• 520 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Ah, içindeki "Ben bunları daha evvelden yazmıştım" serzenişi, topluma olan inancını yitirişi... Martin, Tanrının çılgın aşığıydı.

    Kendini vicdanlı bir bireyci olarak gören benim için çok önemli bir duygusal semboldür. Evet, harcadığı günler geçip gitmiş olsa da yaşadıkları yitmemiştir. Ve ben her ıslık çaldığımda umudu ve umutsuzluğuyla Martin Eden'in ıslığını çalarım.
  • 224 syf.
    ·Beğendi·10/10
    "Buğulu gözlerini, kapı ile televizyon sehpası arasındaki boşlukta duvara yaslı duran sandığa çevirdi. Uzun ve dalgın bakışlarla sandığı süzdü. Sonra yutkundu. Kırışık ve dar anlının altında iki küçük lamba gibi parıldayan gözlerini tekrar resme kaydırdığında Gülfidan’ı ile bakışları kenetlendi. Konya sokakları kadar soğuk ve donuk iki masum bakışmaydı bunlar; ölüm kokan bakışmalar…" (ŞİZOFRENİN KAMBURU-Arifzade)

    "İki gün sonra bir yolunu bulup kendimi Yeniceoba Makasına attım. Ankara tarafından gelen ilk otobüse atlayıp Konya’nın yolunu tuttum. Arka kapıdan binerken otobüsteki herkes dönüp bana baktı. Yol boyunca arada gidip gelen muavin her seferinde dönüp bana baktı. Nalçacıdaki otogarda indiğimde peronlardaki bütün insanlar dönüp bana baktı. Arka sokaktaki durakta dolmuşa binerken şoför ve içeridekiler dönüp bana baktı. Zafer’de indiğimde gelip geçen herkes dönüp bana baktı. Sora sora Konya Lisesi’ni ve Salih’in çayevini bulup kapıda,
    “Salih”, dediğimde o da dönüp bana baktı.
    En acı vereni de Hayatım, Zafer’de beni görüp de kaçıp annesinin arkasına saklanan küçük çocuğun dönüp bana bakmasıydı. Öyle bir yaralanmıştım ki… Bir tek Azrail oralarda bir yerde karşıma çıkıp bana bakmamıştı. Oysaki o an onun bakışına o kadar muhtaçtım ki…"
    ŞİZOFRENİN KAMBURU-Arifzade)

    "Gurebanın bu dünyadaki nasibi yılgın ve yıkık bakışlarını kendine çevirmekten başka ne olabilirdi ki?" (ŞİZOFRENİN KAMBURU-Arifzade)

    “Beni bulacak olan Allah kuluna;
    Beni kimse öldürmedi; ne bir kurşun sıkan oldu, ne bıçaklayan, ne döven, ne de yastıkla boğan… İntihar da etmedim. Vücudumda bunlara dair izler bulamazsınız. Vaktim geldiği için öldüm. Aklım erdiğinden beri beklediğim Azrail nihayet bu gece ziyaretime gelecek. Ölümümden kimse sorumlu değildir. Evin içinde bana dair bir kimlik bilgisi bulamazsınız. Resmi kayıttan... öteye bana ait hiçbir bilgi taşımayan, ellide başlayan çileli hayatımı insanların gözüne sokacak becerisi bulunmayan ve bir avuç kâğıttan öteye gidemeyen nüfus cüzdanımı da iki gün önce sobada yaktım. Beni ısıtması için değil elbette. Resmi kayıtlarına beni, Kambur Tayyar’ı alacak kadar cömert olan devletimin bir daha dönüp yüzüme bakmamasını protesto etmek için yaktım; her zaman bütün gözlerin üzerimde olduğu hayatım boyunca bir devletim, bir de babam dönüp bana bakmadı. Ben Tayyar Arslanoğlu’yum.
    Siz her kimseniz, şu ricalarımı dikkate almanızı istiyorum; evde ne varsa satıp ev sahibime verin lütfen. Çok zamandır kira vermiyorum. Sağ olsun bir kere bile kapıya dayanıp para istemedi. Zaten çok fazla eşya kalmadı; çalışmayan televizyon, eski kanepe, kirli perdeler, rengi değişmiş battaniye, boş buzdolabı, birkaç kap kacak… Çok fazla para etmez ama ne tutarsa ona verin. Gerisi için de hakkını helal etsin artık. Duvardaki resimleri indirip televizyonun yanındaki boş sandığın içine koyun ve kapağını kilitleyerek benimle birlikte gömün. Cesedim yıkanıp kefenlenirken boynumdaki anahtarı çıkartmayın. Öylece gömün beni. Lütfen başucuma küçücük bir taş parçası bile koymayın. Zamanla mezarım kaybolup gitsin. Yaşarken de varla yok gibiydim. Zaten gelip de başımda bir Fatiha okuyacak, iki damla yaş akıtacak ve ‘ah’ diyecek kimsem yok bu dünyada.
    Lütfen, namazım kılınırken helallik istendiğinde cemaatin, ‘Tayyar’a ve Gülfidan’a hakkımız helal olsun,’ demesini tembihleyin. Gülfidan, rahmetli eşimdir. Bizim kimseye bir kusurumuz olmadı hayatımız boyunca. Günahımız kendimizeydi. Bir de son olarak; ölümüm için sala verilmesin lütfen. Yaşarken beni bilmeyen, görmeyen insanların ölümümü bilmelerine de gerek yoktur sanırım.
    Hakkım herkese helal olsun.
    Tayyar Arslanoğlu”
    (ŞİZOFRENİN KAMBURU-Arifzade)
  • Boğaz'da otursaydım anlatacak bunca insanım ve vukuatım olur muydu? Hikâye her yerde elbet olurdu; ama belki bu kadar bizden olamazdı. Ah aziz İstanbul, ben sana bir tepeden değil, bayağı aşağı makamlardan baktım hep; ama her durumda güzeldin.
    Ayşe Kilimci
  • Ona sarıldım. Will Traynor, parlak şehir çocuğu, dalgıç, sporcu, gezgin, sevgili. Onu yakınımda tuttum ve hiçbir şey söylemedim. Aslında sessizce sevildiğini söylüyordum. Ah hem de ne kadar çok sevilmişti!
  • Dün Gece , El Ayak Çekilince , Kurdum Mahkemeyi Yargıladım Yüreğimi...!Aklım HAKİM.... Vicdanım SAVCI.... DUygularım TANIK... Yüreğim SANIK...Avukata Gerek Duymadık....Sordu Hakim;
    Nasıl Seversin Bunca Zaman Sen....?
    Boyun Büktü Yürek; Ah Bir Bilsen...!.......Duygular Kıpır Kıpır Söz İstediler....!---Hakim Bey, Sevmek Hangi Yasada Suç....?---
    Peki , Dedi Hakim..... Vurdu Yeniden Tokmağı...
    SEVDİĞİN KARŞILIK VERDİ Mİ BARİ....?
    YÜREK Yine Kırık, Yine Ezik.....BEN KARŞILIK İÇİN SEVMEDİM Kİ
  • söylemek istesem gönüldekini
    dilime dolanan ızdırap olur
    yazsaydım ben derdimin bir tekini
    ciltlere sığmayan bir kitap olurdu
    ah ne çileli bir yaman mışım
    sunulan her sevdayı aşk sanmışım
    ah ne aldanmışım
    aldanan gönülde aşk serap olur
    ????????
  • BEN SANA MECBURUM
    Ben sana mecburum bilemezsin
    Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
    Büyüdükçe büyüyor gözlerin
    Ben sana mecburum bilemezsin
    İçimi seninle ısıtıyorum.

    Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
    Bu şehir o eski İstanbul mudur
    Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
    Sokak lambaları birden yanıyor
    Kaldırımlarda yağmur kokusu
    Ben sana mecburum sen yoksun.

    Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
    İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
    Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
    Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
    Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
    Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
    Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

    Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
    Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
    Durup köşe başında deliksiz dinlesem
    Sana kullanılmamış bir gök getirsem
    Haftalar ellerimde ufalanıyor
    Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
    Ben sana mecburum sen yoksun.

    Belki haziran da mavi benekli çocuksun
    Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
    Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
    Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
    Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
    Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
    Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

    Ne vakit bir yaşamak düşünsem
    Bu kurtlar sofrasında belki zor
    Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
    Ne vakit bir yaşamak düşünsem
    Sus deyip adınla başlıyorum
    İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
    Hayır başka türlü olmayacak
    Ben sana mecburum bilemezsin.