• “ADININ ANLAMI DÜNYAYI KUCAKLASA TAŞTA BÜYÜMEZDİ BARIŞ"



    Kitap bitti ama içimde Barış çocuğun hüznü kaldı.Tarifi mümkün olmayan bir acı olsa gerek cezaevlerinde büyümek ya da çocuk büyütmek.Bu acıya ortak olmak için empati bile kuramadım.Ne çocuğun yerine koyabildim kendimi, ne annesinin ne de babasının...

    Filmini birçoğunuz duymuş ve izlemiştir.Film, 80 döneminde cezaevinde büyümek zorunda kalan Barış ile siyasi suçlu İnci'nin cezaevinde yaşadıklarını anlatır.Kitap ise filmden daha farklı.Kitap, İnci'nin cezaevinden çıktıktan sonra Barış'ın ona yazdığı mektuplardan oluşuyor. Mektuplardan oluşan kitapları okumak zordur,sıkıcıdır ama yazarımız çok güzel bir roman kurgusu ile yazmış kitabı.Hiç sıkılmadan okudum.

    Ülkemizde şu an 560 çocuk( Milletvekili Gamze İlgezdi'nin 2017 raporuna göre) cezaevlerinde anneleriyle birlikte kalmak zorunda.Çünkü dışarıda bakacak kimseleri yok.Bu çocuklar 0-6 yaş arasında ve cezaevi koşullarında anneleriyle birlikte tek kişi sayılıyorlar.Yani ayrı yer verilmiyor ve anneleriyle aynı yatakta kalmak zorundalar.Büyüklerle aynı imkansızlıklara sahipler.Annelerinin cezasını bir şekilde çocuklarda çekmek zorunda kalıyor.


    Anneler suçlu ya da suçsuz bilemeyiz ama çocukların suçsuz olduğu bir gerçek.Dünyanın en masum canlılarıdır onlar.Çocukların dini, dili ve milleti olmaz.Onlar masumdur.Allah katında da günahsızlardır.

    Aslında yapım gereği çok fazla ağlamaya uygun bir insan değilim ama konu çocuklar olunca tutamıyorum kendimi. Öksüz ve yetim çocuklara dayanamıyorum. Sokaklarda Suriyeli çocukları gördükçe kendimden utanıyorum.O çocukları dilenirken görünce kendi çocuklarımın elini bırakıyorum. Filistin'de Suriye'de Irak'ta ne çok çocuk acı çekiyor.Halbuki çocuklar 2 şey ister bizden.1-Sevgi 2- Oyun Bunları bile veremiyorsak yazıklar olsun insanlığımıza. Daha bu ay kaç çocuk öldürüldü ülkemizde.Koruyamıyoruz bile onları.Şu an bunları çok zor yazıyorum. Kitabı okurken de ağlamamak için zor tuttum kendimi.Öyle cümleler vardı ki dudaklarım titredi.İçimde bir sızıyla kitabı bitirebildim.


    Kitap 12 Eylül döneminden sonrasını anlatıyor.Cezaevinde yaşayan kızlar ve kadınlar diye iki grup var.Kızlar grubunu üniversiteli fikir suçluları oluşturuyor. Kadınlar grubundakiler ise diğer suçlardan tutuklu olanlar oluşturuyor.Barış'ın mektup yazdığı İnci'de düşünce suçlularından.


    Yazarımız Feride Çiçekoğlu, 12 Eylül'ün karanlığını, cezaevinin zor şartlarını Barış'ın gözünden bize anlatıyor.Yazarın dili oldukça içten ve sade. Okurken şiir tadı alıyorsunuz.Anlattıkları zaten evrensel duygular.

    İncelemeye odaklanamadım, bir şeyler yazmaya çalıştım sadece. Çocuklarımıza sevmeyi, sevilmeyi, saygıyı ve hoşgörüyü öğretmeliyiz ki dünya kurtulsun.


    Kitabı okumanızı ve Barış'ı tanımanızı çok isterim.Dünyaya, bir çocuğun gözünden bakmanız dileğiyle...

    Uçurtmayı vurmasınlar, çocuklar uçurtma da uçurabilsinler diye.
  • neyse mutlusundur umarım her şeye rağmen umarım hayat sana hep güzeldir ve ağlamamak için hiç gökyüzüne bakmak ya da sertçe yutkunmak zorunda kalmazsın çünkü biliyorum o yutkunmayı çok yakar canını'
  • Selim Pusat suçluydu, yiğitligin unutuldugu bir çağda yasadığı için suçluydu.
    Selim Pusat hastaydı, hasta olduğu için ağlamıştı.
    Selim Pusat aşik olmuştu, geçmişine dayanılmaz bir hasret duyuyordu çünkü.
    Selim Pusat sinirli bir adamdı,ne yapsındı "Yek" başındaydı.
    Selim Pusat az konuşurdu,konuşunca sadece doğru bildiğini söylerdi çünkü.
    Selim Pusat yiğit bir adamdı ve yigitçe....
    Selim Pusat belkide ömründe bir kez ağladı.Fotoğraftaki arkadaşı Şeref bile Pusatın haline bakıp bakıp defalarca gözleri yaşla dolmuşken.Evet Selim Pusat belkide ömründe bir kez ağladı onuda sadece küçücuk yavrusu Tosun gördü.Ayşe Pusat, Tosun'a baban geldi mi diye sorunca babam gitti dediğindeyse ağlamamak için kendini zor tutanlarda bizler olduk.
    Selim Pusat bir yüzbaşı idi doğru zamanda yaşasaydı 100 askeriyle Kür-Şad'ın intikamıni almaya giderdi.
    Selim Pusat doğru zamanda yaşasaydı Tanrıkut Metenin ordusunda en önde saf tutardi.
    Selim Pusat doğru zamanda yaşasaydı Oruç Reisin levendlerinden biri olarak kanını denizlere akıtmaktan çekinmezdi.
    Selim Pusat doğru zamanda yaşasaydı belki yine aşık olacaktı kızın adı Güntülü olacaktı belki,belki o oku atamayacaktı ama yinede bir asker gibi ölecekti.
    Selim Pusat ağlarsa bir daha, gözyaşlarından biri Şeref'in mezarına diğeride Tanrıkut Metenin karargahının önünde ,çelik gibi gerilmis okunun gevşediği anda ,bozkıra düşecekti.Kimbilir Selim Pusat bu aralar Ülker'e fısıldayıp bir şeyler anlatmaya çalışıyordur.

    Bu yazdıklarımı asker olmayı başaramamış askere dil uzatmayı, adina savaş karşıtlığı deyip,mantığa sığmayan sözlerini bir takım ütopyalarla süsleyip, aydın geçinen,hepimiz kardeş değil miyiz ne gerek var topa ,tüfeğe ,kana demişken neredeyse aynı anda daha kardeşligin murekkebi kurumamışken asker ocağındaki diğer arkadaşlarını suçlayan ve küçümseyen ve bir sürü takdir toplayan hain demeyeceğim.Hainlik bile asalet isteyen bir durumdur.Okuduklarıni anlayamayan,düşüncesiz ve en ılımlı tabirle saygısızlıkları en büyük erdemleri haline gelmiş bazı arkadaşlarımıza hediye ediyorum.Hepimiz kardeşiz ve bekliyoruz Gökbörüyü hasretle.
  • Elbet bir gün düzelir her şey. İnsan sabırlı olmalı; evet ama ağlamamak elimde değil düşündükçe...
    William Shakespeare
    İş Bankası Kültür Yayınları
  • Sen efsanesin Beyza, kitabın da efsane. Kitap seninle bütünleşmiş gibi sanki, tamamlanmışsınız. Hani Pamir Nil'e diyor ya, sen benim yarımsın diye; sen de bu kitabın yarısısın. Kitapla sen birbirinizi tamamlıyorsunuz, Pamir ve Nil gibi. Karakterleri sanki gerçeklermiş gibi hissediyorum, Nil aslında senmişsin gibi. Son sahnesinde ağlamamak için kendimi o kadar zor tuttum ki, içimde bir boşluk var. Sen farklısın Beyza, sen bambaşkasın.
  • Demek, öyle durumlar var ki insan ağlamamak zorunda kalıyor?