• "Gözümde sen, gönlümde sen,burnumda kokun,can evimde sen.Ah bir gelsen!"
    -"Rabbim'den korkarım gelemem."
    "Ben varım gelsene.Sana muhtacım."
    -"Rabbim var,gelemem.O'na muhtacım."
  • "Rabbim kız okula geliyor,
    Yaşasın Cumhuriyet!"

    Ah Muhsin Ünlü
  • Bu yekpâre akış, durgun, derinden...
    Her aynada yalnız kendi görünen
    Bu yüz ve şifasız hüznü eşyanın
    Kendi cevherinde mahpus bir ânın
    Dağıttığı dünya hep yaprak yaprak,
    Dalgın, unutulmuş sesleri uzak
    Bir uykudan bana tekrar dönenler,
    İçimde, dışımda hep aynı çember!
    Bin elmas parıltı oyun ve halka
    Küçük ve hiç değişmez dalgalarla
    Bende bana meçhul akşamlar yoklar!
    Gülen ve gömülen gölge ufuklar
    Acayip davetlerin rüzgârında
    Her lâhza yine kendi sularında!...

    Uzakta, aya çok yakın bir yerde,
    Çılgın ve muhteşem harabelerde,
    Büyük sükûtların fırtınası var.
    Mermer duvarlarda kırılmış sazlar,
    Çok genç uçuşunda ve hangi haşin
    Yıldıza gülerek çarptığı için
    Alnında bir siyah nokta geceden
    Kovulanlar ışık bahçelerinden,
    Bütün ayrılıklar hepsi orada

    Bu çıplak, ümitsiz ve saf duada.
    Ve bir kadın beyaz, sakin, büyülü
    Göğsünde kanayan bir zaman gülü
    Mahzun bakışlarla dinler derinde
    Olup olmamanın eşiklerinde.
    Garip telâşını, binlerce fecrin
    Ocağında nezir güvercinlerin
    Hülyâm o kıvılcım ve kül yağmuru
    Çırpınır bu beyaz mahşere doğru!
    Ey hiç şaşmayan göz, büyük atmaca
    Gölgesi güneşin üstünde uçan
    Dişi kuyruğunda ebedî yılan,
    Ve üstüste rüyâ!
    Bir ses yavaşça,
    Bir ses, bin uykudan mahmur ve zengin
    Zümrüt usaresi maviliklerin
    Suların üstünde arar kendini
    Yoklar, ömrün bütün sahillerini
    Çizgiler silinir, ufuk bir beyaz
    Çin kâsesi olur, toprak, yosun, saz
    Hep birden tutuşur, nârin kemerler
    Alevden sütunlar, altın, mücevher,
    Ah bu çılgın yağma...
    Orman çatırdar. Ve çıplak aynası ufkun tekrarlar
    Büyük masalını aydınlıkların.

    Elele bir oyun bugün ve pınarlara koştum cevap yok
    Tekrar bana döndü her attığım ok
    Her çığlık önümde tutuştu, yandı
    Tahtayı kurt oydu, taş yosunlandı,
    Yabanî otlarla örtüldü duvar...
    İlhamlı çehresi hilkatin sular
    Kaç kere değişti önümde böyle,
    Birbiri ardınca gün ve mevsimle...
    Ve kaç kere bahar güldü derinde
    Güllerin kanıyan bekâretinde
    Taze gülüşüyle toprağın suyun...
    Tılsımlı kadehi her susuzluğun
    Ey şafaktan, sırdan, arzudan hayâl
    Yıldızların bize ördüğü masal
    Kaç kere yarattım tenhada seni
    Beyaz kollarını, sıcak buseni...
    Bakışın, gülüşün, neş'en ve hüznün
    Ay altında bir gül nağmesi yüzün...

    Evet çok bekledim, kaç kere hazan,
    Dinç atlar koşturdu boş ufuklardan
    Yeleler alevli, ağız köpüklü,
    Bulutlar bir kanlı hiddetle yüklü
    Geçtikçe batıya doğru önümden
    Zâlim ümitlerle ürperirdim ben,
    Duyardım her an uzlette bir yeni
    Âlemin yıkılıp devrildiğini
    Çılgın mahşerinde ses ve renklerin...

    Benden sor sırrını mesafelerin
    Benden sor ve benden dinle akşamı...
    Rabbim bu sonsuzluk ve onun tadı...

    Bir ses yavaşça der, bırak yalvarsın,
    Hayat bu kapıda...ne çıkar varsın,
    Nakışlar gülmesin beyaz taşında
    Ölüme benzeyen bu susuzluğun
    Çağlayan hayâller yeter başında...
    Bir fikir, bir şekil dalında olgun
    Bu ağır sallanan hazan meyvası,
    Gurbet, mendillerin çırpınan yası,
    Yüzler ki bir uzak müjdeye benzer,
    Her türlü ışığa kapanmış gözler,
    Her şey, hepsi, gülen, susan, kamaşan
    Rengiyle toplanır bende ve akşam
    Rüzgârla tarümar, mevsimle sarhoş
    Gelir ta kalbimde düğümlenir...
    -Boş...
    Boş ve ümitsizdir akşamın hüznü
    Bu tenha çeşmede bir an yüzünü
    Seyredenler altın sazlar içinde
    Ruh muammasının ürperişinde
    Kaybolmuş sanırlar kendilerini...
    Bırak bu tesadüf bahçelerini...
    Hakikat çok uzak, karanlık, derin
    Bir dille konuşur, büyük köklerin
    Toprakla ezelden karışmış dili!

    Geceyle ölümdür asıl sevgili
    Bu ikiz aynada toplanır yollar
    Karanlık yaratır, ölüm tamamlar.
    Kaçalım seninle biz de geceye
    Ölümün kardeşi saf düşünceye...
    Yeter büyüsüne aldandığımız
    Güneşin...
    biraz da yalnızlığımız
    Kendi aynasında gülsün, gerinsin
    Güvercin topuklu sükût gezinsin.
  • Rabbim kız okula geliyor.
    Yaşasın Cumhuriyet!
  • "Rabbim kız okula geliyor,
    Yaşasın Cumhuriyet!"

    Ah Muhsin Ünlü
  • Önce hep birlikte Şupadap çocuğun özgürlük şarkısını dinledik. "Bak bak özgürlük sağında,
    Bak bak özgürlük solunda,
    Bak bak özgürlük yukarda,
    Bak bak özgürlük zıpla zıpla yukarda." Sonra tartıştık özgürlük neymiş? Neredeymiş? Peki bu özgürlüğü nasıl kazandık? Yoksa bu özgürlüğü biri mi hediye etti? Kendisi mi geldi yoksa ? Sağ ellerimize yıldız çizdik. Sağımıza baktık, solumuza baktık, arkamıza da baktık, hatta zıpladık zıpladık yukarı da baktık. Özgürlük nerede? Sonra biraz daha şarkı dinledik.
    "Sen nerdeysen orada özgürlük.
    Sen nerdeysen orada özgürlük!"
    Sonra bir hazine sandığı hazırladım, sınıfın bir yerine sakladım. Sınıfın krokisini hazırlayıp, sandığın yerini belirttim. Önce hep birlikte konuştuk, bu haritaya benzeyen şey neymiş? Kroki ne işimize yararmış? Kroki nasıl kullanılırmış? Sonra sağımızı, solumuzu belirledik. Krokiyi kullanarak hazine sandığımıza ulaştık. Pekiii hazine sandıklarında ne olur ? Çok değerli şeyler olur değil mi? Peki bizim en değerli hazinemiz ne çocuklar ? Bakalım mı neymiş? Bir baktık ki hazine sandığının içinde bir aile fotoğrafı ve Türk bayrağı varmış. Ne demek istiyor şimdi bu sandık bize ? Konuştuk tartıştık. Özgürlük diyordur belki, belki Atatürk diyordur, ülkemiz diyordur belki, barış diyordur belki. Belki de Cumhuriyet diyordur ? Cumhuriyet nedir? Ah Muhsin Ünlü çok güzel anlatıyor cumhuriyeti. "Rabbim kız okula geliyor, Yaşasın Cumhuriyet!" Her zaman söylüyorum, çiçek gibi Atatürk gibi çocuklar yetiştirelim. Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime and içerim. 🌹 "Muallimler, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister." M. Kemal Atatürk