• 104 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Barış, adını ne barış yılını düşünerek koymuşlar, ne de savaşlar çıkmasın diye. Babasının sevdiği bir müzikçinin adıymış, yalnızca o yüzden. Dört duvar arasında, demir parmaklıklar ardında büyüyen ve tüm masum, saf duygularıyla yaşamı onun gözünden gördügümüz bir kitap. Çok sevdiği ve vakit geçirdiği İnci’nin tahliye olmasından sonra barış hapishane olaylarını mektuplarıyla anlatır. Kitabın çoğu yerinde hem duygulandım hem de barışa çok üzüldüm. Çok kısa bir kitap fakat anlatımıyla etkisi ben de çok fazla oldu. Keşke Barış kadar umutlu bakabilsek, hep masum kalabilsek... Ah Barış! Sen hep umut dolu ve masum kal...
  • 544 syf.
    Selam millet. Keyifler nasıl? "Bu yine inceleme yazdığını sanarak ne yazmış bir bakalım hele!" diyenler toplaşsın bakalım, okuyalım :))

    Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa ile aynı satırları okumak bana büyük zevk veriyor. Onunla aynı hissi yaşadım mı acaba? O da burada güldü mü? Altını çizdiğimiz yerler aynı mıdır? Çalıkuşu'da bunlardan birisi... Atatürk'te olduğu gibi bende de ayrı bir yer edindi bu kitap...

    Haydi kitaba geçelim madem :)

    Çalıkuşu...
    İpek böceği...
    Gülbeşeker...
    Ah Feridecik... Ne yaptın sen böyle?! Darmaduman oldum... Bu nasıl bir aşk böyle Sayın Güntekin?

    Kitabın dili oldukça sade ve bu insanı daha bir içine çekiyor. Adeta tek solukta okuyup bitireceğiniz bir eser. Hatta bitirmek istemeyip bilerek yavaşlayacağınız noktalar da olacaktır eminim :) Bitince içimizde burukluk bırakan kitaplardan...



    İnsan, Leyla ile Mecnun'u, Anna ile Vronsky'i, Feride ile Kâmran'ı görünce "Ben aşık oldum!" demeye utanır. Yani açıkçası ben utanırım - ki bu zamana kadar da hiç demedim. Çünkü bu insanlara saygısızlık şimdinin aşk dediği şeyler.

    Aşık oldum, derler, üç gün sonra ayrılırlar. Üstüne üstlük bir de terk edilmiş ergen sözleri kaplar sosyal medya duvarlarını... Arkadaşlar üzülerek söylüyorum ki - genelleme yapacağım - sizin yaşadığınız aşk değil. Aşkı böyle kirletmeye hakkınız yok!
    Acilen Çalıkuşu'nu alıp okumak zorundasınız! O zaman kendinizden utanacaksınız... Feride'nin yaşadıklarının binde birini yaşadınız mı? Sorun bakalım kendinize: O insanı on sene sonra görseniz tanıyabilecek ve aynı hisleri koruyabilecek misiniz? Siz bir hafta sonra unutacağınız şeylere aşk diyorsunuz. Kusura bakmayın bu aşk değil!

    Kitap Feride hanım kızımızın günlüğü şeklinde. Okurken Feride ile gülüp Feride ile ağlıyor, Feride ile çocuklaşıp Feride ile utanıyoruz... Öyle naif bir eser ki kitabımı kütüphaneye değil de böyle pamuklara sarıp başucuma koyasım geliyor.

    "Ne acayip mahluksun sen Feride!"


    Elalem diye bir etken var hayatımızda. Özellikle kadınların daha çok kafaya taktığı ya da takması gerektiği - şartlar o zaman da böyleymiş, şimdi de...
    Ali Rıza Bey'in kızı şu köşede şununla konuşuyordu...
    Mehmet Bey'in torununu bakkal çırağından ekmek alırken görmüşler...
    Evde kalacaksın, ne zaman evleniyorsun?
    SİZE NE??

    Feride'de bu elalem denen iğrenç ötesi etkenden dolayı bir ağacın düşen yaprağı gibi rotasız sürükleniyor kasabadan kasabaya....
    23 yaşında, gencecik, güzel mi güzel bir muallime olan Feride her kasabada iftiraya uğruyor. İftiraya uğradığı için aynı yerde kalmaktan utanıyor ve başka yere atanmasını istiyor... Görüyorsunuz değil mi? Bir iftira insanın hayatında nelere mal oluyor. Söz söylemeden önce bin kere düşünün. Sizin bir insanı iftira ile yerinden etmeye ne hakkınız var?!

    Gitmek zorunda kalıyor çünkü gönlündeki Kâmran aşkı hâlâ ilk günkü kadar taze ve başkasıyla evlenmek istemiyor. Bekâr olduğu için de iftiralar daha da artıyor. Bakkaldan ekmek almaya gitse bakkalın çırağıyla adı çıkıyor. KADIN OLMAK NE ZOR İŞ BU ÜLKEDE!

    Kitabımızda Doktor Hayrullah Bey diye, nasıl desem, sıcacık bir insan var. İnsana dünyada hâlâ iyi insanların da olduğunu hatırlatan bir karakter. Hâlâ yüreğiyle, beyniyle düşünen insanların olduğunu ispat eden bir beyefendi. Ana karakter olmasa da bu güzel insanı yazmadan edemeyecektim.


    İnceleme benzerimsi yazımın sonuna gelmiş bulunmaktayız. Okuduğunuz için teşekkürler.
    Ha unutmadan tekrar hatırlatayım;
    Sizin yaşadığınız aşk değil depresif liseli ergenler! Alın okuyun şu kitabı!

    İyi günler efem :))
  • 544 syf.
    ·12 günde·Puan vermedi
    Ahh Çalıkuşu, ah haylaz Feride! Ne güzel bir kitaptın. Insanlar neler kurgulamış, neler yazmış... Kitaplar hakkında hep uzun uzun yazmak istiyorum fakat ayrıntıya girip, okuyucusunu uzaklaştırırım diye de korkuyorum. Hasılı, küçük yaşta annesini kaybeden, babası tarafından yatılı okula ve teyzelerinin muhafazasına verilen, tatlı mı tatlı, haylaz mı haylaz ama zeki mi zeki bir kızın romanı. Bir insanın çocukluğundan büyüyene kadar olan hayat hikâyesi. Hoş, bilmiyorum acaba bu gerçek bir hayattan mı esinlenilmiş. Ahh Feride'm, sanırım seni hiç unutmayacağım. Bence herkesin kitapları okunmasının bir zamanı var. Bu kitap bana iki sene önce çok sevdiğim bir ablam tarafından hediye edildi, ancak ben daha yeni okudum. Iyi ki de şimdi okumuşum diyorum, zira ruh halime, hayat tecrübelerime o kadar anlam kattı ve uydu ki bunu bilemezsiniz. Feride'min yalnızlığı sırtına alarak diyar diyar görev insanı olarak gezmesi, en önemlisi de yalnızlığını koruyarak bunu yapması beni çok etkiledi. Gerçi kendi adıma ben, birinden nefret edip uzaklara gidemezdim. Fakat her insanın bir şeyleri unutuş biçimleri farklı. Yolda yürürken bile Feride'yi anıyorum içimden. Bana güç verdi bu kitap. Sanırım belki de bu yüzden hiç unutamayacağım. Bir de şu duruma çok hayran kaldım. Yazar erkek olmasına rağmen, nasıl bu kadar ustalıkla bir kadın karakteri yazabilmiş, takdir edilir. Velhasıl güzel bir Türk klasiği idi. Okumakta epey geç kalmış olsam da, nasip şu zamanlaraymış, tavsiye ederim, mutlaka okuyun :)
  • 544 syf.
    Ah bu kitap...
    Daha önce yarım bıraktığım için pişmanlık duymaya başladım bile. Spoiler vermeyeceğim duygusal anlamda muhteşem alacak roman sizi. Ağırlıklı olarak Anadolu'da geçen bir roman olan Çalıkuşu son kısmı hariç, Feride'nin hatıra defteri şeklinde yazılmış bir romandır. Çağına göre iyi eğitimli, modern düşünen, davranan buna rağmen Türk Kızı kimliğini kaybetmeyen Feride'nin toplumun genel eğilimleri ile çatışması romanın hareket noktasını oluşturuyor. Bununla birlikte toplumun yargıları, tutum ve davranışları ile çelişen afacan ruhlu bu kızın masum  aşk macerası ve  geri kalmış toplumsal yapı içinde tutunma mücadelesi ana temayı oluşturuyor yapıtta. Çalıkuşu, duygusal bir olayı anlatmakla birlikte dönemin toplumsal sorunlarının eleştirel olarak da ortaya koyan muhteşem bir eser. Okurken genelde arapçadan türkçeye geçmiş eski kelimelerin ve dahi üslûbun sizi o dönemde yaşamış olamaya özendirdiğine şahit olacaksınız mutlaka okumalısınız.

    - Ne bileyim, insan kalbi, öyle anlaşılmaz bir şey ki!..
  • 544 syf.
    ·3 günde·10/10
    Ah Feride, ah Çalıkuşu ne çok isterdim seninle karşılıklı oturup bir çay içip sohbet edebilmeyi... 100 senede hiçbir şeyin değişmediğini, yine benzer dertlerine bir sürü ortak bulabileceğini sana anlatmayı..

    Roman boyunca Feride ile ağladım , Feride ile güldüm, Feride ile haksızlığa uğradım, Feride ile hayal kırıklığı yaşadım.. Feride ile diyar diyar gezdim, gurbetin kokusunu tekrar içime çektim...belki de asıl gurbetin “insanın kendi içinde” olduğunu gördüm ...

    Eminim bir çok kişi Feride’nin hikayesinde kendi hikayesinden izlere rastlayacaktır.


    Şöyle diyor Metin Savaş: “Vatana hizmet aşkıyla yanıp tutuşan ve bu uğurda İstanbul’da kalmayı reddedip Anadolu’nun gariban çocuklarını eğitmeyi tercih eden idealist genç öğretmenimiz Çalıkuşu Feride, esasen Dişi Atatürk’tür. “

    Ah Feride hikayenle, okurken en iyi arkadaşım oldun sanki.. sanki beni en iyi sen anlarmışsın gibi.. sanırım bu kadar çabuk tükettiğim için kendime kızacağım bu kitabı

    Geç kaldığım bir eser...
  • 104 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Kitabı yeni bitirdim. Sıcağı sıcağına birşeyler söylemek istiyorum ama kelimeler boğazımda düğümleniyor, öyle çok şey yazmak istiyorum ki ama bir taraftan da ne yazarsam yazayım yaşanan acıları asla kelimelere dökemeyeceğim.
    Kitabı Barış isimli küçük bir çocuğun dilinden okuyoruz. Barış o karanlık 12 Eylül döneminde mahkum olan annesiyle birlikte dışarıda bakacak kimseleri olmadığı için cezaevinde büyüyen minicik bir çocuk. Gerçek bir yașam hikayesi. Tahliye olan ve Barış'ın çok sevdiği İnci'ye yazdığı mektupları okuyoruz. Çocukluğun o masum ve saf halini, çocukluk heveslerinden nasıl mahrum edilişini kalbim sızlayarak okudum.
    Ah Barış...
    Adının anlamı dünyayı kucaklasa, taşta büyümezdi Barış.

    Kitabın sunu kısmında;

    "Barış da onları sevdi, hem de nasıl! Her birini ayrı ayrı sevdi. Oradan çıkıp da artık başının üzerinde yıldız görebilenleri bile unutmadı. Mektuplar yolladı onlara. Hiçbir zaman yerine varmayan, bazen kâğıda dökülmeyen ve hep demir kapılara takılan mektuplar.

    Barış'ın kimi düş, kimi gerçek mektupları, gerçek adresine ulaşsın diye yazıldı bu kitapçık.
    Adını taşıyan yılda hâlâ taşta büyüyen Barıș'a bir armağan, hep yanıtsız kalan mektuplarına bir yanıt olsun diye.

    Uçurtmayı vurmasınlar, çocuklar uçurtma da uçurabilsinler diye..."

    Diyor yazar Feride Çiçekoğlu
    Ayrıca kitabı sinemaya da uyarlamıșlar. Kısa zamanda izlemeyi de çok isterim.