• Wölfflin, Melencolia I gravüründe, melankolik kadının durumunu Wolfgang Goethe’nin Faust yapıtındaki Doktor Faust’un içinde bulunduğu çaresizliğe benzetmiştir. Anımsarsak: Faust, bir gece yarısı, yazı masasının koltuğunda büyük bir huzursuzluk içinde kendi kendine konuşur: “Araştırdım, ah, ateşli çabalarla./Felsefe, hukuk ve tıp bilimini./Bir de, ne yazık ki, ilahiyatı./Şimdi de duruyorum burada, bir ahmak gibi./Hiçbir şekilde de akıllanmış değilim./Yüksek unvanım, doktoram bile var,/(...) Bir şey bilemiyeceğimizi, sonuçta anlamak için./Bir şeyler bildiğime kandıramıyorum kendimi.
  • Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
    Sevgili Dost,
    O'nun adıyla başlamak, kalbe öyle bir kuvvet verir ki, meşguliyet ne kadar çetin, ne kadar girdaplarla dolu olursa olsun, sonsuz irâdenin emânetidir artık...

    Sevgili Dost
    Neden insanlar kendi çıkmazlarının ağrısını, başkalarının mutluluğuna gölge düşürerek dindirmeye çalışıyor? Neden kendimizi kabullenmek yerine, bir başkasının erdemine imreniriz.Her insan muazzam bir haritadır.
    Ruhun sarp yokuşları, olağanüstü manzarayı görmek içindir, dinginliği bulmak için göl kıyısında bir çakıl taşı ışıltısı, bir mısranın serinliği...Çöl kızgınlığında içimize attığımız adımlar, kimsenin görmediği asude ziyalar...

    Sevgili Dost;
    İnsan uçurumunu da sevmeli, yankının son bulduğu, sesine ses gelmediği anları da bilmeli...Ki O'nun görüntüsünü hissedebilsin, görüntüsüyle bile varolmanın o hiçbir ruha sığmayan derinliğine erişebilsin...Yalnızlık, O'nun Sonsuzluğu'dur Dost...Kendi sonsuzluğumuza, bir an gibiyiz...

    Sevgili Dost;
    Bir kuşun tevekkülüyle taşıyabilseydik bize verilenin direncini, ah bu azalmalar çağında, ölmeden olmanın izahı yok ve başıboş bir avuntudan öte değil bildiklerimiz...İçimiz dünyanın rengini alalıberi, bütün ubudiyet şerhleri terkeyledi bizi...Zamanın virgüllere tahammülü yoktu ve bitmemiş cümlelerle ahdi soldu...

    Sevgili Dost,
    Sızıyor anların dehlizinden, varlığın sırları...Azaldığı bir yanılgıdır zamanın, gün yarını büyüten bir annedir.Bìldim, asıl yokluk, varlığın kalbine inen vehimmiş.Bildim, ben'im dediklerim, zaaflarıma vefa imiş.Bildim bildiklerim sanrılardan bir dağ imiş, Bildim konuşmanın tadı susmakta pinhan imiş, Bildim bu zaman, sualsiz kabul değil, yanılgı mektebiymiş. Bildim, ilim ince bir hesap, varım diyene girdap, hiç'im diyene arkadan yırtılan gömlek imiş...

    Sevgili Dost,
    Masum görünen dünyevi bir heves zamanla hırsa dönüşür, sonrası hasettir, haset kalpte kini besleyen bir oluktur, kin büyüdükçe, şeytanın lâyık görüldüğü en bedbaht mertebeye, kibre dönüşür...Heveslerimiz hezimetlerimizdir...

    Abd makamına talip olmak için 'ben'i, her fırsatta kuyulardan çekip çıkarmak yerine, kuyunun derinine 'ben' keçesini sermeli...
    Bil ki ; hayret dahi, ilm-i vazifelerin ve yıldırılmamış bir iç muhasebenin ünsiyetine kanat geriyor...

    Sevgili Dost,
    İnsan hissettikçe kavrıyor içine sırlanan mucizevi sonsuzluğu...Belki de hepimiz kalbinde ki göğü arayan yılgın kanatlarız...Yahut yelesinde ki rüzgârı ayaklarında ki çatlaklardan bilen yılkı atlar...Yılkı cümleler yaralıdır Dost...Allah için sarfedilmeyen emek emânete eziyet,zahmettir. Oysa zahmetin Rahmete inkişafı, yâlnız kâlbin secdeden ayrılmaması ile mümkündür.

    Özledim…
    O umursamaz hallerinde bile
    İçinde ki çağlayanları görebilme mutluluğunu…

    Sevgili Dost,
    Samimi olandan daha tesirli bir söz, hakiki olandan daha derin bir cümle yoktur.
    Bazen ağır gelir içimizin boşluğu...
    Ansızın artar dozu şiirin...
    Zaman içinizi adımlar, meczup yangınıyla.
    Anlamak diye biri, üfler kandilini hecenin
    Zihnin pervazlarında tüllenir, o istihza...Çünkü gün batımı bir ayrışmadır artık, umursamaz ışığın, karanlıkla sırt sırta verişi.Göz kapanmazsa eger yaş kirpiğe takılır.
    Acı, bütün kirpikleri olgunlaştırır...Rahman’a azalan nefesinle şükredersin, biliyorum gececek Rabb’im dersin, daha büyük mucizelerin var senin…

    Sevgili Dost,
    Çocukken sokaktan geçen seyyar satıcının sesi hayatın neşe ile akıp gittiğinin emaresiydi. Şimdi hiçbirşey duymuyoruz içimizde ki uğultudan başka...Kent,hala iç sesimizi bastırabiliyorsa , acının adabını, hassasiyetin ve zerafetin hayatı kavrayan derinligini soldurmuşuz demektir… Başkalarının tebessümünü yitirmeye başlayınca azalıyor insan'' demişti annem...Şimdi anlıyorum, birinin tebessümünü yitirmenin, saf coşkuyu ve temelinde yatan ince sızıyı, o mukaddes hüznü özleyecek kadar uzak düşmek olduğunu...

    Sevgili Dost,
    Soluğunu kesen, hayatın üstüne örttüğü kanatları değil, ölümün lahuti sırları olsun...Nedir ki düş-ledigin şiir, özmısraların yanında?..İnan kendine ve bunun için başkalarının sana inanmasını bekleme!..

    Sevgili Dost,
    Şimdi her makas, her kumaşı lime lime ediyor,
    {S}özün sesi o kadar yüksek çıkıyor ki, özü susturuyor...
    Kıvrılalım h/içimize...
    Sessizlik ve ertesi,
    Tıkırdasın sonsuzluk tavan arasında...
    Kim dünü kapatmamıştır, yarının yarasına?..Bir içleniş kadarız, yankı bulursa sesimiz bir başka içsesin uçurumunda ne âlâ. An'ki izdihamdır, canı nefsinden ayırmaya izinli, biz dahi yitiğiz katremizde...

    Geçmişin hüzünlü sadeliği, bugünün aranan şiiriyse, hızla tükeniyor oluşumuzdan...Hüzün kendisinden azad eder insanı, mutluluk ise esir eder kendine...

    İnsan kendinden başlar özlemeye...Ağlıyor muydun?..O herkesin ilk iyilik hasadı, sesin miydi kanayan...

    Sevgili Dost,
    Benim binlerce düğümden yaptığım bir gemim vardı, benim...Alaboradan dümen, dümenden alabora...İçim gök benizli kuşların kanadında sallanan bez parçası, içim... Ölmek direnmekti ya, ölemedim...

    Sevgili Dost,
    Sonlar lûtuftur bazen,başlangıçlar azap...Ah o İlk anın derinliğiyle sürdürebilsek hayreti... Yargılarımızla bölmesek, keşkelere kurban etmesek...

    Sevgili Dost,
    Herşeyin azında ki lezzeti,düşlemenin hazzında dahi bulamazsın.
    Ne olmuş kelimesizsek...
    Birbirimizin kimsesiysek...
    Alışmaktan ziyâde ölüm yok Rabb'im demiştik...Fikrimiz fakirse de, merhamet et içsesimize...

    Ateş taşın ruhudur Dost!
    Göğün turabı ah'tır.

    İçimde kundurası delinmiş bir sağnağın ceziri ve Sen halâ ufka nazır bir avlunun kanat sesi, medd-i enisim, güzneva soluğumsun!..

    Sevgili Dost,
    Sen sana mı imreniyorsun
    Bilmez misin ellerim silik, gözüm görmüyor
    imrenen sensen imrenenilen de sensin! Elinden başka su verenim yok, dilinden başka söz edenim, ve gözünden baska ışık nicedir bilinmez oldu!...

    Sevgili Dost,
    Her insanın melekliğe ve şeytanlığa iştiyakla meyleden yanları vardır,mesele bizim hangisine yakınlık duyduğumuzla ilgilidir...Dakikalarca düşündüm üzerine, Araf’ı düşleyen halimizi düşündüm, düşlediğimizi bilmeden gece gündüz Arafa yaptığımız hazırlığı, durmadan köşeye attığımız belirsizliklerimizi, uçlara çekilmiş kimliklerimizi, ansızın uçuruma koşan ve tam boşluğa savrulacakken, kendi boşluğumuzdan yükselen vaadlerimizi…

    Takât, Aşk'ın terazisidir Dost,
    Titrer "Ya Hu!.." ölmeden evvel ölenlerin nefesinde...
  • Soruyorum,içinde alıntılar var diye kaldırılmalı mı böyle incelemeler? Şikayet edilmiş ve gerekçe bu alıntılar.

    Yaşam Bu mu? kitabı için incelemem,

    "BİRAZ DA SEN AĞLA"

    Her şeyden önce, savaşlarla ilgili kitapların kıymetini daha iyi anlamama vesile olan Ebru Ince ablaya bir selam.

    Bugün 10 Kasım, ömrünün büyük kısmı vatan müdafaası için cephelerde geçmiş Atatürk ve milletimizin gazi ve şehitlerini rahmet ve minnetle anıyorum. Klasik bir cümle ama bizim ihtiyacımız hiç bitmeyecek klasik olana..

    Savaş.. Soğuk bir kelime.. İnsanlar her savaşta biraz daha acımasızlaştı. Şolohov, 2. Dünya Savaşından kesitleri hikayeleştirmiş bu kitabında, çok sevdim yazarı ve anlatım tarzını. 5 kısa hikaye var kitapta, biraz anı, biraz kurmaca diye düşünüyorum, yaşanmış veya yaşanmış olması muhtemel gerçekçi insan hikayeleri..

    Kitaba ismini veren , Yaşam Bu Mu hikayesini ağlaya ağlaya okudum ve utanmıyorum bunun için. Ağlayamazsak halimiz nice olur bilmiyorum..

    Bu kanlı ve zalim savaşın kurbanlarından sadece bir tanesi olan genç bir adamın hikayesi, bir Rus gencinin. Çoluk çocuğunu evde bırakıp mecburen cepheye giden, sonra Almanlara esir düşen, bir şekilde kurtulan ama artık hayatını ruhen kaybetmiş bir adam..

    Alıntılar paylaşmak istiyorum.

    "Bazı geceler uyku uyumadığın ve gözlerini karanlıkta açıp hiçbir şey görmeden baktığın zamanlarda kendi kendine sorarsın: Niçin hayat beni bu kadar yıktı,hangi suçum için beni cezalandırıyor, bu soruma hiçbir zaman bir cevap bulamadım. Ne karanlıkta, ne gün ışığında, zaten bir cevap da beklediğim yok ya ! "
    "Memlekette kalan babam,annem,küçük kız kardeşim açlıktan öldüler, yalnız ben kaldım. Ailemden birini bulmak için bütün dünyayı dolaşabilirdim.Hiç kimsem kalmamıştı, bir kendim bile yoktu."
    "Üstlerimiz trene binmek komutunu verdiler,birdenbire göğsüme düştü,boynuma asıldı,sonra yıkılan bir ağaç gibi titremeye başladı Çocuklar ona anlatmaya çabaladılar, ben de öyle, fakat hiçbir şey fayda etmiyordu. Başka kadınlar kocaları ile, oğullarıyla konuşuyorlardı, benimki bana yapışmıştı, tıpkı dalda bir yaprak gibi ve sadece titriyordu, bir söz söylemiyordu."

    "İki kere yaralandım. İkisinde de hafif yaralar almıştım. Birincisinde kolumdan ikincisinde bacağımdan. Birincisi uçaktan atılmış bir kurşunla, ikincisi de bir obüs parçasıyla olmuştu. Kamyonumu kalbur gibi delik deşik etmişlerdi, ama ağabey,ben her zaman kurtuluyordum. Günün birinde o kadar iyi kurtuldum ki nihayet iflahımı kestiler, yani beni esir aldılar."

    "Kendi kendime 'işte ölümüm yaklaşıyor' dedim, doğrulup oturdum. Sonra kalktım, yattığım yerde ölmek hoşuma gitmiyordu. Birkaç adım yaklaşınca içlerinden biri omuzundaki kayışını indirdi otomatik silahını eline aldı. Bak ağabey,insan ne tuhaftır, içimde ne korku ne panik kaldı, hangi tarafımı kalbura çevirmesinin bence çok önemi varmış gibi yalnız kendi kendime 'şimdi kısa bir yaylım yapacak,ama acaba başıma mı nişan alacak yoksa göğsüme mi?' diye sordum."

    Kahramanımızı ve yanındaki birkaç askeri yakalayıp esir alırlar, bir kiliseye kapatırlar. İçlerinden birinin beni okurken mahfeden çaresizliğini aktarıyorum,

    "Yapamam. Allahın evini kirletemem. Ben insanım, iyi bir Hristiyanım, arkadaşlar söyleyin ben ne yapayım? Askerleri bilirsin, içlerinden biri gülüyor,diğerleri onu azarlıyor,başkaları da derdinden kurtulması için ona çeşitli öğütler veriyordu. O gece bu manyakla çok alay ettik, fakat işin sonu güzel olmadı, zavallı kendini tutamadı, kapıya vurmaya tekmelemeye başladı,çıkmak istiyordu. Çok ısrar ettiği için cevabını da aldı. Bir faşist kapının öte tarafından yaylım ateşi açtı, dini bütün çocuk hemen öldü. Onunla birlikte üç kişi daha. Bir kişi de ağır yaralandı, sabaha karşı o da öldü."

    Asker olmadan önce , muhtemelen her pazar gittiğine benzer bir kilisede, en insani tuvalet ihtiyacını karşılayamadığı için ölüme giden bir adam. Şehitlik diye bir şey varsa bu olsa gerek, bunun dini, dili, ırkı olur mu?

    Biraz daha alıntı,

    "Yahudi misin diye soruyor, sen istediğin kadar hayır demekte inat et, dinleyen kim? İnsana, 'çık sıradan' diyorlar ve işini bitiriyorlar."

    "Esirken çektiklerimi anlatmak, bana onları hatırlatmaktan daha acı geliyor. Orada çektiğin orada tahammül ettiğin tabiat dışı acıları ve bu kamplarda ölünceye kadar işkence çekmiş arkadaşlarını tekrar düşündüğün zaman yüreğin göğüs kafesinden gelip boğazına tıkanıyor ve orada çırpınıyor. Nefes almakta güçlük çekiyorsun."

    "Beni neden istediğini sormaya lüzum yoktu. Canıma okumak içindi. Bunun ne demek olduğunu anlayan arkadaşlarıma veda ettim, içimi çektim ve yürüdüm. Avludan geçtim, yıldızlara baktım,onlara da veda ettim."

    "Son iki sene içinde insan gibi muamele görmeyi unutmuştum. Bak ağabey, sana söyleyeyim ondan çok daha sonra hatta bugün bile ne zaman bir üst karşısına çıksam sanki beni dövecekmiş gibi, omuzlarımı kaldırır,başımı arasında saklamak isterim.Alışkanlık meselesi. Onlar faşist kamplarında bizi böyle alıştırmışlardı."

    Sonra bütün bunlarla kalmaz bir de mektup alır memleketinden,

    " Bir mektup aldım komşumuzdan.Almanların uçak fabrikasını bombaladıklarını, bu sırada bir bombanın doğrudan doğruya bizim evin üstüne düştüğünü, bomba düştüğü gün,İrina ve çocukların o sırada evde bulunduklarını ve sonra onlardan ufak bir parça bile bulunmadığını yazıyordu. Bu mektubu sonuna kadar okuyamadım. Bu haber bana taş gibi çarpmıştı, gözlerim karardı, kalbim göğsümün içinde büzüldü sıkıştı top gibi bir şey oldu ve bir daha da açılmadı."

    "Bütün sevdiklerimi her gece rüyamda görüyorum.Her zaman şöyle görüyorum : Ben tel örgüler arkasındayım, onlar öte tarafta, İrina ile çocuklarla şundan bundan konuşuyorum fakat tel örgüleri biraz açıp onların yanına gitmek istediğim zaman kayboluyorlar. Tuhaf olan şurası ki gündüzleri her şeye iyi tahammül ediyorum, ne iç çekiyorum ne ah ediyorum ama gece uyandığım zamanlar yastığımın gözyaşından sırsıklam olduğunu görüyorum."

    Sonra, kendisi gibi bütün yakınlarını kaybetmiş bir çocuğa rastlar bu adam, yanına alır ve evladı sayar onu. Ne acılar çekilmiş ve neler yaşanmış neler..

    Diğer 4 öykü de, Yabancı Kan, Aile Babası, Mişka ve Bostan Bekçisi. Hepsi de yine savaş odaklı.

    Yazarın herhangi bir kitabını okumanızı tavsiye ederim, ihmal edilmiş ve çok az okunmuş, ben okumaya devam edeceğim savaşları anlatan kitapları. İnsan olduğumuzu hatırlamak için ihtiyacımız var çünkü bu kitapları okumaya..
  • Ah ne kadar kolay, diye düşündüm, mutluluk vermek ve o mutluluğa kendin de katılmak: siz sadece kendinizi açın, yaşayan akım bir insandan diğerine akacak, yükseklerden derinlere dökülecek, derinlerden yine dalga serpintisi gibi sonsuzluğa yükselecektir.
  • Artık bana ne olduğunu biliyordum, içimde aşk vardı ve sadece yeni yetmelik günlerinin o karmaşası içinde duyulabilecek türden bir aşk gereksinimi vardı. Ah, ne olursa olsun bu canlılığın içine dalmalıydım, baş­kalarının bu nabız gibi atan, gülen, soluk alan tutkusuna bir şekilde ben de katılmalıydım, ne olursa olsun ben de içlerine karışmalı, damarlarında akmalıydım; kalabalığın ortasında iyice küçülmeli, adsızlaşmalıydım, dünyanın kirinin içinde bir tek hücreliden ibaret kalmalıydım,
    Stefan Zweig
    Sayfa 42 - Türkiye İş Bankası Yayınları
  • Gece açılıp gündüz kapanan bir parantezdim.
    Didem Madak
    Sayfa 41 - Metis