• Âh şu keşkeler âh !!!
  • .
    İnmiş perde,
    Kimseler bilmez...
    Akıl ermez,kelam yetmez;
    Gölgeler ki,
    Dirhem sır vermez...
    Sen anlamadın,ben anlatamadım;
    Sevdadır bu,
    Ebed'de bitmez;
    Dinle...
    .
    .
    .
    .
    Seni ,dedim...
    Hep uzaktan seyrettim,
    Hep ara'lıktan..!
    Palan'dan,
    Bu koca dağdan...
    De heyy !
    Vazgeçtim bu yazdan;
    Umudum, dedim
    Yalnızca kara kış'tan...

    Zirveni, dedim...
    Hep o baş eğmeyişini seyrettim,
    Dağ eteğinde
    O nazlı duruşunu...
    Bir elimde Güneş varken,
    Pîr elimi
    B/aşk'a alemlere tutsak ettim;
    Düşler mahallinde
    Halimi burkarken,
    Her siret'ime e'yer ettim...

    Ben, dedim...
    Hep mihnet'imi seyrettim;
    Sağımda,ah ki amansız felek !
    Barışı kuşanmadan;
    Sükût'u ikrar verip,
    Sözsüz sûret'ime bir yer ettim...
    Solumda,sancıyan iki yürek !
    O mekansız mabedi
    Terk-i diyâr ettim...

    Kul, dedim...
    Hep kaybettiğini arayan;
    Ölü vakitleri hani,
    Kendimden arda kalan
    O kul'u seyrettim...
    Ah ki ben;
    Sığ sularda bulduklarımı,
    Amansız deryada ziyan ettim...
    Batıp gidenlerde aradım da;
    Hicret'i,
    Kendime zarur-i farz ettim...

    Dua ,dedim...
    Hep sönen ışığa sığınan;
    Nazargâh'ımda el açan,
    O yakarışı seyrettim...
    Bir lahzâ bela arayıp,
    Hak'tan gelene secde ettim...
    Ben zamanın gerisinde,
    Gönlüm fukarâ
    Gözlerim âmâ;
    Hem ki,düş'te alem-î talan ettim...

    Aşk ,dedim...
    Hep çıkmaz sokakları bilmeyen;
    Düz yol sevdalarında
    Ayak sürüyen,
    Yürek şaklabanlarını seyrettim...
    Sessizliğin lehçesinde,
    Hem, Aşk ilminde;
    Sabr-ı mihenk taşı ettim...
    Dünyalık nefsine uydum da,
    Vahh ki yazık !
    Ben,diri'me veda ettim...

    Hak ,dedim...
    Hep aynı son'un telaşında;
    Hiç'likle mayaladım toprağımı...
    Şah'lık ki,
    Dün'den arda kalan Araf'a;
    Aşıklık hep benden tarafa !
    Hakkınca aradım da,
    Hep Hâk'a biât ettim...
    Ne umutlar ne ah'lar,
    Susuzdum ben;
    Gözlerinde Kevser'i seyrettim...

    Kan /sızı'm, dedim...
    Hep bir tas suya verdim de,
    Bulduklarımı;
    Hiç tereddüt etmedim...
    Bir kefen hatrına serdim de,
    Ruhumdan soyduklarımı;
    Can ipimde yalınayak zikr'ettim...
    Durdum ,dinledim;
    Bil ki,zinhar ürkütmedim...
    Ağu'sunu
    Od'unu
    Su'yunu
    Üç yudumda içen; O er kişiyi seyrettim...

    Sarhoştum, dedim...
    Hep bir muhâl'di sana ulaşmak,
    Muhâl'di sana kavuşmak...
    Makul'dü arz-u hâl,
    Hem Kul'dum; hüsnâ-yı ahvâl...
    Vuslat'a rıza ettim;
    Her şey yerli yerince,
    Ben yol aldım kendimce...
    Er(i)mek kolay değildi,
    Bîçare'ce er'olmayı seyrettim...

    Firkat, dedim...
    Hep gözlerimi yokluyorken hissiyat,
    Ve Aşk
    Bize bu kadar yakışıyorken;
    Neden bu âcz ?
    Neden böylesine bî'çareyim..?
    Sadr'ından koptu baht-ı yâr,
    Ah ki;ruha firkat'i ezberletmeyecektim..!
    Gelmedi elden heyhât;
    Ben'den
    Ve
    Sen'den
    Sessizce aralandım da,
    Kıyam'da bizi seyrettim...

    Cefâ ,dedim...
    Hep arşınlarken keşkeler sokağını ,
    Haddimi aştım ya;
    Ölmüyor Şeytan...
    Eman ver dedim,emân !
    Nedâmet ipini kopardım da cefâdan,
    Bir lokmalık elma'ilen
    Bin gün/ âh'a ;el ettim...
    Cennet'in bahçesinde
    Tek bir "sır" üfledi de içime,
    El'ân sustum;
    Ol'ki gururlu dilbaz'ı seyrettim...

    Vefâ ,dedim...
    Hep aynıydı cismin,
    Ve o an,sine'me düştü ismin...
    İkindi serinliğinin son beklentisi,
    Ey Sevgili'den de Sevgili !
    Duy beni...
    Şimdi yek duâ'm,
    Gecenin rahlesi'nde
    Süruruna râm olmak;
    Gel ki,
    Vaktin şahitliğini beşer'e sunmak;
    Gün ki,
    Göğermiş sadakatin dem'ine;
    Haydi, ver elini elime..!
    Yum gözlerini !
    Yum ki,
    Şâd olasın ey Yar !
    Bin lütuf bu;
    Bilesin, nasıl da ikram...
    Sunulan ki ;
    Göresin, kalb-i şükran...
    .
    .
    .
    .
    Aşk dedim, Aşk..!
    Hep gafil'iyim ömrümün;
    Söylesene Sevdiğim,
    Beni biliyor musun ?
    Aşk bana d / okundu...
    Ve söyletti ki;
    " Beni seviyor musun..? "
    Aşk-ı Dergâh'ta,
    Yalnız senin adın okundu...

    // Yusef Masadow //
  • 176 syf.
    SEYİRCİ KALMAYIN, YAŞAMA MÜDAHALE EDİN.

    Merhaba.
    Ülkemizde öykü türü söz konusu olunca akla kimler gelir? Birçok isim sayarız. Sait Faik deriz, Sabahattin Ali deriz, Ahmet Hamdi Tanpınar deriz. Edebiyatı zengin bir ülke olarak bu listeyi ağırlığınca doldurabiliriz. Ayfer Tunç, Türk edebiyatında öykü alanında kendine bir alan açmış ve bu alanda ''Şampiyonlar Ligi'' seviyesindeki yazarların bıraktığı bayrağı teslim almış, hakkıyla temsil etmiştir. Bunu tek bir kitaptan mı anladım? Hayır. Yaklaşık 1 haftadan beri Ayfer Tunç'un alıntılarıyla ve incelemeleriyle karşılaşıyorum. Hakkında yaptığım - yeterli olmasa da - araştırmalarım da yukarıdaki iddiamı destekler nitelikte. Yazarın hala yaşıyor olması da beni ayrıca heyecanlandırıyor. Yeni bir kitabı çıktığında koşar adım kitapçılara gitmek beni mutlu edecek. Ee kitapların hepsini hatmetmem de lazım.

    Yazar hakkında en çok dikkatimi çeken değerlendirmelerden biri de anlatımı, olayları ele alışı ve dil yapısı açısından Tanpınar - Oğuz Atay - Az biraz Peyami Safa gibi yazarları anımsatıyor olması. Bir yazar eğer diğer yazarın gölgesinden / kopyasından ileri gidemiyorsa bu okur nezdinde rahatsız edicidir ve kabul de edilmez. Ancak okuduğum kitap itibariyle Tunç, kopya olmaktan çok Tanpınar'ın, Atay'ın ışığından giderek kendi tarzını oluşturmuş. Şimdi Tanpınar, Atay ve Safa varken burada bir efsaneden söz açmamak ayıp olacaktır. Proust Proust Proust. Okurken o betimlemelerin uzunluğu ve ferahlatıcılığı tam içinde kaybolmalık. Eşyanın doğayla olan uyumu. Ve onlara yüklenen insani anlamlar, betimlemeler. Tam anlamıyla bir sanat. Beyin ile yoğrulup dil ile hayat bulan, kalem ile ölümsüzleşen eserler.

    *Spoiler olabilir, olmayadabilir.

    Ah şu keşkeler. Ah şu hayatımızın bilinmezliği, sürprizleri, sürprizlerin devamında tortular şeklinde içimizde biriken kalıntılar. Düşüp düşüp isteksiz ayağa kalkışlarımız, mecburiyetlerimiz. Aziz Bey'in yanılmışlıklarından birtakım paylar düşüyor hissemize. Çünkü biz keşkelerin keşmekeşinde bir yaşam idame ettiriyoruz. Kader ile tercihlerin gelgitinde kıran kırana bir talihin peşindeyiz. Hayat ağırlığınca üstümüze binmiş ve biz bu ağırlığın altında ezilmemek adına habire mücadele ediyoruz. Bu koşunun sonuna doğru bir ''amok koşucusu''ndan farkımız kalmıyor ya neyse. Dedim ya bu keşkelerin keşmekeşi insanı yoran, yordu be bizi bu keşkeler! Aziz Bey'in de nefes alacak takati kalmıyor tükettiği ömründe. Her yok olma tehdidinin altında bir umut beliriyor. Ne tam başlıyor ne de tam bitiyor.

    Ah Aziz Bey! Arafın tarafı Aziz Bey. Bunu bilmek yerine kandırdın kendini. Teselliler dizdin gönlüne. Belki de biliyordun ama nefes almanın ötesine geçmen gerekiyordu. Bir insan trafiğinin içinde kendi tarihinin / talihinin değersizliğine bir türlü inanmak istemedin. Nitekim siz Aziz Bey gömleğin ucunu baştan yanlış iliklediğinizden midir nedir her umut sizi apayrı bir yok oluşa sürükledi. Kime bel bağladıysanız o kırdı belinizi. Sonra bir baktınız ki siz de bel bağlanıpta kırangillerdensiniz! Evet yaptınız. Masumiyet karinesinin anasını ağlattınız. İyi niyet karinesinde hala hali hatrı sayılır güzellemeleriniz mevcut, inkar etmiyorum. Ancak her bir tercihinizin ayrı bir insan hayatının sonunu yazdığını siz de bilmediniz. Kibiriniz, gururunuz mazhara değer doğrusu. Dağları siz yaratmamıştınız. Hayat her insana bir son hazırlamakla mükellef. Adımız silinecek ya hayattan ne yaparsak yapalım. Bizim tarihimiz güzel anılmalıydı Aziz Bey. Eminim arkanızdan ''iyi tamburi çalardı da onun dışında işe yaramaz herifin tekiydi'' dedirtmek hoşunuza gitmezdi. Olsun Aziz Bey, sizin ömrünüzde böylece bitti.

    Kitaba ismini veren hikaye Aziz Bey Hadisesi. Diğer hikayeler de özellikle anlatımı ve tasvirleriyle kendini sıkmadan okutturdu. Ayfer Tunç'u artık tanıyorum. Tanımak, bilmek ayrı bir sorumluluğu beraberinde getiriyor. Artık Ayfer Tunç'u okumayı bir okur olarak borç sayıyorum kendime. Bu kitabı okumama vesile olan başta Nephren Ka'ya ve bu etkinlikteki yol arkadaşı Cem Єren'e teşekkür ederim.
    Siteyi Ayfer Tunç'la donattınız. :)

    Bir daha ki Ayfer Tunç kitabında görüşmek dileğiyle.
  • 216 syf.
    ·9 günde·Beğendi·10/10
    “Allah’ın bahşettiği en güzel aksesuardır vicdan. Takın onu yüreğinize…”

    “Hiçbir zaman ‘iyi bir insanım’ diyerek birilerini kandıracak kadar kötü olmadım ben.”

    “Aç esaret kafeslerinin kapılarını. Kim varsa aklını bağlayan, kes gitsin ipini. Kuş olmak küçük hedef, gökyüzü olabilmeli insan…”

    “Maalesef yarınlara dair umutlarımızı kaçırıyorlar içimizden. Tutsak alınan her bir arzumuz kilitleniyor zamana yenilen mutsuzluklara. Duygularımız ölüyor, bedenlerimizin güzellik kaygısına kapıldığımız yerde. Oysa en büyük gelişme insanın insanı anlaması olmalıydı, menfaatleri doğrultusunda harcaması değil.”

    “Kırılan güvenlerin örselenmiş yalnızlıkları. Bir adım atmaya çalışırken iki adım geri geri giden bizler… Sağlamından bir kez kırıldık mı, bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Hep acabalar, hep ihtimaller dürtüyor ileri gitme mücadelemizi. Sonrasında geliyor oluruna bırakmalar, ne olursa olsunlar, her şeyi kabullenişler.”

    “Yapacaklarını değil, yaptıklarını anlatmaya başladıkları zaman dinleyeceğim insanlar var.”

    “Hiçliğimizi siper ettik, sevgiyi arıyoruz her birimiz, yummaktan kamaşmış gözlerimizle. ‘önüm, arkam, sağım, solum sobe’ diye tekerlemek aklımıza gelmiyor ama görsek hep birlikte bağıracağız ‘GÖRDÜM ÇIK MUTLULUK SOBE’ diye. Bizimki de bir umut işte. Belki mutluluk da saklanmıştır bakıp da göremediğimiz bir köşeye.”

    “Geçer diyorlar… Öyle olmuyor, çivi çiviyi sökmüyor işte. Kevgire çeviriyor her çakılıştaruhlarımızı. Sevgi sızdırıyoruz, güven sızdırıyoruz, umut sızdırıyoruz tükeneceğimiz güne dek. Ben yokum deme şansımız yok. Hep varız acıların göbeğinde. O kadar sağlam bağlanmışız ki kesip atmak gibi bir ihtimal de sunulmuyor bize. Peki ne olacak? Hep böyle mi devam edecek, hep uzaktan mı izleyeceğiz geçip giden hayatımızı?

    “Dikkat et! Sen birilerinin dünyasını yıkarsın, Tanrı parçalarından Cehennemini inşa eder…”

    “Kimsenin iyiliğe, iyi insanlara bayıldığı yok, ihtiyacı olduğu kadar varız insanların hayatlarında, menfaatler bitince çekiliyor ipimiz sahte dostluklardan kurulmuş darağaçlarında…”

    “Yanınızda olmayan kimse yarınınıza layık değildir. Bırakın artık şu ‘kör ölür badem gözlü olur’ modasını. Geçti onların zamanı. Sıra kendimizi sevmekte, değerimizi bilmekte. Dünya toprak, biz tohum oldukça kim engel olabilir çiçek açmamıza, kim karartabilir güneşimizi.”

    “Hayat bu. Birilerinin gözyaşı birilerinin ateşinin benzini olacak. Kaçış yok! Ağlattıklarınız körükleyecek alevinizi, ‘ah^lattıklarınız olacak yangınınızın sebebi…”

    “Kimlikte kadın olmak yetmez azizem. Hakkını vereceksin cinsiyetinin… Sırtını dayayacak adam aramak yerine, sağlam temeller inşa edip, üstüne basacaksın yüksek ökçelerinle…”

    “Yaptığım iyilikler kötülükleri siler mi hesap etmiyorum. Menfaatin altına gizlediğim çıkarcı dualarım da yok. Eğilmiyorum kimseye, diz çökmüyorum beklentilere.”

    “Hayat sevdiklerinize ömürlük yaralar bırakıp, her sızısında adınıza beddualar, keşkeler sıralatacak kadar uzun değil maalesef. Dünyada bu kadar kötülük varken üzmeyin artık insanları. Zaman şaşırtabilir, bugün varlığına ihtiyaç duymadığınız insanlar, yarın yokluğunda yok olacağınız olarak karşınıza çıkabilir.

    “Dünya kötü, insanlar beter… Bu olumsuz koşullarda bile huzurunuzu ablamlı kılan kişiler varsa kuytunuzda sımsıkı sarılın, alın yüreğinizin kral dairenize. Bu devirde bir adım yaklaşmak gibi zira…”

    “Bırak gitsin!
    Kurşuna diz beyninde ‘ bir gün mutlaka gelecek’ umudunu. Yedeği olma kimsenin hayatının, başrolü ölen hikâyenin miadı dolmuştur. Kapat perdeyi, dinle alkışları.
    Arkada kalan eller sallanmak için değil, yeni hayatlara tutunabilmek içindir.”

    ***Yazarımızın kitabını büyük bir keyif ile okudum, eseri yazarken kelimeleri sanki dans ettirmiş adeta. Büyük bir cesaret ile cesurca yazılmış bir eser, her şey açık ve net ifade edilmiş. Bizlerin ders çıkarabileceği hikayelere yer vermiş ve okurken o kadar güzel notlar tuttum ki yorumda hangisini yazacağımı şaşırdım. Kendimi biraz kaptırıp biraz uzun yorum yazmışım, ancak bütün okuyucuların okumasını görmesini istedim. Yazamadığım notları görsellerden okuyabilirsiniz.

    ***Kitabın paylaşımlarında bazı okuyucular tarafında önyargı ile bakıldığını gördüm ve o kişilere yanıtını verdim. Kitabın ismine bakarak çok fazla önyargı ile yaklaşıyorlar. Kitabın içine girip kendilerini bir bıraksalar çok farklı olduğunu anlayacaklar.

    ***Okuma süresince yaptığım paylaşımlar neticesinde yazarımızın ve yayınevinin ilgisi beni çok mutlu etti. Her okuru ile ayrı ayrı ilgilenmesi ve sevgisini hissettirmesi, tanımadan güven duyması da paha biçilemez bir mutluluktu bizler için. Sanki yıllardır birbirimizi tanıyoruz hissi uyandırdı bende. Pia olarak hep karşıma çıkıyordu önceleri ve açıkçası merak uyandırıyordu bende, daha önce diğer kitaplarını okumadım ama bu eser kadar güzel olduğunu düşünüyorum. Bu eseri ile birlikte güzel bir tesadüf ile tanıştık. İyi ki tanımışım yüreği güzel yazarımızı. Ellerine yüreğine sağlık, okuru bol olur inşallah.

    #PiaYıldızumaygülsu #trendyayınevi #senkimköpek
  • İnmiş perde, kimseler bilmez,
    Gölgeler ki; dirhem sır vermez,
    Akıl ermez, kelam yetmez.
    Sen anlamadın, ben anlatamadım.
    Sevdadır bu, ebed de bitmez...

    Hep uzaktan seyrettim,
    Hep ara'lıktan.!
    Palandan,
    Bu koca dağdan...
    De heyy! Vazgeçtim bu yazdan,
    Ümidim, sadece kara kış'tan...

    Dağ eteğinde nazlı duruşunu,
    Başını eğmeyen zirveni seyrettim.
    Bir elimde Güneş,
    Pir elimi, başka alemlere tutsak ettim.
    Halimi burkan düşler,
    Mahallinde, siretime e'yer ettim.

    Sükûtu ikrar verip, leb-i deryaya,
    Barışı kuşanmayan, mihnetimi seyrettim.
    Sağımda, ah amansız felek,
    Sözsüz  sûretime bir yer ettim.
    Solumda sancıyan iki yürek,
    Mekansız mabedi, terk-i diyar ettim.

    Özünde heybetini, yürekte servetini,
    Gözünde sekmeyen cilvesini seyrettim..
    Ağ/yar'ında bilinmeyen,
    Kadim bir aşkı, tac ettim.
    Kabrinde bekleyen kadını,
    Cismim içre Cân ettim...

    Kendimden kalan ölü vakitleri,
    Kaybettiğini arayan, bir kul seyrettim.
    Sığ sularda bulduklarımı,
    Amansız deryada ziyan ettim.
    Batıp gidenlerde aradım,
    Hicreti kendime zarur- i farz ettim...

    Sönen ışığa sığındım.
    Nazargâhımda el açan, duayı seyrettim.
    Bir lahzâ bela aradım,
    Haktan gelene, secde ettim.
    Gönlüm fukara, gözlerim âmâ,
    Zamanın gerisinde, düş'te alem ettim.

    Çıkmaz sokakları bilmeyen,
    Aşk ilminde, moloz şebekler seyrettim.
    Sessizliğin lehçesinde,
    Edeb' i; mihenk taşı ettim.
    Dünyalık nefsine uyup,
    Yazık ki; dirime veda ettim...


    Şahlık, dün'den arta kalan ârafa..
    Aşıklık benden tarafa..
    Hakkıyla aradım!
    Hep aynı son'un telaşında,
    Hiçlikle mayaladım toprağımı
    Ne umutlar, ne ahlar,
    Susuzdum, gözlerinde Kevseri seyrettim.

    Bir tas suya verdim bulduklarımı,
    Tereddüt etmedim.
    Bir kefen hatrına serdim kan/sızım,
    Can ipinde bir miktar dinledim.
    Ürkütmedim,
    Ağu'sunu
    Od'unu
    Su'yunu,
    Üç yudumda içen, er kişi seyrettim...

    Sarhoştum, muhaldi sana ulaşmak,
    Muhaldi kavuşmak,
    Makuldü arz-u hal,
    Kul'dum, hüsnâ-yı ahvâl...
    Her şey yerli yerinde,
    Yol aldım kendimce,
    Er(i)mek kolay değil, er 'olmayı seyrettim.

    Aşk bize, bu kadar yakışıyorken,
    Hissiyatım gözlerimi yokluyorken,
    Neden bu kadar bî'çareyim..?
    Ezberletmeyecektik ruha firkati,
    Sadrından koptu baht-ı yâr..
    Ben'den
    Ve
    Sen'den
    Sessizce aralandım, kıyam'da bizi seyrettim...

    Keşkeler sokağını hüsranla arşınladım!
    Haddimi aştım, ölmüyor şeytan...
    Eman ver, emân!
    Nedâmet ipini kopardım cefadan,
    İçime bir sır üfledi,
    Sustum, gururlu dibazı seyrettim....

    O an sineme düştü ismin;
    İkindi serinliğinin Son beklentisi,
    Ey Sevgili'den Sevgili,
    Duy beni...
    Yek duâm,
    Edebin rahlesinde süruruna ram olmak,
    Gel ki; vaktin şahitliğini beşer'e sumak.
    Gün ki; göyermiş sadakatin demine,
    Haydi, ver elini elime
    Yum gözlerini, yum ki;
    Şâd olasın.
    Bin lutuf;
    Bil, nasıl da ikram...

    Ben beni bilmez iken,
    Aşk bana d'okundu.
    Aşk beni söyletti;
    " Beni seviyor musun..? "

    // Yusef Masadow //
  • ‪Ah şu keşkeler... insanları daha ne kadar tanıyamazmışım meğer...‬