Resullah’ın diğer resuller ve nebiler gibi mucizesi yoktu. Eğer onlara verilenler gibi mucizeler verilse, onlar inkar ettikleri gibi yine inkar edeceklerdi. Çünkü insanoğlu, kendilerine mucizelerle gelmiş elçileri ve nebileri her dönem yok saymıştır. Bu yüzdendir ki aradan geçen yüzlerce yıl sonrasında gelişen ve gelişecek olan bilince paralel olarak Yüce ALLAH’ın insanlara verdiği mucize de değişmiştir.
Bu mucize, varlık sahasındaki bütün iş ve oluşların cevabını içinde barındıran, nefes alan, insanın aklına, gönül gözüne hitap eden ve zaman içerisinde diğer
bilgileriyle kendi kendini gösterecek olan Kur’an-ı Kerim’in ta kendisidir.
“Yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı ki, kalpleri olsun da onunla akıllarını çalıştırsınlar, kulakları olsun da onlarla duysunlar. Şu bir gerçek ki, kafadaki gözler kör olmaz ama göğüslerin içindeki gönüller körleşir.” Hacc 46. Ayet
Bu mucizeyi ancak kalbinin farkına varıp onunla aklını çalıştırabilenler anlamış ve anlayacaktır. Tabii ki bu, bugüne kadar yaşanmış zaman diliminde kolektif anlamda sadece sözde tekrarlanmış ama özde tam anlamyla kavranabilmiş değildir. Okuduğunuz kitap Kur’an mucizesinin bugüne kadar açıklanmamış birçok bilgisinin şahitliğidir. Bu mucizenin size verebileceği tek şey hakikattir. Bizlerin sizden istediği, size verilecek olan bilgiler içerisindeki her cümleyi ve kelimeyi iyice gönül süzgecinizden geçirerek düşünmenizdir. Amaç, her nefse ait parmak izi gibi eşsiz olan bakış açısını değiştirmek değil, onu desteklemek, beslemektir. Böylece siz bu kitap içinde verilmiş bilgileri ulaştıkça, bugüne kadar size atalarınızdan aktarılmış olan doğru bildiğiniz şeylerin, kaynağın kendisi olan Kur’an ile ne kadar alakalı veya alakasız olduğuna kendiniz karar vereceksiniz.