• Sarsılmış ah bilinmeyen ateşlerde,
    Titreyerek sivri sert bu okları önünde,
    Sürülmüş, senden düşünce!
    Adlandırılamaz olan! Gizli olan! Korkunç olan!
  • 9 Mart
    3:20


    ~ Dikkat fazla duygu yoğunluğu içerir. ~



    Bu yazacaklarımı daha önce de farklı farklı biçimlerde gerek bütün kitaplarının incelemelerinde gerek onun adına yazdığım yazılarda burada paylaşmıştım. Ekleme olarak tanışma hikayemden de bahsedeceğim. Giderayak son bir kez daha yazma gereği duyuyorum. Neden yazma gereği duyuyorsun sevgili Derya? Ne lüzumu vardı ahhahaha ah. Bu 'lüzum' kelimesi de ayrı komik geliyor nedeni belirsizce. Bilmiyorum neden yazmak istediğimi. Yani biliyorum da bilmiyorum...


    Kitaplarının ismini duydukça:

    " - Abartıyorlar. Ne yazmış olabilir ki bu kadar? Sayfalarca? "

    dedim... evet ben dedim...
    O zamanlar edebiyat okuyan bir okur değildim. En çok felsefe olmak üzere biyografi, psikoloji, tarih gibi konularda yazılan kitapları, araştırmaları vs. okuyordum. Friedrich Nietzsche kadar beni sarsacak bir yazar olacağını düşünmezdim. O zamanlarki incilim Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabıydı.

    Tutunamayanlar'ı satın bile almadım. Bir arkadaşımdan ödünç aldım. Yukarıda da dediğim gibi abartılan bir yazar ve kitap olduğunu düşündüğüm için, bir ön yargıyla okumaya başladım. Şaka gibi... Bugünlerde o ön yargımı hatırladıkça... neyse okumaya başladım. Okudukça okuyorum falan kendi kendime diyorum ki 'Derya sen büyük yanıldın' 117 gün o kitap benimle gezdi. Süreci bilerek uzattım. Çünkü asla o ilk okuduğum gibi olamayacağını sayfalar azaldıkça anlamıştım... Istırap verici bir güzellikti... Ilk defa yazarını hiç araştırmadan okuduğum bir kitaptı. Kitabı bitirince -tabii bitirdim dediğime bakmayın bitseydi şu an bunları yazıyor olmazdım- hemen yazarı araştırdım. Kitabın arka kapağında ve önsözünde yaşamadığı yazdığı halde nasıl bir yargıyla okuduysam farketmemişim... Yaşamadığını öğrendiğimde hissettiğim o üzüntüyü, o kırıklığı hiç bir kelimeyle şimdilerde bile açıklayamam...
    O süreçte algımdaki seçicilik öyle boyutlara ulaşmıştı ki Oğuz ismindeki insanlarla tanıştığımda, duyduğumda ya da okuduğumda tuhaf hissettiriyordu. Aynı şey kitaplarındaki karakter isimleri için de geçerliydi. Ve başka başka yan etkiler... Geç tanıdım erken kaybettim... Öyle işte... Şimdilerde o ön yargımı hatırladıkça... utanç duyuyorum... Lanete uğradım zaten...
    Yazar yaşamıyor olmasına rağmen benden intikamını hala alıyor. Bir yanda Nietzche bir yanda Atay... Söylenecek bir şey yoktu... Artık yapılacak tek şeyin eyleme geçmek olduğunu anlamıştım...


    Bu yazacaklarım her yazar için geçerli. Ama ben çok değer verdiğim ve lanetine uğradığım bu yazardan bahsedeceğim şimdi. Şimdi diyorum ama cümlelerin arasında uzun zaman aralıkları olacak büyük ihtimal...


    Bir senedir bu siteyi kullanıyorum. Tabi ilk zamanlar bir çok kişinin kullandığı gibi bende sadece okuduklarımı kaydetmek için giriyordum. O zamanlar Olric yoktu ahahhah ah. Neyse... filan da falan... Sonralarında Oğuz Atay sayesinde siteyi aktif kullanmaya başladım. Ne olduysa onunla başladı ya zaten ney Se...
    Artık daha nasıl adlandıracağımı bilemediğim bu Oğuz Atay (...) benim onu, sözde okuyanlarını (?) ve yine sözde hayranlarını (?) incelemeye itti.
    Kendi sosyal hayatımda Oğuz Atay'ın kitaplarını okuyan insanlar yok.
    (Tutunamayanlar kitabını ödünç aldığım arkadaşıma kitap, hediye edilmiş. Yani o da bir Atay okuru değildi. Ona hediye eden kişi de kitabın birinci bölümünü okuduktan sonra saçma olduğunu düşünmüş ve kitabı bu arkadaşımın isteği üzerine ona hediye etmiş.)
    Öyle herkese tavsiye de edemiyorum. Ona iyi bak(a)mayacaklarından şüphe duyduğum için... Bu sitede okuyanları görmek mutlu etmişti başlarda. Ama başlardaydı işte...
    Daha sonraları yukarıda da dediğim gibi sözde okur ve hayranlarını incelediğimde, bir hayal kırıklığına uğradım. Bu kırıklık öfkeye, öfke de tiksintiye dönüştü şimdilerde. Çok içten söylüyorum:

    TIK SI NI YO RUM !

    O, bu, şu, Seren, Ahmet, Mehmet her ne isen eğer;

    'Ben Oğuz Atay okudum!'

    'Ben Oğuz Atay hayranıyım!'

    'Ben tutunamıyorum!'

    'Ben bilmem ne bilmem neyim!' (...)

    diyorsan bunun ağırlığını taşımak zorundasın! Evet zorundasın! Başka türlü çok komik oluyor çünkü! Gerçekten çok komik oluyor!
    Ve de TIK SIN DI RI CI ! Komik ve tiksindirici!



    Burası sanal bir mekan. Ben kimsenin gerçek hayatında nasıl bir tavır sergilediğini bilemem. Sadece tahminde bulunabilirim. Ama belirli tavırlar var ki bunlar istense bile saklanamaz. Bu tavırlar en çok kişinin duygu yoğunluğu yaşadığı anlarda ortaya çıkar. Ve mekan ister sanal ister başka bir şey olsun herkes kendi karakterini gösterir. Bazı tavırların sahtesi olmaz. Bilirsiniz.

    Bunları yazmak hiç kolay değil. Çünkü bunları yazan bir insanın bu eleştirdiği tavırları yapmıyor olması gerekir. Biliyorum çünkü ben... benim çevrem iyi ben kötüyüm! Daha önce de dediğim gibi içim çok rahat. Kendi niteliklerimi, yaptıklarımı, yapmakta olduklarımı söyleyip ne hayatımı bu kadar açık anlatacağım ne de kendimi öveceğim. Bu benim karakterime uygun bir tavır değil. Bu konuda kendimi sadece kendime kanıtlamaya çalıştım, çalışıyorum. Başkaları umrumda değil. Yaptığım, yapmadığım hiç bir şeyi övgü almak için uğraşarak yapmadım. Övgüye ihtiyaç duymayacak kadar iyiyim. Ayrıca övgü alan her niteliğin zamanla o niteliğe zarar vereceğini de biliyorum. Ki anlayamıyorum da zaten böyle bir konuda övgü alma çılgınlığını. Övgü övgü övgü! Insanlar çıldırıyor bunun için... ne kadar da... saçma çok saçma.


    Dedim ya başlarda mutlu olmuştum Atay okuyanları görünce. O zamandan bu zamana kadar, mutluluğum tiksintiye dönüşse de yine de bir arayış içerisindeydim.
    Her ne kadar olmasa da, -yaşamaksa Alaska'da* daha kolaydır kaanka!♪ahahha ah neyse... özgürlük çok önemli. Konu kitaplar olunca da onların da özgür kalması benim için önemli. Kitapların özgürlüğünün, öğrenilen bilgi gibi paylaşılarak olacağına inanıyorum. Işte tam da bu yüzden bana ait olan Atay kitaplarını burdaki bir okura armağan etmeyi çok istedim... Ama maalesef bu değeri anlayabilecek ve daha da önemlisi ona iyi bakacağından emin olduğum bir okur tanıyamadım...



    BEN, SEN, O
    kitap satın almıyoruz.
    Atay gibi daha nice yazarın; acısını, çocukluğunu, hayat görüşlerini, duygularını (...) satın alıyoruz.
    Onlar yazdılar. Üzgünken, mutluyken, kızgınken yazdılar. Başka şeyler yapmak yerine yazdılar. Her şeye rağmen yazdılar. Çoğumuzun bırakın isim vermeyi, ifade bile edemediği hissiyatları bizler için var ettiler yazdıklarıyla... ve daha daha fazlası tabii...

    Ahh yani lütfen bir yazarı, bir kitabı seviyorum derken gerçekten dürüst olalım. Çünkü başka türlüsü komik geliyor bana... Çok komik...




    "Günlerce, göz yaşları içinde, sana yazmayı düşündüm. Fakat ıstırapların beni nasıl harap ettiğini, aklımı ve duygularımı nasıl altüst ettiğini bilemezsin. Ağlamaktan kızarmış gözlerimin önünde, yazmaya çalıştığım satırlar bulanıyor, bir şeyler yazabilmek için boş yere çırpınıyordum. Kaç kere, iki satır yazdıktan sonra yırttım? Kaç kere, satırların arasında göz yaşlarımı tutamayarak kendimi yatağa attım? Bilmiyorum."

    .................





    Öleceğimi bilsem bile... ahhhahhah ah komik oldu bu neyse... Senin hakkında yazdıkça her kelime ile birlikte biraz daha... Bu neye yarar ki... biliyorum... biliyorum da bilmiyorum... Ölüm karşısında söylenilen her şey anlamsız... ne farkeder ki... hiç... zor olduğunu biliyordum yani öyle diyorlardı... diyorlardı diyorlardı... bu insanlar neden konuşmayı bu kadar çok seviyor?! Ama affedersin bu en uygunsuz cümle olmadı. Bu insanlar neden konuşmuş olmak için konuşuyor?! Bu insanlar bu insanlar? Kim bu insanlar? Yok merak edilesi değil. Gereksiz ve aynı. Diğerleri de gereksiz ve aynı. Şimdilerde...? evet şimdilerde anlıyorum onun bile gereksiz ve aynı olduğunu...tiksintim de yoruldu... karmaşık...
    boşver... yok b o ş u n a biliyorum yani.... biliyorum bilmiyorum ama bu yoğunluk sadece kendime saklamama engel oluyor... ki kendime saklamamın ne anlamı var."...bir anlam aramamalı. Anlam kadar insanın hayatını zehir eden bir şey yoktur." bu karmaşa o kadar yoğun ki unutuyorum...
    yeter artık... 够了...
    aptal gibi davranmak... aklı korumak için...yazılar yazılar kendi seslerinde... kendi içlerinde boğuluyor... devam etme kendine bunu yapma diyorlar yine... bu beni bile aşıyor (muş)... muşmuşmuşdamuşmuşgiller! Insan olmayı reddediyorum! Seçebilseydik ah bir seçebilseydik! Ahahhh ah yansın her şey! Cahiller! Hayır cahil değil katiller! Asıl siz gibiler katil! Ölüler... ölülerle yaşıyorum... yazık... bir gün... nevermind... nevermind... gitsin... çok tekrar edince boşveriliyor... öyle bir şey yok yalan... gülerken ağlamayı... ve ağlarken gülmeyi... hayır hayır en çok da ağlarken gülmeyi... cehennemim... cehennemim rahat...

    Bizler gerçekten de... "bu kulaklara uyan ağız değil(iz)."


    Senin yerine bir kaç gereksiz ölmeliydi... bir kaç gereksiz...


    " BAT DÜNYA BAT ! "
  • "Eğer bir kadın, mertçe/ erkeksi meziyetlere sahip olursa, herkes ondan köşe bucak kaçmalıdır. Eğer olmazsa, o kadın bu kez kendisinden kaçar."
  • 104 syf.
    ·Beğendi·6/10
    Aslında ünlü yazarların isminde masal kelimesi geçen tüm kitaplar hoşuma gidiyor bu kitabı alırken de hem Goethe'yi biraz tanımak hem de 100 sayfalık (kısa bile olsa) bir kitabını bitirecek olmanın keyfi içindeydim.

    O zamanlar daha yumuşak ve yüzeysel felsefe kitapları okuyordum. Açıkçası, Schiller , Freud, Nietzche gibi yazarlar yerine en ağırı" Montaigne'in Denemeleri " olan kitapları tercih ediyordum.

    Ön sözde "Daha üstün tinsel bir yaşama doğabilmek için önce ölmek gerektiği düşüncesini ve Hristiyan inancında çok önemli bir yer tutan fedakarlık kavramını Goethe bu masalda çarpıcı örneklerle sergilemeyi başarmıştır." gibi bir açıklama görünce sarsıldım .

    Derin felsefe içerdiğini düşündüm bu kitabın arka kapağında bir de " Goethe'nin hayal gücü , eserdeki , farklı insanların ruh gücünü yansıtan kişilikleri oluşturdu ve insanın bütün tinsel yaşamı ve tinsel çabası bu figürelerin deneyimleri ve yaşamlarında özetlendi.
    Cümlesi ile hadi bakalım, dedim ve başladım.

    Anlaşılması oldukça zor bir çocuk masalı okudum ve okurken verdiği mesajları anlamak için çok uğraştım. Ancak maalesef hiç bir şey çıkaramadım.

    Sanırım tekrar okursam biraz daha başarılı olabilirim .
    Eğer felsefeye meraklı değilseniz bu kitabı okumadan önce Goethe'nin fikirleri üzerine araştırma yapmakta fayda var.


    Kitaptan kısa bir bölüm

    Kuşum öldü, dostum eli kapkara
    Bu değerli taştan köpeğin bir benzeri var mı?
    Onu bana Lambalı göndermedi mi?

    İnsanların sevinçlerini tanımadım
    Başıma hep üzücü olaylar geldi
    Ah! Irmağın kıyısına neden tapınak yapılmadı?
    Ah! Köprü niçin kurulamıyor ?

    Güzel Ak Zambak 'ın çalgısının tatlı nağmeleri eşliğinde söylediği bu şarkı herkesi etkilemişti ama.....

    Bu da kitabın yorumundan .

    İlk kez 1616 yılında Strasbourg’da yayımlanan bu kitapta yer alan temek görüşe göre gerek insan ruhunun özündeki , gerek dünyayı oluşturan nesnelerin özündeki değişimler kimyasal birer süreçtir.
    Madde ,ruhun yoğunlaşmış, ışığın kararmış, büyülenmiş gibi fiziki bir kalıba dökülmüş halidir.
    Maddenin içine , onu değiştirebilecek tinsel bir itki girdiğinde, orada tutsak durumda bulunan bu yoğunlaşmış ruhsal biçim yeniden salt tin olarak açığa çıkabilecektir.

    İnsan ,bencil isteklerini ,tutkularını aşabildiği takdirde ruhunda gizli salt tinsellik açığa çıkabilecektir.