmiş? Vurulduğu dağın en yüksek tepesine onun adı verilmiş örneğin… Koskoca bir şehire de onun adını vermişler; Botevgrad… Bulgaristan Ulusal Radyo Kanalı’nın adı da onun adını taşıyor. Sonra bir kaç stadyum onun adıyla anılıyor. Birçok da spor kulübünün adı, onun adıyla eşlenmiş durumda. Örneğin, PFC Botev Plovdiv, örneğin Botev Vratsa gibi… Zvezdno Obshtestvo Gözlemevi ‘de görev yapan, Bulgar uzay bilimci Fratev tarafından 23 Ağustos 2009 tarihinde keşfedilen asteroide bile onun adını vermişler. Sadece bu kadar da değil… Bulgaristan Hükümeti, Botev adına Uluslararası Botev Ödülü adında bir de ödül uyguluyor şimdilerde… Romanya, Makedonya ve Polonya’da da, Botev’in adı bazı cadde ve sokaklara verildi.

Her yılın 2 Haziran günü, saat 12.00’da, Bulgaristan’ın her yerinde, hava saldırısını uyarmak için kullanılan sirenler, Hristo Botev ve Bulgaristan’ın özgürlüğü için ölenlerin anısına bir dakika boyunca ötüyorlar. Sirenler durdurulana kadar tüm Bulgaristan, ayakta ve gözleri kapalı bir halde, Botev’i ve diğer devrim için ölenleri düşünüyor.

ipekgibi, bir alıntı ekledi.
14 Nis 00:43 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Ey nefsim ! Madem öyledir , sen dahil kalbim gibi ağla ve de ki ;
Faniyim , fâni olanı istemem .
Acizim , aciz olanı istemem .
Ruhumu Rahman'a teslim eyledim , gayr istemem
Isterim , fakat bir yâr-i bâki isterim.
Zerreyim, fakat bir sems-i sermed isterim .
Hiç-ender hiçim , fakat bu mevcudatı birden isterim .

İman ve Küfür Muvazeneleri, Bediüzzaman Said Nursîİman ve Küfür Muvazeneleri, Bediüzzaman Said Nursî

Yine sen yaş yerine kan akıtıp ağla gözüm...
Çünkü hicran dolu kalbim, yine hicran olacak...

Sema Sönmez, Kalem Kalesi'ni inceledi.
01 Nis 21:49 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitap biraz fazla güzeldi ki beni inceleme haddini gösterecek hale getirdi. Bu bir incelemeden ziyade şiddetle okuyun demenin söylevi olacak sanırım. Herkes kendini arar mı bilmiyorum ama arayanların yolu Nuri Pakdil'den geçmeli..
Kitap dur diyor..dur ve düşün..kendini, varlığını, varoluş nedenini. Her şeyin yüzeysel olmasını boşver sen varsın. Ve sen insanlığa gebe belki de son insansın. İncelemeyi kitaptan bi notla bitiriyorum.
"Ağla kalbim gücümü buluyorum!"

Resul, bir alıntı ekledi.
29 Mar 18:25 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Çekilip nûr-u hidayet yine zindan olacak
Yine firkat, yine hasret, yine hüsran olacak
Yine sen, yaş yerine kan akıtıp ağla gözüm
Çünki hicran dolu kalbim yine hicran olacak

Yine göç var diye mecnûna haber verme sakın 
Yine matem, yine zâri, yine efgan olacak 
Açılan ol gül-ü tevhid, sararıp solsa gerek 
Kapanıp Kâ'be-i irfân, yine vîran olacak

.. Hasan Feyzi

Tarihçe-i Hayat, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 492 - Sözler Neşriyat. San. Tic. A.Ş)Tarihçe-i Hayat, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 492 - Sözler Neşriyat. San. Tic. A.Ş)
Zeynep Demir, bir alıntı ekledi.
27 Mar 00:05

Ey nefsim! Kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki:
Fâniyim, fâni olanı istemem!
Âcizim, âciz olanı istemem!
Ruhumu Rahman'a teslim eyledim, gayr istemem!
İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim.
Zerreyim, fakat bir Şems-ı Sermed isterim.
Hiç-ender hiçim, fakat bu mevcudati umûmen isterim.

İman ve Küfür Muvazeneleri, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 73)İman ve Küfür Muvazeneleri, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 73)

Geriye Kalan!!
Ağla yaralı kalbim, her şey yalan ağla, bir avuç küldür elde kalan. Artık savrulup gitsen de rüzgâra ağla, mazidir şimdi senin olan. Yaralı yaralı kalbim dokunduğun el yalan, sakındığın gül yalan, sel akar kum olur geriye kalan.