• 160 syf.
    ·7/10
    1- Kitap hakkında kısa düşüncelerim 

    2- Kitabın özeti

    3 ve 4se kendimce karalamalarım, imkânınız varsa okuyun :)


    1) Kitap uzun değil, Yazarın okuduğum ilk kitabı. Kitaba başlamadan hakkında bazı ilginç bilgiler görmüştüm. Tam iki haftada yazıldığı, yazıldığı dönemde intihar vakalarını arttırdığı, dolayısıyla yasaklandığı, Werther gibi giyinmenin moda olduğu gibi. Ama, okurken direkt olarak aklıma gelen şey yazarın kısa zaman öncesine kadar sıkıntılı bir "imkansız aşk" yaşadığıydı, bilmiyorum kitabı okuyanların ne kadarının aklından geçmiştir. Nitekim tahminimde de yanılmamışım kitabın şöyle bir backstory'si varmış. Alıntı; "Goethe asistanlık yaptığı dönem, birlikte çalıştığı ve nişanlı olan bir kıza aşık olmuştur. Aynı tarihte arkadaşı olan Wilhelm yasak bir aşk yüzünden intihar etmiştir. Kendi yasak aşkını ve arkadaşının intiharını birleştirip bu mektupları ortaya çıkarmıştır. Kitapta Werther nişanlı olan Lotte ' ye aşık olmuş ve bu aşk zamanla saplantıya dönüşmüş. Aşkını ve acılarını arkadaşı Wilhelm e mektuplarla anlatmış." 

       Kahramanın ruh hali, düşünceleri vesaire o kadar isabetli aktarılmış ki(kendimden biliyorum ahahah-gittikçe ağlamaya dönen gülüş-) relate(şu kelimenin adam akıllı bir karşılığını var edin artık arkadaş) etmemek mümkün değil. Hatta, biraz daha ileri gidip, bahsi geçen bu imkansız aşkın yaşandığı dönemde yazarın, hali hazırda bu türde bir kitap yazma düşüncesi olduğu için zemin niteliğinde bir çok yazı karaladığını, kitabın 2haftada yazılmasının da bu yazılan yazıların yardımı sayesinde gerçekleştiğini iddia ediyorum. Aksi halde, 2hafta inanılır gibi mi Zaman aşkına? 

    DİKKAT SPOİLER ÇIKABİLİR!

    2)< Genç Werther, annesinin miras işini halletmek için, biraz da değişiklik olsun diye Weimar'a geliyor. Resim yapmaktan hoşlanan bu genç Weimar'da insanları sıcakkanlı bulduğunu, kendisini sevdiklerini gözlemliyor. Günler sonra Lotte adında bir kadınla baloya gidiyor. Ve burada kadına aşık oluyor. Werther o günden sonra Lotte'yi günden güne ziyaret etmeye başlıyor ve onunla olabildiğince çok zaman geçirmeye çalışıyor. 
    Fakat Lotte'nin nişanlısı Albert, gitmiş olduğu bir iş gezisinden geri dönüyor ve Werther'in de hislerinde dalgalanmalar oluyor. Aşık olduğu kadınla bundan sonraki görüşmelerinde ve konuşmalarında bir uygunsuzluğun olacağını ve bu görüşme ve konuşmaların yavaş yavaş son bulacağını anlamasıyla beraber içine büyük bir sıkıntı düşüyor. 
    Albert ve Werther arasındaki ilişki ilk başlarda normal gözükse de aslında Albert'i epeyce kıskanan Werther, yapılacak en iyi seçimin şehri bir süre terketmek olduğuna karar veriyor ve şehirden ayrılıyor.
    Geri döndüğünde Lotte ve Albert’in evlenmiş olduğunu görüyor ve Weimar’da yaşamak, artık Werther için bir işkenceye dönüşüyor. Albert’in işiyle meşgul oluşunu fırsat bilip Lotte'ye açılarak, onunla olan eski samimiyetini özlediğini dile getiriyor. Albert'in evde olmadığı bir akşam, Werther’in ziyareti esnasında bir yaklaşım oluyor, Lotte bir daha kendisini görmeye gelmemesini tembih edip kendini yan odaya kilitliyor, Werther'de son kez odanın önüne geçip Lotte'ye 'elveda' diyor "sonsuza dek". Bu olaydan sonra içindeki son umut kırıntısını da yitiren Werther, çaresizliği ve hayatta -kendi deyimiyle- kendisini harekete geçirecek mayadan mahrum kalışı nedeniyle, daha fazla yaşamaya lüzum görmüyor ve çareyi intihar eyleminde buluyor. >

    3)Öncelikle bu kitaptan "ulaşamadıysan yâr'ına, çıkmayasın yarın'a" (öhöm) sonucuna varıp intihar edenlerin ruhu şad olsun.. olsun olsun da, bu daha çok "seviyorsan git konuş bence" olmuş, "evli ve 2nin üstünde çocuğu olup kocasına saygı duyan, iffet sahibi kadınlara aşık olmazsan senin için daha iyi olur hani" dipnotu ile.

    Keza kitapta oğlanın açık açık Lotte'ye aşkını itiraf ettiğini hatırlamıyorum, bir söylese, oturup konuşsalar iş bayatlayacak belki de, tadı kaçacak. Hislerini doğru dürüst açıklayamadı, tamam, evet cevabı almadı zaten, o da tamam, ama bari aldığı ret cevabı birşeye benzesin de, herifin aklından "olur muydu acaba" şüpheleri silinip rahatlasın. Yok dudaklarına yapışmış da sonra kendini yan odaya kitlemiş. Silahı verirken titremiş bilmem ne, bi hayır diyeceksin be kadın!
    Neyse, haydi biraz hikayeyi değiştirelim, Werther, lotteye aşkını bariz bir şekilde itiraf etseydi, Lotte de aynısını yapsaydı ne olurdu acaba?
    -"Seni seviyorum Lotte"
    -"Ah bende seni Werther.."
    "Hadi şunu yapalım, hadi şimdi bunu yapalım, onuda yapalım bunuda yapalım." Pekala, İlk isteği yerine geldi, sevdiği kişiyle beraber olma isteği, geriye kaldı onla beraber zaman geçirme isteği, o da zamanla gerçekleşiyor, ama ortada bir sorun var.. bu nereye kadar böyle gidecek? 

       Ortalama 6-8 ay. Herhangi birisine ilk aşık olunduğunda beynin “saplantı, delilik, sarhoşluk devreleri aktif oluyor, beyin mutluluktan uçar hale geliyor çünkü “dopamine, estrogen, oxytocin ve testosteron” hormonlarının topyekün hücumuna uğruyor. Bu hücum karşısında beynin “endişe, dikkat, analiz ve korku” merkezi yedek kulübesine alınıyor ve kişi kendini sürekli mutlu hissediyor, lakin belli bir süre sonra sürekli salgılanan bu hormonlara karşı artık vücut ya direnç gösteriyor yani dozaja alışma gerçekleşiyor (doyuma ulaşamama, beynin aynı şeyleri salgılamasına  rağmen doyuma ulaşman zorlanıyor, çünkü aynı şeyi her yapışında veya yaşayışında doyuma ulaşma eşiğin, asgari mutlu olma seviyen yükseliyor, beynin kişiyi daha iyi olmaya teşvik etme sistemi) 
    ya da kişi başka nedenlerden dolayı partnerinden soğuyor(kişiliğinden dolayı olabilir uyumsuzluk olabilir vs vs). 

       Kısaca ortalama 7-8 ay sonra aşklar da sönmeye başlıyor. Tabii ki bu durum kişinin aşık olduğu kişiye kavuşabildiği senaryoda geçerli oluyor. Durum tam tersi ise, yani, wertherde olduğu gibi, bir kavuşamama durumu söz konusu olduğunda salgılanan hormonlar kişinin ruh halini dibe vurduruyor ve şiddetine göre, aşırı active olan hormonlar beyinde kalıcı hasarlar bırakıyor. Tıpkı uyuşturucu bağımlısı birinden uyuşturucuyu yavaş yavaş değilde birden kesmek gibi [ evet aşk bir uyuşturucudur! ]

    Sonrasında yaşanan her ilişki de bu hasarın gölgesinde kendisine yer aradığı içindir ki, hikayedeki Werther gibi çok aşık olduğunuz birine kavuşamamışsanız ortaya ömür boyu unutamayacağınız bir aşk çıkıyor(aşık olduğunuz kişinin vücudunuzda salgılanmasına sebep olduğu hormonlar yüzünden). Tam da bu yüzden kavuşamayanların aşkı daha büyük olur. Büyüklüğü geçtim, sonsuz olur. 
    "Kim bilir belki bu kadar sevmezdik birbirimizi 
    Uzaktan seyredemeseydik ruhunu birbirimizin. 
    Kim bilir felek ayırmasaydı bizi birbirimizden
    Belki bu kadar yakın olmazdık birbirimize..." - Nazım Hikmet

       Demem o ki, Wertherin sürekli Lotte'nin Albert ile olan birlikteliğini küçümseyişi ve Lotte'nin kendisiyle daha mutlu olacağını iddia edişi yalnızca bir yanılsamadan ibaretti, Lotte'yle beraber olan Albert değil kendisi de olsaydı bir süre sonra eleştirdiği durum kaçınılmaz olarak kendi gerçekliği olacaktı, çünkü Lotte'ye alışan Albert değil kendisi olacaktı. İnsan kafasının üzücü bir özelliği, herhangi bir şey hayatımızda ne kadar mühim yer teşkil ederse etsin, elbet ona alışıp görmezden geldiğimiz bir zaman geliyor ve değerini tekrar, ancak onu kaybettiğimizde anlıyoruz.

    Dolayısıyla bir aşk yüzünden intihar etmek çok abese kaçmakla birlikte yalnızca romanlarda olmasını güzel bulduğum birşey. Romanlarda güzel, romantik oluyor da gerçekte biraz aptallık gibi oluyor mu desem ne desem bilemedim ki.
    Düşünsene yüzyıllar önce yaşamaşsın aşkına ulasamadığın için intihar ediyorsun aklında yaptığının yüceliğiyle alakalı düşünceler "aşk için ölmeli aşk o zamaan aşk" 21.yüzyılda Mehmet diye biri(pardon kim?) çıkıp yaptığın hareketi aptallık olarak özetliyor; LAANN1!1!1 (triggered) NE APTALLIĞI? BOŞUNA MI ÖLDUK BİZ? AGZİNİ TOPLA SENİ YOK EDERİM! ŞŞ BAK BENİ DUYUYOMU ??  BEN KONUSURKEN YÜZÜME BAK!!1(ölü ruhun yaşayan ruhla munasebete girme çabası) SEN GEL Bİ ÖTEKİ DÜNYAYA GÖRÜŞCEM BEN SENLE, NAPCAMI BİLİYORUM, SAHİLE GÖTÜRÜP TENHADA DÖVECEM SENİ, AYNEN.
    Mantıklı değil diyelim bari.

    4)Onun dışında kitabı 2bölüme şöyle ayırabilirim.
    Werther'in bu aşkın imkansız olduğunu bildiği halde deneyişi ve bu aşkın imkansız olduğunu kabullenip, pes edişi. Çünkü hem Werther'in aşkının bir saplantıya dönüşüp aklını kaçırma raddesine gelmesine sebep olması tam olarak bu bilme durumundan kabulleniş durumuna geçiş aşamasında başlıyor. Hem de bıkkınlık ve ataletin kişide yarattığı kaçıp kurtulma isteğinin başka şehre veya ülkeye kaçmakla giderilemeyeciğini anlayan kahramanımızda son çare olarak intihar fikrinin tohumlarının atılışına denk geliyor. En başından beri Werther, Lotte'nin bir nişanlısı olduğunu biliyordu, belki başlarda Werther'i, Lotte'nin yörüngesinde tutan belli belirsiz bir sevgiydi [bkz, kütle çekim olarak sevgi, nereden belli ayın aşkında dünyanın peşini bırakmadığı? Biz canlıların bilinçaltındaki sevdiğimiz şeyin yakınında olma istenci, bizi oluşturan atomlarda neden olmasın? Belki de büyük patlamayla uzaya dağılan maddenin dağılım kriteri rastgelelikten ziyade sevgiydi, ne?  Olmadı mı? 
    "Ufak at" diyen var, "yok artık Erich Won Daniken" diyen var- sinem mi bu?-  :-D ] ama o sevgi gittikçe büyüdü ve Werther'deki mutluluk halinin kaçınılmazı haline geldi. Albert'in civarlarda olmayışı bu gereksinimi sürekli karşılanabilir kılıyordu, herşey güzeldi kısaca. Ta ki Albert iş gezisinden dönene kadar, artık Albert'inde diğer 2siyle beraber bulunduğu her ortam, Werther'e nefret ettiği ama aynı zamanda kabullenmesi gerektiği bir gerçeği hatırlatıyordu, imkansızlığı. Git gide buluşmalarla beraber bu buluşmalardan alınan tatda azaldı. Tam da bu noktada, Werther'de bıkkınlık ve umursamazlık halleri peyda olmaya başladı ki bu durumu, Werther yazdığı bir mektubunda şöyle özetlemiş;
    "Akşam gün doğumunun tadını çıkarmak istiyorum, sabah yataktan çıkamıyorum. Gece ay ışığını seyretmek istiyorum, akşam yataktan çıkamıyorum. Neden uyandığımı neden uyuduğumu bilemiyorum. Beni harekete geçiren mayadan mahrum kaldım. Geceleyin beni uyanık tutan sabahleyin ise uyandıran güç artık yok."
    Sonrasında Werther düşmüş olduğu boşlukta debelene dururken, Lotte kitabın sonlarına doğru Werther'e, ondaki ilk başta sevgi ile başlayıp takıntı haline evrilen bu ruh halinin, insanlarda sıkça rastlanan bir durum olan, sahip olması imkansız olana sahip olmak isteğinden kaynaklanıyor olabileceğini (kocası ve çocukları yüzünden) söyledi. Kendisinden uzaklaşıp kendini unutmasını, yeni bir sayfa açması gerektiğini söyledi lakin Werther daha fazla dayanamadı ve malûm olayı gerçekleştirdi.

    Bu olay örgüsüyle bence kitapta, insanın bir motivasyon ve yaşam amacından mahrum kalışının doğurabileceği sonuçlar, yine bir motivasyon sistemi olan aşk üzerinden verilmiş. Kitapta kahramanımız ilk başlarda kendince uğraşlarıyla yeterince mutlu olan, insanların rütbeleri sayesinde birbirinden üstün olduğunu düşünen zihniyetin aksine insanı insan olduğu için seven, humanist biri iken birden Lotte dışında başka birşey düşünmekten aciz bir insana dönüşüyor. Ve nihayetinde de onun kendisinin olmadıgı bir dünyada da kendi yaşamının önemsiz olduğunu düşünüyor.

    Nasıl olabilir böyle birşey? Bir insan aklı başındalık halinden aklını yitirme haline bu kadar çabul nasıl gidebilir?

    Schopenhauer'e göre ıstırap ve can sıkıntısı insan hayatında en önemli yere sahip 2 unsurdur. Bunu da şöyle bir mantığa dayandırıyor.
    "İhtiyaç içerisinde bulunmak ve sefalet, ıstırap üretir; buna mukabil eğer bir insan sahip olması gerekenlerden daha fazlasına malikse can sıkıntısına düçar olur. Dolayısıyla aşağı sınıftakiler günlerini, ihtiyaçları tedarik için sürekli bir mücadele ile, bir başka ifadeyle, ıstırapla geçirirken, yukarı sınıftakiler istedikleri çoğu şeye sahip olmak için çaba sarfetmek zorunluluğundan muaf oldukları için, can sıkıntılarını geçirmek ve yükselmiş doyuma ulaşma eşiklerini tatmin etmek için yeni eğlenceler aramakla geçirirler." 
    Daha da ileri giderek insan hayatının bu 2sinin salınımından ibaret olduğunu söyler, birine ne kadar yaklaşırsan, ötekinden o kadar uzaklaşırsın. 

    2sinin de ortak paydası, bir mutluluk arayışında olma durumu, öyle değil mi? Dolayısıyla buradan kendimce şöyle bir çıkarım yapmak istiyorum, mutluluğa erişmek, insanoğlunun yaşadığı hayattaki en büyük emelidir.

    Emelimiz Mutluluk dedik, peki bünyede mutluluğu inşa ederken temeli neyle atılacak? Kişide mutluluğa sebebiyet veren şey veya şeyler arasında en büyük paya sahip olan, kişide mutluluğun temelidir, bu herkes için farklılık göstebilir. Kitaptaki temelimiz aşk. Aşk temelinin pek çok güzel yanı sayılabilir de sağlamlık bunlardan birisi olamaz. Bir kere harici bir temeldir. İkincisi seni çok kolay bulutların üstüne yükseltir, çok yükselenin de düşüşünün sağlam olacağını söylemeye gerek yok.

    Birincisi dedik, mutluluğu harici kaynaklarda aramak başlı başına elemi çağırış, dışa bağımlı olan sürekli kendi devletindeki eksikliği yüzünden x malını ithalata kalkan devlete benzer, lakin ortadaki problem ise kısa sürede bu bir tür çözüm olarak gözükse dahi uzun vadede dünyadaki bazı devletlerin veyahut tümünün kendisine ambargo uygulaması olasılığının her an var oluşu. Kişi aşkta olduğu gibi, mutluluğunu harici bir kaynaktan sağlar, lakin, kişideki mutluluğun temelini oluşturan kişi(sevgili, anne, baba vs) veya şeyin onu terk ettiği veya artık mutlu edemez hale geldiği bir an mutlaka gelir çatar, dolayısıyla onunla beraber varolan mutluluk da temelinden sarsilir ve bir keder hali baş gösterir, bundan kurtulmak için kişi yeni harici kaynaklara yönelir, tekrar yarı yolda bırakılır, tekrar yönelir, tekrar..(Wertherin intihar etme sebebi de bu lotte'ye olan askindan daha yüce bir mutluluk kaynağı bulamayisi) çünkü insanın programı budur, dert, tasa, acıdan kaçış rahatı, mutluluğu, sakinliği kovalayış, ve böylece, kısır bir döngünün içine hapsolur. Hâlbuki söz konusu "sağlam temel" oldu mu, dış kaynaklar, öz kaynakların başarısız bir ikamesinden başka bir şey değildirler, en başından beri kendi yeraltı zenginliklerini bulup onları işlese, yerli üretime geçse.. kendi kendisine yetmesini bilse o yeraltı kaynakları tükenene kadar ithalata gereksinim duymadan yaşayıp gidebilirdi ki bu tükenim de aynı zamanda kişinin ömrünün tükendiği an'a tekabül eder genellikle zaten. Ömür de tükendikten sonra bir şeyin de anlamı kalmaz ya zaten, ne emelin ne temelin, ne elemin nede kederin, nede başka hiçbir şeyin. 

    Hayat amacı diyorum, iyi seçmek lazım. Sürekli bir arayış hali bile kişiye koymaz da onun yanlış seçimi kişinin mahvına sebep olur ve bunun sonunda ölüm olmasa dahi, üzülen yine kişinin kendisi olur..
    Ama tahmin ediyorum bu koskoca dünya tarihinde Werther gibi acı çekip göçüp gitmeyen de yoktur, yani ne yaparsak yapalım hepimiz Wertherin hikayesinin bir benzerini yalnızca kişiler tarih ve olayları değişerek yaşayacağız, dolayısıyla dostlar bu kitapta okur olarak biz, bizzat başrolü olduğumuz kendi hayat filmimizin senaryosunu okuyacağız.
    7/10
    kitap güzel psikolojik tahliller güzel vs vs herşey güzel senaryodan kısıyorum :) senaryoyu sevmedim :) senarist nerede ?? Senaristi bulun bana, heh, senarist bey şimdi bizim şunu şunu ve şunları değiştirme şa..
    ahahah
  • Erkek kadına dedi ki:
    — Seni seviyorum,
    ama nasıl,
    kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
    yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
    yüzde hudutsuz kere yüz...
  • "Burnumda tütüyorsun denir ya özlenenlere, ah be sevdiceğim; sen benim kalbimde alev alev yanıyorsun."
    -Nazım Hikmet Ran
  • Aşkı kalem yazmaz ki kitaplarda bulasın.

    Ey aşk! Sen öyle bir kişisin ki, dünya tokları, senin vuslatının açlarıdır.

    Seni sevdiğim kadar yaşasaydım; ölümsüzlüğün adını aşk koyardım…

    Aklımda olduğun sürenin yarısı kadar yanımda olsan, hiç sorun kalmayacak gibime geliyor.

    Asla sevme, seversen ihanet etme; ihanet edeni de asla affetme…

    Aşk, ölüme kadar insanda yaşayan tek histir……

    Bir kişiyi sevmek kolaydır, vazgeçmek zordur.

    Çok sevilmeye değil, hep sevilmeye ihtiyacım var.

    Her yüreğin harcı değildir dokunmadan sevmek.

    Aşk da önemli olan aynı elleri tutmak değil, bir ömür hiç bırakmamaktır.

    Anladım ki aşk; her iki tarafı da mağdur eden, yürekte izinsiz gösteri yapan mutluluk karşıtı bir eylem.

    Sana kötü bir haberim var aşkım. Seni dünden daha çok özlemişim...

    Bugün günlerden ne? Yoksa sensizlik ertesi mi?

    Gözlerimin içindeki ülkemsin. Her sokağın ayrı bir devrim...

    Yüzüme okunmuş bir dua gibisin sevgilim. Çok şükür bugün de aşığım sana...

    Dünyalar kadar seven bir şehir kadar özlemiyor şimdi...

    Sen olmayınca buralar buz gibi. Sensizlik bir iklim adı şimdilerde...

    Ben sadece kışın karpuzu yazın portakalı özlerdim. Şimdi bir de sen çıktın başıma...

    Neyim olursan ol da hayal kırıklığım olma. Orası çok kalabalık. Tanıyamam seni...

    En çok ta çayın demlisini aşkın senlisini seviyorum aşkım...

    Hadi kalbim topla kırıklarını da duaya gidelim. Yaradan'dan başkası anlamaz bizi...

    Sen oradan bir canım dersin. Benim kalbim kaburgamın altına sığmaz burada...

    ask-sozleri
    Uzağız sevgilim ama yüreğimde uyanıyorsun bugün...

    Öptüm aşkım geceyi aydınlatan o güzel gözlerinden...

    Küçücük şu yüreğimde dünyalar kadar sen var...

    Belki kavga ederiz veya birbirimizi üzeriz ama ne olursa olsun hep yanımda kal bir tanem...

    Nasıl özlediğimi anlatsam aramızdaki yollar dağlar taşlar utanır...

    Çok güzel gözlerin vardı. İçinde kaybolacağım cinsten. Ve sanırım kayboldum...

    Bir tek sen varsın ömrümde aşkım gerisi mi? Vesaire...

    Seni canımdan çok seviyorum. Seni helalim geleceğim olduğun için saklıyorum kendime...

    Keşke daha önce karşılaşmış olsaydık, daha önce aşık olurdum sana.

    Her şey bana baktığın an başladı.

    Sen bir gül bahçesinde açan en nadide çiçeksin sevdiceğim.

    Gözlerim, kulaklarım, ellerim ve kalbim sana mühürlü sevdiğim.

    Anladım ki beni annem senin için doğurmuş bebeğim.

    Sen gördüğüm en güzel rüyasın hiçbir zaman uyanmak istemediğim.

    Koku, tat, sıcak... sende her aradığım vardı. Seni soğuk bulanlar, ısıtamayanlardı.

    İsterse dünyalar sizin olsun, yeter ki o benim olsun.

    Her gün filiz veren bir sevda benimkisi ve en büyütüyorsun aşkınla beni.

    Bütün mükemmel sevgililerin sadece kitaplarda olduğunu sanıyordum.

    Dünyanın bütün güzellikleri sende toplanmış gibi sevgili.

    Bir çift göze aşık ve diğer bütün gözlere körüm

    Mutluluğu sende bulan senindir. Ötesi Misafir ...

    En güzel şiirlerde bile yazılamayan bir kafiye gibisin sevgilim.

    Sevgiyle ilgili tek sorun, seni sevmelere tek bir ömürde doyamayacak olmam.

    Elini tutup, gözlerine baktığım Seni seviyorum diye haykırdığım “Son Aşkım” sen olur musun?

    Dünyan öyle bir kararsın ki, seni aydınlatan tek ışık gözlerim olsun

    Bütün insanları sevebilirdim, sevmeye senden başlamasaydım.


    Bir gün beyazlar giyip benim olsana sevdiğim.

    Ah be adam sana herhangi bir hediye değil, ömrüm armağan edilmeli.

    Sensiz geçen bir an, en derin boşluktur bana, o yüzden hep sen ol yanımda.

    Sen varsın ya, artık kimse beni yalnız bırakamaz.

    Bana bu kadar güzel bakan kadının, gelinim olduğunu görmeden ölmek istemem.

    Ne bakmaya doyuyorum ne de ne de bakarken doyuyorum sana.

    Senin tarafından sevilmek sadece mutluluk değil aynı zamanda muhteşem bir hediyedir.

    Senin dünyan kararsın bir ben aydınlatayım aşkımla.

    Benim en büyük sırrım sensin. Kimseye anlatamam, sadece yaşarım o sırrı.

    Yanında uyanmak bir rüyanın gerçekleşmesi ve güne başlamanın en güzel gerekçesidir.

    Gülüşünü göremediğim ve hissedemediğim gün, büyük ihtimalle ölmüş olduğum gündür.

    Bir kurşun ol saplan kalbime, çıkarırsam namerdim.

    Sonuna kadar birbirimizi sevelim ve bizi çekemeyenleri çatlatalım.

    Gördüğüm en güzel rüyasın ne olur uyandırma beni.

    İsmim aynı isim ama sen söyleyince dudaklarından damlayan bal gibi oluyor.

    Ne kadar uzakta olursak olalım, hep aynı gökyüzünü paylaşmış olacağız.

    Bir gün aynı deftere seninle imza atmak istiyorum.

    Sevdiğiniz kişi tarafından sevilme duygusuna hiçbir duygu eşit olamaz.

    Sen benim gözümde bir damla yaş olsaydın seni kaybetmemek için asırlarca ağlamazdım.

    Ben bir deliyim, sürekli adını sayıklayan.

    Sana bir gül vermek istiyorum ama korkuyorum sevgilim, ya seni görünce utanır da solarsa diye.

    Kafamı senden başka bir yana çevirdiğim zaman bile özlüyorum seni.

    Güzelliğin aklımı başımdan alıyor ve sonra bırakıyorum işi gücü.

    Kim ne derse desin sen benim duymak istediğim tek şarkısın.

    Sen günaydın demeden günüm iyi geçmez benim.

    Yağmurları sevmezdim ta ki altında seninle ıslanıncaya kadar.

    Aşk bir sonsuzluksa bırak sana bakayım doyasıya.

    Biz sevdamızı çöpte bulmadık ki çöpe atalım.

    Sen gittiğinde seni özleyecek kadar değil, eksik kalacak kadar seviyorum.

    Sen aşkın en güzel çiçeğe konmuş halisin. Seni seviyorum gülüm.

    Olduğun yerde ne aya gerek var ne de güneşe. Karanlığımı aydınlatanım seni seviyorum.

    Yanımda olsan şimdi, nasıl da sevesim var seni.

    Aynı şehir ya da dünyanın bir ucu olması fark etmiyor sevgin içim oldukça!

    Seni ve sana ait olan her şeyi çok seviyorum sevgilim.

    Ben seni koklasam nefesimi vermeye kıyamam.

    UZUN AŞK SÖZLERİ
    Uzun aşk sözleri, sevdiğine duygularını dolu dolu anlatmak isteyenler için birebirdir. Bu yüzden en güzel, anlamlı uzun aşk sözlerini sizler için hazırladık. Okurken keyif almak isteyeceğiniz uzun aşk sözlerini sevdiğinizle hemen paylaşmak isteyecekseniz. İşte en etkileyici uzun aşk sözleri...

    Sizi hayallerinden vazgeçecek kadar seven bir kalp bulduysanız Allah’tan yeni bir ömür isteyin. Çünkü bir ömür yetmez onu sevmeye.

    Seni bana veren rabbime şükürler. Yaşanan senli her anıma şükürler. Göz görüp gönlüm severse sevgim için seni gören gözlerime teşekkürler.

    Ağzımın tadı yoksa hasta gibiysem, boğazıma düğümleniyorsa lokmalar, buluttan nem kapıyorsam, inan hep güzel gözlerinin hasretindendir.

    Aşka uçarsan kanatların yanar. Aşka uçamazsan kanatların neye yarar? Aşka varınca kanadı kim arar? Aşkın açamadığı kapı, kanatlanıp uçamadığı yer mi var? Aşk, kanatlanıp uçmaktır ey yar!

    Sen benim en doğru yanlışım. Tövbesi olmayan günahımsın. Uzak duramadığım yasaklım, en açık ettiğim saklımsın. Sen başımdan giden aklım, severek çektiğim ahımsın.

    Seni özlemek, üşümek gibidir soğuk bir akşamüstü, yağmurun altında yürümek gibi sırılsıklam, titreye titreye. Sıcak bir yer bulup sığınmak istersin ya hani, öyle ihtiyacım var işte, yüreğine sığınıp, nefesinde ısınmaya.

    Kömür karası sevdam var benim, tıpkı gökyüzündeki yıldızlar kadar güzel, bir o kadar da göz alıcı kirli insanlardan uzak tertemiz engin denizlere benzeyen gözlerini hapsettiğim damarlarımdan akıp giden nefesinle kalbime ulaştın, sen benim yaşayamadığım her şeysin sen cansın heyecansın.

    Ah sevda bahçemin tutsak çiçeği… Ben seni oraya hapsettim. Seni hapsettim kırık bir aşk şarkısı eşliğinde. Hüzne buladım seni. Deniz meltemlerini okşayan saçlarını hapsettim kalbimin kıvrımlarına. Ordasın artık. Oradasın ve ne kadar olman gerekiyorsa.

    Yağmurlu bir günde koşar sana gelirsem ıslak saçlarımı düzelt, başımı omuzuna yasla, ansızın dudaklarımı dudaklarıma değdir. Masum bir çocuk gibi konuşursam anla ki sana muhtacım; ver elini elime yalanda olsa bir kez seni seviyorum de…

    Sen benim bakışına hasret kaldığım sesine özlemle bağlandığımsın. Özlemim, hasretim, bakmaya doyamadığımsın. Bahtıma doğanımsın. Olmazsa olmazımsın. Nefretim, öfkem, kinim, sevincim, umudum, düşüm, rüyam, hayalim ama en çok ağlatan, en çok kanatansın… Sen tarifi imkânsızımsın.

    Aşk çare midir yalnızlığa? Yoksa tutsak mı eder yüreğine? Ya da uçurur mu kafesindeki çırpınan kuşu, özgür bırakır mı? Aşk nedir sahi? Aşk sevmektir sevginin de doz aşımı yoktur. Korkmayın doya doya sevin sarmalayın sevdiğinizi…

    Sen mi yazdın benim alın yazımı, sen mi çizdin benim yalnızlığımı, Söyle bana seni kim değiştirdi, Değiştirdin benim tüm yaşantımı, Akşam olmadan güneş batmadan gel, gel Beni yalnız bırakma, Beni sensiz bırakma….

    Bir muammadır AŞK, kiminin vicdanına atılan taş, kiminin fakir gönlüne katılan aş, kiminin de gözünden akıtılan yaştır AŞK.


    Sen benim en kıymetlimsin, En güzel vazgeçilmezimsin. Sevmekle bitmeyenimsin, Sen benim hakikatlimsin. En derin, en içimdesin, Sen benim en güzel derdimsin

    Kuyruklu yıldızlar vardır dünyaya yetmiş yılda bir gelirler. İnsanlar onu hayatı boyunca belki bir kez görürler. Ben o yıldızı gördüm o da sensin bir tanem...

    Benim için bir insanı sevmek onunla yaşlanmayı kabul etmek demektir. Ben seni seviyorum ve bir ömür boyu seninle olmak istiyorum aşkım...

    Karanlık gecede önemli değildir yıldızları görmek. Gündüzleri yıldızları görmek marifet aşık olmak önemli değil bir ömür boyu sevebilmektir meziyet.

    Uyuyamıyorum geceleri, çerçevede ki fotoğrafın bile alıp götürüyor uzaklara beni. Çok şey var yapabileceğim, bulutlar çıkmasalar yoluma...

    Ne sıradan bir sevgiyi yaşayacak kadar basit biriyim. Ne de seni sıradan bir sevgiye malzeme yapacak kadar herhangi biri...

    Kalbimdeki aşka dudaklarımdaki gülüşe akşam akan göz yaşlarıma ancak sen layıksın çünkü sen benim için özelsin aşkım.

    Sen benim meleğimsin. Senin için besteledim hayatımızın şarkısını. Seninle bir ömür boyu giderim korkmam asla sana güveniyorum...

    Herkesin yaşama sebebi farklıdır. Benim yaşama sebebim ise sensin. Seni seviyorum sevgilim. Hiçbir şey seni sevmek gibi değil sevgili, her şey sadece senden ve gözlerinden ibaret.

    Senden hariç her şey bir yana, sen sol yanıma! Gelecek günlerin hatırına: Seni Seviyorum. Ki sen bilirsin. Kimse sevmese bile yine en çok ben severim seni...

    Seni severken aklımın durmasını da seviyorum. Bütün mutluluklar senin olsun, sen benim ol sevgilim. Seni çok seviyorum.

    Ben seni severek güzelleştim her şeyim. Sen bana sarılınca bir hoş oluyorum ve seni çok seviyorum aşkım.


    DEVAM EDİYOR...

    DEVAMI
    Seni her şeyden çok seviyorum sevgilim. İstemem malı mülkü şu yalan dünyada, seni her şeyden çok sevmek inan yeter bana.

    Benim her zerrem, âşık senin her zerrene. Seni seviyorum az kalır bence. Ebedi bir aşkla seviyorum seni.

    Keşke mümkün olsa da seni sevdiğimi suya yazabilsem aşkım. Sevmek bir renkse, sana olan sevgim ucu bucağı olmayan bir gökkuşağı.

    Seni niye mi seviyorum geçmişin içinde kaybolmuş beni, Yeniden hayata döndürdüğün için çok ama çok seviyorum.

    Korkunç uçurumlara bırakmak kendimi, uçsuz bucaksız denizlere atmak isterdim bedenimi. Ama içimde sen varsın… Ya sana bir şey olursa?

    Birinin gözlerine bakmak, onun rüyalarına girmeyi göze almak demektir. Sevmeye kabiliyetin yoksa, o gözlere bakmayacaksın.

    Gül dediğin nedir ki, solar gider, ateş dediğin nedir ki, kül olur gider, gün dediğin nedir ki, geçer gider, ama sana olan sevgim sonsuzdur, ancak mezarda biter!

    O kadar sevdim ki seni, o beklediğin olmak istedim hep. Kalbinde bir misafir gibi değil, bir aşk gibi kalmak istedim.

    Ben küçücük bir bebektim “sen” kocaman bir sevda. Ben senin ellerinde büyüdüm “sen” benim yüreğimde…

    Kıymetimi bilmen için gitmem mi gerek! Sevdiğini anla artık büyüdün bebek! Masal değil ki bu aşk öğrenmen gerek! Gitmesi kolay olur zor olan sevmek…

    Aşk insana insan olduğunu hatırlatan bir kavram. Lakin insanı insanlıktan çıkarmakla daha çok ün kazanmış. Bunun nedeni insanların Aşk’ı yaşamayı bilmemeleri. İnsanlar Aşk’ı iki kişilik sanar ama aşk tek kişiliktir.

    Ben seni seviyorum falan diyemem sana. Uyurken sırtını ört, hız yapma, kavgaya karışma, çok içme falan derim. Sen anla.

    Unuttum dersin çevrendekilere; ama unutmadığını bir tek sen bilirsin. Aşk öyle bir şey işte, gitse bile unutamıyorsun yine.

    Yastığa başını koyduğunda başlar asıl macera gözyaşların intihar eder. Tek tek gözlerinden yastığa dertleşirsin yalnızlığında.

    İyiyim deriz ya hep, alışkanlık bizimkisi. Peki, karşındaki kişi de gerçekten nasıl olduğunu merak mı ediyor sanki.

    Bir zamanlar ardından bakar ağlardım şimdi dönüp ardıma bile bakmam. Bir zamanlar uğruna dünyaları yakardım şimdi şerefsizim kibrit bile çakmam!

    Ağzıyla kuş tutsa da sevemediğim insanlar var benim! Bir de canıma okusa bile sevmekten vazgeçemediklerim.

    Ben gidiyorum dediğimde, ‘gitme’ diyen birini değil, Ben de geliyorum, yalnız gidemezsin! diyen birini istiyorum...

    Bazen alabileceğin en büyük intikam; affetmektir. Ve bazen karşındakine verilebilecek en güzel cevap gülüp geçmektir.

    Gitmek unutmak değildir sen bunu çok iyi biliyorsun. Aklımda gözlerin varken, sen buna gitmek mi diyorsun.


    Eğer birini unutmak istiyorsan onun adını kumlara yaz sabahleyin dalgaların ve fırtınanın onu sildiğini göreceksin; eğer birini seviyorsan kalbine yaz ki hiçbir fırtına ya da dalga onu silemesin!

    Bizim de dünyamızda sabah olacak gülüm, düşmezse düşmesin yakamızdan ölüm. Umuduma bin kurşun sıksa da ölüm. Unutma, umuduma kurşun işlemez gülüm.

    Bizim ömrümüzde ırmaklarımız vardır. Sularında hayallerimizi yüzdürdüğümüz. Bizim ömrümüzde dostlarımız vardır, günler ayrı geçtiğinde üzüldüğümüz.

    O kadar güzelsin ki yüzüne bakamıyorum. Titriyor ellerim, ellerini tutamıyorum. Öylesine bağlanmışım ki sensiz duramıyorum.

    Mavililer giyer deniz olurum, yeşiller giyer bahar olurum, belli olmaz belki bir gün beyazlar giyer senin olurum.

    Sen dünyaya sürgün bir meleksin ve ben seni o kadar çok seveceğim ki bir daha cennetine geri dönmek istemeyeceksin.

    Günün ilk ışıkları sahile vurduğunda, martılar yalnızca ikimizin anlayacağı bir dille sunu fısıldar denizin kulağına: Seni çok özledim…

    Seni seviyorum çünkü elini kalbimin üzerinde hissettiğim zaman, üzüntülerimi alıp onların yerine o tarifsiz sıcaklığı koymayı başarıyorsun.

    Önce düştüğümde kalkmayı, sonra aleve dokunduğumda acıyı, sevmeyi öğrendim, sevilmeyi her şeyi öğrendim de yalnız seni unutmayı öğrenemedim!

    Nasıl ki uzaktaki yıldız parlak gelirse insana, uzakta olduğun için tutkunum sana! Hani en güzel aşklar imkansız gelir ya insana, imkansız olduğun için tutkunum sana…

    Acı ve hüzün bir yıldız kadar uzak, mutluluk göz bebeğin kadar yakın olsun. Umutların gerçek, gerçeklerin mutluluk, mutlulukların sonsuz olsun.

    Gözlerin nehir kirpiklerin köprü olsa, ben üzerinden geçerken ipler kopsa ve düştüğüm yer dudakların olsa.

    Aşk, koskoca dünya nüfusunu bir anda sadece iki kişiye düşürmeye yarar. Nüfus sayımına gerek yoktur; çünkü aşk hiçbir zaman yerinde saymaz.


    Hayal kırıkların denizdeki kum kadar çok olabilir. Önemli olan hayallerinin kırıldığı yerden yaşama tutunabilmektir. Çünkü her aşk engin bir tecrübedir.

    İnsanın aklı ile kalbi bir olamaz. İkisinin verdiği savaşın ortasında kalan kişiden arta kalanlar hatıralardır.

    Ölüme götüreceğini bile bile birbirimizi sevdik. Farkına varamadığımız tek şey, hangimizin hangimize mezar olacağıydı.

    Sevmekten daha önemli olan tek hissettirmektir. Eğer sevgin bir his içermiyorsa, sevdiğin insanın sana bir hayaletmişsin gibi bakması normaldir.

    Aşk dediğin işte böyledir; eğer birinin yüreğinde kaybolduysan başka birinin seni bulabilmesi imkansız hale gelir.

    Dünyadaki herkesin parmak izinin farklı olması, kimsenin sana benim gibi dokunamayacağının kanıtıdır.

    Tabaklarda kalan son kırıntılar gibiydi sana olan sevgim. Sen beni hep bıraktın; Bense hep arkandan ağladım.

    Başıma bela olduğun günden beri hep söylerim Allah belamı versin! Deli gibi sarhoş olup her şeyi iki tane gördüğümde bile sen bir taneydin...

    Aşk, mevsimi geçmeyen öyle bir ilahi meyvedir ki, lezzeti muz gibi yiyenin niyetine değil, kaderine bağlıdır.

    Sen mavi giyin aşkım ben gökyüzünü bile unuturum. En güzel şiirlerin bile kuramadığı kafiyesin sen aşkım...


    İçin yanarken üşümek, yüreğin kan ağlarken gülmek, özleyip de sevdiğini görememek. İşte aşk bu olsa gerek!

    Ya sevmesin kimse kimseyi; Ya da akmasın aşk dolu gözlerden yaş.. Ya olmasın aşk denen bu illet, ya da adam gibi sevmeyi bilsin herkes.

    Yüreğinde öyle bir umut taşı ki onu senden kimse almasın. Kalbin öyle bir sevgiyle dolsun ki , isteyen değil hak eden alsın.

    Aşık odur ki, Allah’tan aldığı aşk emanetini Allah’a verir. Aşk mezhebinde her şey yüce Aşk’a kurbandır.

    Ey aşk! Seni senelerce yaban ellerde, hoyrat dillerde aradım. Oysa bendeymişsin bilememişim. Oyalanmışım, kalakalmışım.

    Bazı duyguları yazamazsın. Anlatamazsın. Çünkü tefsiri ancak his ile mümkündür. Bu yüzden sadece yaşarsın.

    Aşık odur ki, Allah’tan aldığı aşk emanetini Allah’a verir. Aşk mezhebinde her şey yüce Aşk a kurbandır.

    Bana göre aşık öyle olmalı ki, şöyle bir kalkınca, her tarafı ateşler sarsın; her tarafta kıyametler kopsun.

    Bu yüreğe bu kadar acı fazla dersin bazen kendine.. Ama hata bizde.. Küçücük yürekle kocaman sevmek ne haddimize..

    Sevmeye layık olmayana hatırlayarak değerli etme. Dönmek mi istiyor, bir şans daha verme. Unutma sevgi yürekli olana yakışır.

    Kalp midir insana sev diyen yoksa yalnızlık mıdır körükleyen? Sahi nedir sevmek; bir muma ateş olmak mı, yoksa yanan ateşe dokunmak mı?

    Sana yerine getiremeyeceğim sözler veremem, fakat istersen hiç kullanılmamış tertemiz bir kalp verebilirim.


    Tabaklarda kalan son kırıntılar gibiydi sana olan sevgim. Sen beni hep bıraktın; Bense hep arkandan ağladım.

    Belki hiçbir evrakta isimlerimiz yan yana gelmedi. Ama gayri resmi birçok hayalde ben seninle aynı yastıkta yaşlandım.

    Sevgi hayattır, aşık olmak yetmez. Sevgi yaşamaktır, elini tutmak yetmez. Seveceksen beni adam gibi sev. Ama buna senin yüreğin yetmez.

    Gönül penceresinden ansızın bakıp geçtin, bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin. Ne çok sevmiştim seni, ne çok hatırlar mısın? Bir bahar seli gibi dalımdan akıp geçtin.

    İsmin dudağımda oldu bir hece, bakışın sitemli aşksız bilmece, uykusuz kaldığım kaçıncı gece, sokak lambaları şahidim olsun!

    Nedir senin gerçeğin. Aşk kime yakışır, vuslat kime? Canı seni çekene mi, senin için canından geçene mi?

    Sarıl be! Öyle bir sarıl ki beklediğim her güne kırıldığım her ana değsin. Öyle bir sarıl ki tüm kırıklarımı toparlasın. Hatta öyle bir sarıl ki seviyorum diyenler sevgisinden utansın.

    Aşk seni koklamaktır. Senin kokunu alıp içime çektiğim, sonra sana kendimi verdiğim, her nefesin diyetidir. Seni koklamaya doyamayıp, zamanın durmasını istemektir.

    İnsanları korkutan aşk değildir. Çünkü aşk kimsenin kırılmasına izin vermez. Ancak hayaller kırıldığı zaman insanın yardımına aşk bile yetişemez.

    Düşünecek fırsat bulamayanlar için yazmak her şeyin çözümüdür. Aşkı düşünmek mi istersin yoksa yazmak mı? Düşünürsen var olursun, yazarsan sonsuz olursun.

    Aşk, ışık girmeyen su değmeyen topraklarda çiçeklerin can bularak yeşermesi gibidir. Yeter ki aşk araziniz sevilmeye elverişli olsun.

    Hiç acı çekmeden mutluluğun değerini anlayamazsın. İki damla gözyaşı dökmeden gülmenin estetiğini alamazsın. Aşık olmak istiyorsan, önce yanmayı göze alacaksın.

    Çağın vebası mutsuzluk değil ikiyüzlülüktür. Çünkü mutsuz olmanın bir gururu vardır, ikiyüzlülük ise tamamen karaktersizliğin ürünüdür. Aşık olmak isterken maymun olanlar çoktur.

    PLATONİK AŞK SÖZLERİ
    Seni sevmek hayallerim de, seni sevmek rüyalarımda, sen sevmesen de ben böyle de mutluyum seninle.

    Batan güneş umudumuz doğan güneş tesellimiz olsun.

    Hata senin değil karşılıksız seven kalbimin senin haberin olmasa da bu kalpten seviyorum seni of çekiyorum hep içten.

    Sen aşkımdan bir habersiz yaşıyorsun seni izliyorum kalbim ellerimde seni bekliyorum biliyor musun?

    Sen gözlerimde bir umut, sen yüreğimde bir sevinç ama karşılıksız aşk yaşarken ölmekmiş gülüm.

    Karşılıksız sevgi benimkisi, sana platonik bağımlı bir serseriyim, Sen ise benden habersiz masum bir meleksin bebeğim.

    Biliyorum, imkansız aşk bu ama hükmedemiyorum kendime. Çünkü, bu yürek seni çok sevdi.

    Rüyalarımın aşkısın, hep rüyalarımda kalacaksın. Seni çok seviyorum.

    Gözlerini böyle siIkelersen üzerime, benim üstüm başım sen olur. Yapma!

    Gül dikeniyle, bulut yağmuruyla, ketçap mayoneziyle, kalbim karşılıksız sevgimle tamamlıyor birbirini.

    İnsan sesini hiç duymadığı, kokusunu hissetmediği, gülüp eğlenmediği, sarılıp öpemediği birini bu denli çok düşünür mü?

    Ben senin için her akşam besteler yazsam da adına şiirler okusam da senin haberin olmayacak biliyorum bunu da.

    Seni habersizce sevdim, habersizce gitmesini de bilirim platonik sevgilim.

    Bir gün bi çılgınlık edip seni sevdiğimi söylesem alay edip güler misin yoksa sen de sever misin?

    Bekledim! Hep seni bekledim. Bir an bile umutsuzluğa düşmedim, kabul etmedin, etmesen de hep sevdim, sen hep benimleydin!

    İNGİLİZCE AŞK SÖZLERİ
    Aşk evrensel bir duygudur ve dünyanın dört bir yanında aşkla ilgili pek çok güzel söz söylenmiştir. Aşk sınırları ve coğrafyaları aşabilir bu yüzden sizler için İngilizce aşk sözleri de derledik. Ünlü sanatçıların, yazarların, şairlerin bu aşk sözlerinin hem orijinallerini hem çevirilerini aşağıda bulabilirsiniz.

    “To the world you may be one person, but to one person you are the world.” – Bill Wilson (Tüm dünya için sen tek bir kişi olabilirsin ama sen benim bütün dünyamsın.)

    “Love takes off masks that we fear we cannot live without and know we cannot live within.”— James Baldwin (Aşk, onlarsız yapamayacağımızdan korktuğumuz ama onlarla da yaşayamayacağımızı bildiğimiz maskelerimizi çıkartır.)

    “You have found true love when you realize that you want to wake up beside your love every morning even when you have your differences.” – Anonim (Farklılıklarınıza rağmen her sabah aynı kişinin yanında uyanmak istediğinde aşkı bulmuşsundur.)

    “I love you and that’s the beginning and end of everything.” – F. Scott Fitzgerald (Seni seviyorum ve bu her şeyin hem başlandıcı hem de sonu.)

    “You are the last thought in my mind before I drift off to sleep and the first thought when I wake up each morning.” – Anonim (Sen uykuya dalarken son sabah kalkarken de ilk düşüncemsin.)

    “I love you not only for what you are, but for what I am when I am with you.” – Roy Croft (Seni sadece sen olduğun için değil seninleyken nasıl biri olduğum için de seviyorum.)

    “I went to sleep last night with a smile because I knew I’d be dreaming of you… but I woke up this morning with a smile because you weren’t a dream.” – Anonim (Geçen gece seni rüyamda göreceğimi bildiğim için gülümseyerek yattım, sabah da bir rüya olmadığın için gülümseyerek kalktım.)

    “You are every reason, every hope and every dream I’ve ever had.” – Nicolas Sparks (Sen sahip olduğum her neden, umut ve hayalsin.)

    “If I know what love is, it is because of you.” – Hermann Hesse (Aşkı biliyorsam bu senin sayendedir.)

    Daha fazla İngilizce aşk sözü isterseniz özel olarak sadece İngilizce aşk sözlerinden oluşan listemize göz atabilirsiniz. Aşağıdaki bağlantıdan ulaşabileceğiniz yazımızda pek çok güzel İngilizce aşk sözünü Türkçe çevirisi ile birlikte derledik.

    İngilizce aşk sözleri ve anlamları: Türkçe çevirileri ile kısa İngilizce aşk sözleri
    ÜNLÜLERDEN MEŞHUR AŞK SÖZLERİ
    Bazen sevdiğimize güzel bir söz söylemek için meşhur kişilerin söylediği aşk sözlerinden yardım alma ihtiyacı duyarız. Öyle ki bazen aklımızda olan ve bir türlü dile getiremediğimiz hislerimize tercüman olurlar ünlü kişiler. Mevlana aşk sözleri ile yüzyıllara meydan okumuş, dünyanın her köşesinden kişinin yüreğine dokunmuştur. Onun gibi birçok ünlü yazar, düşünür tarafından söylenmiş etkileyi aşk sözlerini sizler için derledik. İşte ünlülerden meşhur aşk sözleri...

    “Bir çift göze aşık olursun, sonra bütün gözlere kör.” Cemal Süreya

    Gece midir insanı hüzünlendiren, Yoksa insan mıdır hüzünlenmek için geceyi bekleyen? Gece midir seni bana düşündüren, Yoksa ben miyim seni düşünmek için geceyi bekleyen?” Özdemir Asaf

    “Sen, hayalini kurup, sonunda bulduğum o hayallerimdeki adam değilsin. Sen karşıma çıkıp, bana aşkı hayal ettiren ilk sevgilisin.” Cemal Süreya

    “Siz hiçbir okyanusu dudaklarından öptünüz mü?” Cemal Süreya

    “Ey yar..! Telaşımı hoş gör. Islandığım ilk yağmurumsun.” Hz. Mevlana

    “Ey canımın sahibi Yar! Sen benimle olduktan sonra kaybettiklerimin ne önemi var.” Mevlana

    Ey yar! Seninle ölmeye geldim. Ateşsen yanmaya, yağmursan ıslanmaya, soğuksan donmaya geldim. Mevlana

    “Seni anlatabilsem seni. Yokluğun cehennemin diğer adıdır. Üşüyorum kapama gözlerini.” Ahmet Arif

    “Şehrime gel sevgili. Yarın çık gel. Bırak her şeyi bir bekleyenim var de gel. Gel ki bu şehir adımlarınla anlamlansın. Gel ki bu şehir nefretim olmaktan çıksın. Gel ki nefes alayım. Gel.” Nazım Hikmet

    “Kapına geldim. Ve ben, ben olmaktan vazgeçtim. Sen yeter ki “kim o” de. Kim olmamı istiyorsan, o olmaya geldim.” Mevlana

    “Canım benim bilir misin? Canım dediğimde içimden canım çıkıp sana koştuğunu duyarım hep.” Ahmet Arif

    “Hani derler ya ben sensiz yaşayamam diye işte ben onlardan değilim. Ben sensiz de yaşarım ama seninle bir başka yaşarım.” Nazım Hikmet

    “O kadar yakınsın ki seni ben sandım, sana o kadar yakınım ki beni sen sandım. Sen mi benim ben mi sensin şaşırdım kaldım…” Mevlana

    “İlla birini seveceksen tene değil cana değeceksin. İlla birini seveceksen, dışını değil içini seveceksin. Gördüğünü herkes sever. Ama sen görmediklerini seveceksin, sözde değil özde istiyorsan şayet; tene değil cana değeceksin.” Hz. Mevlana


    “Ey sevgili; heyben acıyla dolar da nefes alamazsan gel. Huzur bulacağın kıyılarım senindir. Umutların solar kurur da su bulamazsan beraber sulayalım, gözyaşlarım senindir. Kanadın kırılır da maviye uçamazsan, ne güne duruyor al, kanatlarım senindir. Çaresiz çilelere bir umut bulamazsan, kendime ettiğim dualarım senindir. “ Mevlana

    “Akıllı aşık, ihtiraslı aşıktan iyidir.” Socrates

    “Aşkın gelişi, aklın gidişidir.” Antoine Bret

    “Akıl başka yerde olunca gözler kör olur.” Publius Cyrus

    “Kainatın ufalıp bir varlıktan ibaret kalması, tek bir varlığın genişleyip Tanrıya kadar erişmesi; işte aşk budur….” Victor Hugo

    “Aşk, ab-ı hayattır, bu suya dal. Bu denizin her katresi ayrı bir ömürdür….” Mevlana

    “Aşk, Halık’ın kendisine kadar yükselmesi için insana verdiği kanattır…” Michelangelo

    “Aşk, öyle bir varlıktır ki onda doğu kimyası var. Bir buluttur, onda yüz binlerce şimşek var…” Mevlana

    “Aşk altın değildir, saklanmaz. Aşığın bütün sırları meydandadır…” Mevlana

    “Aşk, bir erkeğin ya da bir kadının bir başkasını her şeyin üstünde görmesidir…” Lev Tolstoy

    “Aşk bir tablodur. Onu doğa çizmiş ve hayat süslemiştir...” Voltaire

    “Ben hiç mutluluktan delirmedim; Ama delirmekten mutluyum.” Kahraman Tazeoğlu

    “İnsanın içi ağrır mı hiç? Ağrıyor işte... Seni özlediğimden olsa gerek...” Kahraman Tazeoğlu

    “Bana yaşadığın şehrin kapılarını aç sana diyeceklerim söylemekle bitmez.” Özdemir Asaf

    “Bir insan birini yalnızken hatırlıyorsa sevmemiştir. Ansızın aklına gelip yalnızlaşıyorsa işte o zaman sevmiştir.” Turgut Uyar

    “Hiç kimsenin iyi gelmediği yerden sarıyorsun yaralarımı hiç kimsenin dokunamadığı yerden kanatıyorsun sonra.” Kahraman Tazeoğlu

    “Seni gönülden seven insan için iyi gün kötü gün yoktur. Ne zaman yanında olması gerekiyorsa o zaman yanında olur.” Cemal Süreya

    “Gel beraber alalım nefesimizi sevdiğim, sensiz boğazımdan geçmiyor.” Ahmet Arif

    “Unuturum diye uyudum, yine seninle uyandım. Belli ki uyurken de sevmişim seni.” Cemal Süreyya

    “Sana en muhtaç olduğum şu anda gel. Yaşamak olsan da gel, öl
  • Bütün kapılar kapalı üstüme
    bütün perdeleri inik
    ne bir mendil mavilik
    ne bir avuç yıldız.
    Bizi burda nu bastıracak ölüm
    biz bu şehirden gülüm
    çıkamayacak mıyız?