• Eriyip gitti üstlerindeki soğuk ter
    Ne çürüdüler ne de koktular;
    Hiç değişmeksizin yüzleri:
    Bana aynı bakışla baktılar.

    Derler ki laneti bir yetimin
    Cehennemlik edermiş gökteki ruhu olan
    Ah, nasıl da ağır fazlasıyla
    Bir ölünün gözündeki lanet bundan!
    Yaşadım yedi gün yedi gece o lanetle,
    Gene de kurtulamadım canımdan.
  • Evet gün boyu 7 sülalemin bana yazdığı ve aradığı günün ardından..
    Beni zorla psikiyatriye gönderöeli. Neymiş efendim delirmişim. Sizene lan sizene. Doktor kendisi sen öyle hissetmiyosun gerisinin ne önemi var hıı?
    Evet bu aralar saçmaladım galiba. Çok fazla mutluyum. Ama hiç mi hakkım yok ya??
    Biliyorum zaten okullar açılacak. Ve ben bazı şeyleri gene kaldıramayacağım
    Korkuyorum..
    Hem de o kadar çok korkuyorum ki..
    Gideceğim bu yabancı şehirden..
    Alışamamaktan..
    Mutluluğum gene hep olduğu gibi sonlanacak!
    Akışına bırakamicam
    Dayanamicam hep gene insanlara ve bana yapılan haksızlıklara..
    Çok kırcaklar parçalayacaklar kalbimi...
    Yıkacaklar..
    Üzecekler..
    Ağlatacaklar geceler boyu..
    İkinci kez konuşmayı unutucam.
    Lal olucam.
    Harfleri çıkaramicam..
    İsmimin harflerini tek tek incelicem.
    Benim ve ailemin..
    Belki sülalemin...
    Bir yabancı olarak gelecekler hep.
    Ve en yakınlarım bile...
    Tekrar en ağır şekilde kirli damgası görücem..
    Be psilojim bozulacak..
    Her gün istisnasız ya 1 ya 2 kez..
    Banyo yapıcam..
    Buz gibi soğuk sularda..
    Kafamın bitlendiğini düşüncem hep..
    Durmadan kötü koktuğumu düşünücem..
    Sınavlarda 10 kez tekrarladığımı daha 2 dk önce ezberlediğimi unutucam..
    Yemek yiyemicem..
    Tam 7 kilo vercem..
    Suratsız bir maymuna benzicem ağlamaktan..
    Sol gözüm şişecek..
    Kapancaklar..
    Seğirecekler ve ölü gibi bakıcam..
    İnsanlara öyle acıklı utanası suçlu ve mahçup..
    Evet depresyonun en dibindeyim..
    Bir zamanlar popüler...
    Bir melek gibi göklerde uçan egoist bencil kendini bir bok sanan nur..
    Evet dipteyim..
    En dipte..
    Cehennemin en dibi İbommm..
    Ve sen yoksun gene iki gözüm...
    Sessiz sessiz ağlıyorum İbomm
    Kimse duymuyor iç çekişlerimş hıçkırıklarımı...
    Ben dönüyorım dünya dönüyor.
    Başım dönüyor..
    Çekiyorum pembe yorganımı sinemden yukarı..
    Oda soğuk ..
    Buz gibi oda..
    Kalabalık oda bayağı hem de...
    Ama ben istemiyorum artık kimseyi...
    Hiç kimse iyi gelmiyor bana ibom..
    Allahımdan başka bir kişi bile..
    Ne aşık olabiliyorum.
    Ne arkadaş..
    Ne vefalı bir dost..
    Sattım dünyamı..
    Hem dünyamı hem ahiretimi..
    Yesteyim..
    Ümitsizlik..
    Karamsarlık...
    İsyandayım...
    Allah belamı vermiş..
    Çok ah almışım..
    Düşmanlarım çok..
    Oysa ben bir kişiyi bile düşman görmedim kendime..
    Eriyorum..
    Günden güne...
    İçime kapanmışım tekrar...
    Bayılıyorum içime atıp atıp ağlamaya..
    Acısı çok güzel...
    Hala dinmedi...
    Dinmeyecek...
    Dinmiyor....
    Çekiyorum tekrar yorganımı gözyaşlarım...
    Bilmem kaç yüz kez olmuş...
    Islanıyor yastığım...
    Damla damla pervasız istemed dökülüyorlar...
    Gözümde yaş kalmadı yeminlen...
    Hani yaşlıların hastalığı olur ya..
    Böle en alası gözyaşı kalmaz onlarda..
    Tıpkı onlar gibiyim ibom
    Ama sen..
    Ya sen?
    Sen de yoksun yanımda...
    Hiç kimse....
    Bir kişi bile yok ki yanımda..
    Ve ben gene yalnızım..
    Hep yalnızlığa mahkum olucam..
    Çekiyorum yorganımı her gece olduğu gibi...
    Saat 4...
    Belki 5..
    Evet yasyık gene sırılsıklama...
    Uyıyamıyorum...
    Bir kişi bile nur..!!
    Allah belanı vermiş be Nur...
    Bir kişi bile neyin var?
    Diye sormadı ve sormuyorlar...
    Sahi sen neyin var Nuurr!!
    Diue sordun mu?
    Hayır!!
    Sen de onlar gibisin..
    Kimse beni düşünmüyor..
    En yakınlarım bile...
    Ama sakın hiç canınızı sıkmayın..
    Evet ölüyorum..
    Zaman sandığımdan da çabuk geçiyor..
    Sahş akşam mı oldu?
    Her yer karanlık..
    Sana yemin ediyorum saatleri zamanı çözemiyorum..
    Beynim yanmış...
    Kayboluyorum düşüncelerde..
    Delirdim....
    Delirttiler..
    Evet tekrar girdim duşa..
    O kadar güzel ki..
    Beni bir tek o rahatlaattı..
    Buz gibi ibomm
    Çok güzel her şey..
    Mithiş..
    Su buz ama ben ateşteyim..
    Geçmiyor..
    Dinmiyor..
    Evet 2. Kez giriyorum buz gibi suyun altına...
    Bit görüyorum..
    Gerçek mi bilmiyorum...
    3 4 tane..
    Anneme söylüyorum..
    Ve...
    Annem çıldırıyor..
    Ailem perişan..
    Ölsem de kurtulsam...
    Çok ağlattım onları..
    Evet isyanlardayım...
    Sabrımı dağıtyom..
    Dipyeyim en dipte...
    Cehennemin en dibinde...
    Evet gördüğüm siyah kabuklarda viamin eksikliğinden olmuşlar..
    Bit sanıyorum..
    Sinek görüyorum korkuyorum...
    Annem ağlıyor...
    Ben ağlıyorum...
    Buz gibş suyun altında

    Damla damla geliyor yaşlar..
    Saçlarım darmadağın..
    Ölmüşüm...
    Ağlıyor..
    Yağmur çisil çisil...
    Ağlıyorum..
    İşkenve ediyorum kendime.
    Hasta olur ölürüm belki..
    Su çok güzel..
    Ohh rahatladım..
    Benş tek rahatlatan şey ibomm..
    Yoksun..
    Ve gene yoksun
    Hiç olmadığımçn gibi.
    Bekle her şey yeni başlıyor...
    Daha yeni 1 gün...
  • ( âh kuş
    bu hayatta
    gece benim
    benim gecem olmadığı için.)

    Payanda​
  • Bu sadece yorgunluk değil. Onu aklımdan çıkarmaya çalıştığım andan itibaren duyduğum tedirginlik hiç geçmiyor. Ah. Geçen güzel günleri, yapılan fedakarlıkları gece boyunca kafamdan atamıyorum kimi zaman. Bu bitkinliğimi, tükenmişliğimi dikkate aldığımda bu duruma daha fazla dayanamayacağımı anlıyorum. İmkansızsa da sevmeye devam edeceğim.

    Duran
  • Tanınmak en sonunda
    En sonunda yanındayken kuzular
    Hayatın geri kalanı görmen için karşında!

    Gece yarısından sonra!
    Sabah Yıldızı'ndan sonra!
    Gündoğumundan sonra!

    Ah, ne uzunmuş yollar
    Ayaklarımızla gündüzün arasında!
  • her sevgili bir değil
    benim kaderimi başkasına yazdın
    beni sevdiğini biliyordum ama
    sen beni başkasına değiştin

    titreyerek sabah günü
    senin çiftliğinde dolanıyorum
    başıboş şuursuzca
    bu yaptıgın mümkün değil
    sensiz ben ne yapayım

    gecem ile gündüzum bir oldu
    senin yolunu gözler oldum
    sen benim için öldün
    başkalarının sevdiği geldi

    ah sevgili seni iyi günlerimde
    yüreğimi nasıl dağıttın
    gece herkes için gece de
    ben bu gunlerdir uykusuzum
  • Ne kadarınız gerçek sizin,
    kırk odalı şatonuzun kırkıncı odasındaki
    kilitler altında sakladığınız gerçek
    duygularınızla,
    gerçek düşüncelerinizin ne kadarı yansıyor
    hayatınıza,
    söylenmeyen neler var kuytularda,
    hani kendinizden bile sakladığınız,
    bir sinir kriziyle ya da büyük bir acıyla
    yahut da muhteşem bir sevinçle kabuğunu çatlatıp da
    ortalara dökülecek neler biriktiriyorsunuz
    içinizde...? ? ?
    Ne kadarınız kendi sahtekarlığınızın esiri?
    Sevip de söyleyemediğiniz,
    özleyip de açıklayamadığınız
    ya da sevmeyip de sevginizin eksikliğini içinize
    gömdüğünüz oluyor mu,
    korkaklıklar var mı,
    kalleşlikler var mı,
    yoksa diplerde saklanan cesaretiniz bir işaret mi
    bekliyor...? ? ?

    Göründüğünüz insan mısınız siz,
    yoksa bir define arayıcısı hazineler mi bulur
    içinizde
    ya da yıkılmış bir kentin harabelerini mi
    taşıyorsunuz?
    Derununuzda neler saklıyorsunuz?
    Ne kadarınız gerçek sizin?

    Ülkenizle ilgili düşüncelerinizi söylüyor musunuz,
    yoksa başınızı belaya sokmayacak kadar akıllı mısınız,
    gerçek düşüncelerinizi başbaşa konuşmalara mı
    saklıyorsunuz,
    açıkça konuşanları biraz aptal buluyor musunuz?

    Günahlardan yapılmış hayaller var mı içinizde,
    günahtan korktuğunuzdan bunları saklayıp
    Tanrı'yı mı kandırmaya uğraşıyorsunuz?
    Günahları sevmiyor musunuz, seviyor musunuz
    yoksa...? ? ?

    Uzun bir yolculuğa çıkar gibi
    duygularınızla düşüncelerinizi denklere
    sarıp da içlerinizde bir yerlere mi
    yerleştirdiniz,
    bir gün yolculuk bitince açmayı mı düşünüyorsunuz
    aslında yolculuğun hiç bitmeyeceğini ve
    denklerinizi
    hiç açmayacağınızı bilerek...
    Bir gün çıldırsanız da
    bütün duygularınızla düşüncelerinizi açıkça
    söyleseniz,
    neler duyacağız sizlerden,
    gizli palyaçolar mı çıkacak ortaya,
    yoksa korkaklığın altında,
    bir istiridyenin içinde büyüyen inciler gibi
    büyümüş yiğitlikler mi?

    Kızgınlıklarınız yok mu sizin,
    öfkeleriniz, isyanlarınız?
    Aşklarınız yok mu?
    Kendi sahtekarlığınıza ne kadar esirsiniz?
    Esaretten kurtulsanız da gerçekler dökülse ortaya,
    kendinize şaşar mısınız,
    hiç düşündüğünüz oluyor mu kırkıncı odada neler
    var diye, hangi unutulmaya çalışılmış sevgililer,
    dile getirilmeyen özlemler,
    söylenmeye söylenmeye birikmiş öfkeler,
    hangi boşvermişlikler,
    hangi inkar edilmiş arzular yatıyor diplerde?

    Ne kadarınız gerçek sizin?

    Kimselerden korkmadığınız kadar korkuyor musunuz
    kendinizden?
    Şehrin ışıklarının bulutlara yansıdığı
    turuncu pırıltılı külrengi bir gecede,
    şimşeklerle boşanan yağmur başladığında
    şatonuzun odalarında bir gezintiye çıkıyor musunuz,
    ağır ağır yaklaşıp o kırkıncı odaya açıyor musunuz
    kapıyı usulca, gördükleriniz ağlatıyor mu sizi,
    bu kadar gerçeği o odada saklayıp,
    hayatı yalandan yaşadığınızı farketmek nasıl bir
    sarsıntı yaratıyor?
    yoksa, ne gökyüzüne vuran ışıklar, ne yağmur, ne de
    ıssız gece,
    sizin kırkıncı odaya yaklaşmanızı sağlayamıyor mu,
    korkuyor musunuz kendi gerçeklerinizden,
    kırkıncı odanız size de mi kapalı,
    kendi kendinize bile mahrem misiniz?

    Ne kadarınız gerçek sizin?
    Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?
    Bıktığınız olmuyor mu kendi yalanlarınızdan,
    hiç kendinizden sıkıldığınız olmuyor mu,
    kendinizi bir yerlerde terkedip de gitmek
    istemiyor musunuz,
    bütün yalanlarınızdan uzak bir yere?

    Şöyle rahatça bütün duygularınızı,
    bütün düşüncelerinizi söyleyebileceğiniz bir diyara,
    kendinizi bile yanınıza almadan.

    Ah aslında ben onu seviyordum diye ağlayacağınız
    kimleri saklıyorsunuz koynunuzda,
    yüksek sesle eleştirip de
    içinizden hak verdiğiniz hangi düşünceler var,
    kendinizi akıllı bulurken aslında gizlice kendi
    korkaklığınızdan utandığınızın itirafını nerelerde
    gizliyorsunuz?

    Ne kadarınız gerçek sizin?
    Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?

    Bunu hiç düşündüğünüz oluyor mu
    yoksa bunu düşünmek bile yasak mı size?
    Neler var kırkıncı odada?
    Otuzdokuz odadan yapılmış hayatınızı,
    kırkıncı odanın kapısını açmamak için yalandan mı
    yaşıyorsunuz?
    Niye yapıyorsunuz bunu?
    Açsanıza kırkıncı odayı yağmurlu bir gecede
    belki...
    Belki de hiç açmazsınız,
    kapalı bir odayla yaşarsınız bütün ömrünüzü,
    kendinizden sıkılarak..