• Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
    Umudu dürt
    Umutsuzluğu yatıştır
    Diyeceğim şu ki
    Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
    Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
    Çocuklar, kadınlar, erkekler
    Trenler tıklım tıklım
    Trenler cepheye giden trenler gibi
    İşçiler Almanya yolcusu işçiler
    Kadınlar
    Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
    Ellerinde bavullar, fileler
    Kolonyalar, su şişeleri, paketler
    Onlar ki, hepsi
    Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler Ah güzel Ahmet Abim benim
    Gördün mü bak
    Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
    Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
    Gelmiyor içimizden hüzünlenmek bile
    Gelse de
    Öyle sürekli değil
    Bir caz müziği gibi gelip geçiyor
    hüzün
    O kadar çabuk
    O kadar kısa İşte o kadar.

    Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
    Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar Mendilimde kan sesleri.
  • Ben İsmet Özel, şair, kırk yaşında.
    Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar
    ben yaşarken koptu tufan
    ben yaşarken yeni baştan yaratıldı kainat
    her şeyi gördüm içim rahat
    gök yarıldı, çamura can verildi
    linç edilmem için artık bütün deliller elde
    kazandım nefretini fahişelerin
    lanet ediyor bana bakireler de.
    Sözlerim var köprüleri geçirmez
    kimseyi ateşten korumaz kelimelerim
    kılıçsızım, saygım kalmadı buğday saplarına
    uçtum ama uçuşum
    radarlarla izlendi
    gayret ettim ve sövdüm
    bu da geçti polis kayıtlarına.

    Haytanın biriyim ben, bunu bilsin insanlar
    ruhumun peşindedir zaptiyeler ve maliye
    kara ruhlu der bana görevini aksatmayan kim varsa
    laboratuvarda çalışanlara sorarsanız
    ruhum sahte
    evi Nepal'de kalmış
    Slovakyalı salyangozdur ruhum
    sınıfları doğrudan geçip
    gerçekleri gören gençlerin gözünde.

    Acaba kim bilen doğrusunu? Hatta ben
    kıyı bucak kaçıran ben ruhumu
    sanki ne anlıyorum?
    Ola ki
    şeytana satacak kadar bile bende ondan yok.
    Telaş içinde kendime bir devlet sırrı beğeniyorum
    çünkü bu, ruhum olmasa da saklanacak bir şeydir
    devlet sırrıyla birlikte insanın
    sinematografik bir hayatı olabilir
    o kibar çevrelerden gizli batakhanelere
    yolculuklar, lokantalar, kır gezmeleri
    ve sonunda estetik bir
    idam belki!
    Evet, evet ruhu olmak
    bütün bunları sağlayamaz insana.
    Doğruysa bu yargı
    bu sonuç
    bu çıkarsama
    neden peki her şeyi bulandırıyor
    ertelenen bir konferans
    geç kalkan bir otobüs?
    Milli şefin treni niçin beyaz?
    Ruslar neden yürüyorlar Berlin'e?
    Ne saçma! Ne budalaca!
    Dört İncil'den Yuhanna'yı
    tercih edişim niye?
    Ben oysa
    herkes gibi
    herkesin ortasında
    burada, bu istasyonda, bu siyah
    paltolu casusun eşliğinde
    en okunaklı çehremle bekliyorum
    oyundan çıkmıyorum
    korkuyorum sıram geçer
    biletim yanar diye
    önümde bir yığın açalya
    bir sürü çarkıfelek
    gergin çenekli cesetleriyle
    önümde binlerce çiçek
    korkuyorum sıra sende
    sen de başla ve bitir diyecek.
    Yo, hayır
    yapamaz bunu, yapmasın bana dünya
    söyleyin
    aynada iskeletini
    görmeye kadar varan kaç
    kaç kişi var şunun şurasında?

    Gelin
    bir pazarlık yapalım sizinle ey insanlar!
    Bana kötü
    bana terkettiğiniz düşünceleri verin
    o vazgeçtiğiniz günler, eski yanlışlarınız
    ah, ne aptalmışım dediğiniz zamanlar
    onları verin, yakınmalarınızı
    artık gülmeye değer bulmadığınız şakalar
    ben aştım onları dediğiniz ne varsa
    bunda üzülecek ne var dediğiniz neyse onlar
    boşa çıkmış çabalar, bozuk niyetleriniz
    içinizde kırık dökük, yoksul, yabansı
    verin bana
    verin taammüden işlediğiniz suçları da.
    Bedelinde biliyorum size çek
    yazmam yakışık almaz
    bunca kaybolmuş talan
    parayla ölçülür mü ya?

    Bakın ben, bir çok tuhaf
    marifetimin yanısıra
    ilginç ödeme yolları bulabilen biriyim
    üstüme yoktur ödeme hususunda
    sözün gelişi
    üyesi olduğunuz dernek toplantısında
    bir söyleve ne dersiniz?
    Bir söylev: Büyük İnsanlık İdeali hakkında!
    Yahut adınıza bir çekiliş düzenleyebilirim
    kazanana vertigolar, nostaljiler
    karasevdalar çıkar.
    Yapılsın adil pazarlık
    yapılsın yapılacaksa
    işte koydum işlemeyi düşündüğüm suçları
    sizin geçmiş hatalarınız karşısına.
    Ne yapsam
    döl saçan her rüzgarın
    vebası bende kalacak
    varsın bende biriksin
    durgun suyun sayhası
    yumuşatmayı bilen ateş
    öğüt sahibi toprak
    nasıl olsa geri verecek
    benim kılıcımı.

    İsmet ÖZEL
  • "BÜTÜN ANNELER, ANNELERİN EN GÜZELİ..
    SEN, EN GÜZELLERİN GÜZELİ.."

    İşte böyle bir şiirle başlıyor kitap. Sanki ilk sayfadan "Bak canın yanacak, haberin olsun!" der gibi..

    Kaybedilmiş, yitirilmiş, unutulmamış, özlenmiş her ne varsa, anne kelimesinin her renginde ama hep anne kokusuyla beraber..

    "Anamın elinden çıkmış o oyalardan bir tekine, şimdi bütün yazdıklarımı, bundan sonra da yazacaklarımı verirdim.." diyor.
    Ama bir fotoğrafı bile yok elinde.
    Ve ekliyor başka bir yerde ;
    "Bayramlığımın olmamasına annemin gönlü razı değildir. Onun için beni yatırdıktan sonra, idare lambasının kör ışığında, dikiş makinesinde, bana babamın eskilerinden bir şeyler dikecektir, hem de sabaha dek yetişecek.."
    Bir dönemin özelliklerini çok belirgin hissettiren bu satırlar, ailenin dışına taşıp, toplumun o günkü fotoğrafını çekiyor adeta. Anlık, acı dolu bir kare..

    Bir çocuğun ağzından Muallim Bey 'in evini anlatırken ;
    " Öyle güzel bir evi var ki anne.. "diyor,
    " Yazı masası var.
    Bir dolu kitapları var..
    Hepsi de ciltli, bir de camlı dolabı var..
    Koltukları var anne!
    Ama kadife.. Öyle güzel bir ev ki.. "

    Kapatıyorum kitabı.. Biraz soluk almam lazım. Hissetmeye çalışıyorum, anlamaya çalışıyorum. Sadece bu kadarını yaparken bile içim acıyor..

    Sonra ;" Benim de onunkiler gibi iyi yamanmış çoraplarım olsaydı, misafirlikte utancımdan boyuna ayaklarımı gizleyip oturmazdım.." diyor.
    Yeni bile demiyor, iyi yamanmış diyor..
    Ben, bende olan ne varsa, varlığından utanıyorum bu sefer.

    "Öyle büyük öyle büyük bir adam olacağım ki, bütün haksızlıkları kaldıracağım. O kadar da çok haksızlıklar var ki, bu kadar büyük haksızlıkları ortadan kaldırmak için ister istemez çok büyük adam olmam gerekiyordu."
    Bu sefer de bir şeyler filizleniyor içimde.. Ah ne kadar geç kalmışım bu kitabı okumakta diyorum. Hiç ama hiç tanımamışım Aziz Nesin 'i..

    Sayfalar ilerliyor, ben bin türlü duygu içinde eşlik ediyorum. Ya, diyorum, çok hassas bir zamanıma denk geldi, ya da başka türlü okunmaz bu satırlar hissedilmeden...

    "Annemin rengi soldukça türküler de susmuştu.." diyor.
    Verem hastası annesinden bahsediyor.
    İlaç niyetine aldıkları haftalık yarım kilo eti, çocukları yemeden yiyemeyen, boğazına düğümlenen annesinden bahsediyor.
    Kaldıkları evde yangın çıktığında, kurtarabildiği üç şeyden biri dikiş makinesi olan annesinden bahsediyor..
    Uzun zaman çocuklarıyla yalnız kalan, nerede olduğunu bilmediği eşini bekleyen annesinden bahsediyor..
    Sen okumalısın, doktor olur da belki beni iyileştirirsin diyen annesinden bahsediyor..
    Hastalığa, yaşama, dünyaya yenilmiş annesinden bahsediyor.
    Öleceği günü rüyasında gören annesinden bahsediyor..
    "ÖLÜM GÜZEL DEĞİLDİR ELBET.. AMA SİZ ÖLÜMÜ, GÜZEL, GENÇ BİR VEREMLİ ANNENİN YÜZÜNDE GÖRDÜNÜZ MÜ?!!"

    Herkes anı yazabilir, ama yazarken hiçbir eksiğini, yanlışını, yanılgısını, ayıbını saklamaması gerçekten takdire değer..

    "Ben Darüşşafaka'ya babasız olarak girdim ama iki yıl sonra babam çıkıp geldi. Babama kavuşmanın sevinci, babasız arkadaşlarımın ekmeğini yemenin acısına karıştı. On bir yaşımın küçük omuzlarına çöken bu ağırlığa dayanamadım. Hiç kimseciklere bugüne değin bir şey söylemeden Darüşşafaka'dan kaçtım. Şimdi bunu itiraf edip rahatlıyorum. Onun için benim Darüşşafaka'ya borcum, sizinkilerden çoktur. Ben yarım Darüşşafakalıyım, bu da benim büyük eksikliğimdir. "

    Hem okuldan kaçan hem de okumak isteyen, fakat söylenilen yalanı içine sindiremeyen, bunun yanında eğer Darüşşafaka'ya girmeseydi hiç tanımamış olacağımız Aziz Nesin söylüyor bunu.

    Babalı ama babasız geçmiş bir çocukluk..
    " Baba! Bana öyle geliyor ki, ben seni bütün oğulların babalarını sevdiklerinden daha çok seviyorum.." diyor her şeye rağmen.

    Ve başka bir yerde yine babasını anlatıyor. Ama bu sefer gülümsüyorum okurken..
    "Babam fesi seviyor, öyleyse ben fesi sevmeyeceğim.
    Mustafa Kemal şapka giyin demiş, öyleyse şapka giyilecek.
    Ah şu babam ah!.. Onu öyle seviyorum ki.. Ama o da Mustafa Kemal 'i sevse ya.."

    Mehmet Nusret Nesin..
    Nam - ı diğer kart Nusret.
    İlk defa on üç yaşında yeni elbiseleri olan Nusret..
    Gül yaprağı satan, evden kaçan Nusret..
    Asker Nusret..
    Bölük komutanı Nusret..
    Kitapları yüzünden tutuklanan, yargılanan, hapis cezasına çarptırılan..
    Vakıf kuran, ödüller alan, iyi ki yazmış dediğim güzel kalem, dürüst insan..
    Arkasında yüzlerce öykü, şiir, tiyatro eseri bırakan..

    İlk defa bitirmeden inceleme yazdığım bu kitabın, bundan sonrasını sessiz okuyacağım.
    Çünkü içimde hiç susmadan anlatan bir dev var artık.
    Bu kitabı okumayan Aziz Nesin 'i tanıyorum demesin lütfen.

    Söylemeden geçemem tabi ki ; Tuco Herrera keskin nişancıymışsın. ;))
    Çook teşekkür ediyorum tavsiyen için. :))
  • İlk kitapta beni rahatsız eden olay bu kitapta çok güzel bir netliğe kavuştu. Bu nedenle o mu olur bu mu olur diye bir ikileme düşmedim. Sonuç çok barizdi, beni hiç şaşırtmadı da benim gönlüm "#teamnate forever" diyecek!

    Ama Griffin'in beni hayal kırıklığına uğrattığını da eklemeden edemem. Aslında bir güzel sövmek istiyorum bu karaktere ama işte malum spoiler durumu var, o yüzden yazamıyorum.

    Ah bir de kitabın final cümlesi yok mu??? O ne tatlı bir bitiriştir, o ne güzel bir kapanıştır!