• Sînemde ger müessir bir dûd-ı âh olaydı
    Ruh-sârıñı yakardım ger gökde mâh olaydı

    Evvel seniñ elinden şekvâya ben giderdim
    Âlemde ‘âşıkâna bir dâd-hâh olaydı

    Zülfüñ görenlerin hep bahtı siyâh olurmuş
    Tek zülfünü göreydim bahtım siyâh olaydı

    Olmazdı kalb-i mahzûn tâ böyle zâr u mecnûn
    Çeşmiñ kılaydı efsûn zülfüñ penâh olaydı

    El çekdim ey vefâsız vaslın temettu‘undan
    Rûyıña bâri bende tâb-ı nigâh olaydı

    Kasd eylemek rakîbe kûyuñda pek günehmiş
    Ben hasmım öldüreydim koy bir günah olaydı

    Hattıñ Habeş kuluyla alsaydı Fas diyârın
    Zülfün sevâd-ı Çîne tek pâdişâh olaydı

    Ömrüm içinde senden ger bir vefâ göreydim
    Râzı idim gâmıñla ‘ömrüm tebâh olaydı

    Güçmüş murâda ermek Nevres vefâ yolunda
    Ey kâş kûy-ı yâre bir başka râh olaydı



    Şair Osman Nevres (Sehit Gazeteci Hasan Tahsin)
  • 252 syf.
    ·6 günde·Beğendi·Puan vermedi
    https://youtu.be/flXZz6m0HsY

    Ben bu bahar çok değiştim be anne
    Yüreğim durup durup rüzgarlanıyor
    Ben bu bahar bir tiryaki gibi aydınlık içtim
    Unutmak istedim ama olmuyor...


    Ben bu kitabı nasıl inceleyebilirim hiç bilmiyorum. Kitabın hakkını vermeyeceğimden eminim ama yinede yazacağım. Aslında mesele sadece kitap değil, yaşanmış olayları düzgün ifade edememe korkum var. O yüzden başta 12 Eylül'ü yaşayanlardan sonra Hüsnü Arkan'dan en son da bu inceleme adı altında ama incelemeye pek benzeyemeyen yazıyı okumaya başlayan okurlardan “Özür dilerim.”

    Kitap iç içe geçmiş birbirlerini tamamlayan 3 dönemden oluşuyor; 1960'lar, 1980'ler ve 2007. Bu dönemler karakterleri birbirinden farklı, kendilerine farklı yollar çizmiş 3 kadının gözünden anlatılıyor; Zehra, Mino, Mino'nun Yengeci (yengesi).

    Bir de Mino'nun mektupları var...

    Zehra şimdiki zamanı, Mino geçmiş zamanı, Mino'nun mektupları ise “her zaman”ı temsil ediyor. Galiba Mino'nun mektupları “Aşk” denilen şeyi temsil ediyor. Cahit adamına olan benim hiçbir şekilde anlayamadığım ve çoğunuzun da anlayamayacağı bir aşk var mektuplarda.

    Hüsnü Arkan kendisiyle yapılan bir röportajda; “Özgürlük fikri insana dışarıdan gelir. Kimse özgür doğmaz. Tam tersine bağımlı olarak doğar ve özgür olmayı sonradan öğrenir.” demiş.

    Biz bu çabanın nasıl verildiğini romanın ana kahramanı olan Mino'da görüyoruz. Asker abisinin tahakkümü altına girmiyor mesela, mesela sevdiği, delicesine aşık olduğu diyemiyecem fazlasıyla akıllıcasına aşık olduğu Cahit adamına bile kendini bağlamıyor. Çünkü onun sevgisi bağımlılık gerektirmiyor. Sınır gerektirmiyor. Aynı evde kalıp aynı yatakta uyumayı bile gerektirmiyor. Sanatın, boyanın, yaşamın içinden bir kadındır Mino. Zaten yaşamın içine görebildiği için kendisini özgür kılabiliyor.

    Beni eski sokaklardan bir ses çağırıyor
    Gidince kaybedecek bişey kalmıyor
    Bu güller var ya bu güller,bu bahar akşamında
    Ben bu gece mayısın beşiyim...

    Ama ben size en çok Hasan'ı anlatacağım. 12 Eylül darbesiyle idama mahkum edilen gençlerden biri olan Hasanı... Hasan... Hasan da 12 Eylül darbesiyle idam edilen gençleri temsil ediyor.

    Hasan biraz öğrenci, biraz evlat, biraz aşık, biraz arkadaş, biraz abi, ama en çok Devrimci bir karakter.

    Hasan biraz evlat dedim çünkü;

    4 Mayıs 1978 tarihinde yazdığı mektubuna şöyle başlamış:

    “Merhaba anne,
    Şubatta gelemediğim için umarım bana kızmamışsındır. Ama Haziran sonuna doğru yanınızda olacağım. Babamla güvercin uçururum... ”

    Demek Hasan'ın da kalbini kırmaktan korktuğu bir annesi varmış. Demek o da babasıyla güvercin uçurmak istermiş biz gibi.

    Hasan biraz öğrenci dedim çünkü;

    Aynı mektubunda annesine şöyle diyor:

    “........Ne yazık ki okulu bu yıl bitirmem imkansız hale geldi. Geçen yaz, ikinci sınıftan kalan beş dersimi şubatta verebileceğimi söylemiştim ama ancak birini verebildim. Bu yılın derslerine hazırlanıyorum şimdi...... ”

    Demek Hasan da derslerde zorlanırmış biraz. Onun da alttan dersi varmış. O da yıl uzatabilirmiş. Bu konuda Hasanla bizler ne çok benziyoruz değil mi?

    Hasan biraz arkadaş dedim çünkü;

    21 Haziran 1981 yılında babasına yazdığı mektupta;

    “......Koğuştaki eşyalarımı, giyeceklerimi arkadaşlara bıraktım. Yalnız sizden bir şey rica edeceğim. Münevver Hala, bana her ay yolladığı 100 lirayı, dokuzuncu koğuştaki müebbete mahkum olan Sinan Kurtaran adlı arkadaşıma göndermeye devam edebilir mi? Bir de, oradaki giyeceklerimi de paketleyip aynı arkadaşa yollayın; bedenlerimiz aynıdır.... ”

    Demek Hasan ölüme giderken bile arkadaşlarını düşünürmüş. Onların yiyeceklerini, giyeceklerini kendine dert edinirmiş. Üzgünüm ama arkadaşlık konusunda siz sevgili okurların çoğu( bende dahil) ile Hasan arasında bir benzerlik olabileceğini düşünmüyorum.

    Ben Hasan en çok Devrimci demiştim ya babasına yazdığı aynı mektubu şöyle devam ediyor:

    “......Halkın onuru ve çıkarları için mücadele etmekten başka bir şey yapmadım. Bugün bizi mahkum edenler, gelecekte suçlu ilan edilecekler ve tarih önünde yargılanacaktır; bundan hiç kuşkunuz olmasın.
    Kahrolsun faşizm, yaşasın halkların özgürlük mücadelesi. ”

    Evet Hasan en çok devrimciydi.

    Ah benim güzel abim,uzun abim,uçurum çiçeği abim
    Ah benim giden abim,türkülere,dağlara
    Ah benim güzel abim,uzun abim,uçurum çiçeği abim
    Ah benim giden abim,türkülere,çocuklara...

    Tabi tarih sadece mazlumların mektuplarını saklamıyor. Bazen zalimlerin de mektupları oluyor. Darbeyle Hasanı asan, Hasanları idam eden şahsiyetlerin kirli mektupları da var kitapta.

    19 Haziran 1960 tarihli bir mektupta Sedat Celasun ( 12 Eylül döneminin Jandarma Genel Komutanı ve MBK üyesi) şöyle diyor;

    “Bu şerefli ve kutsal hamleyi kimlerin hazırladıklarını bugüne kadar öğrenmek imkanına malik olamadım....”

    Kutsal hamle derken kastedilen “Darbe”dir.

    Sonra bir başka mektup. Hasanı öldüren beş adamın ikincisi olan Tahsin Şahinkaya'nın MBK üyesi Haydar Tunçkanat'a yazmış olduğu mektupta şöyle diyor;

    “...... Sempatiksin sempatik, hani ya ayaklarında patik.... ” Sempatikliğinize sıçsınlar* ( * burasını ben yazdım mektubun içeriği değil yani.) sonra şöyle devam ediyor mektup,

    “......Sizlere olan medyun, hayranlık hislerimi ifade etmeyi çok isterim....Hislerimi ifadeye çalışsam, anlatmak bitmeyen yazılarım sahifeleri doldurur ki!.... Sizlere inanmak ve sadık kalmaktan başka bir hizmetim dokunamadığı için beni affedin.... Ağabeyciğim... Allahım sizleri korusun ve muzaffer kılsın. En derin hürmetlerle ellerinizden öperim... ”

    Kardeşiniz Tahsin Şahinkaya

    Haydar Tunçkanat, 12 Eylül'de tutuklanmıştı... İnsan, bu kadar yakın olduğu birinin tutuklanmasını engellemez mi? Diyor kitap.( syf: 219) Bunların arasındaki arkadaşlık ilişkileri rütbeden rütbeye değişiyormuş diyorum ben.

    Kitapta Hasanı idam eden beş adamın üçüncüsü olan Bedrettin Demirel'in, idam edenlerden dördüncü olan kim olduğunu anlayamadığın bir şahsiyetin mektupları da var. Bir de son bir mektup var. Beşinci adamın. Kenan Evren'in mektubu!
    Mektubun bi yerinde şöyle diyor;

    “.......Biz hangi rütbeye geldikse o rütbe kıymetini kaybetti. Sınıfımızın kalabalıklığı mıdır, yoksa başka bir sebep midir bilmem. Biz yüzbaşı ve binbaşı iken albayın durumu ile şimdikinin arasında çok fark var....” birilerini idam sehpasına gönderirken aynı zamanda rütbelerinin değer kaybetmesinden yakınırlarmış! Birileri evlatlarını, abilerini, babalarını, kardeşlerini kaybederken birilerinin de rütbeleri değer kaybedermiş!

    Son olarak kitaptan bağımsız olarak eklemek istediğim birkaç şey var. Konu hakkında araştırma yapınca tesadüfen denk geldim. Yukarıdaki güzel, duygu yüklü(!) mektupları yazan adamlardan birkaçının malvarlığıyla ilgili bir yazıydı;

    TBMM Darbeleri ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’nun talebi üzerine hazırlanan rapora göre, 12 Eylül darbesini gerçekleştiren Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’in kızı Miray ile evli Maksut Göksu’nun, Ankara Çankaya’da 3 adet betonarme kargir binası, Ankara Gölbaşı İncek’te imarlı 4 adet arsası, Erzurum Aziziye’de arsası, Hatay Belen Karapelit’te 10 adet arsası, İskenderun’da 7 arsası, Marmaris Turunç’ta arsası bulunuyor.

    Evren’in kızı Şenay Gürvit ile evli Erkan Gürvit’in ise, İstanbul Sarıyer’de 41 daireli kargir apartman ve arsası, Şişli’de rezidansı var.

    ŞAHİNKAYA AİLESİ’NİN 90 DUBLEKSİ

    12 Eylül döneminin Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya’nın oğlu Serdar Şahinkaya’nın İstanbul Kadıköy’de dairesi, kızı Sema Şahinkaya’nın eşi Mustafa Cemil Kartal’ın Kocaeli Gebze’de kereste fabrikası olan tarlası, Yalova Çiftlikköy’de 90 adet betonarme dubleks blok binası, 3 adet betonarme tek katlı işyeri olduğu belirlendi.

    SEDAT CELASUN’UN ÇANKAYA’DA 224 DAİRESİ
    12 Eylül 1980'de komuta kademesinde bulunan Milli Güvenlik Konseyi üyesi, Jandarma eski Genel Komutanı emekli Orgeneral Osman Sedat Celasun’un gelini Füsun Celasun’un Ankara Çankaya’da 224 daireli, 5 katlı, 28 bloktan oluşan kargir apartmanı olduğu bulunduğu belirtildi.

    ...............

    Aslında kitap günümüzle de ilgili pek çok şey söylüyor ( siyasal, sosyal, toplumsal baskı...)

    Yazılması gereken, eksik bıraktığım çok şey var...

    Ben bu bahar çok değiştim be anne
    Ben bu bahar burda değilim
    Ben bu bahar hayatın pencerelerinden kaçıp
    Bir ilmiği çözer dönerim...
  • 380 syf.
    ·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Orhan Kemalin okuduğum ilk eseri
    Bu kitabı okumaya ne kadar çok geç kalmişım.

    Üç arkadaş
    iflahsızın Yusuf
    Köse Hasan
    Pehlivan Ali köylerinden çıkıp çukurovaya yazlik iş bulmaya gelirler binbir zorlukla karşilaşirlar çukurovada bir lokma ekmek için bin kötü şartlara maruz kalirlar.

    Kitabi ismi bereketli topraklar üzerinde madem bu kadar bereketli niye bu kadar gam keder ve acı var neyi paylaşamiyorlardı. Oysa hepsi insan kimse kimseden üstün değil, niye hayvan gibi çaliştirip hayvan gibi muamele görüyorlardı. Bu bereketli topraklar nelerine yetmiyordu. Ah insanoğlu...
    Yürek burkan bir hikaye... insana hayatı sorgulatiyor neden bu kadar acı...
  • Ah Muhlis Efendi, ah, bir gün bu tespihim de düşecek elimden! Yaşamıma tam otuz üç nokta koyacak dağılan taneler.
  • 375 syf.
    ·10/10
    Bence bu kitabı anlatmaya kelimeler yetmez. O kadar çok etkilendimki etkisinden çıkamıyorum. Kitabın yarısından çoğunı Babaya sevgi Emire nefret Hasana acıyarak devam etdim. Ama son 100 bölüm düşüncelerim o kadar değişdiki, meğerse anne ve baba sevgisi bizim hayatlarımızda ne kadarda büyük rol oynuyormuş. Emirin tüm yaptıklarını sebebi sevgisizlikdi elbetde bu onun yaptıklarını haklı çıkarmaz, Hasanın acılarının tüm sebebi dolayı olarak Emirin sevgisizliğinin bedelini ödemesiydi. Aslında Hasan Emirden daha şanslıydı gerçeği bilmediği için babası tarafından gerçekten sevildiğini düşündü hep. Ama Emir belkide canımı Emir yaktı en çok. Emir sevgisizliğin içinde hırçın, kalpsiz, hissiz bir çocuğa dönüşdü ve hırsını Hasandan çıkardı ama kalbinin derinliğinde Hasanı çook fazla seviyordu ama Kahretsinki "Baba" gibi kalpsiz bir babanın evladıydı. Baba ise en nefret etdiğim karakter oldu, karısının ölümünden ne kadar geçmişdiki ihanet etdi? Başka kadından üstelik dost dediği Alinin karısından çocuk peydahladı, kendini cezalandırayım derken Emir cezalandırdı Emirde Hasanı ve böylelikle günahlarını unutayım derken meşru ve qayri meşru iki çocuğunuda mutsuz etdi. Emir ah Emir sonlarda belki anlamadı çoğu adam onu ama ben anladım çocuklar hep masumdur aslında onları böyle yapan sevgisizlikdir ne demişler sevgi dünyadaki en incelikli güçtür. Yazarın Afkanların hayatlarının gerçeklerini yazmasına hiçbirşey diyemeyeceğim çünki gerçekten içim ezildi, kalbimin aklımın durduğu nefes alamadığım yerler oldu o kadar nefret etdimki hiç şubesiz dünyanın alçak kurallarından nefret etdim. En nefret etdiğim ise hep olduğu gibi ruslardı. ALLAH onları yok etsin!!!!!! Tek kelimeyle Müthiş kitapdı! Herkese tavsiye edilir
  • senin hayatın benim sana demediklerim kadar noksan.