• Ah yalan dünya.. Üstad ne güzel anlatmış senin yalanlığını, kahpeliğini.. İnsanlardan çaldığın hakiki gülüşlerin yerine, karşılarına geçip utanmaz bir tavırla yüzüne takıp takıştırdığın çirkin ve sahte gülümsemeni.. Doymak bilmezliğin yüzünden battıkça batıyoruz, çırpındıkça saplanıyoruz bataklığına.. Öyle bir batmak ki, öyle bir boğulmak ki sorma. Girdiğimiz yerden çıkışın da yok. Yok mu hiç çıkışın ölümden başka? Ama olmalı mutlaka. Olmalı. Öyle gerek sanıyorum. Çamura batmadan yaşamak mümkün değil mi sende? Zaten çamurdan mamul bunca mahlukatı içine alıp tekrar çamurla, balçıkla yoğurmanın sırrı ne? Bu nasıl sınanmak? Sınanmaksa nedir hikmeti? Bizim mücadelemiz 'çamurlaşmamak' değil miydi? Olmuyor böyle. Ben baş edemiyorum seninle. Baş eden olduğunu da sanmıyorum hiç. Sağolasın sen de hiç yardımcı olmuyorsun sevgili dünya.. Ah yalan dünya.. Yalansın dünya.. Hepsi bu. Ya da hiçi. Hiç. Neyse kal sağlıcakla....
  • Ah senin gülüşlerin
    Aniden aklıma düşüşlerin
    Yağmurlu gözlerimde
    Yaralı yüreğimde
    Silinip gidişlerin

    Hasan Karataş
  • Gidiyorsun biliyorum. Küçük ve kırık adımlarla uzaklaşıyorsun yanımdan. Ürkek bir keçi yavrusu kadar sessiz, gidiyorsun. "Kaçar gibisin" diyesim geliyor. Gözlerinde yabancısı olduğum, tanımlayamadığım karartılar dolaşıyor.Buğulu bakıyorsun. Daha önce hiç duymadığım kelimelerle, senin olmayan cümlelerle konuşuyorsun.



    Anlayamıyorum.



    “SEN” Sana benzemiyorsun uzun zamandır. Acemi ve tedirginsin. Hangi ağacın, hangi dalında daha güvende olacağını bilemeyen bir saka kuşu kadar cılız darbelerin.



    Uçamıyorsun.



    Böylesin. Ne söyleyebilirim ki.... Kendi seçimin...



    Kendi doğrun...



    Öyle olsun... Git....



    Git, dünyanın bütün ağaçlarının gölgesinde tek başına otur. Kimselerin bilmediği şarkılar söyle, sesine başka sesler katılmasın. Yanı başına düşen yaprağa aldırma, gagasıyla avucunu tıkırdatan kavuniçi kanatlı kuşa kırıntı atma, göle taş atma....



    Yapabilirsen yap bunları..... Değiş... Ne istiyorsan öyle olsun.



    Rüyalarını kimseye anlatma, kimselere endişelenme.



    Dicle yamacının, adını bilmediğin sessiz çiçekleri hep "adını bilmediğin çiçekler" olarak kalsın. Kitap sayfaları arasına papatya koyma, kurutma, gün gelip kimselere kuru çiçeklerle tazelenen sevgiler uzatma



    Küçük sürprizler düşünme sözgelimi. Bir balık kadar sessiz ol. Tanrı kadar yalnız.



    Senin yaşamın, ne söyleyebilirim.



    "Geçecek" demekten, beklemekten başka ne gelir elimden. Sabrederim.



    Umutlanırım. Kendimi oyalarım. Yalnız kalmak istiyorsan buna bir şey diyemem.



    Ama ben ne olacağım?



    Sensiz kalacağım. Yani kimsesiz. İşte söylüyorum sana. Sözümün içinde bir yerlere koy.



    Sakla.



    Ve inan.



    Çekip gideceksin, bunu anladım. Hatta belki "gittin" bile. Ben yeni yeni anlıyorum. En son ne zaman bakmıştın gözlerime ve en son ne zaman göz bebeklerimiz karışmıştı birbirine.



    Ah dilimin ucuna neler geliyor! Oto sansürlüyorum söyleyeceklerimi, Söylemekten ürküyorum. Sana olacakları, düşünüyorum, ürküyorum. Bana olacakları düşünüyorum... İşin içinden çıkamıyorum. Buna değer mi diyorum... Değmez, biliyorum.



    Çünkü biliyorum. Çekip gitmek insanı nasıl yaralar biliyorum. Nasıl yalnız ve kimsesiz kalıyor insan. Nasıl gecelerin karası yüreğini sıvıyor, nasıl gözlerine mil çekiliyor, biliyorum.



    Şimdi yüreğime çöreklenmiş acının her zerresini yeniden tadarak gidişini seyrediyorum.



    İsmine Akrostişler methettiğim şiirler anlamsız kaldı. Ve şimdi onları yırtıp yırtıp derelere attım.



    İster yüzsün, ister batsın, ister bir çalıya takılsın onlar hep derenin bir yerinde duracak biliyorum.



    Bazen benden bahsedermişsin “mutlu olmamı ” dilermişsin.



    Biliyorsundur. Tolstoy’un bir mutluluk tarifi vardı. “dünyada bir tek insan dahi mutsuz ise benim mutlu olmam mümkün değildir” diye. İşte benim de kendi mutluluğuma dair referansım Tolstoy’dur. Sahte sevinçlerin ardından gelen “mutluluk” gülüşlerin bendeki karşılığı “ne yazık ki mutluluk değildir”.



    Ne diyelim?



    Dünya insanların bakışına göredir. Aynı pencereden bakan iki insandan biri çamuru görür; öteki yıldızları görürmüş.



    Belki de çamuru ben,



    Yıldızları ise sen görmüşsün…



    Mehmet OralRadikalblok