• Şimdi ben bu yazıma nereden başlayacağım inanın bilmiyorum.Tek bildiğim şey yüreğimden geçenleri yazmak istiyorum.Kalbim böyle sızlarken,içim böyle yanarken keşke sabah sabah bu haberi görmeseydim dedim kendi kendime ama nafile bu acımı azaltmadı...

    Şöyle başlamak istiyorum."Göz renklerimiz ne kadar farklı olsa da gözyaslarimizin rengi hep ayni" tıpkı bu sabah gördüğüm ağlayan feryat eden o anne ile kahvaltı sofrasında gözyaşlarımı tutamayıp ellerim ve yüreğim titreyerek sofradan kalkıp ağladığım gibi...

    Anne olmak baba olmak bir evlada sahip olmak ne güzel bir duygu ne muhteşem bir his değil mi?Içinizde evet diyenleri duyar gibiyim.Allah herkese nasip etsin.Inanin çoğu geceler uyumuyorum yavrumun üstünü örtmek için bu sadece küçük bir örnek elbette bütün aileler fedakar evlatları konusunda...

    Lakin bir de bir evlada annelik ya da babalık yapamayan değil bir evlada bir canlı hayvana onu da geçtim kendine bile sahip çıkamayan insanlar yok mu?niye bir meleği dünyaya getiriyorsunuz madem sahip çıkmayacaksınız diye avazım çıktığı kadar içimden bağırıyorum!
    Ama içimin alevi bir türlü sönmüyor.Cocuklar o masum melekler benim en hassas yanım...
    Ne olur kıymayın ne olur artık dayanamıyorum!...

    Bu sabah Mertcan yavrumu öyle görünce o tabuta yakıştıramadım kuzum seni ben ya:(
    Ne yaptın ki sen bunu mu hakettin ah yavrum benim...Bir baba evladına nasıl kiyar.Neymis efendim ders çalışmamış.Al sana oğlunun karnesi hepsi 5 diye bağırdım sabah...Sonra lanet ettim!...

    Sana dedim ne cezası vermeliler ki benim yüreğim soğusun. O masuma nasıl kıydın da demir bir sopa ile ölünceye kadar dövdün.Ahhh ahhh ne diyeyim sana söz bile bulamıyorum.3 gün komada yatıp öldü yavrum.Ben ölüm kelimesini bile sana yakistiramaz iken,sen nasıl bir babasın!...

    Bugünlerde o kadar çok evladına kiyan baba görüyorum ki korkar oldum.Rabbim evlatlarımızı korusun!

    Insan olun diyesim geliyor!
    Ne olur merhamet damarlarınız gelişsin,ne olur iman edin namaz kılın rabbime sığının...
    Rabbim sizleri ıslah etsin.Bana da sabır versin diyorum.Fazla uzatmak istemiyorum duygularımı paslaşmak istedim.

    Saygılar...

    Müjgan
  • Tekfurun Kızı
    Ben seni alamam ah Holofira
    Azığım tam takır bineğim nalsız
    Bir bende geçerim kalacağım yok
    Dostlarım bivefa düşmanım yalsız
    Kolum halat değil bakracımda kum

    Ben seni alamam ah Holofira
    Sade yoksulluktan yokluktan değil
    Eline kir olsun elli üç lira
    Amma ki alamam
    Bir uzak sevi gelmişte çökmüş ta onlar gibi

    Ben seni alamam ah Holofira
    Geç git hiç bakmadan eylenme emi
    Pusatları parlak bimbaş istesin
    seni ulak elçi naim-i kral
    Ben hoyrat söyleyeyim, el bana hoyrat
    Gelip de ne diyeyim şu dillerim lâl

    Ben seni alamam Ah Holofira
    Baban kafirine kılıç üşürsem
    Hemde gece bassam iti uykulu
    Şöyle ya Allah’la bohçanı dürsem
    Amma ki alamam

    Yaradan beni ne ardıç ne çınar ufarak çayır
    Koşumun gıcırdar ölmek dilerim
    Bağrım kaynıyordur yüklerim ağır
    Sen bir düş imişsin kuşluk çağında
    Soluma tükürdüm rabbim gafurdur
    Bilesin kavuşmak yoktur islamlıkta
    Kavuşan kısmısı ancak gavurdur.
  • Bir günde doğacaksın... büyüyene kadar onca sene geçecek, ama bilemeyeceksin ki, ağaçtan mı?
    topraktan mı? çimenden mi? yoksa bir nur'dan mı var edildiğini bulana kadar kaybolacaksın. Olup bitenden, yitip; gidenin, nereye gittiğini bulana kadar.. bulamayacaksın!
    Sorgulamadan
    Yargılamadan
    Susarak kabulleneceksin ölümü...

    Dur bakalım hele, ölüm yok... izdirap çok, aşk kayıp.
    Ulu-orta kalacaksın, korkuyla, eziyetle, mahkûmiyetle... Dünya dönecek, fark etmeden yürüyeceksin. Karşına iki yol çıkacak: yanlış yola saptığını bilmeden, panikle.. heyecanla... arzuyla yürüyeceksin.. Keyfleneceksin.. sarhoş olacaksın.... bayılacaksın.

    Geri dönemeyeceksin! Yol çok geride kalmış olacak.oturup dinleneceksin; yoruldun, susadın, acıktın....
    Bir ağacın gölgesine düşeceksin. Bitkinsin, çığlık atacaksın ama, sesin kısık; nida içinde kaybolacak. Allah'ım diyeceksin -alışkanlık yukarı da Allahı arayacaksın- göremeyeceksin. Ağacın uçlarında eğilmiş yemiş göreceksin.. belki elma, armut, kiraz. Belki de incir. Uzanacaksın. Alıp şapırtadarak, densizce yiyeceksin. Nasıl eline düştüğünü bilmeden! "Şanslıydım sadece" diyeceksin.

    Zıplayarak gelen bir tavşan az ötende. İşte av diyeceksin! -Bir şeyleri koklaya dursun- düşünmeden. Usulca bir şeyler arayacaksın. Yavrusu... sevdiği... açlığı var mı ? diye düşünmeden.. Bir çalıya, dala takıp yiyeceksin. Ben yakaladım, kudretim, kismetimsin diyeceksin. Böbürlenmek mi ? O da nedir ki diye içinden geçirmeyeceksin. Savaştım, kazandım. Benim!

    Uzanıp, uyuya kalacaksın. Gündüz uyuyanlar, gece de sana avcı olacak. Aklını kullanıp sabaha kadar yaşama savaş vereceksin. Tavşan'dan şanslı olacaksın. Yarı baygın vaziyette, yüzünü koca sıcak bir güneş, öperek uyandıracak. Gözlerin şiş, için uyuyacak, yol seni çağıracak... düşeceksin bir yolun ardına. Git git bitmeyecek. Bazen patikalara sapacaksın. Ve açsın, yine aç. Savaştan az evvel ayrılan askerin yorgunluğu bitecek üzerinde. Dizlerinin üzerine düşecek... kanayacak.. yara olacak. Uff diyeceksin, üzerine giydiğin kumaş, yaraya tuz olacak.

    Birkaç saat evvel ki yemişler gelecek damağına, cebine bile koymadığın gelecek aklına. Aptal diyeceksin kendine, nasipten öteye getirilmeyeceğini bilmeden...

    Tavşanın o lezzetli tadı gelecek damağına yine, yeniden; tekrar tekrar... serap göreceksin: elinde budu tam ısırırken. Yok yok... dizine kumaş bir daha değecek! Aklına tuz gelecek, tavşan benlikte saklı. "Acımadan nasıl da kıydım?" diyeceksin. "Yemiş neyime yetmedi ki?" diye düşüneceksin... Belki de senin hakkındır, nereden bileceksin...

    Elbiseni diz üzerine kadar yırtacaksın. Güneş bacaklarını pişirecek, haram oduğunu bilmeyecek kadar cahil olacaksın; öğreneceksin. Karşına bir nehir çıkacak, ayakların yerden kalkmamacasına bitkin. Gözlerin kocaman açılacak, su diyeceksin, atlayacaksın içine; yüzmek nedir bilmeden. Çırpınacak, bir dala saplanana kadar, defalarca... boğulmadan az evvel kurtulacaksın.

    Kıyıya uzanmış nefesini toplamaya çalışırken, gözlerine; parlak, yaldızlı bir şey ilişecek, başını kaldırıp bakacaksın... balık! Üzerine atlamak isteyeceksin, ama ürkeceksin.

    Birkaç dalı, defalarca koparacak, bir birinin içine geçirerek (sepet vari) ağ yapacaksın; uzunca sağlam bir çubuğun ucuna bağlayacaksın; savuracaksın nehre: başarısız olsanda, defalarca bıtkına bıtkına atacaksın. Bir tane, bir tane, ardından bir tane daha gelecek. Çekileceksin kenara. Balığın bir tanesi seslenecek sana "ikimizi şimdi üçüncüsünü yola çıkmadan yiyeceksin!" şaşıracaksın; "balık konuştu! Balık konuştu..." silkelenip kendine geleceksin, iç sesin olduğunu fark edecek, balığını ateşte pişirmeye baslayacaksın...

    Karnın doyacak, düşünmeye başlayacaksın! Bu "nimet ?" diyeceksin, daha fazla sorgulamayacaksın ama, öğreneceksin...

    Sonra insanların içine karışacaksın, şekil şekil, renk renk, desen desen, boy boy. Seveceksin! Böylelikle, sevmek nedir öğrenmeye başlayacaksın. Sonra bir başkasını, diğerini, öbürünü. Aşık oldum zannedip aldanacaksın. Meğer değilmiş diyeceksin, ama yanacaksın, yanmayı öğreneceksin.

    Bir daha sevmeler var, ardından kaybolan umutlar.. ah! Tabii hayal edeceksin, gecende gündüzünde, bir iş tuttumuş çalışırken. İsimleri sayıklayacaksın, yanından geçenler: "efendim ?", "Bana mı diyorsun? " , "karıştırdınız galiba!" Soruları gelecek, farklı zamanlar da.

    Karşına bir bina çıkacak her seferinde; yanından geçecek, içinde ne var diye merak etmeden öğle yabancı gibi geçip gideceksin, defalarca, umursuzca. Yukardan yankılanan sesin ne olduğunu merak etmeksizin.

    Sonra birisi koşarak geçecek yanından, o ses yine seni çağırıyor olacak; "Allahü Ekber" ardına bakacaksın, bu adam nereye koşuyor... düşeceksin peşine, gireceksin bir geniş kapıdan, yerler kırmızı halı, tavandan asılan avize, yerde oturan bir kaç insan. Geçip bir köşede oturacaksın.

    Onlar bir saf olup aşkın kıyılarında dolaşmak isteyecek, sen öylece bakacaksın, bebeğin yemek beklemesi gibi, hiçbir şeyden habersiz. Onlar dağılacak; olacak ya dağılırken sana garip garip bakacaklar, sen garipseyeceksin, kaşlarını çatacak, "ne var lan?" diyecek duruma geleceksin.

    Aklı başında bir adam gelecek, başucunda durup "Selamın Aleyküm" diyecek. Öğlece bakakalacaksın. Eğilecek, diz üstü çöküp "otur" diyecek sana, sen "oturuyorum ya" diyeceksin. "Benim gibi otur" diyecek. Şaşkın... korkak... ürkek... oturacaksın. Dizin, dizine değecek; çekileceksin hafiften. "Dur!" diyecek sana "dur!"

    Yaklaştıracak dizini, dizine. "Hoş geldin," "burası neresidir, bilirmisin?" diyecek sana. Sen, başını sallayıp sallamama arasında kalacaksın. Sonunda kekeleyerekte olsa "hayır!" diyeceksin.

    "Burası bizim dilimizde Mabed'dir.Allah'ın evi de deriz. Dinimiz İslam'dır. Allah'ın insanoğluna emanet ettiği son dindir. Kelime-i Şehadet getirir. Müslüman oluruz. Sadece bununla kalmaz. Allah'ın emrine boyun eğeriz."

    "Allah nedir?" diye yargılayacaksın. Sen yeni doğacak olan insaoğlusun, bilemezsin. Öleceksin ki, doğasın. "Ölen doğar mı?" diye afallayacaksın. Zamanı gelince öğreneceksin.
    Kadim Tataroğlu

    Kusur ettiysek affola, hata ettiysek Rabbim afede..

    Okuyan gözleriniz, dert keder görmesin efendim.
    Sevgi ve saygı ile sağlıklı, imanlı ömür dilerim.
  • Bazı insanlar "Duâ" alıp sevinmeyi,
    Bazı insanlar "Ah" alıp sürünmeyi sever.
    Rabbim Duâ alanlardan eylesin.
    Hayırlı Cumalar.
  • ırmak denize aktı; ruhum şimdi Sen'dedir
    hayatta bütün mânâ bir parça kefendedir
    âh benim yeryüzünde oyalanan kaderim
    sonsuzluk tezgâhında mayalanan kaderim
    buldun kayıp ülkeyi bir volkanın içinde
    cennetine kavuştun çıkan canın içinde
    şimdi yoksun, çünkü yok varlığında yokluğun
    sarmaşıklar çölünde tükendi çocukluğun
    tanyerinde ânsızın geceyi yaktı Rabbim
    senden bana akşamsız seni bıraktı Rabbim
  • Ben seni alamam Ah Holofira,
    Baban kafirine kılıç üşürsem,
    Hemde gece bassam iti uykulu,
    Şöyle ya Allah’la bohçanı dürsem,
    Amma ki alamam....
    *****
    Sen bir düş imişsin kuşluk çağında,
    Soluma tükürdüm Rabbim gafurdur,
    Bilesin kavuşmak yoktur İslamlıkta,
    Kavuşan kısmısı ancak gavurdur....