Sen yokken, yani sen evde aşk acısıyla, bittikçe alt üst edilen bir kum saati gibi damla damla tükenirken, bu insanların hepsi yaşamaya devam ediyorlar. Elektrik faturası yatırıyorlar, sinemalara gidiyorlar, araç muayenesi yaptırıyorlar, arabalara, dolmuşlara, teknelere, trenlere biniyorlar, konuşuyorlar, gülüyorlar, kavga ediyorlar... Bir sen yoksun içlerinde ve bunun farkında bile olmuyorlar. Seni bu hale koyan bile onların arasında dolaşıyor, yaşıyor, ediyor. ama sen evde oturmuş dünya durdu sanıyorsun. Ben çok yoruldum, biraz ara verelim mi? dediğinde onlarda mola verdi sanıyorsun. Öyle olmuyor ama.
Maalesef diye başladı söze. Maalesef, beyaz bir kağıdın ortasına damlayan kocaman mürekkep lekesi gibi düştü içime. Sanki iki göğsümün ortasında bir yer, içine sıcak su dökülmüş çay bardağı gibi patladı, kırıkları ciğerlerime battı sanki.