• SORULAR HAYATTIR fza
    .
    KONU: güncel 
    SORU: yıllar sonra biri size gelse ve dese ki" efendim, korona günlerini nasıl bilirdiniz?" ona neler anlatırdınız? Ve bu günler sizi en çok nasıl etkiledi?
    .
    YAZAR/ŞAIR YUSUF BAL:

    Henüz bitmedi ama bu  sürecin bu gün bittiğini vaka sayısının sıfır olduğunu  düşünürsek ilerde sorulacak sorunun cevabı şu olur : Bize bulaşmadan atlattık ama insanlık adına büyük bir felaketti. Kimi insan canından kimisi işinden oldu. Koronanın tek iyi yönü adil olması, dünyanın başına bela amerika gibi  zalim bir ülkeyi ayırmadan hareket  etmesiydi. Her fırsatta masumların üzerine bomba yağdıran terörle işbirliği yapan Avrupa ülkelerinde refah  içinde yaşayan insanların ölümü hissetmesi de güzeldi. Filistin, Irak, Arakan, Yemen, Afganistan'a ölen insanlar için zerrece acı duymayan Arap ülkelerinde işbirlikçiler corona dan ölseler üzülmek  yana daha mutlu olurdum.
    .
    SEYDANUR KOÇ:

    Bence bu süreçte insanların kendi kabuklarına çekilip kendilerini sorgulama fırsatı doğdu. Çoğu insan hayatın temposuna kapılıp  dünyaya asıl gelme gayesini unutmuştu.Bu süreçte ölümler le birlikte bunu daha çok sorgular oldu herkes:)
    .
    YAZAR SENA TÜTÜNCÜ:

    Icimdeki cevheri cikaran guzel bir dinlenceydi.
    .
    HAVVA ELIF BAŞARAN:

    Korona günler gencin gençliğinin elinden alimasi idi.Ama gençler bilirdi ki bu durumda ülkesini kurtarması gerekti.Her dışarı çıkmayan genç bir fedakardi.Yine korona gunleri evlerde internet önemli idi.Artik internet  paketleri çabuk biten kişiler  ise evlere internet baglattiriyordu.İnternet kullanımı atmıştı.İnternet alışverişleri de öyle.Ve insan bu korona sayesinde öğrenmiştir ki sağlık herşeyden önemlidir.Tesekkurler.
    .
    GÜLCAN AKYİĞİT:

    Muhasebe yapmayı öğretti niye böyle bi virüs musibeti geldi dünya başta olmak üzere enfüsi alemde nerelerde geziyor geziyoruz dünyaya geliş amacımızı bian bile aklımızdan çıkarmamalıyız nelerimizi yitirdik zamanın kıymetini herşey gibi sağlığında emanet olduğunu. Corona günleri sebeb her ne kadar bilerek küffarın bi oyun olsa da Rabbimin bi Muradı var müslümlar için ikaz ihtarı ilahi olarak bakmak lazım sebeblerin yaratıcısını görmek lazım biz ihtariyla meşgul olmalıyız bulaş sebebini ortaya çıkaranlar hesap gününü beklesin o bizim vazifemiz değil diye düşünüyorum. Corana da rabbimin yarattığı herhangi mahlukattan biridir aslında yarattığı her mahlukatı düşünüp tefekkür edip o nazarla bakmak lazım diye düşünüyorum ekstra bi özelliği Yok oda vazifeli bi memur herkes gibi. Gözle görülemeyen bi mikrop neredeyse farkında olup olmadan büyütülen nefisleri nefislerimiz ilahlık seviyesine çıkarmış  ruhları ruhlarımızı nasılda terbiye ediyor Rabbimin izniyle ölüm insanı ne kadar korkutuyor ne için geldi insan ahseni takvimde yaratıldı yaratılışında ki kıvam nerede insan nerede kalıcı olmayan dünya için ölmeyecekmiş gibi yaşanmamalı herşey emanet hesap var corana terbiye etmiyor Allah terbiye ediyor oda bi memur vazifeli tıpkı topal sivrisinek gibi. Büyük bi ihtarı ilahi var ey Müslümanlar tevbe edin kendinize gelin istiğfara sarılın dönüşünüz bana sonunda bana rücu edeceksiniz diyor rabbim ey kafirler İman edin ve ey Müslümanlar tüm insalığa Allah tan başka yardım edecek ve ihsan edecek  yoktur yardım edicilerin en hayırlısı Allah'tır. Duanın ehemmiyetine varmak lazım nasıl dua ediyoruz dil ile kalbin akrabalığını muhafaza ediyor muyuz Sıla i rahimini sağladık mı vücut organlarımızın birlikte hareket ediyorlar mı ruh ne diyor kalp ne diyor  ne istiyor ne ile meşgul akılla kalp ruh beraber çalışıyor mu hepsi neye hizmet ediyor vazifelerinin bilincindeler mi göstermelik mi yaşanıyor yaşantılar nerede hakikat nerede ne yaşıyoruz ne düşünüyoruz düşünüyor muyuz aklediyor ibret alabiliyor muyuz. Bunlar çok önemli bence. Farkındalık artmazsa yAda uyanmazsak uyanmazsalar corona değil Allah gökten peygamberi de gönderse yine insanlar ayıkmaz diye düşünüyorum akıl erdiremez  Allah farkındalığımızı artırsın diye düşünüyorum. Herkes kendinden sorumlu vazifesini bilip Rıza'yı ilahiye karışmamak mühim mesele corona da vazifeli bizde. "Kıyamet gününü gördüklerinde (dünyada) sadece bir akşam vakti ya da kuşluk vakti kadar kaldıklarını sanırlar. (En-Naiat 46) Bu kadar önemli bu kadar kısa. Neye harcadığımızı fark ettirsin ecelimizi tehir etsin tevbemize fırsat versin.rızasını kazanarak huzuruna dönmeyi nasip etsin hepimize.
    .
    ISIMSIZ:

    Ahh korona ahhh 🥺evde kendin halinde olmak,hiç kimseye gitmemek ,anne baba abla kardeş tüm dostlara hasret  kalmaktı😔kimsesiz bi ramazan    kimsesiz bi bayramdı 😔camiler kapalı cumalarin kilinmadigi bi memleket nasilsa öyleydi 😫bu korona hakkinda yazacaklar bitmez canım Rabbim tertemiz olmayi ve daha birdaha uğratmasın güzel ülkeme inşallah 🤲🤲
    .
    ISIMSIZ:

    Ders çalışmakla meşgul olduğum,daha fazla kitap okuyup film izleyebildigim kendi özüme bakıp düşündüğüm,evde bol bol çay içebildigim günlerdi😂
    Koronacigima Hatalarımı, umutlarımı ,hayallerimi, hüzünlerimi sığdırmis idim🙈
    Aileme,Kardeşlerime Kucak dolusu sarılmayı, okulumdan,stajimdan, aktivitelerimden uzak ozlem içerisinde kaldigim  su günler tamda mezuniyetin arifesinde olmak beni fazlasıyla yordu.
    .
    .SÜMEYYE KILINÇ:

    Öncelikle biri bana gelse ve korona zamanını sorsa ; gerçekten çok zorlu bir dònemdi insanlar bedenen bir birinden kopmuş olsada ruhen beraberlerdi. Koronadan dolayı evde kaldığımız zamanlarda ilk gözlemlerim dünyanın rahatladığı ve kendini temizlediğiydi. Dünya ilk ay çok mutluydu doğa sanki kahkalar ile gülüyor gibiydi. Biz bunu hak etmiştik çünkü dünyanın değerini bilmeden yaşadık . Ama zaman geçtikçe ikinci,üçüncü aylara girdiğimizde onunda bizi yavaş yavaş özlediğini fark ettim .gerçekten çok zordu . Türkiyede değil ama bir çok ülkede halk başkanlarını dinlemiyor ya da başkanları halkı dinlemiyordu. Ama cumhur.  başkanımızdan Allah razı olsun tek türkiyeye değil tüm dünyaya yardım edip gücümüzü gösterdi . Belli bir süre sonra 15 mayısta 15 -20 yaş arası sokağa çıkma yasağı 11.00'den 15.00'e kadar kaldırıldı . Dışarı çıktığımda ilk yürümeyi unutmuşum onu fark ettim🤭ama sonra hemen alıştım bir çok fotoğraf çektim bu günler bitince çıkarttırıp albüm yapmak için birde korona günlüğü tuttum .
    Bu günler beni ; açikçası tazelenmeme  yardımcı oldu yapmak istediğim bir çok şeyi yaptım kendi beynimi bir köşeye çekip sorguladım ve artık yapmak istediğim kararlarda emin adımlar ile yürümeye karar verdim bu durum beni kendi içim ile konuşmama yaradı kendimi dinlemediğim bir çok anım olmuş (özür dilerim kendim) ama artık karar verirken onada soracağım . Ama açıkcası sıkıcıda geçmiyor değil 😁ama bu günlerde bitince bu günleri özlüyeceğiz o yüzden anın tadını yaşayın 😉
    .
    ISIMSIZ:

    Korona günlerini;
    Allahın haddi aşan insanlığa rububiyetini göstermek için ibret vesilesi kıldığını, gözle görülmeyen bir virüsten bile zayıf olduğumuzu göstermek için bu musibeti bize musallat ettiğini söylerdim.
    Mazlumların feryadının ta arşa kadar uzandığı bir dönemde insanlığa genel uyarı olarak geldiğini söylerdim.
    Sadece öldürmek için hazırlık yapan insanoğlunun, yaşatmak için zerre yatırım yapmadıklarını gördüğümüzü söylerdim.
    Mazlumların ahının aheste aheste çıkışını müşahede ettik.
    Peki insanlık ibret aldı mı derseniz.
    Heyhat heyhat!
    Şahsen benim hayatımda herhangi bir değişiklik olmamıştı.
    .
    ISIMSIZ:

    Anlatılmaz yaşanır derdim
    İnsanın kendiyle muhasebe yapması için zor zamanlara ihtiyacı vardır bir şeylerin degerli oldugunu anlaması için bu zamanlar öyle zamanlardı işte herşeyin başı sağlık dediklerimizden.
    .
    ISIMSIZ:

    Kimi zaman endişeyle, kimi zaman ise kayıpların vermiş olduğu üzüntüyle geçen günlerdi. Ama en çok da insanları anlayamadığım günlerdi. Giderek yaygınlaşan virüsü, umursamayan -tedbiri elden bırakan- insanlar bu süreci evde geçirip, sosyal yaşantılarına bir miktar ara vermekten yana değillerdi. Dışarda güzel hava, onlar ise içerde olur mu böyle? Olmazdı. Olmadı da. Ama şunun farkında oldular mı bilemiyorum. Vazgeçemedikleri hevesleri birçok cana mal oldu. Bir çok insanın hayatını etkiledi. Ha bu insanların aksine durumun farkında ve bilincinde olan insanlar olmadı mı? Oldu tabi ki. Aldıkları tedbirler, göstermiş oldukları ehemmiyet, sadece kendileri için değildi tabi ki. Onlar, etraflarında bulunan insanları umursayan insanlardı. Önce gereken tedbiri alır sonra takdir Allah'ındır diyenlerdi... Öğrencilerimden uzak kalmaya itti bu durum beni. Eğitimlerinin yarıda kalması üzdü beni onun haricinde benim hayatımı çok da etkiledi diyemem. (Not; kendi ile mutlu olan, zaman geçirmeyi seven bir kişiliğim olduğu için hayatımda çok da büyük değişiklikler meydana getirmedi. Ruh halim gayet yerinde :))
    .
    ÜMMÜ  GÜLSÜM GÖKGÜL:

    Efenim bu bir cenaze namazı olsa idi ve rahmetli koronayı nasıl bilirsiniz diye bir soru olsaydı eğer tabi ki dee iyi bilirdik😉dicektik,zira artık bizimle birlikte olmicaktı (tez zamanda inşallah 🙏😂)eee ne demişler kör ölür badem gözlü olur,kel ölür sırma saçlı olur demiş atalarımız 😅
          Biraz da bu süreçte neler yaşadık bunlardan bahsedecek olursak 🤔(evde yapılacak ne çok şey var aslında dimi,herkesin sevdiği kendini güvende hissettiği bi liman adeta )ama ; birden bire dışarı çıkmak yok,sevdiklerinle görüşmek yok,en sevdiğin konsere gitmek yok, kütüphane yok,en sevdiğin cafede en sevdiğin kahveyi içmek yok birden bu kadar çok yollarla karşılaşmak bu yüzyılın insanını ürküttü sanırım , hiç kimse hiçbir şeye odaklanamaz oldu misal ben 5 dk içerisinde 5 farklı duygu saganagina yakalanıp ,atlatıp bu ritueli günün farklı saatlerinde ne kadar tekrarladigimi bile bilmeden geçiriyorum 🙊misal bu gün günlerden neydi şu an onu bile bilmiyorum 😂
          Yani bu dönem şahane geçiyor açıkçası yukarda bahsetmiş bulduğum üzere müthiş bi duygu saganagi , günlük farklı şeyleri kafaya takma sanatı ,hele her oturdugumda yeşil koltuğun bozulması hiç sinirime dokunmuyor mesela bu dönem her şey harukulade (her şeyle sinir harbi yapmam dışında hiçbir problem yok 🙊😂)
          Konunun özüne dönüp toparlicak olursak , insanların bi türlü hayattan istekleri bitmiyor ellerinde bi Çok güzel şey varken kıymeti bilinmiyor ,oysa bundan bir beş ay öncesine dönüp baktigimiz Zaman günün her dakikasinda özgürlüğümüzü kutluyormusuz da farkında degilmisiz meğer.. Burada gelecek nesillere mesajıdır hayatınızdaki güzelliklere sahip çıkın , kaybetmeden degerini bilin 😊
    .

    FERIDE BAŞGÖNCÜ:

    Benim icin degisen bir sey olmadi evdeydim saglikliydim.
    .
    ISIMSIZ:

    İnsan acizliğini ve șükürsüzlüğünü anlıyor. Çünkü nimetler elden gidince kıymeti anlaşılıyor. Ve hep günlerimi, saatlerimi planlardım ya bu sefer gerçekten belirsizliği yaşadım. Önceden neyi hesap edersem edeyim her şey bir anda değişip, planlar bozuluyor ve sen sadece izliyorsun. Sonra belki başka planlar başka ihtimaller düşünüyorsun ama biliyorsun ki yine her şey değişebilir. Bunu diğer zamanlarda da küçük küçük hissediyordum ama bu kadar bariz hiç hissetmemiştim. Sonunda da diyorsun ki işim Allah'a kalmış ve O'na kalmışsa en hayırlısı olur. 😊
    .
    MERYEM DILER:

    Korona günlerini iyi bilirdik , nasıl olsun işte evde aile ile birliktesin kalabalık bir aile . Bazen sıkıntılı günler bazen de eğlenceli günler geçiyordu.  Kendime hep zaman ayıran birisiyim ama karantina da biraz daha ön plana çıktı bu .  Daha fazla kitap okudum , daha fazla film ve dizi izledim.  Iyi etkilemesi yönü daha ağır basıyor sanırım ama ev kalabalık olduğu  için dediğim gibi biraz sıkıntılı günler de oldu.
    Ben inançlı ve umutlu bir insan olduğum için bazen çok zor şeyleri kolay atlattım  ki bu karantina hiç zor değildi 🙄
    .
    ISIMSIZ:

    Korona günleri benim fikrimce iki yönlü etki yaptı olumsuz yönünden bahsedecek olursak birçok insanın hayatını kaybetmesine birçok ülkenin maddi ve manevi zarara uğramasına sebep oldu. İnsanların yaşamları durdu. Olumlu yönünden bakacak olursak insanlar aile kavramını birnevi  yaşadı. İyi veya kötü ilişkiler olsun aile içi iletişimde büyük rolü oldu. İnsanların kendi içlerine dönmelerine, alternatifler bulmalarına vesile oldu. Bu arada da doğa biraz olsun kendine geldi tabi ki bu insanlar tekrar normal yaşamına dönünceye dek çünkü yıllar önce de salgınlar olmuş ve yaşam tekrar eski durumuna dönmüş. Bu günlerin beni nasıl etkilediğine gelecek olursak mümkün olduğunca evde kaldığım, yıllarıdır bir yurt öğrencisi  olarak ailemden uzak olduğum için onlara doğduğum bir süreç oldu.  Baharın gelişine yoğun hayat temposu yüzünden bu kadar yakından şahit olamiyormusum bunu fark ettim. Yepyeni lezzetler keşfettim,mutfak becerilerimi geliştirdim😋 ve o dönemler halen öğrenci olduğum için sınavlarım sebebiyle de çalışıyordum. Umarım kalmamışımdır derslerimden o yıllarda😉😂Doyduğum*
    .
    EBRU ATICI:

    Korona günleri tüm dünya için sinavdi
    Biz insanların Allah'a ne kadar muhtaç olduğumuzu hatırlattı birkez daha bize 🤲🏻
    Tabi kendini bilmez birçok insanın Allah'tan c.c degilde bir virusten ne kadar çok korktuğunu da gösterdi 
    Uzun anlatmak istemedim özet olarak aklını kalbini imanını kullanan yine kazandı , kibir dolu olanlar yine kaybetti 
    Rabbimin verdiğine de vermediğine de bin şükür 🤲🏻🌺
    .
    ISIMSIZ:

    Normal hayatta ne kadar büyük nimetler içinde yaşadığımızın farkına vardık.

    Allah’ın gücü ve kudreti karşısında insanoğlunun acizliğini tüm dünyada açıkça gördük. Hayatta kafaya taktığımız çoğu şeyin ne kadar anlamsız olduğunun bilincine vardık. Dışarı çıkmanın,temiz hava almanın,seyahat etmenin,birbirine sarılmanın,toplu şekilde ibadet etmenin ne kadar büyük nimetler olduğunun idrakine vardık. Eksi yönlerinin olduğu kadar artı yönlerinin de olduğunu düşünüyorum 🤔. Özellikle elimizdekilerin kıymetini anlamayı,ne kadar büyük nimetler içinde yaşadığımızı,aile hayatını,evde birlikte vakit geçirmenin özellikle çocuklar açısından ne kadar önemli ve gerekli olduğunu yaşayarak öğrendik. Umarım bu imtihan tüm dünyada insanların hidayetine vesile olur. Rabbim ders çıkarmayı ve bundan sonra ki hayatımızda da Rabbimizin razı olacağı şekilde yaşamayı nasip etsin inşaallah🤲🏻
    .
    ISIMSIZ:

    Korona günleri...insanlar olarak ne kadar aciz güçsüz ve çaresiz olduğumuzu bize açik bir şekilde gösterdi..Rabbimizin izni olmadan hiçbirşey yapamadığımızı bir kez daha hatırladık...ve birlikte olmanın kıymetini anladık. Teknoloji, bilim,  tıp nekadar ilerlemiş olursa olsun Yüce Allah ol demeden hiçbirşeyin olamadığını bir kez daha gördük.
    .
    ISIMSIZ:

    Bugünlerin yani korananın beni çok da kötü etkilenmediğini söyleyebilirim Bu da Rabbimin bir imtihan aydı elimizden gelen tedbirleri alıp tevekkül edip takdiri Allah'a bırakmak. Kulumuzu gözden geçirip tövbe edip ibadete sarılmak daha çok Kur'an okumak la geçti.
    .
    ZEYNEB EKER:

    Hem eğlenceli hemde bi o kadar sıkıcı diyebilirdim. Aslında tek sıkıcı yanı arkadaşlarımı ve sevdiklerimi görmemekti. Onun haricinde kendimce bir çok aktivite yapıp kendimi eğlendirecek ve bilgilendiricek şeyler yaptım. En çok etkileyen kısım ise sevdiklerime bir şey olması korkusu oldu😊
    .
    ISIMSIZ:

    Ona derdim ki; ben o günleri artık sadece lafta kalmış olan insanlığın sonunun geldiğini,Allah'ın insanların acziyetini apaçık önlerine serdigini, artık her şeyin değişeceğini,kimsenin kimseyi gerçekten samimi olarak önemsemediğini ve nasıl bir çağa denk geldiğimi düşünerek geçirdim. O zamanlar her şey için çok umutsuz olduğum söylenebilir☺️ Aslında tefekkür etmek, yıllardır isteyip okul, iş,aile vb sebeplerle erteledigimiz birçok konuda kendimizi geliştirmek için büyük fırsattı.Ailemizle vakit geçirmek için o kadar bol zamanı yıllarca elde edememistik. İnsanın 5 ayını ailesiyle gecirmesi büyük olaydı.Ve o zaman bir anda tüm bu nimetler elimize verilmişti değerlendirmek lazımdı🤗 yüksek lisans zamanima rastladığı için benim için evde bir kamp hayatı başlamıştı.tam olmasa da hem ev hayati hem de akademik bir hayatı deneyimledim.yeterince zordu☺️o süreçte birçok can sıkıcı şey de yaşandı ülkede polisler askerler dışarda şehit olurken, çocuklar kadınlar öldürülürken biz sadece evimizde oturup haberleri takip edip üzülmekle yetinebiliyorduk.yani bu ülkenin düzeni hiç değişmedi. Her zaman gizli ya da alenen birileri feda edildi. o zaman yaşadık nasibimizde olanı şimdi yaşıyoruz bakalım gelecekte neler göreceğiz😇🌸
    .
    NESLIHAN:

    Bu zor sürecte çok zorlandık evede kaldik ve  başarmak icin elimizden geleni yaptik sağlık bakanimizin katkilariyla bu kötü günleri atlattik.
    .
    ISIMSIZ:

    Rabbim ömür verirse bir gün gelecek ve bu günleri hatırlayacağız herşeyde vardır bir hayır Buda bizim için İnşaAllah öyle olur Allah cc azametinin karşısında affına rahmetine sıgındık bize gelince Elhamdulillah Rabbimden gelene razı olduk bize verilen ikram edilen nimetlerin farkına varamamışız değerini bilemedik benim için en hüzün Beytullah Ravza kapalı bayram ve Gavsıma gidememek oldu Rabbim daha kötüsüyle imtihan etmesin İnşaAllah bu günlerde hayırlısı ile biter.
    .
    ISIMSIZ:

    Once gercektencok kirkunctu.Ama insaniz zamanla alistik hastaligi tanidik ve onunla yasamayi ogrendik. Beni en cik sevdigim insanlardan ayri kalmak uzdu.Camilerin ve ilim meclislsrimizin kapanmasi cok aciydi. Sanki nefes almada  zorlan dim. Elhamdillah ki tlfn . Internet. Bunlarin sayesinda daha kolaylasti. Korona hem bir felaket hem de ibret almamix gerekun bir uyadiydi.
    .
    KADRIYE BÜYÜKOVALI:

    Korku icinde yaşanan mutluluk derdim. Ailem ile evde doya doya vakit gecirdim.
    .
    KÜBRA KEPENEK:

    Bir gün biri virüs yüzünden her gün eve kapanacaksınız dese asla inanmazdım ama gerçek oldu. Evde takılmayı sevdiğim halde aşırı zorlu bir süreçti. Korona bana aslında hayatımızın ne kadar özgür olduğunu iliklerime kadar hissettirdi. Her gün sabah erken kalkıp gittiğim okulumu bile mumla aramama sebep oldu. Özellikle sabretmeyi öğretti. Aslında yerinde olan sağlığım için hiç şükretmediğimi farkettim. Bu süreçte covid-19 kapmamak için dikkatli olmamın en büyük sebebi benim yüzümden birine bulaşma korkusuydu. Ailemden veya arkadaşlarımdan herhangi birine benim yüzümden bir şey olması çok üzücü bir durum olurdu. Sevdiklerimizin sağlıklı olmasının ne kadar kıymetli bir şey olduğunu anlamış olduk. Ve bir çok şeyi evde kendi imkanlarımızla yapabileceğimi öğrendim. Umarım bir daha özgürlüğümüzün kısıtlanacağı bir durum yaşamak zorunda kalmayız.
    .
    MERVE TORUN:

    Korona günleri bana nekadar cok seye sahip oldugumu gosterdi evet stresli korkulu gunlerdi ama sahip oldugum bircok seyi farketmemi sağladı.
    .
    ISIMSIZ:

    Genel olarak çok etkilenmedim zorlu bi süreç değil, değildi benim için. Sadece okul açısından gerekli kararlar zamanında alınmadığı için zorlandım, zorlanıyorum. Yaz ortası veyahut eylül gibi yapacağız denilen sınavları kısa bi zaman önce yapma kararı aldılar. Bu süreçte bölümümü sevmeme rağmen gittiğim üniversite adına pişman olduğumu gördüm. Bu kadar :)
    .
    ISIMSIZ:

    Dört duvarla aşina oldum😅 imtihandı geçti. Ders alıp yola koyulduk. 🌼
    .
    ISIMSIZ:

    Corona gunleriii🤔🤔 
    Zorlu bir süreç,  tum dunyanin salginla mucadele ettigi ,insanlığa doganin tek hakimi olmadigini gosteren, büyüklük taslamamasi gerektigini anlatan yanii gozle göremedigin cokk kucuk bir canlıya dahi  yenile bilecegi, karsisinda hic bir sey yapamayacini kanitlayan, bence insana ayagini denk aldiran , milyonlarca insanin ölümune yol acan,ulkeleri ekonomik ve sosyal olarak yipratan, her seyi alt ust eden, evlere tikildigimiz, bayramlari dahi yalniz gecirttiren, insani sevdiiklerinden ayiran, babayi anneyi evladina yaklastirmayan,  ve sonra en kötüsüde sevdigin bir kisiyi hastalik yuzunden kaybetmektir heralde, corona nerden bakacak olursak olalim hemen hemen hicc olumlu bir yani yok hep uzuntu veren bir olay oldu,  ama bnce benim acimdan insan hep cevresine zulm eden dogaya hayvana hatta birbirine bile .birazda olsa gucun bizde olmadigini gosteriyor bence . Insanin acizligini.  Hayvanlari evlere kafeslere tikilnca neler hissetiklrini, aç kalacak olmanin veridigi korkuyu  kanitladi yani hani insanlar marketlere felan koşuşturduya,  halbuki dunyada aç olan milyonlarca  hayvan,cocuk ,yetiskin  olmasina ragmen .
    Ve o insanların yiyecek alacak imkani olmamasi belki az da olsa empati yapan insanlar olmuştur açin halinden anlayan, ve sukr etmemiz gerektiğini anlamamiz lazim . Surekli ac olan gunlerdir belkide haftalardir hic bir sey yiyemeyen insanlara  kıyasla , yokluk icinde olan insanlara kiyasla,. bizler varlik icinde yuzuyoruz gibi birset  bu kadar nimet varlik içince olup şükrsuzluk yapmamamiz lazim .lakin ne zaman hayatımızin son bulacağımızı bilemeyiz. Goremedigin bir canli dahi olumune yol açabilir. Biraz ders cikartmak gerek diye düşünüyorum .  Anlayan dusunen insana karincdan  bile ne dersler cikartiyor. Biraz dusunup ders cikartmak gerek diye dusunuyorum. Sanki insana yeter artik dur der gibi bisey oldu corona.  Ettigi zulme karsilik. Hani sey demiyorum insanlar kotuydu o yuzden corona salgini oldu felan demiyorum yani sadece ders cikartmak lazim.  Hani bir soz varya her serde bir hayir her hayrda bir ser vardir diye kesinlikle oyle bnce  Tabi daha aklima gelen bir suru sey var ama yazsam cok uzun olacak coronayi bir cok  yonden degerlendire bilirim ama bence bunlar en onmlisiydi .
    .
  • 42 syf.
    ·2 günde·Beğendi·7/10
    Ruhun Gizli Elbisesindeki Sıkıntılar: “Ten Düğmeleri” – Belki De Düğümleri –


    23 Ağustos 1995 yılında Diyarbakır’da doğdu. Asıl adı Yusuf KORKUTAN. Mahlası, Yusuf ARAF. İlköğretim, ortaöğretim ve lise öğrenimini Diyarbakır’da gördü. Üniversite öğrenimini ise Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nde Radyo ve Televizyon Programcılığı Bölümü’nde görmüştür. Aynı zamanda Anadolu Üniversitesi’nde Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü’ nü okuyor. Bir zamanlar, İstanbul’da yaşamıştır. Şimdi ise Diyarbakır’da yaşam telaşı içinde mücadele ediyor ve edebiyat alanında bir şeyler üretmeye devam ediyor. Ayrıca 21 Ekim 2015 yılında, yazmış olduğu şiirlerin basılmaması üzerine “Beyaz Gölgem” adlı bir şiir albümü çıkartmıştı. Herfene, Üslûp, Anbean, Şiirden, Yolcu, Şarkî, Varlık, Lümpen, Cazkedisi, Şehir, Vurgu, Bireylikler, Ze (Türkiye’nin İlk Sesli Dergisi) ve diğer dergilerde şiirleri yayımlanmıştır. Fanzinlerde de eserleri yayımlanmıştır. Zamanında “Yelkensiz Dergisi” nde yayın kurulunda yer almıştır. Vahittin Bozgeyik 2017 Şiir Yarışması’nda “İnsan Doğar, Büyür ve Ağrır” adlı şiiri ile ikinci olmuştur. 23 Mayıs 2017 tarihinde deneme türündeki ilk kitabı olan “Açık Kalp Edebiyatı” Herdem Kitap’tan çıkmıştır. Roman kitabı olan “Muhtelif Delikanlı”, 13 Haziran 2019’da Herdem Kitap’tan çıkmıştır. En son olarak 2018’de “Ten Düğmeleri” adlı şiir kitabının ilk baskısı Peron’dan, ikinci baskısı ise Kaos Çocuk Parkı’ndan çıkmıştır.

    “Ten Düğmeleri”, toplam yirmi iki (22) sayfadan oluşmaktadır. Yusuf Araf’ın ilk şiir kitabıdır. Kitap satış sitelerinde Peron’un yanlış basımından dolayı kırk iki (42) sayfa olarak geçiyor. Bunu da belirtmek isterim.



    Hamur Tipi : 2. Hamur

    Ebat : 13,5 x 21

    İlk Baskı Yılı : 2018

    Baskı Sayısı : 2. Basım


    Araf, büyük ihtimalle şiir yolculuğunda gözlerini ve yüreğini Cemal Süreya’nın “Şiir, anayasaya aykırıdır; doğanın ahlakı kovduğu yerdedir, yasa dışıdır.” cümlelerine çevirmiştir. Bundan olsa gerek, daha kitabın ilk sayfalarında bize sesleniyor sert bir lirizmle. Anayasa neydi? İlk önce biraz tanımlar üzerinden gidelim olmaz mı? Hem kendimize de bu süreçte hatırlatmış oluruz.

    “Örgütlenmiş bir toplumda devletin yönetim biçimini belirten, yasama, yürütme, yargılama erklerinin nasıl kullanılacağını gösteren, yurttaşların hak ve ödevlerini, özgürlüklerini saptayan ve düzenleyen, yasa sıralamasında en önde gelen yasa.”

    Sanırım bu anayasa konusunu çözmüş olduk. O hâlde ilk şiir üzerinden ilerleyelim. Araf, bize “Her Fakir Evden Bir Şair Çıkar” şiiriyle sosyal devlet, bozuk düzen ve sistem, yokluk ve yoksulluk, sağır ve dilsiz devlet ve baskıcı gibi kavramları sorgulatmıyor mu? Aynı zamanda bir babanın hiyerarşik tablosunu da göstermiyor mu? Ki daha ilk sayfada bize babanın nasıl sevdiğini ama aynı zamanda şiddet gösterdiğini göstermiyor mu? Sanki babasının psikolojik sürecini ve bulunduğu ortamın sosyoekonomik tablosunu çiziyor. Şiir kitabındaki gizli karaktermiş gibi. “Her fakir evden bir şair çıkar/ bir de yan komşuya iki tabak yemek/ ne desem yanlış anlaşılır/ beni daha sana varmadan tutuklarlar/ bu devirde çocukların sesleri çirkindir/ ondan duymaz devlet baba.” dizeleriyle bize sosyal devlet yapısından uzakta olan bir ev betimliyor. Devletin vatandaşına bakmadığı, fakir evlere hizmet etmediği, geçim derdini çözmediği, yokluk ve yoksulluk romantizmini aşmadığı bir devlet düzeninden ve bozuk düzeni eleştirince, tutuklama eyleminin hemen devreye girmesinden bahsediyor. Düşünce özgürlüğünü eleştirmesinin ülkemizdeki tablosunu sunuyor bize. Devletin işine gelmediği her şeye vurdumduymaz yaklaşması gibi. Yusuf, şiirinde sevgiliye gitmeye çalışıyor. Bütün bu kötülüklerden, ezici ve sevgisiz ortamdan, bunalımlardan, kendi babasının şiddetlerinden ve daha bir sürü şeyden dolayı sevgilisine gitmeye çalışıyor ve giderken de salt bir duygusallık yerine kamuflaj olmuş bir duygusallıkla hareket ediyor. Toplumsal sıkıntıları şiirine ekiyor. Şiiri, gitgide haykıran bir yapıya dönüşüyor. Siz bakmayın Yusuf’un şiirinde “bu devirde çocukların sesleri çirkindir” demesine. Asıl, çocukların sesleri güzeldir. Yusuf’un eleştiren, sorgulayan ve haykıran sesi güzeldir. Boyun eğen her çocuğun sesi, çirkindir. Mücadele etmeyen hiçbir çocuk, dikkate alınmaz. Yusuf’un mücadelesiz birisi olduğundan bahsedemeyiz. Şiirinden yola çıkarak şunları söyleyebiliriz: Yusuf, ortalama bir ekonomi ile geçinen bir evin üyesi. Bu evde maddi sıkıntılar hep vardır. Geçim derdi. Sürekli çalışan ve çabalayan bir babanın bunalımı neticesinde oluşan şiddet eğilimi. Yaşam koşullarının insanı dönüştürdüğü biçimin kurbanı olmuş bir baba. Her maddi sıkıntının olduğu evde, hep manevi sıkıntılar vardır. “Her şekil bir façadır yüzümde babam” ve “Her fakir evden bir şair çıkar/ bir de baba” dizeleri, bize zaten bu düşüncenin alt yapısını yansıtıyor. Çevredeki bozuk düzenin etkilerini de yazmayı unutmuyor.


    Araf, “Müstehcen Ölümlü Öpücükler” adlı şiiriyle yarattığı toplumsal ve bireysel donanımlı şiirden çıkıp, duygusallığın çıplak olduğu bir şiirle bizi yalnız bırakıyor. Tabii yalnız bırakırken tamamen kaybolmuyor, Yusuf. Şiirin gizli kuyusunda saklanıyor. En azından hızlı bir geçiş olmamalıydı. Sıradaki şiir de tematik olarak aynı olsaydı bari ama yapacak bir şey yok. Bize şiir kitabının çeşitliliğini vurguluyordur belki de. Bence şu dize hatırına yazılmış bu şiir: “Ancak öpersen yaramı değişir kullandığım ilaçlar”

    Kalemin keskin ve yaralayıcı kısmı – acaba… –



    Araf, sınırları zorlamak istiyormuş gibi görünüyor. Kitaptaki çoğu şiirden farklı bir biçime sahip olan bir şiir bu. “Kahır” Sahi, buna gerek var mıydı? Bu biçim olarak sırıtmıyor mu acaba? Kitapta bir bütünlük yakalamak daha tatlı değil midir? Belki de ben yanılıyorumdur. Biz en iyisi şiirin tamamına ve son dizelerine bakalım.





    Kahır



    senin yüzünde pas

    elinde duman

    ağır aksak adımların



    dikmişsin ağzını

    kırılmış parmakların

    kalbin aç kalbim

    kalbin yoksul



    sesin yok

    bu gece kelimeler kapalı

    üşüyorsun kalbim

    yağmur duruyor dudaklarında

    kapanıyor kapılar

    saçlarında kar

    şakaklarında eski bir bahar



    istedim ki beni

    seninler ayrı yerlere koysunlar

    sana çiçekten

    salkım bahçelerinden bir duvar

    bana olsun, ne olursa olsun

    terk et o pencereyi

    uyu!

    yahut öl kabuğunda

    çünkü top koşturan bir çocuk

    yok sevginin avlusunda



    gök içinde kahır

    yer hınç barındırır

    kar saçlarında kalbim



    peşinde endişe

    içinde koca bir mecburiyet ile

    ne bahar görürsün

    ne de yırtılan bahtın örülsün



    kalbim!

    dirilme

    daha yakışıklı çıkıyorsun fotoğraflarda

    cesetken!


    Sizce de şiirin sondan ikinci dizesi, uzun kuyruk olarak durmuyor mu? Biçimi çok yormuyor mu? Şiir boyunca hep kısa dizeler var ve ardından gelenler de aşağı yukarı dengeyi sağlamıyor mu? Peki, buna ne diyeceğiz? Sanki fazla kan kaybı yaşıyormuş gibi. Bence buraya fazla dokunmayalım ama Yusuf’un kalbine söylemek istedikleri etkileyici. Çok darbe alan bir kalbin yaşamaması daha güzel. Çok acı, kalbi yıpratır çünkü.

    Araf, Diyarbakır – Sivas arası bir tren yolculuğunda yaşadığı duygusal patlamaya şiir yazarak mola vermiş gibi. Sanırım Yusuf, bir ayrılık travmasında? Bir önceki şiirinde öpmenin yüceliğinden bahsederken, bu şiirinde hayal kırıklığını veya ulaşamadığını aktarmak istiyor. “Öpücük tenden taşınma başka tene/ geç de olsa anladım” demiyor mu? Ki sonraki dizelerde bu varsayımımı güçlendirerek “Bir vagondan diğerine yaptığım/ kanamalı bir aşk/ sırtıma yüklediğim ağlamaklı akşamlar” yazmıyor mu, kalbinde büyük patlamalar olurken? Aynı zamanda kendisine sitem ediyor çokça.


    “Adımlardım kendime pay biçtiğim dudaklarını/ gördüğüm her yarayı öpmemeliymişim meğer/ yasakmış trenlerde yarım yamalak sevişmeler” dizelerinden anlıyoruz bunu. Belki yaşanmışlıklar, belki de yaşanmamış hayaller… Zorlu bir tren yolculuğu olduğu çok kesin. Hüzün dolu bir tren. Hüzün dolu bir kendisi ve “Yalnız hüzün el sallarmış trenlere” söylemi. Belki de bundan yola çıkarak kendisine rastlamaya çalışıyor?


    “Öpülmemiş Bir Kalp” te Yusuf’un sinirlendiğini, yalnız bırakıldığını, hiçe sayıldığını ve ertelendiğini görüyoruz. Şiiri okuyunca çoğunuzun göreceği şey, üzgün bir tablo. Lütfen, “Birden kırışan alnım gibi kaldın hayat” karşısında saygı duruşu sergileyiniz. Bu dizeyi yazabilecek kadar kırışmış Yusuf.


    Hani Yusuf’un ikinci olduğu şiir yarışmasına katıldığı bir şiir vardı ya. İşte o şiirde Yusuf, her şeyi ele veriyor. “İnsan Doğar, Büyür ve Ağrır” adlı şiirinde yaşamın sancılarını, sürecini ve serüvenini anlatıyor. Yusuf nereye giderse gitsin ve ne yaparsa yapsın, bu geçim derdi onu yalnız bırakmıyor. Devletin vurdumduymazlığından kurtulamıyor. Sanki tenine yapışmış düğmelerden bir tanesi. Ruhun azabı!

    “Cebimdeki bozukluklardan bir ağrı sipariş ettim kendime” dizesi, hepimize atılan bir tokat değil mi? En çok da kendisine sahip çıkmayan babaya. Devlet babaya. Kendisine aldığı ağrı ile çok ağlamış ve bize bir pusula uzatıyor.

    “İnsan, ağladığı yerin ev sahibidir.”
    Bundan başka bir tanım yapılabilir mi?



    Sevgili Araf, “sesimin küflü omuzu” sence nasıl bir betimleme veya imge? Şu anki şiirlerinde eskiye göre daha sağlam imgeler var. Kafamı karıştırıyor bu tür imgeler. Birbirinden bağımsız sözcükleri birbirine bağlayıp imgeler oluşturmak isteriz her zaman. Kimi zaman başarırız. Kimi zaman da yeniliriz vahşi imgeye. Bu konuda yorumunu muhakkak isterim.

    “Babamdan yediğim ilk yumruğa sarılıyorum, senin adın geçince düşmemek için/ düşün ki o denli çaresizim, o kadar sana yüz tutmaya gelmişim/ öylece yeni yetme gibi uzağımda dururken ellerin.”

    Bu dizeler, bize kişisel duyguların ardındaki çaresizlik, yorulmuşluk ve umudun fotoğrafını uzatıyor yumuşak bir tonda ama en çok da kırılgan ve dargın bir romantizmle.





    Ah “Zührevi”, ah!

    “Sen sanki hazırda bekleyen bir intihar gibi beni bekliyorsun/ bir insan ne kadar büyük bir ağrı olabilir ki diyorum/ diyorum sen/ bir diş ağrısı gibi tutmuşsun ellerimden” ve “Bak burası da babam/ sırtımdaki yumruk izi/ kırılan kaburga kemiğim/ sustuğum gece” dizeleri, şairin bunalımını gözler önüne seriyor. Kırılmış, üzülmüş, ağlamaklı ve en çok ilgisiz ve sevgisiz Yusuf’u intihara sürükleyen bir ev trajedisi! Psikolojik çalkanmalar. Acıların yoğun etkisi. Dikenler üzerinde yaşayan bir insan. Fazla konuşamayacağım. Yaramı deşti bu şiir. Ah Yusuf, ahh!



    Ayrıca şu iki dize benim kafamı karıştırdı. Birbirini taklit eden iki farklı şiirin dizeleri. “Alnım, askıda kalmış, unutulmuş ceket kadar kırışık” ve “Birden kırışan alnım gibi kaldın hayat” dizelerini sadece ben mi taklit görüyorum? Umarım bana öyle görünüyordur. Bir de birinci dizede sanki fazla sözcük mü var? Sevgili Yusuf, askıda kalmış eki- ceket, zaten unutulmamış mıdır? “Unutulmuş” sözcüğü fazla değil mi sence de?



    Araf, bir kitap boyunca acemiliklerini, patlamış yüreğini, kırılan kaburgasını ve sırtını, ağlamış hâllerini, yalnız bırakılmışlığını, hiçe sayılmışlığını, şiddete maruz kalmışlığını, terk edilmişliğini, geçim derdini, devletin sosyal kavramından uzak oluşunu, vurdumduymazlığını, hiyerarşik yapısını, toplumsal sorunları, yaşam sancıları, psikolojik sıkıntıları ve daha birçok şeyi bize aktarıyor. Bu çok tanıdık değil mi? Biz de benzemiyor muyuz Yusuf’un yarasına?



    Cemal Süreya’nın şu İran atasözünü sürekli kullandığını hepimiz biliyoruz:

    “Türkçe bilenin işi, rast gider.”



    “Ten Düğmeleri’ nde gözüme çarpan bazı sözcük hataları var. Bunu dile getirmek istiyorum. Yusuf veya kitabın editörü nasıl gözden kaçırabilir? Sizden küçücük bir ricam var. Bakınız şiir yazarken demeyeceğim. Çünkü, çok zahmetli iştir. Şiir yazdıktan sonra veya kitap için dosya çalışması yapılırken, elinizde doğru bilgilerle hazırlanmış sağlam bir “Türkçe Sözlük” bulundurunuz. Belki bunları yazarken ben de yazım hataları yapmışımdır veya yapacağım. Gözümüzden kaçabilir. Bir dost olarak birbirimizi uyaracağız. Şair ve yazarların dil konusunda hataları neyse de editörlerin hataları nasıl kabullenilebilir? Yayınevlerine fazla iş düşüyor.



    Neyse konu fazla uzamadan ve farklı yerlere gitmeden/yanlış da anlaşılmadan şu sözcük hatalarını yazalım. Sözcükleri şiirde küçük yazıldığı gibi değil büyük harflerle yazacağım hepsini. Bilginiz olsun. Kitaptaki sözcük hatalarını ve doğruları şu şekilde:



    HALÜKÂRDA (YANLIŞ) – – – HÂLÜKÂRDA (DOĞRU)

    TUTUĞUM (YANLIŞ) – – – TUTTUĞUM (DOĞRU)

    HASBİHAL (YANLIŞ) – – – HASBİHÂL (DOĞRU)

    HALA (YANLIŞ) – – – HÂLÂ (DOĞRU)

    RÜZGAR (YANLIŞ) – – – RÜZGÂR (DOĞRU)

    HALLERİNDE (YANLIŞ) – – – HÂLLERİNDE (DOĞRU)



    Şiir kitabını yorumlamak için Cemal Süreya’yı birazcık referans olarak kullandım. Belki işimi kolaylaştırmak için belki de zorlaştırmak için. İşte Yusuf’un eleştirdiği anayasa ve bu bozuk düzene karşıdır şiir. Eşit davranmayan doğaya ve yaşama bir başkaldırıdır!
  • ‘İnsanın yüzündeki her türlü anlatımı silmesi o kadar zor değildi, dahası biraz uğraşırsanız nefes alıp verişinizi bile denetleyebilirdiniz: Ama kalbinizin atışını denetlemeniz olanaksızdı...’
  • 434 syf.
    ·Beğendi
    "Aşk, bir bedende iki kişi."
    “Ey aşk...! bir mucize gerçekleştir şimdi
    Şapkandan bir kumru havalansın
    Bana öyle büyük ki bu kalp,
    Gelsin yüreğime yuvalansın”
    .
    Kitabı okurken sımsıcak bir yürek buldum. Yaşam kavgasının molalarında, sıcacık bir poğaça, buğusu üstünde demli bir çay, sevgi ve vefayla beslenmiş hoş bir muhabbet, zifiri karanlıklarda bir umut ışığı, sığınılacak güvenli bir liman, şifalı bir çift dost eli hissine kapıldım. 438 sayfalık kapsamlı ve güzel bir kitap, aforizmalarla, çarpıcı düşüncelerle dolu bir kitap. Düşünmeyi ve düşündürmeyi hedefleyen, beyinlere seslenen metafor zengini tam bir şiir ziyafeti. Bu ziyafetin menüsünde, sevgi var, sitem var, aşk var, barış var, umut var , çocuk var, kadın, insan, doğa ve Dünya var, kısacası belli bir yaşanmışlık var. Benim en çok sevdiğim aforizmalarının birinde Şair Tahsin Özmen diyor ki " İnsanın pilini, sahip olduğu mallar değil, mutlu olduğu anlar şarj eder." Ben de bu kitabı okurken gerçekten mutlu oldum, yaşam enerjim yenilendi tazelendi.
    Bu kitapta Şair şiiri, insan insan, insan doğa, insan toplum ilişkileri olarak yansıtıp, sosyal siyasal iktisadi ve kültürel olguların bir bileşkesi olarak ele almış. Bir empati aracı, duygusal paylaşım aracı olarak şairin şiirlerini, esas olarak insanı düşündüren, bunun yanında kimi zaman üzse de, kimi zaman hüzünlendirse de, genelde hayatı sevdiren, manevi bir hazza kaynaklık eden ve eleştirel bir farkındalık yaratmaya dönük şiirler olarak değerlendirebiliriz. Ayrıca Şair şiirlerinde, yaşadığımız zamanın garipliğinden, monotonluğundan, doyumsuzluğundan, duygusuzluğundan, duyarsızlığından, mutsuzluğundan, umutsuzluğundan, yalnızlığından da şikayet ediyor. Robotlaşmış, mekanikleşmiş, doğallıktan uzaklaşmış, başkaları ne der şiarıyla yaşamı kendine rehber edinmiş empati yoksunu bir insanlar topluluğundan rahatsızlığını da dile getiriyor.

    Bu bağlamda kitaptaki şiirlerin okuyucuyu sıkmayan, mesajı açık, anlaşılır, sade şiirler olduğunu düşünüyorum. Şair şunu demek istemiş, bunu demek istemiş şeklinde tercüme ve tercüman gerektirmediğini, yoruma ihtiyaç hissetmediğini, pazardaki karpuz gibi, elma gibi, erik gibi, kiraz gibi somut, capcanlı dipdiri şiirler olarak değerlendiriyorum. Yani şiir ete kemiğe bürünmüş, eğip bükmeden, lafı dolandırmadan söylenmiş, çiçekle ilgiliyse çiçek, güneşle ilgiliyse güneş, insanla ilgiliyse insanı odağına oturtmuş.
    Bu kitabın tüm geliri "ÇOCUK İSTİSMARINI VE İHMALİNİ ÖNLEME DERNEĞİ”ne bağışlanmış. Bazı şiirleri beklediğim gibi değilse de, Kitabı herkese önerir keyifli okumalar dilerim.

    BİR DELİNİN SENFONİK DOKUNDURMALARI

    -Duygusal Açlık
    -Ne olur,
    Beni yalnızca çicek açtığımda sevme...!
    1.
    Sevgi !...
    .
    -Mutluluğu aramaktan,
    İnsanların mutlu olmaya hiç vakitleri yok,.-
    .
    -Her güleni mutlu mu sanırsınız?-
    -Ne her güleni mutu,
    Ne de her ağlayanı dertli sanmayın.-
    .
    Her yer mutsuz kadınlarla mutsuz adamların,
    Umutsuz evlilikleriyle doldu.
    .
    Aç parantez (Evliliği pişmanlık müessesesi haline getirdik, bravo bize...(!))
    .
    Sevgiler tadımlık, dakikada bir renk değiştirir, poz verir gibi anlık oldu.
    .
    -Ömürlük sevgilere hasretiz.-
    .
    Herkes sevilmek istiyor,
    (Halbuki sevilmenin birinci koşulu sevmektir.)
    Ve hiç kimsenin kendinden başkasını sevesi yok.
    Bu gidişle de hep kendimizi seveceğiz.
    -Duygusal açlık, doygusal açlık sorununun önüne geçti.-
    Ne savaştan, ne hastalıktan, ne de afetten,
    Yapayalnız sevgisizlikten öleceğiz.
    .
    Oysa,
    -Sevgi yaradılışın hamuru, varoluşun kaynağıdır.-
    -İnsan olmak sevmekle başlar.-
    Kıblesi sevgi olanın, mutluluk elinin altındadır,
    Sadece uzanıp alması yeter.
    .
    Lütfen,
    Zengin fakir, genç yaşlı demeden,
    Dil, din, ırk cinsiyet farkı gözetmeden,
    Tüm insanları ve diğer canlıları
    Yormadan, kırmadan dökmeden,
    Şartsız şurtsuz, yalansız dolansız,
    Nedensiz nasılsız bir sevgiyle sevin.
    .
    Dünyada sahtesi en çok üretilen şeylerden biri haline geldi sevgi.
    Bu nedenle, sevginiz yapay olmasın, içten olsun, gerçek olsun,
    Yirmi dört ayar altın gibi saf olsun.
    Hiç kimse yarım yamalak bir sevgiyi hak etmez.
    .
    -Sevgiyi sömürüyle karıştırmayın,
    Sevgiyi sömürüye dönüştürmeyin
    Sevgiyi kaybedersiniz.-
    .
    Cüzdanlara kilo verdirmek için sevmeyin.
    -Sevgi ait olmaktır, sahip olmak değil.-
    Sevecekseniz güzel sevin.
    Sevdiğinizin sadece elinden değil, yüreğinden de tutun.
    Sadece ağzından çıkanı değil, yürek dilini de anlayın.
    Sadece göz ile el ile değil, ruhen de kalben de sevin.
    Çünkü...
    -Yürekte demlenmemiş sevgi hamdır.-
    .
    Hatta biraz sevginizin dozunu kaçırın,
    Mesela ben sarılınca kemiklerimin ısınacağı bir sevgi istiyorum.
    .
    -Bu Dünya’nın, en çok sevgiye ihtiyacı var.-
    .
    Zira cehenneme çevirdiğimiz yeryüzüne, cenneti getirecek yegâne güç sevgidir.
    Örneğin bir kadını sınırsız ve koşulsuz sevin, Dünyanızı cennete çevirsin.
    .
    -Yürek yarasına sürülen en iyi ilaç, sevgidir.-
    -İnsan yüreği sevildikçe çocuksulaşır.-
    .
    Şımaracak kimsesi olmayanların şımartacak kimsesi olun...!
    Mutluluk ancak öyle bulaşır.

    Gönül bağı için ne gözün görmesi, ne de elin değmesi,
    Sadece yüreğin sevmesi yeter.
    .
    Aç parantez (Başta insanlar olmak üzere,
    Yağan yağmura esen yele,
    Yanan ateşe, doğan güneşe,
    Daldaki yaprağa, açan çiçeğe,
    Uçan kuşa, börtü böceğe,
    Koyuna kuzuya, kediye köpeğe,
    Havaya suya toprağa teşekkür edin,
    tebessüm edin, selam verin.
    Teşekkürü günlük yaşamınızın
    bir parçası haline getirin.)
    .
    Bu arada (Bir insanı diğerine aşık edecek, sevdirecek, ne siyasi ne de iktisadi bir rejim henüz icat edilmedi.
    .
    Sevgiyi alış veriş zannedenler bilmelidir ki
    Sevgi hesaplanamaz, ölçülemez.
    Mesela ben hiç yarım kilo sevmedim.
    .
    Çiçekle arının ilişkisine de benzemez.
    Sevgi, bir defalık durağan bir his değildir,
    Geliştirip büyütmek, soldurup kurutmamak
    Özenle koruyup kollamak,
    besleyip sulamak gerekir.)

    Kadın...!
    2.
    Bir şeyi güzel ve özel yapan;
    O şeye, bir kadın elinin, gözünün veya yüreğinin değmesidir.
    Çünkü güzel şeyler güzel kalplerde filizlenir.
    .
    Eğer,
    Bir kadın seviliyorsa mutluysa,
    O kadar güzel ve içten güler ki,
    Sanırsın gözbebeklerinden serçe sürüleri geçiyor.
    .
    Ben önemli olanın, bir kadının yüzünü değil, yüreğini güldürmek olduğunu anladım.
    Ve bugüne kadar, bir insanın kalbine girmekten daha güzel bir yer bulamadım.
    Parantez içi (Girmeyi başarabilirseniz, dünyanın en güzel yeridir bir insanın yüreği.)
    .
    Size bi’şey söyleyeyim mi?
    -Erkekler bu dünyanın beyni, kadınlar kalbidir.
    Dolayısıyla,
    Erkek aklen, kadın ruhen huzurluysa mutlu olur.
    Çünkü,
    Kadınlar mutluluğu ruhi, erkekler akli doyumda bulur.-

    Kadına Şiddet...!
    Bu bataklığın suyu da çamuru da;
    -Her şeye hakkı/m var koca zihniyeti ile
    -Namus etiketini sadece kadınların alnına yapıştıran zihniyetten gelir.
    3.
    Erkek egemenler,
    Kadını toprak gibi gördüler,
    İliklerine kadar sömürdüler.
    .
    Asırlardır Kadın...!
    Bazı erkekler tarafından rahatlatma aracı, kendilerinin duygusal işçisi,
    Evlerinin bekçisi, toplumum günah keçisi olarak görülüyor.
    .
    Yaratılan öfke, nefret ve korku ortamında,
    Kadınlara esaret yaşamı sürdürülüyor.
    Kadınlar dövülüyor, sövülüyor, kovuluyor, ya da vurulup öldürülüyor.
    .
    Sadece fiziksel şiddetle değil,
    Zihinsel ve duygusal istismarla
    defalarca bıçaklanmalarına rağmen,
    Yaralarını gösteremiyor kadınlar,
    Ruhen yıkık bir harabeye döndürülüyor.
    .
    -Bir kadın için en acısı,
    Sevdiği adamın, eli bıçaklı katili çıkması.-
    .
    Çoğu kadın kendini,
    Hep yakalanmak istenen bir kuş gibi hissediyor.
    Oysa kafeslere göre degil kadın,
    En az erkek kadar özgürlüğü hakkediyor.
    .
    Aç parantez (Kaldı ki evlilik bir kafeste esir hayatı yaşamak değildir.
    Evlendik diye, başımza heykel dikmiyoruz,
    Kadını erkeğe, erkeği kadına köle etmiyoruz.
    .
    Ancak evli bir kadın veya erkeğin bekar gibi davranma hakkı olmadığını da biliyoruz.)

    Ahh adam olamamış erkekler...!
    4.
    Hasta zihinli bazıları, şiddetin vücut bulmuş hali, adeta ayaklı cehennem.
    .
    -Dikili taş gibi duygusuz.-
    .
    Parantez içi (Adam değilsen hiç fark etmez,
    Ha cahil ha alim olmuşsun.
    Eşeğin sırtına ha kitap ha saman çuvalı
    koymuşsun.)
    -İnsanın oluşu değil duruşu mühimdir.-
    .
    -Bize en yakın olanlar, en keskin bıçağı elinde tutanlar.-
    .
    Papatya yürekli adama (!)...
    (seviyor/sevmiyor)
    Karnını yurt bileceksin, memesinden süt emeceksin.
    Kucağında ağlamayı keseceksin, aşık olup kalbine gireceksin.
    İşine gelince seveceksin,
    Gelmeyince ya dövecek ya kovacak ya da vuracaksın.
    Seni seven bir kadının eli kanlı katili olacaksın,
    O senin saçının teline kıyamazken,
    Sen onun canına kıyacaksın.
    .
    Sözde en çok anneleri seveceksin,
    Lakin en çok annelere söveceksin.
    .
    Hayalleri peşinde koşmaktan başka,
    Ne yaptı size bu şiddet uyguladığınız kadınlar?
    .
    Yapma !..,
    Bu vahşete “Kadına Şiddet" diyoruz biz.
    Yapma !...
    Sen ne zaman Adam olacaksın?
    .
    Zorbalık üzerine hayat inşa edilmez.
    -Kadın, erkeğin satranç taşı değildir.-
    Zorla ne nefret ettirebilirsin ne de sevdirebilirsin.
    -Bir kadının cennetine havlayarak girilmez.-
    (Ki havlamak korkutmak, kükremek korumaktır.)
    .
    -Kadın kimsenin cinsel objesi, duygusal işçisi değildir.-
    .
    Kadını stres topu, mutfak robotu olarak görme,
    Onlara köle muamelesi, esir muamelesi, kullanışsız amele muamelesi çekme !...
    .
    Hiç bir anne babayı, kızlarını katillerine kendi elleriyle veren anne baba durumuna düşürme.
    .
    Be Adam (!)
    -Sevgiyi yanlış öğrenmişsin,
    Sevgi acı çekmek de çektirmek de değildir.-
    Kaldı ki,
    -Kadın dövülmek için değil,
    Sevilmek için yaratılmıştır.-
    .
    Güle kurşun sıkılır mı?
    Güle dikenleri var diye kızılır mı?
    .
    Sevdiğin kadın için cenneti yeryüzüne getireceğine,
    Ayaklarının altına cennet serili kadına,
    Cehennemi yaşatıyorsun.
    -Hiç bir kadın cenneti bulmak için, erkeğin cehennemine katlanmak zorunda değildir.-
    .
    Bil ki..,
    Ne kara kalemle gökkuşağı çizilebilir.
    Ne de senin gibi,
    Avı için ağlayan ucuz ruhlu timsahın gözyaşları içilebilir.
    .
    Kimseyi yalandan sevme !...
    Seveceksen adam gibi sev,
    Adam gibi sevmeyi beceremiyorsan sevme !...

    Yalan demişken,
    (Aslında yalancıda gerçek aramak, zaman kaybıdır.
    -Yalan önce herkesi kendine inandırır.
    Sonra gürültüsüyle hakikati uyandırır.-
    Ve her zaman kendine bir ortak bulur.
    Oysa gerçeğin şahide ihtiyacı yoktur,
    Tek başına hep ayakta durur.
    Tek bir gerçek, tüm inkârları yıkmaya yeter.
    Onu arayanla er ya da geç buluşur.)
    .
    Bu arada (Hiç sevmem kötü hikayesi olan yerleri;
    Adliyeleri,
    Hapishaneleri,
    Hastaneleri.)
    .
    Bazıları seçimlerini sahiplenmeyişinin adına kötü kader diyor. (!)
    .
    Yani diyeceğim şudur ki;
    -Yamuk bir kişilik, doğru bir hayat yaşatmaz insana.-
    .
    Bir yürek:
    Kin, kibir, nefret ve hasetle kirlenir.
    Sevgi, vicdan ve merhametle temizlenir.
    .
    Aç parantez (Her insan içindeki kafeste bir vahşi besler.
    Bunların bazıları evcilleştirilemediği için dişisinin canına kıyan adi bir caniye döner.
    Her yer egoistle, mazoşistle, sadistle, narsistle, piskopatla, sosyopatla dolar.
    .
    -Ve hiçbir şey topluma, insanlığından kopmuş kadın ve çocuk istismarcısı tecavüzcü katiller kadar dehşet yaşatamaz.-)

    Göster onlara okyanusun öfkesini...!
    5.
    Bilinçsiz kadın bu tür erkeklerin işine gelir,
    Farkındalık yaratmak, bilinçlenmek gerek kadına şiddeti durdurmak için.
    Boyun eğmek, teslimiyet çare değil, ayağa kalkmak gerek kurtulmak için.
    .
    -Gerçi suskunluk...;
    Bazen cehaletin gürültüsü,
    Bazen de bilgeliğin türküsüdür.-
    .
    Bir zamanlar, susmak;
    Kadınların konuşma diliydi.
    Söyleyecekleri ya gözlerinde ya da yüreklerinde gizliydi.
    .
    Aç parantez (-Gözler ki dilin telaffuz edemediğini söyler.-
    Zira dil yürekten her geçeni söyleyemez.)
    .
    Tek savunma silahları,
    Yumruk yapmaya kıyamadıkları elleriydi.
    Sığınabilecekleri biricik mekân,
    Ya mezar ya da ana baba evleriydi.
    .
    -Cesaretini toplayamayan, bavulunu toplamak zorunda kalır/dı.-
    Oysa,
    -Bir insanın en sağlam dostu cesaretidir.-
    -Hayat bahaneleri değil cesareti ödüllendirir.-
    .
    Ki kadınların çığlıkları ışık,
    Korkuları şarkı, hıçkırıkları çağrıdır kıyamete.
    .
    Parantez içi ( Ancak yine de,
    Kadın sinirlenince dağı taşı delesi gelir,
    Lâkin ojelerini görünce, gülen bir emojiye dönüşüverir.)
    .
    -Acılarınızla kimseyi beslemeyin.-
    -Diktiğiniz putları, başkasının kırmasını beklemeyin.-
    -Değmeyenlere vaktinizi harcamayın, yol verin gitsinler.-
    -Taşlanacak sözleri, bandajla sarmayın.-
    -Hiç kimsenin egosuna sponsor olmayın.-
    .
    -Kimse seni duymuyorsa kurtuluşun kendindedir.-
    -Düşmek istemiyorsan, başkalarına yaslanma.-
    Zira,
    -Başkalarının ışığına güvenen, karanlıkta kalır.-
    .
    Bu arada (Anneler kızlarına güneş ve kutup yaldızından oluşan bir gökyüzü örer.
    Kızımın güneşe açılan bir penceresi olsun,
    Karanlıklarında yönünü bulsun diye.)

    -İstiyoruz ki,
    Hayat hep bana güneş açsın,
    Uçmamız için sevdiklerimiz kanat taksın.-
    -Dişiliği kişiliğin önüne koyanların sonu hüsrandır.-
    -Burca göre de, borca göre de eş seçilmez.-
    -Nefsin dili değil, gönlün dili kalpleri birleştirir.-
    -Aşk pahalıdır ucuz insanla yaşanmaz.-
    -Her kadın bir şiirdir, her adam okuyamaz.-
    Çünkü...
    -Ehline düşmezse hayat, ziyan olur.-
    -Güzel insanlar, özel insanlara layıktır.-

    Öz Benlik !..
    6.
    -Hayat dediğin siyah-beyaz.
    Bir yanı aydınlık, bir yanı karanlık biraz.-
    .
    Hayatın hazır bir senaryosu yok ki
    Onu sen kendin yazıp oynayacaksın.
    .
    Mesela ben,
    -Yürümeyi unuttum,
    Ayakkabılarım beni öldü sanıyor.-
    Oysa,
    -Yaşamak için o kadar çok sebebim var ki
    Çünkü ölmeye hiç cesaretim yok.-
    .
    Yani,
    -Bu Dünyada her şey boş diyorsan, içini sen dolduramamışsın demektir.-
    -Bir başkasının hikayesini tekrarlayanlar,
    kendi hayat hikayesini oluşturamayanlardır.-
    Çünkü hayatı bekleme odası olarak kullanmak...;
    Çölde bahar,
    Seni hasta eden yerde şifa aramak, hiçe razı olmaktır.
    Yaşamın rengini matlaştırmak,
    Kendi kanatlarıyla uçma zevkinden mahrum kalmaktır.
    .
    -İçine kapanıp saklanırsan, ışığını kimse göremez.-
    -İnsan bir kere ışığını kaybetti mi, kanatları tellere takılan serçeye döner.-
    -Yürekten üşüyene, güneş kâr etmez.-
    -Yani perdeler kapalıysa:
    Gündüz olmuş gece olmuş,
    Güneş batmış, güneş doğmuş
    Hiç farketmez.-
    .
    Yaşam telâşından, çoğu zaman,
    En az vücut kadar ruhumuzun da dinlenmeye,
    En az vücut kadar ruhumuzun da dokunulmaya ihtiyacı olduğunu unutuyoruz.
    .
    Aç parantez (Çocuklar, hayatın bütün tuşlarına aynı anda gelişi güzel basarak eğlenmek ister.
    Gençler, diğerlerini görmezden gelip, sadece hoşlandıkları tuşlarla keyiflenmek ister.
    Yaşlılar ise, hayatı durduracak bir tek tuş arar, biraz olsun ara verip dinlenmek ister.)

    -Onur;
    Kendi çölünde yanmayı,
    Bir başkasının gölgesinde donmaya tercih etmektir.-
    .
    İnsan önce...
    Kendine dost, kendine deva olmalı,
    kendini, sevmeli, saymalı,
    Kendine karşı doğru, dürüst davranmalı.
    Kısacası...
    İnsanın kendine söyleyecek bir şeyleri hep olmalı.
    -Çünkü insanın kendine,
    Ve iç sesinin muhabbetine hep ihtiyacı vardır.-
    Ama yeri geldiğinde de,
    -İnsan önce kendine meydan okumalı.-
    Zira, bazıları kendi dışında her şeyi görür.
    .
    İnsanın herhangi bir sebebe ihtiyacı yoktur;
    Kendini sevmesi, sayması, onurlandırması için.
    Sadece kendine güvenmesi, kendini keşfetmesi ve kendi yolundan çekilmesi,
    Kendini affederek hata ve kusurlarını sahiplenmesi,
    Kendine merhamet etmesi yeter.
    .
    -Kendine sadakati olmayanın başkasına hiç olmaz.-
    .
    Gerçi bir ömür harcadım, halâ kendimi tam keşfedemedim.

    7.
    Ahh uykusuz ve yorgun kalbim ah !...
    Bilirim kırıklarını toplamaya bile fırsat bulamadan,
    Kuru bir ağaç dalı gibi defalarca kırdılar seni.
    Aç parantez (Bazı kalp kırıklıklarının tamiri ömürboyu sürer.-)
    Sen yine de her şey yolunda rolü yapmaya,
    Hiç kırılmamış gibi tıkır tıkır atmaya devam ettin.
    .
    Bazılarının ömrü hayal kırıklıklarıyla kalp kırıklıklarıyla geçer.
    Hayata kırgın bakışı, olur olmaz uzaklara dalışı hep ondandır.
    .
    Ancak,
    -Kimse kimsenin sessizliğini duymaz,
    Herkesin sessizliği kendine yapışır.-
    .
    -Ah bu Dünya !...
    Camlar kırılır sesten durulmaz.
    Canlar kırılır hiç ses duyulmaz.-

    Bu arada,
    -Makine değiliz,
    medcezirlerimiz var.
    İçimizde gece ve gündüz,
    güneş ve ay.-
    .
    -Bazen su yanar, ateş donar.-
    -Tam uçuyorum derken, bir anda yere çakılırsın.
    Tam düşüyorum derken, ummadığın bir dala takılırsın.-
    .
    Nereye baksam her yer keder rengi, içimiz kül yığını.
    Parantez içi (Yanmadan kim kül olmuş ki.)
    .
    Unutmayı unutan herkesin bir yangını var,
    Kustukça sönen sustukça yanan.
    Ya içine attıklarından, ya da içinden atamadıklarından.
    .
    -Bazı sözler kanserli hücre gibidir,
    İçinize atarsanız metastaz yapar.-
    .
    Biz buna "Dert Adamı Çürütür" diyoruz.
    .
    Bazen susarak kendimizin efendisi, konuşarak başkalarının esiri olsak bile.
    Sık sık konuşmak gerek vakti gelince,
    Zira susmaya bol bol zaman olacak ölünce.
    .
    Gerçi,
    -İnsanlığı dili çalışanlar değil eli çalışanlar besliyor.- ama,
    Olsun siz yine de susmayın, içinizi dökün.
    .
    Aç parantez (Şikayet, içinizdeki kemirgeni defetmektir.
    Ancak başkalarına şikayet, kemirgeni besleyebilir de.
    Bu durumda, bağıra bağıra evde aynaya şikayet etmek veya şikayetlerini yazıp, sonra kendine sesli okumak en etkili iki yöntemdir.)

    Aç yüreğini dost üşüyorum, kara bulutlar güneşim yok sansın.
    Ser gölgeni dost düşüyorum, dipsiz uçurumlar boşluğundan utansın.
    .
    Öyleyse,
    Bağırsanız, sesten rahatsız olacak değil de sizi duyacak,
    Bahçenizdeki çiçeklere basacak değil de
    sulayacak insanlarla dost olun.
    .
    Dost, insanın yaşamaya tahammülü kalmadığında, yanı başında bitiverendir.
    .
    Her dost nefes almak için bir penceredir.
    .
    Dost dediğin, üşüyünce kalorifer üstünde ısıtılmış havlu sıcaklığında,
    Yanınca, buzdolabından yeni çıkmış limon kolonyası serinliğinde insanı sarar.
    .
    -İnsana, masaya içini dökünce kusmayacak dostlar lazım.-
    Ancak bu devirde içini dökecek birini bulmak o kadar zor ki,
    Herkes ağzına kadar dolu.
    .
    Kimileri yüreği acıyla dolunca,
    Kimileri de sustuklarının ağırlığı dayanılmaz olunca, benim gibi şiir yazar.
    Ki yazmak, soyunup dökünmek, arınmaktır.
    Bazen insanı şair veya yazar yapan zarif bir elbiseyi giyinmektir.
    Ancak,
    -Yazdıklarımız, düşünebildiklerimiz kadardır.-
    .
    Yine de siz siz olun,
    -Bu anlamsız dünyada anlam aramayın, yorulursunuz.
    Çünkü
    -Çok fazla insan,
    Çok fazla gürültüdür.-
    -Herkesi dinleyin,
    Ama çok azını ciddiye alın.-
    .
    -İnsanı en çok uzatmaların oynandığı ilişkileri yürütmek,
    Ve üzerinde bir lanet gibi yapışıp kalmış lekeleri temizlemek yorar.-
    .
    Esasen konuşmak değil susmak,
    Aldanmak değil inanmak,
    Düşmek değil kalkmak,
    Savrulmak değil sarılmak,
    Sarhoşluk değil ayılmak,
    En çok da;
    Sevmek değil ayrılmak,
    Ölmek değil yaşamak yorar insanı.
    Ancak,
    Yine de unutmamak gerekir ki,
    Kara bulutlardan sonra yağmur ve güneş sarar insanı.

    Ah Biz Erişkinler...!
    8.
    Hem kendimizi hem çocuklarımızı çok üzdük.
    Gerçekte, yetişkin bedeni içinde öfke nöbeti geçiren beş yaşındaki çocuk bizdik.
    .
    Daima hatalı onlarmış gibi hep düzeltmeye çalıştık.
    Aman çocuğum çok sevinirsen, başına kötü bir şey gelir deyip,
    Duygu dünyalarına bile karıştık.
    Bol bol yalanlar ektik zihin tarlalarına,
    (Büyüyünce biçmek için.)
    Çok nasihat ettik çok konuştuk,
    Az okşadık, az sarıldık.
    .
    İyi iletişimi öğrenemedik,
    Dinle dedik, ama nerdeyse onları hiç dinlemedik.
    Görmezden geldik hep,
    Sizin fikriniz nedir diye sormadık.
    Koşullu sevdik, her daim arkalarında durmadık.
    .
    Her şeyi silah olarak kullandık onlara karşı,
    Köle zihniyeti için, otoriteyi hiç eksik etmedik.
    Hiç öğrenmedik, hep öğreteceğiz dedik.
    Doğru sandık kendi eğrimizi,
    Gösterdiğimiz yoldan gitmelerini istedik.
    .
    Sonuç:
    Birbirimize yabancıyız.
    Oysa, her şey çok farklı olabilirdi.
    Fakat hep sonradan gelir aklımız başımıza.
    .
    Eyvah...! eyvah...!

    Çocuk ve Umut !...
    9.
    -Mutluluk arayışındaysanız,
    Kılavuz kitabının baş yazarı, içinizdeki çocuktur.-
    -Yüreğinizi bir çocuğa emanet ederseniz, en azından içi kirlenmez.-
    -Ha bir çocuğun kalbini,
    Ha bir serçenin kanadını kırmışsınız farketmez.-

    Neyse benimkisi,
    Çocukça bir mutluluktu geldi geçti.
    Bir umuttu,
    Bir ışıktı karanlığı deldi geçti.
    Şimdi de uykumu bekliyorum,
    birazdan gelir.
    .
    -Güzel şey umut dolu bir sabaha uyanabilmek.-
    .
    Ne zaman hüzünlensem, hüznümü kollarımın arasına alır,
    Ta ki neşesi yerine gelene kadar çocukluk gülüşlerime giderim.
    .
    Ne zaman başımda kara bulutlar dolaşsa, çalsa mevsim zemheri ayazına,
    Kıpır kıpır çocukluğum konar penceremin pervazına,
    Getirir çocukluk güneşlerimi içimi ısıtır.
    .
    Bazıları benim gibi, kitap okulunu değil hayat okulunu bitirir.
    Hayat okulu yaşayarak, kitap okulu okuyarak öğrenilir.
    Birine beş on yıl, diğerine bir ömür verilir.
    .
    Benim de düşlerim vardı.
    -Ama ben saklandığı yerde unutulmuş bir çocuktum.-
    Arkamdan hiç su dökenim olmadı.
    Gerçi,
    -Denize kavuşmaksa yolun sonu,
    Hangi ırmakta damla olduğun önemli değildir.-
    .
    Bir sokak çocuğu misali,
    (Ki sokaklar;
    Tüm suskunların dili, mazlumların evidir.-)
    Hangi bankta sabahlasam,
    Üşüyen sokak lambaları gibi,
    Direnirim gecenin ayazına, soğuk benim yurdum.
    Yüreğimin varoşlarına, kardan kıştan kaçanları doldururum.
    Ne bir eve sığabilirim ne de koca bir kente
    Yaşamın ayak dibinde küçük bir damla olurum,
    Bir anne yüreği düşler içinde uyurum.
    .
    Diken mi kaldı batmadık, ah bu yalın ayak yürümeler.
    Yine de seviyorum Dünyayı,
    Yaşamak her gün canıma okusa da besbeter.
    Olsun !...
    Biliyorum bir yerlerde bir gül var,
    Hayalimdeki kokusu da yeter.
    Zaten ben,
    -Olmadık hayaller kurarım...
    Mesela içimden bir ses, serçe ol diyor..!-
    -Ağaçları geceleyin sallayınca, yıldız düşeceğine inanırım.-
    .
    -Ben ikinci şansa değil, ikinci fırsata inanırım-
    Hayat kendi rengine boyasa da kanatlarımı,
    Ben hep saçağından şeker kokulu umut sarkan sırça evler düşlerim.
    .
    Biz buna "Şükür" ve “Umudun insana yüz çevirmemiş hali.” diyoruz.
    .
    -İnsan dediğin...
    Yaprak yaprak dökülen bir umut ağacıdır.-
    -Aslında hepimiz, umut ağacının bir dalına tutunuruz,
    Ama çoğu zaman dalın kırılabileceğini unuturuz.-
    .
    İnsanoğlu zaman zaman,
    Boğulmadan çıkamanın mümkün olmadığı hayallere dalar,
    Gökyüzüne bile sığdıramadığı, ayakları yere basmayan hayaller kurar,
    Mesela kayan bir yıldızı gökteki yerine tekrar koyar.
    .
    Geceleri yıldız gibi parlayan,
    Yeni umutlar filizlenir her sabah güneşle birlikte ufuktan.
    Kimi güneşin batmasıyla hiç olur,
    Kimi de birilerinin üstüne basıp geçmesiyle piç olur.
    .
    Tekrar tekrar umutlanmak döngüsü insanoğlunun kaderidir.
    Ve
    -Umut, insanın yıkılan en son kalesidir.-
    .
    Zira,
    -Kazanmayı umut etmeyen, çoktan kaybetmiştir-
    -İçi umut dolu olmayan,
    Ya kış ortasında dımdızlak kalakalır,
    Ya da çöl ortasında fırtınaya yakalanır.-
    .
    -Uçmak için kanadın olmuş neye yarar, hevesin kırılmışsa.-
    .
    -Hayallerinizle hayatınız arasında uçurum varsa;
    Hayalleriniz yıkılmaya,
    Siz de yere çakılmaya hazır olun.-
    .
    Ancak yine de,
    -Çırpınışlardır hayatı kanatlandıran.
    Hayallerdir insanı umutlandıran.-
    Siz siz olun,
    -Kuş olup uçamıyorsanız,
    bari hayalini kuranların heveslerini kırmayın.-
    .
    Aç parantez (Maalesef hayal yıkma yarışında birinciyiz.
    Bir bilseniz,
    Yıkık hayallerinin enkazı altında kurtarılmayı bekleyen o kadar çok insan var ki.
    Hayalsizler ülkesine döndük.)

    -Umuttur fakirlerde bağımlılık yapan.
    Ve yoksulluktur bu Dünyada en cömert paylaşılan.-
    Ki ben,
    -Yoksul insandan degil, yoksul zihinden korkarım.-
    .
    Garip ne zaman mutlu olacak olsa,
    Ya uyandırıp içine ederler rüyanın, ya da fişini çekerler dünyanın.
    .
    İnsan bazen, şükretmek mi gerek kahretmek mi gerek yoksa küfretmek mi gerek bilemiyor.
    Ama yine de,
    Ben,
    -Haklı olmayı bıraktım, mutlu olmaya baktım.-
    Siz de öyle yapın.
    .
    Bu arada (Yoksullar için Alaaddin'in sihirli lambasındaki cin olmayı düşledim hep.
    Kim bilir...!
    Belki cin bana da, bu ömrüm gibi hep umutla geçmeyecek yeni bir ömür verir.)
    .
    Bir insan yoklarıyla değil, çoklarıyla değerlendirilmeli.
    Çünkü Dünya bazılarına alâ, bazılarına şehlâ bakar.
    Hayat kimilerine lunapark, kimilerine Berlin Duvarı,
    Yatacak yerleri yok dediklerimiz, kuş tüyü yataklarda yatar.
    .
    Oysa bazıları hayatı eksile eksile öğrenir.
    Yaşamak kudretiyle doldurur tüm boşluklarını.
    Ve bir gün,
    -Damla olarak geldiği okyanusa kafa tutar.-
    .
    Zira,
    -Sabır yorulmak bilmez ata benzer.-
    -Işığı görmeyi bilenler için hayat her zaman gülümsemeye hazırdır.-
    .
    Yani,
    -Marifet, sürüklenen değil akarsuya yön veren taş olabilmektir.-
    Ağlamadan keyif, çileden zevk alabilmektir.
    .
    Kaldı ki,
    Her şeye sahip olmak, en büyük mutsuzluk kaynaklarından biridir.
    -Zenginlik cepte değil, kalptedir.-
    .
    -Niyet bir tohumdur kalbe ekilen.
    İyiyse gül biten, kötüyse diken.-
    Rastgele !..

    10.
    Ben, Annem ve Babam !...
    .
    Ya kimsesiz çocuklara atkı örerim,
    bere örerim kazak örerim yumuşacık anne sesinden.
    Ya da kuru bir dala yaprak olurum sıcacık anne nefesinden.
    .
    Salıncaklardan mutlu çocuk kahkahaları,
    Ağaçlardan kuş sesleri toplarım,
    Rüzgârla uçup gitmesinler diye.
    Çocuk yüreklerinde uyuyan masallar biriktiririm,
    Unutulup yitmesinler diye.
    .
    Yoktur çocuk olup da gökkuşağına kanmayan.
    Masal var mıdır içinde çocuk olmayan?
    .
    Varsa biz buna "Büyüklere Masallar" diyoruz.

    Annem...!
    Dört mevsim yediveren mor çiçekli bir daldı.
    Balkondaki ipe çamaşır sermek yerine,
    mahallemizin serçeleri okuyup kültürlensin diye şiirler asar,
    Kuşlara edebiyat öğretmenliği yapardı.
    .
    -Yüreği güzel olanın dili de güzeldir.-
    .
    Bilirsiniz...
    Anneler evlatlarını önce dokuz ay karnında, sonra da ömür boyu yüreğinde taşır.
    .
    Tüm anneler gibi annemin de
    Binlerce karatlık yüreği vardı.
    Ne zaman kardeşim balkondan sarksa,
    Ellerinden önce gözleriyle tutardı.
    Kardeşim ne zaman salıncaktan düşecek olsa önce başörtüsü uçardı.
    .
    -Elinin erişemediği yere yüreği yetişirdi.-
    (Zaten İnsan yüreği, en az bir tohum kadar cömert olmalıdır.)
    .
    Duaya durmuş annelerin,
    Avuç içlerinde hep çocukları vardır.
    -Annemin gülüşünü, merhem diye yıllarca sürdüm yüzümdeki acılara.-
    Ne çok acı biriktirirmiş annelerin dizleri.
    -Hiç kimse beni annem gibi sevmedi.-
    -Bütün sevgileri topladım, bir anne sevgisi etmedi.-
    -Herkes herkesi terkeder,
    Tek istisnası anneler.-
    .
    Aç parantez (Biri beni karnında, diğeri kalbinde taşıyan.
    İki kadını çok sevdim bu hayatta.
    Biri kan bağından, diğeri can bağından.
    .
    İnsan ömür boyu,
    Ana sırtına binerken duyduğu güveni,
    Ana kucağında meme emerken bulduğu huzuru arıyor.
    Bu açıdan,
    Dünyadaki bütün erkekleri toplasak bir anne etmez.)

    Siz hiç, hayal kırıklığına uğrayacağınızı bile bile,
    Her gece yüreğinizde yeşerttiğiniz binlerce umutla,
    Birini, pencere kenarına oturup kırk yıl bekleyecek kadar sevdiniz mi?
    .
    İşte o benim Babam...!
    .
    Dünya’yı omzunda taşıyan bir bilge adam;
    Gülünce yedi renk açardı yüzünde bahar,
    Lunaparka benzerdi benim babam.
    .
    Tomurcuklandığım dalımdı,
    Dağlara baş eğmeyen yanımdı,
    Gurbet kokardı, annemse memleket.
    .
    Bir tek onun sıcacık mutluluk dökülen ceplerinde, umut hangi çocuğun kapısını çalacak şıngırtısı arardım.
    Gerçi o inanmazdı benim çocukluk mucizelerime ama,
    Mahalleli çocuklara en güzel lolipopu, onun ayçiçeği gülüşlerinden yapardım.
    .
    -Babasız, insan kendini yoksul hissediyor.-
    .
    Bilir misiniz ?
    Babam,
    Yıllarca annemin ölürken ağzında yarım kalan naneli sakızını sakladı,
    Saç tarağına takılan üç beş saç tellini kokladı.
    .
    Anladım ki en güzel kokular üste değil, yüreğe siniyor.
    -Allah kimseyi sevdiklerinin kokusuna muhtaç etmesin !...-
    -Babam ağlayınca, çaresizliği öğrendim.-
    .
    Bana gelince,
    Babamın hastaneye yatarken dönünce alırım diye bıraktığı cüzdanını, ağızlığını, tespihini,
    Bir gün veririm umuduyla hâlâ yanımda taşırım.
    Kaldırmaya kıyamadığım,
    Koltukta asılı hırkasıyla sabah akşam selamlaşırım.
    Bakıp bakıp iç çektiğim o hırkanın yalnızlığı öyle bir oturur ki yüreğime,
    Bir sarılıp, bir vedalaşırım.
    .
    Aç parantez (Hayatımdaki bütün boşlukları doldurdum,
    Bir tek anne-baba boşluğunu dolduramadım.
    İki kez yıldırım düştü yüreğime, biri annem diğeri babam öldüğünde,
    Enkazlarını hâlâ kaldıramadım.
    .
    Omuzlarımda ağırlığı asılı kalan tabutlarının bir köşesine kıvrılıp yatmak istedim, kendimi sığdıramadım.
    .
    Hayatta en çok,
    Anne ve babamın üstüne,
    kürekle toprak atmak yaktı canımı.
    .
    Hayatta en çok,
    Anne ve babamın sesini duymayı
    Ve onlara tekrar dokunmayı özledim.
    Parantez içinde parantez (-İnsan özlediklerini, gözleri açıkken değil,
    gözleri kapalıyken görüyor.-)
    .
    Her yıl gözyaşı ekerim topraklarına,
    ruhumu mavi bir sızıya salar ölüm.
    Bilirim ki artık anasız babasız, boşluğa savrulmuş külüm.)

    Aşk ve Duygu Dünyam
    11.
    Yalnızlık !...
    İnsanın en kadim ve en sadık dostlarından biridir.
    -Kalbiniz çırılçıplaksa, yalnızsınızdır.-
    Yalnız insan, pamuk tarlasına konmuş zenci serçeye benzer.
    Esasen,
    -Yalnızlık mutsuzluktur.-
    -Üzerinde çizik dahi olmayan, bir beyaz kâğıttır.-
    .
    İnsanın kapısını hep geceleri vurur.
    Kapıyı açsanız da açmasanız da,
    Öteleyip içinize attığınız tüm dertlerle birlikte, gelir göz kapaklarınıza oturur.
    Baş yastıkta gece boyu tavandan mucize bekletir insana,
    Sadece sokup çıkartır buz gibi bitmeyen düşünceler denizine,
    Ne sarılıp ısıtır, ne de durulup uyutur.
    .
    Parantez içi (-Yüreğinizi sık sık ziyaret edin,
    En zoru yürek yalnızlığıdır.-
    Gerçi yalnızlıklar da altın günleri düzenliyorlar kendi aralarında ama.
    -İç dünyası yalnız olanın, dış dünyası kalabalık olmuş neye yarar.-)
    .
    Her neyse önceleri,
    Yalnızlığım beni hiç yalnız bırakmazdı.
    Her sabah uğurlar akşam karşılardı.
    Tek sorun,
    -İnsan yalnızlığına sarılamıyor ki.-

    -Bana ne zaman evleneceksin diye soranlar
    Evliliği, kafese kuş aramak sanıyorlar.-
    .
    -Sevgisiz bir gönül kuraktır.-
    -Sevgisiz kalmış bir gönül her daim kıştır.-
    .
    Misafir gelip de yatsın diye naftalinleyip bekletilen yorgan gibiydim, henüz kimse örtmemişti beni üstüne.
    Parantez içi( Ne olur Tanrım bu durumu hiç kimseye söyleme.)
    .
    Daha sonraları medeni durum,
    Bütün ıhlamurlar sen kokar, şekline evrildi.
    Şimdi sevmek zamanı,
    -Her aşkta bir hayır vardır- deyip aşk çağrıldı:
    .
    Ey aşk...!
    Bir mucize gerçekleştir şimdi
    Şapkandan bir kumru havalansın.
    Bana öyle büyük ki bu kalp,
    Gelsin yüreğime yuvalansın.
    .
    -Ki aşkta, yürekten gelmeyen yüreğe değmeyen her söz, lafügüzaftır.-
    Zira,
    -Yüreği, insanın bahçesidir.
    Bu bahçede yetişmeyen aşk, aşkın ya serabı ya da sahtesidir.-

    Aşk !...
    12.
    Aşk, herkesin bildiği sır,
    Bazen gerçek bazen yalan,
    Bazen bir asır, bazen bir an.
    .
    -Biliyorsunuz, yaşam cinsel yolla bulaşır.-
    -Hepimiz aşk annenin çocuğuyuz.-
    .
    İnsan şekerciye girmiş çocuğa döner, içine aşk girince.
    İnsan kendini sönmüş balon gibi hisseder,
    içinden aşk çıkınca.
    .
    Aşk, insanı bazen sevinçten deliye, bazen de üzüntüden ölüye döndürür.
    Aslında,
    -Aşk bir ölüm halidir.-
    -Ne zaman ki aşk biter,
    İşte o zaman insan hayatta olduğunu hatırlar.-
    Ya da,
    -Aşk, sürekli bir susuzluk halidir.-
    .
    -Aşk, kalpte barınır kalpte gizlenir,
    ve sadece gönül gözüyle izlenir.-
    Dolayısıyla,
    -Aşkın dili gözcedir.-
    Ve
    -Kalbe dokunmanın yolu gözceden geçer.-
    .
    Aç parantez (Aşk ve ölüm ikisi de kalpten vurur.-
    Gerçi,
    -İnsan, kırık kolla kırık bacakla yaşayamıyor ama,
    Kırık kalple yaşamayı öğreniyor önünde sonunda.-)
    .
    Ne ilk ne de son kabustu gördüğümüz,
    Yine de dağlara hiç baş eğmedik.
    Kana kana içip yaşarken öldüğümüz,
    Kızılcık şerbeti dolu bir kâseydik.
    Ne mezar taşı vardı, ne toprak ne de kemik,
    Kazma küreksiz nicelerini gömdüğümüz,
    İki yüreğimiz vardı, sırçadan incecik.
    .
    Yani biz birbirine sığınmış iki yürektik.
    Tek taşla duvar örülmez dedik, taşa sevgi ektik.
    Ve
    Güzeldir yardan gelen,
    Ondan gayrı ne varsa haram olsun
    Nazlı bir kaş çatışından evladır ölüm,
    Ondan gelirse belâm olsun dedik.
    .
    Biz buna “Bir bedende iki kişi, Aşk” diyoruz.
    -Aşk; su arayan ateştir.-
    Çünkü aşka ulaşmak için yangınlardan geçmek gerekir.
    .
    Ve -Aşk,
    İçi ateş dışı buz,
    Girer yanarsın, çıkar donarsın.
    Düşte gör, ateş mi yakar seni sen mi ateşi yakarsın.-
    .
    Ve yine -Aşk,
    Defter arasında bir tutam gül kokusu.-
    .
    Çooook büyüksün aşk...!
    .
    Ya olmasaydın,
    Nereden nefeslenirdi bu kimsesiz pencere?

    -Aşkta pazarlık edilmez,
    Çünkü aşk, hesap kitap bilmez.-
    13.
    -Seven ne boya, ne soya bakar.-
    -Her fani, en büyük yenilgisini ilk aşkında tadar.-
    .
    Kimileri, diriler şöyle dursun deyip,
    Çiçekleri bile ölülere alırken.
    -Bazılarının yüreğini eşsen, dört bir yanından sevgi çıkar.-
    .
    Yaşanmışlıklar ve kör yıllar,
    Ellerimizi yüzlerimizi tırnaklarıyla çentik çentik çizebilir, kırış kırış edebilir.
    Ama hiç yaşlanmaz gönül bahçelerimiz,
    Sevdiğine her zaman, yüreğinin teriyle büyüttüğü taptaze çiçekler verebilir.
    .
    -Ne mutlu sevenlere, sevilenlere.
    Sevdiğinin kucağını gül bahçesine çevirenlere.-
    -Zira gönül bahçesine baharı getiren de,
    götüren de yârdır.-
    .
    Parantez içi (Haydi...!
    Sevdiğinizi bir buket çiçekle şımartın güzel insanlar.
    -Bir çiçeğin, kimsenin kalbini kırdığı görülmemiştir.
    Ve bir yüreğin, bir şiiri öptüğü görülmüştür.-)
    .
    -85 yaşındaki kadın kocasına sordu:
    Bunca yıldan sonra, bana hâlâ şiir gibi güzel kadınsın diyebiliyor musun?
    .
    Adam sevdiğinin yüzüne şöyle bir bakıp cevapladı:
    .
    Şairi Yüce Rabbim olan bir şiir, nasıl çirkin olabilir ki?-

    Esasen tüm sevgiler, siyaha inat beyaz olmalı, kirletilmemeli.
    .
    Fakat ben kirlettim;
    Bütün hata benim,
    Önce gözlerine iman ettim,
    Sonra başkenti aşk olan bir ülkede halifeliğimi ilan ettim.
    Meğer bir serçenin umutsuz kanat çırpışlarıymış sevdam.
    Kıymet bilmez başka biri uğruna,
    Bataklıkta çırpına çırpına tükettim.
    .
    Aç parantez (Hey gidi insancık, sana verilen beyni kullanmakta ne diye cimrilik edersin.
    Yüreğindeki gemi seni beklerken, niçin başka limana gidersin.
    Oysa,
    -Birazcık sadakat,
    Kocaman kocaman sayılardan daha değerlidir.-
    -Tek bir kavuşmanın sevinci,
    Tüm vedaların toplam acısından daha büyüktür.-)
    .
    Yani...,
    -Benim aşktan yana metcezirlerim, yaralı şarkılarım çoktur.
    Anladım ki,
    -Aşık olmak değil aşık kalmak mühimdir.-
    .
    Eyy aşk...!
    Yüzüme vuran yağmur damlaları gibi kayıp gitme,
    Gözyaşlarımdan öp beni.
    .
    Aşık oldum, dünyaya vuruldum.
    Aşkım beni terketti, dünyaya darıldım.
    .
    Sonuçta AŞK İŞTE...!
    Sadece bir yanılsamadan ibaret.

    -Büyüdükçe Kirlendik,
    Büyüdükçe İnsanlığımız Küçüldü.-
    -Çocukken en korktuğum yaratık yılandı, şimdi ise insan.-
    14.
    Gerçekte biz,
    Darağacında simsiyah gölgeydik.
    İndirdik masmavi göğü yere,
    Toplayıp pırıl pırıl güneşi, ayı ve yıldızları
    Ama’ya gökkuşağı önerdik,
    Kara kara insanlara rengarenk güller verdik.
    Oysa güneşin saçları sarı sarı,
    -Çocukların maviydi arkadaşlıkları.-
    (Çıkarsız, ikirciksiz, tertemiz.)
    .
    -Gelişmek için bazı dalları kesmek gerek
    Çünkü gelişmek değildir büyümek.-
    Ve
    Her çocuk zamanla adam olur.
    Çocuk olmamak anlamına gelmez büyümek,
    Sadece reçel yanaklar kaybolur.
    Parantez içi (Aslında her yetişkin, yaralı bir çocuktur.-)
    .
    Neyse, büyüdük, çocukluğumuzu yedi kat yerin dibine gömdük.
    Parantez içi (İlk cinayetimiz.)
    Açtık pencereyi, içeri karanlık doluştu ve düş bitti.
    Yer açtıkça günahlarımıza,
    İçimizdeki o merhametli güzel çocuklar gitti.
    Şimdi alacakaranlık kuşağı,
    Büyümenin şeytanlığı çocuk masumiyetini mağlup etti.
    .
    Gerçi çocuk olursun bir emzik boyu yaşamadan kıyarlar.
    Balık olursun pul pul, çiçek olursun yaprak yaprak yolarlar.
    Serçe olursun kanatlarını kırarlar.
    Ah şu insanlar...!
    Cehenneme çevirdikleri bu cennet Dünyada her şeyi kendilerine yorarlar.

    Toplumsal Dejenerasyon, Kirli Kalabalıklar...!
    15.
    Doğanın yanında, insanın insadan bıkması da,
    Yanında huzur bulacağı bir insan bulması da,
    Çağımızın en büyük sorunudur.
    .
    -Büyük acıları küçük insanlar yaratır.-
    Küçük insanların hayat gemilerinin dümenini, öz benlikleri değil egoları yönetir.
    .
    Oysa,
    -Ego yönetimi bir sanattır.-
    Freni patlamış bir egonun direksiyonundaysanız,
    Sonunuz ya duvar ya uçurumdur.

    -Bozulmuş insan dışında, her şeyin tamiri mümkündür.-
    .
    Son zamanlarda;
    Utanır olduk insanlığımızdan,
    Başta sevgi olmak üzere her şey o kadar hızla kirlendi ki,
    Büyük meziyet en az kirlenerek yaşamak.
    .
    Samimiyet kıt, riya aldı başını gitti,
    Bazılarının bırak iki yüzünü, hiç yüzü yok, ara ki bulasın.
    Trend yaptı onursuzluğun dibi midesizlik,
    Her yer hasta bir düzen icin ruhunu satmış, egosunun esiri kara kara insanlarla doldu.
    Dünya işlerine dalıp kirlenmekten korkan
    temiz yürekli insanlar sanki buhar oldu.
    (Bazen ben de, hiç kimseye görünmemek için şeffaf olmak istiyorum.)

    -Bu arada, kötüler sayesinde iyileri, iyiler sayesinde kötüleri tanıdık.
    Çirkinliğin sadece fiziksel olmadığını,
    İyi insan olmak için cebin değil,
    Yüreğin dolu olması gerektiğini anladık.-
    .
    Ancak,
    Kötüler iyi görünmede ustalaştı.
    Kötülük zehir gibi kendine hep bir ev bulabildi.
    İyileri kötü, kötüleri iyi,
    Delileri dahi, dahileri deli gibi gören,
    Güçlüleri baş tacı eden bir toplum haline geldik.
    -Ki bir yerde kötülük yaygınsa,
    Onu görmezden gelen bir toplum var demektir.-

    Eskidi at yenisini al kültürü ilişkilere yansıdı.
    Bırakınız doğayı, diğer canlıları...
    İnsanlar bile kullanıp atmalık.
    Güçlülerin gözünde birer toz zerresi insan.
    Error verirse format atılacak hard disk,
    Canın isteyince açılacak cep uygulaması,
    Okuyunca kenara koyulacak kitap,
    Merdiven basamağı,
    Araştırma projesinde denek,
    Satranç tahtasında piyon,
    Ya kurşun asker, ya kukla...
    Beyinler kopya, kalpler kopya.
    Pranga vuruldu zihinlere,
    Zihinler sömürge, işgal altında.
    Oysa,
    -İnsanlar mal değil,
    -İnsanlar baston değil.-
    -İnsan arada bir kendi olmayı da ihmal etmemeli.-
    .
    -Sadece insan yerine konulmak istedik, hepsi bu...!-
    Onlar ne yaptı?
    Yaralı bir serçe gibi ortada bıraktı.
    .
    Parantez içi (Ruhuma işkence veriyor bu durum, buruşturulup çöpe atılan ambalaj kağıdı muamelesi görmekten fazlasıyla muzdaripim.)

    Yani arsız zamanlardayız
    Üzerimize konan sinekler bile,
    Ya kahrından, ya utancından ölür oldu.
    .
    Çıkar gözetmeyen bir insanlığı çok özleyeceğiz.
    İnsanlık kendi karanlığıyla yüzleşip, hesaplaşmalı artık.
    Mesela ben, insanlıktan umudumu yitirdikçe, tekrar tekrar bulmaya çalışıyorum.
    Ancak anladım ki,
    İnsanlığı, insanlardan çok çok uzaklara koymuşlar.
    .
    Beni hasta ediyor insanların bu sevgisizliği, anlayışsızlığı.
    (Birileri alınmasın diye hep beyaz bayrakla dolaşmaktan yoruldum.
    -Bıktım usandım,
    Önden kucaklayan,
    Arkadan bıçaklayan,
    Dost görünümlü iki yüzlülerden.-
    -Bir ağaç gölgesinin dostluğunu,
    Bir insan gölgeliğine yeğler oldum.-
    .
    Anlayacağınız dibi görünmeyen bir bataklık bu sahte dünya,
    İnsan ne kadar sevebilir ki.
    .
    (Bu dünyanın insanı değilim ben, acemisiyim, yaşamayı beceremiyorum.)

    Sanal Alem ve Maddeci Toplum
    16.
    -Herkes birbirine akıl vere vere,
    Kimsede akıl kalmadı, akılsız bir toplum haline geldik.-
    -Suyun temizleyemediği tek şey, düşünce kirliliğidir.-
    .
    Aç parantez (Aklı gelgitlilerden değil,
    Zihni parazitlilerden korkmak gerek.)
    .
    Gerçekle yapayın savaşı başladı,
    Görünmeyenlerin görünenleri yönettiği bu sanal dünya, içi dahilerle dolu bir tımarhaneye döndü.
    .
    Sanal alemde yaşayan,
    En büyük silahın para olduğu,
    Teknoloji sayesinde, her şeyin yapaylaştığı, robotik zihinli bir topluma doğru gidiyoruz.
    Sanki görünmez bir el, insanları makineleşmiş, duygusuz hissiz robotlara dönüştürüyor.
    .
    Teknolojik konfor tavana, mutluluk tabana vurdu.
    Çünkü,
    -Teknolojinin en büyük eksiği, hissiyatı yok, maneviyatı yok.-
    .
    -Hayat dağınık, düzenli olması gerekmiyor diyen kuralsızların çağındayız.
    .
    Sanırsın gençler ayaklı apple mağazası.
    İlişkilerde insanın yerini telefon, televizyon, bilgisayar ekranları aldı.
    Ceplerin kapsama alanları genişlerken, kalplerin daraldı,
    Cep cebe iletişim her yeri sardı.
    Oysa biz;
    -Cam cama değil, can cana,
    Ekran sıcağını değil, insan sıcağını severiz.-
    .
    Bir kalbimizin olduğunu unuttuk,
    Duyguların önemi yok artık,
    -İnsani değerlerimizi soydular, çırılçıplak kaldık.-
    .
    Vicdanımız erozyona uğradı, merhamet duygumuzu yitirdik.
    Merhamet şemsiyesini sadece kendimize tutar olduk, başkalarını unuttuk.
    Parantez içi (Oysa insanlık, üzerimizdeki kıyafetten değil, yüreğimizdeki merhametten doğar.-)
    .
    Başarı ya da başarısızlık,
    Parayla pulla, maddiyatla ölçülür oldu.
    Madde egemen bir toplum düzenine geçtik.
    .
    Halbuki önemli olan,
    -Hayattaki başarın nedir diye sorduklarında,
    İnsan olmayı başardım diyebilmektir.-
    .
    Dolayısıyla son zamanların sorusu şu;
    Çok güzel, çok zeki, çok zengin olabilirsin,
    İnsan olmayı becerebildin mi peki?
    Eminim, çoğumuz insan olma dersinden sınıfta kalırız.
    .
    Hayatta kalmayı paraya bağladığımız için
    Paraya pula insanlığımızı satar, İlişkilerimizi maddiyat üzerine kurar hale geldik.
    (Laf aramızda,
    -Bir gün yakalarsam, paraya, benden neden hep kaçtığını sorucam.-)
    Oysa,
    -İnsan maddiyat için değil, maddiyat insan için vardır.-
    -İnsaniyet servetle, cüzdanla ölçülmez.
    Yürekle, vicdanla ölçülür.-
    .
    Aç parantez (Gerçi bazı vicdanların son kullanma tarihleri çoktaaan geçmiş.
    .
    Herseye rağmen siz iyi insan olun,
    Sıkı sıkı tembihleyin kalbinize,
    Vicdansız, sevgisiz ve umutsuz olma diye.
    .
    -Diliniz susabilir ama vicdanınız sakın susmasın.
    Unutmayın, konuşan vicdan susan vicdandan huzurludur.-
    -Sahibine, suçlu sensin diyebilen vicdan özgürdür.-
    .
    Onur, şeref, haysiyet, erdem ve merhamet para ve diplomadan daha değerlidir.
    (Mesela ben:
    Yat kat, mal mülk, şan şöhret istemiyorum
    sımsıcak bir kalp yeter bana.)

    -Kan ve gözyaşıyla yazılmış ne çok şiirimiz var.-
    17.
    Savaş, Ölüm ve Zulüm
    .
    -İnsanoğlunun en büyük savaşı aklıyla yüreği arasında olandır.-
    .
    Yok mudur bu savaşın insan öldürmeyeni?
    .
    Oysa çocukken,
    Savaşın başına barış ören,
    Tüm mermileri çiçeğe çeviren,
    Düşmana kurşun yerine gül veren
    neferlerim vardı benim.
    En güzel ben yenilirdim,
    Mağlubiyetle sonuçlanan zaferlerim vardı benim.
    .
    Parantez içi (Sadece kazandıkları değil bazen de kaybettikleridir insana kazandıran.)
    .
    Yarattıkları cehennemde yanıyor,
    Savaşlarda anası ağlayanların çocukları.
    Yarattıkları cennette oynuyor,
    Savaşlara silah sağlayanların çocukları.
    .
    Biz buna "Adaletin bu mu Dünya" diyoruz.
    .
    Zulmün esiri hayatı sırtlayan kimliksiz çocuklar;
    Paraları yok, ama ne çok yaraları var,
    Sanki bedenlerinde kiracı bütün acılar.
    .
    Mesela bazıları yaralı kuşağın çocukları olarak Dünya'ya geldiler.
    Üzerlerine yağmurdan çok mermi yağdı,
    Yaralarından çok etrafları sarıldı,
    Yaralarından çok kimlikleri soruldu,
    Ateşi sadece cehennem ateşi olarak bildiler.
    Yaralarından soyunamadan öldüler.
    .
    Aç parantez (Bir yanda yaralarını umutla pansuman edenler.
    Diğer yanda umudu vuran hain eller.
    .
    -Ölülerin hiç kimsesi yok Anne...!-
    .
    -Ölüm, sonsuzluğun gel gel sesine kanmaktır.-
    .
    Ki ölüm acıların en paslısıdır.
    Çocuk, ölümlerin en yaslısıdır.
    Özlem, uykuların en seslisidir.
    .
    Parantez içi (Uyku ölümün kuzeni de olsa,
    Acılar hiç uyumaz.)
    .
    Ah şimdi beyaz kanatlı bir
    güvercin olacaktım ki.

    18.
    -Özgürlük;
    Karanlığa karşı aydınlık kıvılcımını çakmaktır.
    Biraz tabuları yıkmak, biraz da yoldan çıkmaktır.-
    .
    Karanlıklar yansın dedim...
    Başını maviye yaslayınca gece,
    aydınlığa yasak koydular.
    Saçları bukleli, gözleri kavun içi
    bir güneş çizdim dağın doruğuna,
    Daha doğmadan vurdular.
    .
    Kafeslerde yüreklerini bıraktırdı kuşlara
    karanlıklarda büyüttüğümüz zulüm.
    Gökyüzünü maviye boyadı diye, nice fidanları darağaçlarında vurdu ölüm.
    Ve avuçlarımızda sadece dikeni kaldı,
    efendilerin elimizden aldığı gülün.
    .
    Yüreğimi dikenli teller yerine hep çiçekler sardı,
    Yangınları dışında, ne topu tüfeği vardı, ne de kimseye bıçakla daldı.
    Yine de onmaz yaralar açtı hayat, çoktur yarası yüreğimin.
    Neler gördü bu yorgun gözlerim esirlerin mahzun bakışlarında,
    Takılı kaldı tel örgülerde, yoktur yarısı yüreğimin
    .
    Çatlaklarımdan sızıyorum,
    kanaması sürüyor hala yaralarımın.

    Suriye ve Filistin’e Dokundurma
    19.
    Bilmezsiniz...!
    Parantez içi (Belki de bilirsiniz.)
    .
    İnsan ne kedi kanında, ne de kendi gözyaşında yüzme öğrenemez.
    .
    Bizim harabeye dönmüş kentlerimizde,
    Balıkçı ağlarında yaşanan can pazarı misali,
    Her gün can pazarları yaşanır,
    Ölüm koroları hiç susmaz.
    Kese kağıdı değildir patlayan,
    Metal kuşlardan bombalar yağar
    Göğümüzde serçeler uçmaz.
    Demir leblebiler gezinir içimizde,
    Kan göllerimizde nilüferler açmaz.
    Biz her şeyimizden vazgeçeriz de
    ölüm bizden hiç geçmez.
    .
    -Her şey eksilir de,
    Bir tek ölüm eksilmez evimizden
    Tüm sevdiklerimizi, birer birer alır elimizden.-
    .
    Parantez içi (Ki ölümün aldığını geri verdiği hiç görülmemiştir.
    .
    Oysa enkazda bile güller açardı yeniden,
    Tutulsaydı mis kokulu bir bebeğin ellerinden.
    Bu arada,
    -Hangi çiçek bir bebek kadar güzel kokabilir ki.-)

    -Ne kadar özgür yaşarsa insan,
    o kadar özgür ölür.-
    -Zafer, inadına ışığa koşanlarındır.-
    20.
    Filistinde:
    -Bir asker bir çocuğu düşlerinden vuruyordu.
    Bir çocuk gördüm düşlerini suluyordu.-
    .
    Özgürlük şarkısı söyleyen Filistin Halkına
    Kurşun yağdıran askere çağrımdır:
    Kurşun bir çocuğun cesaretini ne kadar kırabilir ki.
    Kurşun, bir çocuğu düşlerinden ne kadar vurabilir ki.
    Hangi çocuk sapanıyla bir askeri öldürebilir ki.
    .
    Bazen ağlamaktan başka
    hiçbir şey gelmez insanın elinden.
    -Ne barışçıl, ne yüce bir eylemdir ağlamak.
    Kırmadan dökmeden, gözyaşıyla yara sarmak.-
    .
    Çok şey anlatır bir damla gözyaşı.
    -Gözyaşı yüreğin dolup taşmasıdır.-
    Ağla ki Dünya arınsın,
    Silme gözyaşını bırak aksın çocuk.
    Belki böyle deniz oluruz, deryada köpük.
    .
    Umudum...!
    Bir dilim yaşamayı güvercin payı bölüşenler.
    Bir gün bize kardeşçe yaşamayı öğretecekler

    Doğa...!
    -HER köşesinden HER çatlağından HAYAT fışkıran toprağa beton eken insanoğlu,
    Ne biçmeyi bekler ki?-
    .
    Beton ormanlarında sevgi biter mi ki?
    21.
    Yol kenarında, garipçe bir güldü:
    Her sulayana çiçek açtı,
    Her okşayana koku saçtı.
    Biz ne yaptık?
    Ya işimiz bitince unuttuk,
    Ya da yolup,
    Defter arasında kuruttuk.
    Öldü...!
    .
    -Gül,
    Ne dalını kırandan,
    Ne çiçeğini derenden esirger kokusunu.-
    -Zehir ektiğin topraktan çiçek bekleme.-
    .
    İçimde bir nehir,
    İçinden kelebek kanatlı filler geçiyordu.
    Sıkı sıkı suya sarılmıştı ateş son bir umutla,
    Güneş eğilmiş su içiyordu.
    Ağa yakalanmayan balıklar,
    Can pazarından kurtulmanın sevinciyle
    bulutların üstünde uçuyordu.
    .
    Gül de sevinir kokarken !..
    Su da yorulur akarken !...
    .
    Hele bir de doğduğundan beri uyumamışsa,
    Başını taştan taşa vurmuşsa.
    .
    (Nehir: Dünyanın en uzun sürüngeni.)
    .
    Buzullar...
    Taş gibi dururken kalptekiler,
    Damla damla eriyor kutuptakiler.
    .
    Biz buna "Küresel Isınma" diyoruz.
    .
    Demek ki
    Su da ağlar !... ateşi düşsün diye.
    Yağmur niye yağar !... insanoğlunun acısına dayanamaz bulutlar.
    .
    Bu arada, benim de yangınlarımı söndürmek için, çok uğraştı yağmurlar.
    .
    Aç parantez (-Yağmur,
    Bulutların düşürdüğü umut kırıntılarıdır.
    Bulutların damla damla bize yazdığı mektuptur.-)

    -Yeterince kirlettik yeryüzünü,
    Haydi artık gökyüzüne gidelim.
    Çağımız uzay çağı,
    Bir de oranın içine edelim.-
    -Yağmur damlaları ve kar taneleri, ne olur, aklınız varsa yeryüzüne düşmeyin, kirlenirsiniz...!-
    22.
    Doğayı kirletmek insanoğlunun işi.
    Şahsen ben, doğayı çöp atarak kirleten bir hayvan görmedim.
    Aç parantez (Şiir yazarak kirleten şair de görmedim.
    Siz hiç kıyıya vurmuş şiir gördünüz mü?)
    .
    En büyük meziyetimiz,
    Güzel ne varsa canına okumak.
    Oysa,
    Ne rüzgâr eseceğim, ne yağmur yağacağım, ne güneş doğacağım
    Ne serçe uçacağım, ne de çiçek açacağım
    diye bizden izin almaz.
    Çünkü aksi kâinatın yaradılış düzenine uymaz.
    Biliriz ki,
    -Gülün gölgesi kokmaz.
    -İçi dışı karanlık olanın, yaşamında renk olmaz.-
    .
    -Plastik insanlar, düşen yağmur damlasının acısını hissetmez.
    Ağaçkakan darbesi yiyen ağacın çığlığını duymaz.
    Plastik insanların dalına kuş konmaz, yüreğine serçe yuva kurmaz.-

    Ateşe tapmayan heykeller yaptım sudan,
    Hepsi de deniz ruhlular.
    Bu devran böyle sürüp gitmez,
    Sonsuz değildir uçurumun da dibi var. - Su ve Dinozorlar Tarihi.
    .
    Gün gelir şafak sökemez kör düğümünü.

    -Yüzüstü yere düşmenin acısını, en iyi, bir dalından kopan yapraklar, bir de çocuklar bilir.-
    .
    Ve hep yaprakların hüzününü taşır
    Mevsimlerin şairi sonbahar.
    .
    Bir gün saat intiharı çeyrek geçer,
    Ve asi bir konar göçer olur dalında her yaprak.
    Sarı sıcak bir Eylül'de kucak açar toprak.
    Sarılıp bir güz yeline yeni yurduna göçer yaprak.
    -Ki ben, dökülen yapraklarda hüzünlü bir eylül uykusuyum.-
    .
    Ne ağaç söyleyebilir dalından düşen yaprağına, bir daha yeşeremeyeceğini.
    Ne de kuş söyleyebilir kanadından kopan tüyüne, bir daha uçamayacağını.
    .
    Hani nerde, bana alkış tutan yapraklar?
    Bir yandan çöpçüler silip süpürür, bir yandan rüzgar.
    Oysa yapraklar yerdeyken çok daha güzeldir yollar.
    .
    Parantez içi (Yapraklar neden serçeler ve çocuklar gibi tez canlı telaşlıdır, onlara benzer?
    Hep merak ederim.)

    Hani nerde en çok sevdiğim kuşlar?
    ‘Bir taşla iki kuş vurmak.’ mış...!
    Ne istiyorsunuz kuşlardan?
    .
    Aahhh şimdi serçelerin doluştuğu bir çınar olacaktım ki.
    Dallarım kuşlara vatan, yapraklarım karıncalara yorgan.
    .
    Çocuklar ve Kuşlar; biri göğün yaramazı, biri yerin.
    Beton ormanı kentlerinizde,
    -Camlara vuran çocuk seslerinden eser yok artık.-
    .
    Göğü bilmeyen serçe, deniz değmeyen balık, sokakta oynamayan şarkı söylemeyen çocuk mu olur?
    .
    Dünyanın en güzel iki dilinde:
    Bir kuş bir çocuğa şarkı söylüyordu “kuşça.”
    Bir çocuk bir kuşa eşlik ediyordu “çocukça”.
    .
    Göğe inancını yitirmesin kuşlar, mülkünü kirletmeyin, ağaçları kanatmayın !...
    Bir umuttur serçe sesi, simsiyah bulutların çöreklendiği gökyüzünde.
    Beton ormanlar yaratarak,
    Gökyüzü çocuklarına konacak dal aratmayın !...
    Balıkları deniz manzarasız bırakmayın !...
    Mavisini yok edip martıları ağlatmayın !...
    .
    Kuru bir dala gözyaşı olun,
    Ama, yeşile düşman bahçıvan olmayın.
    Elveda diyeceğiz Dünyaya böyle giderse,
    Doğanın dilini anlayın, doğaya kıymayın !...
    .
    Parantez içi (Mesela İstanbul’un ihtişamından bihaber yüreği kirliler,
    İstanbul’u önce Boğaz’ından yaraladılar.)
    .
    Velhasıl,
    Yeryüzü ona tecavüz edilmek için yaratılmadı.
    Eyy zehir ekip çiçek bekleyen freni patlak buldozerler,
    Yeryüzünü üzmeyin...!

    -İnancı bitenin umudu da biter.-
    -İnanmak, kalbin işidir zihnin değil.-
    -Umut her zaman vardır,
    Kimsem yok diyenler, beş vakit çağrıyı unutanlardır.-
    23.
    Güneş herkese aynı parlar,
    Biz öyle sandık.
    Cennetten bizi kovdular,
    Çünkü adaletli ölüm yerine,
    Yaşam yalanına inandık.
    .
    Geçmiş ola...!

    Dua
    .
    Yüce Yaradan mucize bedenlerimizi,
    O insanüstü dâhiyane zekasıyla yaratmış, ilahi sevgisiyle donatmış.
    İçimize, her saniye belli bir düzen içinde çalışan sayısız evren koymuş,
    Bu evrenlerin krallığını da her atışında Allah diyen,
    İlahi zamanlama dolmadan durmayacak olan kalbimizde kurmuş.
    .
    Yani kâinatta bizleri dizlerinin üzerine çöktürüp şükrettirecek o kadar çok şey var ki.

    Öyleyse duasız şiir mi olur !...
    .
    Aç parantez (Ancak, şayet inanıyorsan,
    Allah, gelişi güzel dile dolanacak, ağızda sakız edilecek bir kelime değildir.
    O’ndan alelâde birinden bahseder gibi bahsedilmez.
    Manava sipariş verir gibi,
    Tarkan’dan şarkı ister gibi dua edilmez.)
    .
    Dua ki gönüllere umut eken,
    Huzur veren yürekteki derinlik.
    Samimi bir sığınış, iç döküş, boyun büküş,
    Dertlere en büyük teselli,
    Acz içindeki ruhlara en büyük serinlik.
    .
    Dünyanın kirini yıkamak için,
    Ne çokça yağmura, ne doluya ne de kara.
    Ne Cennette özel kontenjan peşinde koşanlara,
    Ne de laboratuarda mikroskopla tanrı arayanlara,
    Sadece fikren ve fiziken özgür,
    Düşünen, akıl yürüten, inançlı ve vicdanlı insanlara ihtiyaç var.
    .
    Duaya durmuş ağaçlar misali açtım ellerimi göğe,
    Büktüm boynumu, kurdum saati umuda;
    Ki umut varsa, bu kadar karamsarlığa da gerek yok.
    Zira,
    -Sizi Yaradan sizi yarı yolda bırakmaz.-
    .
    “Allahım !...
    Başta insanlık olmak üzere, canlılar aleminin zararına olacak her şeyi defet gitsin !...
    Katıla katıla gülsün,
    Tıka basa doysun çocuklar,
    Ölüm onları hep teğet geçsin !...”

    Ve Yaşamın Son Evresi
    -Gün gelir, ömür ağacının dalları da yaprak döker.-
    Bunun için,
    -Ne Yaradan’a küsülür, ne Yaradan’dan umut kesilir.-
    24.
    Esasen,
    -Hayat, çoğu zaman döküntü toplamakla geçen, köşe bucak bir yolculuktur.-
    .
    -Hayatı sana kim verdiyse ölümünü de o verecektir.-
    Zaten herkes doğumla birlikte içinde bir ölüm tohumu taşır.
    .
    Ve her insan önce çocukluğunun,
    sonra gençliğinin katili,
    Yaşlılığının ise kurbanı olur.
    .
    -Zaman her şeyi çalar insandan,
    Kendisi gider sen durursun.
    Ve hayat insanı perte çıkarır,
    Ölüme alışmak için sürekli uyursun.
    .
    İnsanoğludur zamanın geçip gittiğinden şikayet eden.
    Oysa zaman değil kendisidir bu hayattan geçip giden.
    Zira,
    -Zaman geçip gitmek için, hiç kimseden izin istemez.-

    Yaşlanmak kötü şey evlat...!
    Yaş ilerledikçe ot bürümüş,
    Bakımsız meçhul mezarlar gibidir yüreğin,
    Daha yaşarken bayramdan bayrama hatırlanan ölülere dönersin.
    Artık üvey evlatsın bu Dünyada
    Herkesin gözüne batarsın teli çıkmış şemsiye misali,
    Yedi sülalen yük sayar seni
    Yatalak olup altına kaçırırsın,
    Takma dişlerini unutursun bardakta
    Torunlarından bir güzel dayak yersin.
    .
    Her an dört gözle ölümü beklersin.
    Derin bir yutkunma, derin bir iç çekiş, ah edişle şöyle bir maziye bakar,
    Tanrım ne olur nefes alma yükünden kurtar beni...!
    Nerde kaldı bu ecel dersin.
    Çünkü,
    -Bazen huzura kapı açan, düğün merasimi değil ölüm merasimidir.-
    Zira,
    -Huzur sadece ölüler içindir.-
    Ki aynı zamanda,
    -Huzur, gönlün gelincik tarlasıdır.-
    Ya da,
    Kucağınızda derin derin uyuyan bir kedidir.
    .
    Artık toprak seni değil, vücudunla toprağı sen beslersin,
    .
    Böylece parantez kapanır.
    Ama bu şiirin parantezi kapanmaz.
    .
    Aç parantez (Şayet bir toplum yaşlıları ile bağını keserse, ki biz buna ‘Kendi bindiği dalı kesme.’ diyoruz.
    Ve onlara yeterince sevgi, saygı, ilgi ve alaka bekliyoruz.)
    .
    Merhamet;
    Bir toplumun en büyük güvencesidir.
    -İnsanın gönül bahçesindeki en güzel çiçeği ihtiyacı olana vermesidir.-
    Ne de çok yakışır insana,
    Bir canın tüm canları sevmesidir.
    .
    Lütfen merhameti trend yapın.
    İyilikte, güzellikte, hoşgörüde yarış tutun.
    .
    -Ne kadar verirsen o kadar hak edersin.-
    .
    -Vicdan kararlarında ekseriyet aramaz.-
    .
    ..
    ...
    (Not: Ünlü ak saçlı bilge, feylesof ve şair Tahsin Özmen’in dedi ki;
    Bu şiir biraz da,
    Felsefe yapma, haikulama
    Ve aforizma patlatma gazıyla yazılmıştır.
    .
    Parantez içinde parantez (Ne yazsam tutar acaba düşüncesiyle değil.)
    .
    Unutmayın...!
    Bazı sözler altın şıngırtısı gibi hoştur.
    Bazı sözler teneke tıngırtısı gibi boştur.)

    2014

    *Düşünmek Yaşamın Pasını Silmektir, Karina Yayınevi, Ank
  • 434 syf.
    ·Beğendi
    Dili çok güzel, sade ve akıcı. Altı çizilecek ve alıntı yapılabilecek yığınla satır dolu bir kitap. Şahsen ben okumaktan büyük keyif aldım, yaşamın her alanından izler buldum. Hiç bitmesin istediğim “Bir Delinin Senfonik Dokundurmaları” isimli şiirini aşağıya alıyorum.

    -Duygusal Açlık
    -Ne olur,
    Beni yalnızca çicek açtığımda sevme...!
    1.
    Sevgi !...
    .
    -Mutluluğu aramaktan,
    İnsanların mutlu olmaya hiç vakitleri yok,.-
    .
    -Her güleni mutlu mu sanırsınız?-
    -Ne her güleni mutu,
    Ne de her ağlayanı dertli sanmayın.-
    .
    Her yer mutsuz kadınlarla mutsuz adamların,
    Umutsuz evlilikleriyle doldu.
    .
    Aç parantez (Evliliği pişmanlık müessesesi haline getirdik, bravo bize...(!))
    .
    Sevgiler tadımlık, dakikada bir renk değiştirir, poz verir gibi anlık oldu.
    .
    -Ömürlük sevgilere hasretiz.-
    .
    Herkes sevilmek istiyor,
    (Halbuki sevilmenin birinci koşulu sevmektir.)
    Ve hiç kimsenin kendinden başkasını sevesi yok.
    Bu gidişle de hep kendimizi seveceğiz.
    -Duygusal açlık, doygusal açlık sorununun önüne geçti.-
    Ne savaştan, ne hastalıktan, ne de afetten,
    Yapayalnız sevgisizlikten öleceğiz.
    .
    Oysa,
    -Sevgi yaradılışın hamuru, varoluşun kaynağıdır.-
    -İnsan olmak sevmekle başlar.-
    Kıblesi sevgi olanın, mutluluk elinin altındadır,
    Sadece uzanıp alması yeter.
    .
    Lütfen,
    Zengin fakir, genç yaşlı demeden,
    Dil, din, ırk cinsiyet farkı gözetmeden,
    Tüm insanları ve diğer canlıları
    Yormadan, kırmadan dökmeden,
    Şartsız şurtsuz, yalansız dolansız,
    Nedensiz nasılsız bir sevgiyle sevin.
    .
    Dünyada sahtesi en çok üretilen şeylerden biri haline geldi sevgi.
    Bu nedenle, sevginiz yapay olmasın, içten olsun, gerçek olsun,
    Yirmi dört ayar altın gibi saf olsun.
    Hiç kimse yarım yamalak bir sevgiyi hak etmez.
    .
    -Sevgiyi sömürüyle karıştırmayın,
    Sevgiyi sömürüye dönüştürmeyin
    Sevgiyi kaybedersiniz.-
    .
    Cüzdanlara kilo verdirmek için sevmeyin.
    -Sevgi ait olmaktır, sahip olmak değil.-
    Sevecekseniz güzel sevin.
    Sevdiğinizin sadece elinden değil, yüreğinden de tutun.
    Sadece ağzından çıkanı değil, yürek dilini de anlayın.
    Sadece göz ile el ile değil, ruhen de kalben de sevin.
    Çünkü...
    -Yürekte demlenmemiş sevgi hamdır.-
    .
    Hatta biraz sevginizin dozunu kaçırın,
    Mesela ben sarılınca kemiklerimin ısınacağı bir sevgi istiyorum.
    .
    -Bu Dünya’nın, en çok sevgiye ihtiyacı var.-
    .
    Zira cehenneme çevirdiğimiz yeryüzüne, cenneti getirecek yegâne güç sevgidir.
    Örneğin bir kadını sınırsız ve koşulsuz sevin, Dünyanızı cennete çevirsin.
    .
    -Yürek yarasına sürülen en iyi ilaç, sevgidir.-
    -İnsan yüreği sevildikçe çocuksulaşır.-
    .
    Şımaracak kimsesi olmayanların şımartacak kimsesi olun...!
    Mutluluk ancak öyle bulaşır.

    Gönül bağı için ne gözün görmesi, ne de elin değmesi,
    Sadece yüreğin sevmesi yeter.
    .
    Aç parantez (Başta insanlar olmak üzere,
    Yağan yağmura esen yele,
    Yanan ateşe, doğan güneşe,
    Daldaki yaprağa, açan çiçeğe,
    Uçan kuşa, börtü böceğe,
    Koyuna kuzuya, kediye köpeğe,
    Havaya suya toprağa teşekkür edin,
    tebessüm edin, selam verin.
    Teşekkürü günlük yaşamınızın
    bir parçası haline getirin.)
    .
    Bu arada (Bir insanı diğerine aşık edecek, sevdirecek, ne siyasi ne de iktisadi bir rejim henüz icat edilmedi.
    .
    Sevgiyi alış veriş zannedenler bilmelidir ki
    Sevgi hesaplanamaz, ölçülemez.
    Mesela ben hiç yarım kilo sevmedim.
    .
    Çiçekle arının ilişkisine de benzemez.
    Sevgi, bir defalık durağan bir his değildir,
    Geliştirip büyütmek, soldurup kurutmamak
    Özenle koruyup kollamak,
    besleyip sulamak gerekir.)

    Kadın...!
    2.
    Bir şeyi güzel ve özel yapan;
    O şeye, bir kadın elinin, gözünün veya yüreğinin değmesidir.
    Çünkü güzel şeyler güzel kalplerde filizlenir.
    .
    Eğer,
    Bir kadın seviliyorsa mutluysa,
    O kadar güzel ve içten güler ki,
    Sanırsın gözbebeklerinden serçe sürüleri geçiyor.
    .
    Ben önemli olanın, bir kadının yüzünü değil, yüreğini güldürmek olduğunu anladım.
    Ve bugüne kadar, bir insanın kalbine girmekten daha güzel bir yer bulamadım.
    Parantez içi (Girmeyi başarabilirseniz, dünyanın en güzel yeridir bir insanın yüreği.)
    .
    Size bi’şey söyleyeyim mi?
    -Erkekler bu dünyanın beyni, kadınlar kalbidir.
    Dolayısıyla,
    Erkek aklen, kadın ruhen huzurluysa mutlu olur.
    Çünkü,
    Kadınlar mutluluğu ruhi, erkekler akli doyumda bulur.-

    Kadına Şiddet...!
    Bu bataklığın suyu da çamuru da;
    -Her şeye hakkı/m var koca zihniyeti ile
    -Namus etiketini sadece kadınların alnına yapıştıran zihniyetten gelir.
    3.
    Erkek egemenler,
    Kadını toprak gibi gördüler,
    İliklerine kadar sömürdüler.
    .
    Asırlardır Kadın...!
    Bazı erkekler tarafından rahatlatma aracı, kendilerinin duygusal işçisi,
    Evlerinin bekçisi, toplumum günah keçisi olarak görülüyor.
    .
    Yaratılan öfke, nefret ve korku ortamında,
    Kadınlara esaret yaşamı sürdürülüyor.
    Kadınlar dövülüyor, sövülüyor, kovuluyor, ya da vurulup öldürülüyor.
    .
    Sadece fiziksel şiddetle değil,
    Zihinsel ve duygusal istismarla
    defalarca bıçaklanmalarına rağmen,
    Yaralarını gösteremiyor kadınlar,
    Ruhen yıkık bir harabeye döndürülüyor.
    .
    -Bir kadın için en acısı,
    Sevdiği adamın, eli bıçaklı katili çıkması.-
    .
    Çoğu kadın kendini,
    Hep yakalanmak istenen bir kuş gibi hissediyor.
    Oysa kafeslere göre degil kadın,
    En az erkek kadar özgürlüğü hakkediyor.
    .
    Aç parantez (Kaldı ki evlilik bir kafeste esir hayatı yaşamak değildir.
    Evlendik diye, başımza heykel dikmiyoruz,
    Kadını erkeğe, erkeği kadına köle etmiyoruz.
    .
    Ancak evli bir kadın veya erkeğin bekar gibi davranma hakkı olmadığını da biliyoruz.)

    Ahh adam olamamış erkekler...!
    4.
    Hasta zihinli bazıları, şiddetin vücut bulmuş hali, adeta ayaklı cehennem.
    .
    -Dikili taş gibi duygusuz.-
    .
    Parantez içi (Adam değilsen hiç fark etmez,
    Ha cahil ha alim olmuşsun.
    Eşeğin sırtına ha kitap ha saman çuvalı
    koymuşsun.)
    -İnsanın oluşu değil duruşu mühimdir.-
    .
    -Bize en yakın olanlar, en keskin bıçağı elinde tutanlar.-
    .
    Papatya yürekli adama (!)...
    (seviyor/sevmiyor)
    Karnını yurt bileceksin, memesinden süt emeceksin.
    Kucağında ağlamayı keseceksin, aşık olup kalbine gireceksin.
    İşine gelince seveceksin,
    Gelmeyince ya dövecek ya kovacak ya da vuracaksın.
    Seni seven bir kadının eli kanlı katili olacaksın,
    O senin saçının teline kıyamazken,
    Sen onun canına kıyacaksın.
    .
    Sözde en çok anneleri seveceksin,
    Lakin en çok annelere söveceksin.
    .
    Hayalleri peşinde koşmaktan başka,
    Ne yaptı size bu şiddet uyguladığınız kadınlar?
    .
    Yapma !..,
    Bu vahşete “Kadına Şiddet" diyoruz biz.
    Yapma !...
    Sen ne zaman Adam olacaksın?
    .
    Zorbalık üzerine hayat inşa edilmez.
    -Kadın, erkeğin satranç taşı değildir.-
    Zorla ne nefret ettirebilirsin ne de sevdirebilirsin.
    -Bir kadının cennetine havlayarak girilmez.-
    (Ki havlamak korkutmak, kükremek korumaktır.)
    .
    -Kadın kimsenin cinsel objesi, duygusal işçisi değildir.-
    .
    Kadını stres topu, mutfak robotu olarak görme,
    Onlara köle muamelesi, esir muamelesi, kullanışsız amele muamelesi çekme !...
    .
    Hiç bir anne babayı, kızlarını katillerine kendi elleriyle veren anne baba durumuna düşürme.
    .
    Be Adam (!)
    -Sevgiyi yanlış öğrenmişsin,
    Sevgi acı çekmek de çektirmek de değildir.-
    Kaldı ki,
    -Kadın dövülmek için değil,
    Sevilmek için yaratılmıştır.-
    .
    Güle kurşun sıkılır mı?
    Güle dikenleri var diye kızılır mı?
    .
    Sevdiğin kadın için cenneti yeryüzüne getireceğine,
    Ayaklarının altına cennet serili kadına,
    Cehennemi yaşatıyorsun.
    -Hiç bir kadın cenneti bulmak için, erkeğin cehennemine katlanmak zorunda değildir.-
    .
    Bil ki..,
    Ne kara kalemle gökkuşağı çizilebilir.
    Ne de senin gibi,
    Avı için ağlayan ucuz ruhlu timsahın gözyaşları içilebilir.
    .
    Kimseyi yalandan sevme !...
    Seveceksen adam gibi sev,
    Adam gibi sevmeyi beceremiyorsan sevme !...

    Yalan demişken,
    (Aslında yalancıda gerçek aramak, zaman kaybıdır.
    -Yalan önce herkesi kendine inandırır.
    Sonra gürültüsüyle hakikati uyandırır.-
    Ve her zaman kendine bir ortak bulur.
    Oysa gerçeğin şahide ihtiyacı yoktur,
    Tek başına hep ayakta durur.
    Tek bir gerçek, tüm inkârları yıkmaya yeter.
    Onu arayanla er ya da geç buluşur.)
    .
    Bu arada (Hiç sevmem kötü hikayesi olan yerleri;
    Adliyeleri,
    Hapishaneleri,
    Hastaneleri.)
    .
    Bazıları seçimlerini sahiplenmeyişinin adına kötü kader diyor. (!)
    .
    Yani diyeceğim şudur ki;
    -Yamuk bir kişilik, doğru bir hayat yaşatmaz insana.-
    .
    Bir yürek:
    Kin, kibir, nefret ve hasetle kirlenir.
    Sevgi, vicdan ve merhametle temizlenir.
    .
    Aç parantez (Her insan içindeki kafeste bir vahşi besler.
    Bunların bazıları evcilleştirilemediği için dişisinin canına kıyan adi bir caniye döner.
    Her yer egoistle, mazoşistle, sadistle, narsistle, piskopatla, sosyopatla dolar.
    .
    -Ve hiçbir şey topluma, insanlığından kopmuş kadın ve çocuk istismarcısı tecavüzcü katiller kadar dehşet yaşatamaz.-)

    Göster onlara okyanusun öfkesini...!
    5.
    Bilinçsiz kadın bu tür erkeklerin işine gelir,
    Farkındalık yaratmak, bilinçlenmek gerek kadına şiddeti durdurmak için.
    Boyun eğmek, teslimiyet çare değil, ayağa kalkmak gerek kurtulmak için.
    .
    -Gerçi suskunluk...;
    Bazen cehaletin gürültüsü,
    Bazen de bilgeliğin türküsüdür.-
    .
    Bir zamanlar, susmak;
    Kadınların konuşma diliydi.
    Söyleyecekleri ya gözlerinde ya da yüreklerinde gizliydi.
    .
    Aç parantez (-Gözler ki dilin telaffuz edemediğini söyler.-
    Zira dil yürekten her geçeni söyleyemez.)
    .
    Tek savunma silahları,
    Yumruk yapmaya kıyamadıkları elleriydi.
    Sığınabilecekleri biricik mekân,
    Ya mezar ya da ana baba evleriydi.
    .
    -Cesaretini toplayamayan, bavulunu toplamak zorunda kalır/dı.-
    Oysa,
    -Bir insanın en sağlam dostu cesaretidir.-
    -Hayat bahaneleri değil cesareti ödüllendirir.-
    .
    Ki kadınların çığlıkları ışık,
    Korkuları şarkı, hıçkırıkları çağrıdır kıyamete.
    .
    Parantez içi ( Ancak yine de,
    Kadın sinirlenince dağı taşı delesi gelir,
    Lâkin ojelerini görünce, gülen bir emojiye dönüşüverir.)
    .
    -Acılarınızla kimseyi beslemeyin.-
    -Diktiğiniz putları, başkasının kırmasını beklemeyin.-
    -Değmeyenlere vaktinizi harcamayın, yol verin gitsinler.-
    -Taşlanacak sözleri, bandajla sarmayın.-
    -Hiç kimsenin egosuna sponsor olmayın.-
    .
    -Kimse seni duymuyorsa kurtuluşun kendindedir.-
    -Düşmek istemiyorsan, başkalarına yaslanma.-
    Zira,
    -Başkalarının ışığına güvenen, karanlıkta kalır.-
    .
    Bu arada (Anneler kızlarına güneş ve kutup yaldızından oluşan bir gökyüzü örer.
    Kızımın güneşe açılan bir penceresi olsun,
    Karanlıklarında yönünü bulsun diye.)

    -İstiyoruz ki,
    Hayat hep bana güneş açsın,
    Uçmamız için sevdiklerimiz kanat taksın.-
    -Dişiliği kişiliğin önüne koyanların sonu hüsrandır.-
    -Burca göre de, borca göre de eş seçilmez.-
    -Nefsin dili değil, gönlün dili kalpleri birleştirir.-
    -Aşk pahalıdır ucuz insanla yaşanmaz.-
    -Her kadın bir şiirdir, her adam okuyamaz.-
    Çünkü...
    -Ehline düşmezse hayat, ziyan olur.-
    -Güzel insanlar, özel insanlara layıktır.-

    Öz Benlik !..
    6.
    -Hayat dediğin siyah-beyaz.
    Bir yanı aydınlık, bir yanı karanlık biraz.-
    .
    Hayatın hazır bir senaryosu yok ki
    Onu sen kendin yazıp oynayacaksın.
    .
    Mesela ben,
    -Yürümeyi unuttum,
    Ayakkabılarım beni öldü sanıyor.-
    Oysa,
    -Yaşamak için o kadar çok sebebim var ki
    Çünkü ölmeye hiç cesaretim yok.-
    .
    Yani,
    -Bu Dünyada her şey boş diyorsan, içini sen dolduramamışsın demektir.-
    -Bir başkasının hikayesini tekrarlayanlar,
    kendi hayat hikayesini oluşturamayanlardır.-
    Çünkü hayatı bekleme odası olarak kullanmak...;
    Çölde bahar,
    Seni hasta eden yerde şifa aramak, hiçe razı olmaktır.
    Yaşamın rengini matlaştırmak,
    Kendi kanatlarıyla uçma zevkinden mahrum kalmaktır.
    .
    -İçine kapanıp saklanırsan, ışığını kimse göremez.-
    -İnsan bir kere ışığını kaybetti mi, kanatları tellere takılan serçeye döner.-
    -Yürekten üşüyene, güneş kâr etmez.-
    -Yani perdeler kapalıysa:
    Gündüz olmuş gece olmuş,
    Güneş batmış, güneş doğmuş
    Hiç farketmez.-
    .
    Yaşam telâşından, çoğu zaman,
    En az vücut kadar ruhumuzun da dinlenmeye,
    En az vücut kadar ruhumuzun da dokunulmaya ihtiyacı olduğunu unutuyoruz.
    .
    Aç parantez (Çocuklar, hayatın bütün tuşlarına aynı anda gelişi güzel basarak eğlenmek ister.
    Gençler, diğerlerini görmezden gelip, sadece hoşlandıkları tuşlarla keyiflenmek ister.
    Yaşlılar ise, hayatı durduracak bir tek tuş arar, biraz olsun ara verip dinlenmek ister.)

    -Onur;
    Kendi çölünde yanmayı,
    Bir başkasının gölgesinde donmaya tercih etmektir.-
    .
    İnsan önce...
    Kendine dost, kendine deva olmalı,
    kendini, sevmeli, saymalı,
    Kendine karşı doğru, dürüst davranmalı.
    Kısacası...
    İnsanın kendine söyleyecek bir şeyleri hep olmalı.
    -Çünkü insanın kendine,
    Ve iç sesinin muhabbetine hep ihtiyacı vardır.-
    Ama yeri geldiğinde de,
    -İnsan önce kendine meydan okumalı.-
    Zira, bazıları kendi dışında her şeyi görür.
    .
    İnsanın herhangi bir sebebe ihtiyacı yoktur;
    Kendini sevmesi, sayması, onurlandırması için.
    Sadece kendine güvenmesi, kendini keşfetmesi ve kendi yolundan çekilmesi,
    Kendini affederek hata ve kusurlarını sahiplenmesi,
    Kendine merhamet etmesi yeter.
    .
    -Kendine sadakati olmayanın başkasına hiç olmaz.-
    .
    Gerçi bir ömür harcadım, halâ kendimi tam keşfedemedim.

    7.
    Ahh uykusuz ve yorgun kalbim ah !...
    Bilirim kırıklarını toplamaya bile fırsat bulamadan,
    Kuru bir ağaç dalı gibi defalarca kırdılar seni.
    Aç parantez (Bazı kalp kırıklıklarının tamiri ömürboyu sürer.-)
    Sen yine de her şey yolunda rolü yapmaya,
    Hiç kırılmamış gibi tıkır tıkır atmaya devam ettin.
    .
    Bazılarının ömrü hayal kırıklıklarıyla kalp kırıklıklarıyla geçer.
    Hayata kırgın bakışı, olur olmaz uzaklara dalışı hep ondandır.
    .
    Ancak,
    -Kimse kimsenin sessizliğini duymaz,
    Herkesin sessizliği kendine yapışır.-
    .
    -Ah bu Dünya !...
    Camlar kırılır sesten durulmaz.
    Canlar kırılır hiç ses duyulmaz.-

    Bu arada,
    -Makine değiliz,
    medcezirlerimiz var.
    İçimizde gece ve gündüz,
    güneş ve ay.-
    .
    -Bazen su yanar, ateş donar.-
    -Tam uçuyorum derken, bir anda yere çakılırsın.
    Tam düşüyorum derken, ummadığın bir dala takılırsın.-
    .
    Nereye baksam her yer keder rengi, içimiz kül yığını.
    Parantez içi (Yanmadan kim kül olmuş ki.)
    .
    Unutmayı unutan herkesin bir yangını var,
    Kustukça sönen sustukça yanan.
    Ya içine attıklarından, ya da içinden atamadıklarından.
    .
    -Bazı sözler kanserli hücre gibidir,
    İçinize atarsanız metastaz yapar.-
    .
    Biz buna "Dert Adamı Çürütür" diyoruz.
    .
    Bazen susarak kendimizin efendisi, konuşarak başkalarının esiri olsak bile.
    Sık sık konuşmak gerek vakti gelince,
    Zira susmaya bol bol zaman olacak ölünce.
    .
    Gerçi,
    -İnsanlığı dili çalışanlar değil eli çalışanlar besliyor.- ama,
    Olsun siz yine de susmayın, içinizi dökün.
    .
    Aç parantez (Şikayet, içinizdeki kemirgeni defetmektir.
    Ancak başkalarına şikayet, kemirgeni besleyebilir de.
    Bu durumda, bağıra bağıra evde aynaya şikayet etmek veya şikayetlerini yazıp, sonra kendine sesli okumak en etkili iki yöntemdir.)

    Aç yüreğini dost üşüyorum, kara bulutlar güneşim yok sansın.
    Ser gölgeni dost düşüyorum, dipsiz uçurumlar boşluğundan utansın.
    .
    Öyleyse,
    Bağırsanız, sesten rahatsız olacak değil de sizi duyacak,
    Bahçenizdeki çiçeklere basacak değil de
    sulayacak insanlarla dost olun.
    .
    Dost, insanın yaşamaya tahammülü kalmadığında, yanı başında bitiverendir.
    .
    Her dost nefes almak için bir penceredir.
    .
    Dost dediğin, üşüyünce kalorifer üstünde ısıtılmış havlu sıcaklığında,
    Yanınca, buzdolabından yeni çıkmış limon kolonyası serinliğinde insanı sarar.
    .
    -İnsana, masaya içini dökünce kusmayacak dostlar lazım.-
    Ancak bu devirde içini dökecek birini bulmak o kadar zor ki,
    Herkes ağzına kadar dolu.
    .
    Kimileri yüreği acıyla dolunca,
    Kimileri de sustuklarının ağırlığı dayanılmaz olunca, benim gibi şiir yazar.
    Ki yazmak, soyunup dökünmek, arınmaktır.
    Bazen insanı şair veya yazar yapan zarif bir elbiseyi giyinmektir.
    Ancak,
    -Yazdıklarımız, düşünebildiklerimiz kadardır.-
    .
    Yine de siz siz olun,
    -Bu anlamsız dünyada anlam aramayın, yorulursunuz.
    Çünkü
    -Çok fazla insan,
    Çok fazla gürültüdür.-
    -Herkesi dinleyin,
    Ama çok azını ciddiye alın.-
    .
    -İnsanı en çok uzatmaların oynandığı ilişkileri yürütmek,
    Ve üzerinde bir lanet gibi yapışıp kalmış lekeleri temizlemek yorar.-
    .
    Esasen konuşmak değil susmak,
    Aldanmak değil inanmak,
    Düşmek değil kalkmak,
    Savrulmak değil sarılmak,
    Sarhoşluk değil ayılmak,
    En çok da;
    Sevmek değil ayrılmak,
    Ölmek değil yaşamak yorar insanı.
    Ancak,
    Yine de unutmamak gerekir ki,
    Kara bulutlardan sonra yağmur ve güneş sarar insanı.

    Ah Biz Erişkinler...!
    8.
    Hem kendimizi hem çocuklarımızı çok üzdük.
    Gerçekte, yetişkin bedeni içinde öfke nöbeti geçiren beş yaşındaki çocuk bizdik.
    .
    Daima hatalı onlarmış gibi hep düzeltmeye çalıştık.
    Aman çocuğum çok sevinirsen, başına kötü bir şey gelir deyip,
    Duygu dünyalarına bile karıştık.
    Bol bol yalanlar ektik zihin tarlalarına,
    (Büyüyünce biçmek için.)
    Çok nasihat ettik çok konuştuk,
    Az okşadık, az sarıldık.
    .
    İyi iletişimi öğrenemedik,
    Dinle dedik, ama nerdeyse onları hiç dinlemedik.
    Görmezden geldik hep,
    Sizin fikriniz nedir diye sormadık.
    Koşullu sevdik, her daim arkalarında durmadık.
    .
    Her şeyi silah olarak kullandık onlara karşı,
    Köle zihniyeti için, otoriteyi hiç eksik etmedik.
    Hiç öğrenmedik, hep öğreteceğiz dedik.
    Doğru sandık kendi eğrimizi,
    Gösterdiğimiz yoldan gitmelerini istedik.
    .
    Sonuç:
    Birbirimize yabancıyız.
    Oysa, her şey çok farklı olabilirdi.
    Fakat hep sonradan gelir aklımız başımıza.
    .
    Eyvah...! eyvah...!

    Çocuk ve Umut !...
    9.
    -Mutluluk arayışındaysanız,
    Kılavuz kitabının baş yazarı, içinizdeki çocuktur.-
    -Yüreğinizi bir çocuğa emanet ederseniz, en azından içi kirlenmez.-
    -Ha bir çocuğun kalbini,
    Ha bir serçenin kanadını kırmışsınız farketmez.-

    Neyse benimkisi,
    Çocukça bir mutluluktu geldi geçti.
    Bir umuttu,
    Bir ışıktı karanlığı deldi geçti.
    Şimdi de uykumu bekliyorum,
    birazdan gelir.
    .
    -Güzel şey umut dolu bir sabaha uyanabilmek.-
    .
    Ne zaman hüzünlensem, hüznümü kollarımın arasına alır,
    Ta ki neşesi yerine gelene kadar çocukluk gülüşlerime giderim.
    .
    Ne zaman başımda kara bulutlar dolaşsa, çalsa mevsim zemheri ayazına,
    Kıpır kıpır çocukluğum konar penceremin pervazına,
    Getirir çocukluk güneşlerimi içimi ısıtır.
    .
    Bazıları benim gibi, kitap okulunu değil hayat okulunu bitirir.
    Hayat okulu yaşayarak, kitap okulu okuyarak öğrenilir.
    Birine beş on yıl, diğerine bir ömür verilir.
    .
    Benim de düşlerim vardı.
    -Ama ben saklandığı yerde unutulmuş bir çocuktum.-
    Arkamdan hiç su dökenim olmadı.
    Gerçi,
    -Denize kavuşmaksa yolun sonu,
    Hangi ırmakta damla olduğun önemli değildir.-
    .
    Bir sokak çocuğu misali,
    (Ki sokaklar;
    Tüm suskunların dili, mazlumların evidir.-)
    Hangi bankta sabahlasam,
    Üşüyen sokak lambaları gibi,
    Direnirim gecenin ayazına, soğuk benim yurdum.
    Yüreğimin varoşlarına, kardan kıştan kaçanları doldururum.
    Ne bir eve sığabilirim ne de koca bir kente
    Yaşamın ayak dibinde küçük bir damla olurum,
    Bir anne yüreği düşler içinde uyurum.
    .
    Diken mi kaldı batmadık, ah bu yalın ayak yürümeler.
    Yine de seviyorum Dünyayı,
    Yaşamak her gün canıma okusa da besbeter.
    Olsun !...
    Biliyorum bir yerlerde bir gül var,
    Hayalimdeki kokusu da yeter.
    Zaten ben,
    -Olmadık hayaller kurarım...
    Mesela içimden bir ses, serçe ol diyor..!-
    -Ağaçları geceleyin sallayınca, yıldız düşeceğine inanırım.-
    .
    -Ben ikinci şansa değil, ikinci fırsata inanırım-
    Hayat kendi rengine boyasa da kanatlarımı,
    Ben hep saçağından şeker kokulu umut sarkan sırça evler düşlerim.
    .
    Biz buna "Şükür" ve “Umudun insana yüz çevirmemiş hali.” diyoruz.
    .
    -İnsan dediğin...
    Yaprak yaprak dökülen bir umut ağacıdır.-
    -Aslında hepimiz, umut ağacının bir dalına tutunuruz,
    Ama çoğu zaman dalın kırılabileceğini unuturuz.-
    .
    İnsanoğlu zaman zaman,
    Boğulmadan çıkamanın mümkün olmadığı hayallere dalar,
    Gökyüzüne bile sığdıramadığı, ayakları yere basmayan hayaller kurar,
    Mesela kayan bir yıldızı gökteki yerine tekrar koyar.
    .
    Geceleri yıldız gibi parlayan,
    Yeni umutlar filizlenir her sabah güneşle birlikte ufuktan.
    Kimi güneşin batmasıyla hiç olur,
    Kimi de birilerinin üstüne basıp geçmesiyle piç olur.
    .
    Tekrar tekrar umutlanmak döngüsü insanoğlunun kaderidir.
    Ve
    -Umut, insanın yıkılan en son kalesidir.-
    .
    Zira,
    -Kazanmayı umut etmeyen, çoktan kaybetmiştir-
    -İçi umut dolu olmayan,
    Ya kış ortasında dımdızlak kalakalır,
    Ya da çöl ortasında fırtınaya yakalanır.-
    .
    -Uçmak için kanadın olmuş neye yarar, hevesin kırılmışsa.-
    .
    -Hayallerinizle hayatınız arasında uçurum varsa;
    Hayalleriniz yıkılmaya,
    Siz de yere çakılmaya hazır olun.-
    .
    Ancak yine de,
    -Çırpınışlardır hayatı kanatlandıran.
    Hayallerdir insanı umutlandıran.-
    Siz siz olun,
    -Kuş olup uçamıyorsanız,
    bari hayalini kuranların heveslerini kırmayın.-
    .
    Aç parantez (Maalesef hayal yıkma yarışında birinciyiz.
    Bir bilseniz,
    Yıkık hayallerinin enkazı altında kurtarılmayı bekleyen o kadar çok insan var ki.
    Hayalsizler ülkesine döndük.)

    -Umuttur fakirlerde bağımlılık yapan.
    Ve yoksulluktur bu Dünyada en cömert paylaşılan.-
    Ki ben,
    -Yoksul insandan degil, yoksul zihinden korkarım.-
    .
    Garip ne zaman mutlu olacak olsa,
    Ya uyandırıp içine ederler rüyanın, ya da fişini çekerler dünyanın.
    .
    İnsan bazen, şükretmek mi gerek kahretmek mi gerek yoksa küfretmek mi gerek bilemiyor.
    Ama yine de,
    Ben,
    -Haklı olmayı bıraktım, mutlu olmaya baktım.-
    Siz de öyle yapın.
    .
    Bu arada (Yoksullar için Alaaddin'in sihirli lambasındaki cin olmayı düşledim hep.
    Kim bilir...!
    Belki cin bana da, bu ömrüm gibi hep umutla geçmeyecek yeni bir ömür verir.)
    .
    Bir insan yoklarıyla değil, çoklarıyla değerlendirilmeli.
    Çünkü Dünya bazılarına alâ, bazılarına şehlâ bakar.
    Hayat kimilerine lunapark, kimilerine Berlin Duvarı,
    Yatacak yerleri yok dediklerimiz, kuş tüyü yataklarda yatar.
    .
    Oysa bazıları hayatı eksile eksile öğrenir.
    Yaşamak kudretiyle doldurur tüm boşluklarını.
    Ve bir gün,
    -Damla olarak geldiği okyanusa kafa tutar.-
    .
    Zira,
    -Sabır yorulmak bilmez ata benzer.-
    -Işığı görmeyi bilenler için hayat her zaman gülümsemeye hazırdır.-
    .
    Yani,
    -Marifet, sürüklenen değil akarsuya yön veren taş olabilmektir.-
    Ağlamadan keyif, çileden zevk alabilmektir.
    .
    Kaldı ki,
    Her şeye sahip olmak, en büyük mutsuzluk kaynaklarından biridir.
    -Zenginlik cepte değil, kalptedir.-
    .
    -Niyet bir tohumdur kalbe ekilen.
    İyiyse gül biten, kötüyse diken.-
    Rastgele !..

    10.
    Ben, Annem ve Babam !...
    .
    Ya kimsesiz çocuklara atkı örerim,
    bere örerim kazak örerim yumuşacık anne sesinden.
    Ya da kuru bir dala yaprak olurum sıcacık anne nefesinden.
    .
    Salıncaklardan mutlu çocuk kahkahaları,
    Ağaçlardan kuş sesleri toplarım,
    Rüzgârla uçup gitmesinler diye.
    Çocuk yüreklerinde uyuyan masallar biriktiririm,
    Unutulup yitmesinler diye.
    .
    Yoktur çocuk olup da gökkuşağına kanmayan.
    Masal var mıdır içinde çocuk olmayan?
    .
    Varsa biz buna "Büyüklere Masallar" diyoruz.

    Annem...!
    Dört mevsim yediveren mor çiçekli bir daldı.
    Balkondaki ipe çamaşır sermek yerine,
    mahallemizin serçeleri okuyup kültürlensin diye şiirler asar,
    Kuşlara edebiyat öğretmenliği yapardı.
    .
    -Yüreği güzel olanın dili de güzeldir.-
    .
    Bilirsiniz...
    Anneler evlatlarını önce dokuz ay karnında, sonra da ömür boyu yüreğinde taşır.
    .
    Tüm anneler gibi annemin de
    Binlerce karatlık yüreği vardı.
    Ne zaman kardeşim balkondan sarksa,
    Ellerinden önce gözleriyle tutardı.
    Kardeşim ne zaman salıncaktan düşecek olsa önce başörtüsü uçardı.
    .
    -Elinin erişemediği yere yüreği yetişirdi.-
    (Zaten İnsan yüreği, en az bir tohum kadar cömert olmalıdır.)
    .
    Duaya durmuş annelerin,
    Avuç içlerinde hep çocukları vardır.
    -Annemin gülüşünü, merhem diye yıllarca sürdüm yüzümdeki acılara.-
    Ne çok acı biriktirirmiş annelerin dizleri.
    -Hiç kimse beni annem gibi sevmedi.-
    -Bütün sevgileri topladım, bir anne sevgisi etmedi.-
    -Herkes herkesi terkeder,
    Tek istisnası anneler.-
    .
    Aç parantez (Biri beni karnında, diğeri kalbinde taşıyan.
    İki kadını çok sevdim bu hayatta.
    Biri kan bağından, diğeri can bağından.
    .
    İnsan ömür boyu,
    Ana sırtına binerken duyduğu güveni,
    Ana kucağında meme emerken bulduğu huzuru arıyor.
    Bu açıdan,
    Dünyadaki bütün erkekleri toplasak bir anne etmez.)

    Siz hiç, hayal kırıklığına uğrayacağınızı bile bile,
    Her gece yüreğinizde yeşerttiğiniz binlerce umutla,
    Birini, pencere kenarına oturup kırk yıl bekleyecek kadar sevdiniz mi?
    .
    İşte o benim Babam...!
    .
    Dünya’yı omzunda taşıyan bir bilge adam;
    Gülünce yedi renk açardı yüzünde bahar,
    Lunaparka benzerdi benim babam.
    .
    Tomurcuklandığım dalımdı,
    Dağlara baş eğmeyen yanımdı,
    Gurbet kokardı, annemse memleket.
    .
    Bir tek onun sıcacık mutluluk dökülen ceplerinde, umut hangi çocuğun kapısını çalacak şıngırtısı arardım.
    Gerçi o inanmazdı benim çocukluk mucizelerime ama,
    Mahalleli çocuklara en güzel lolipopu, onun ayçiçeği gülüşlerinden yapardım.
    .
    -Babasız, insan kendini yoksul hissediyor.-
    .
    Bilir misiniz ?
    Babam,
    Yıllarca annemin ölürken ağzında yarım kalan naneli sakızını sakladı,
    Saç tarağına takılan üç beş saç tellini kokladı.
    .
    Anladım ki en güzel kokular üste değil, yüreğe siniyor.
    -Allah kimseyi sevdiklerinin kokusuna muhtaç etmesin !...-
    -Babam ağlayınca, çaresizliği öğrendim.-
    .
    Bana gelince,
    Babamın hastaneye yatarken dönünce alırım diye bıraktığı cüzdanını, ağızlığını, tespihini,
    Bir gün veririm umuduyla hâlâ yanımda taşırım.
    Kaldırmaya kıyamadığım,
    Koltukta asılı hırkasıyla sabah akşam selamlaşırım.
    Bakıp bakıp iç çektiğim o hırkanın yalnızlığı öyle bir oturur ki yüreğime,
    Bir sarılıp, bir vedalaşırım.
    .
    Aç parantez (Hayatımdaki bütün boşlukları doldurdum,
    Bir tek anne-baba boşluğunu dolduramadım.
    İki kez yıldırım düştü yüreğime, biri annem diğeri babam öldüğünde,
    Enkazlarını hâlâ kaldıramadım.
    .
    Omuzlarımda ağırlığı asılı kalan tabutlarının bir köşesine kıvrılıp yatmak istedim, kendimi sığdıramadım.
    .
    Hayatta en çok,
    Anne ve babamın üstüne,
    kürekle toprak atmak yaktı canımı.
    .
    Hayatta en çok,
    Anne ve babamın sesini duymayı
    Ve onlara tekrar dokunmayı özledim.
    Parantez içinde parantez (-İnsan özlediklerini, gözleri açıkken değil,
    gözleri kapalıyken görüyor.-)
    .
    Her yıl gözyaşı ekerim topraklarına,
    ruhumu mavi bir sızıya salar ölüm.
    Bilirim ki artık anasız babasız, boşluğa savrulmuş külüm.)

    Aşk ve Duygu Dünyam
    11.
    Yalnızlık !...
    İnsanın en kadim ve en sadık dostlarından biridir.
    -Kalbiniz çırılçıplaksa, yalnızsınızdır.-
    Yalnız insan, pamuk tarlasına konmuş zenci serçeye benzer.
    Esasen,
    -Yalnızlık mutsuzluktur.-
    -Üzerinde çizik dahi olmayan, bir beyaz kâğıttır.-
    .
    İnsanın kapısını hep geceleri vurur.
    Kapıyı açsanız da açmasanız da,
    Öteleyip içinize attığınız tüm dertlerle birlikte, gelir göz kapaklarınıza oturur.
    Baş yastıkta gece boyu tavandan mucize bekletir insana,
    Sadece sokup çıkartır buz gibi bitmeyen düşünceler denizine,
    Ne sarılıp ısıtır, ne de durulup uyutur.
    .
    Parantez içi (-Yüreğinizi sık sık ziyaret edin,
    En zoru yürek yalnızlığıdır.-
    Gerçi yalnızlıklar da altın günleri düzenliyorlar kendi aralarında ama.
    -İç dünyası yalnız olanın, dış dünyası kalabalık olmuş neye yarar.-)
    .
    Her neyse önceleri,
    Yalnızlığım beni hiç yalnız bırakmazdı.
    Her sabah uğurlar akşam karşılardı.
    Tek sorun,
    -İnsan yalnızlığına sarılamıyor ki.-

    -Bana ne zaman evleneceksin diye soranlar
    Evliliği, kafese kuş aramak sanıyorlar.-
    .
    -Sevgisiz bir gönül kuraktır.-
    -Sevgisiz kalmış bir gönül her daim kıştır.-
    .
    Misafir gelip de yatsın diye naftalinleyip bekletilen yorgan gibiydim, henüz kimse örtmemişti beni üstüne.
    Parantez içi( Ne olur Tanrım bu durumu hiç kimseye söyleme.)
    .
    Daha sonraları medeni durum,
    Bütün ıhlamurlar sen kokar, şekline evrildi.
    Şimdi sevmek zamanı,
    -Her aşkta bir hayır vardır- deyip aşk çağrıldı:
    .
    Ey aşk...!
    Bir mucize gerçekleştir şimdi
    Şapkandan bir kumru havalansın.
    Bana öyle büyük ki bu kalp,
    Gelsin yüreğime yuvalansın.
    .
    -Ki aşkta, yürekten gelmeyen yüreğe değmeyen her söz, lafügüzaftır.-
    Zira,
    -Yüreği, insanın bahçesidir.
    Bu bahçede yetişmeyen aşk, aşkın ya serabı ya da sahtesidir.-

    Aşk !...
    12.
    Aşk, herkesin bildiği sır,
    Bazen gerçek bazen yalan,
    Bazen bir asır, bazen bir an.
    .
    -Biliyorsunuz, yaşam cinsel yolla bulaşır.-
    -Hepimiz aşk annenin çocuğuyuz.-
    .
    İnsan şekerciye girmiş çocuğa döner, içine aşk girince.
    İnsan kendini sönmüş balon gibi hisseder,
    içinden aşk çıkınca.
    .
    Aşk, insanı bazen sevinçten deliye, bazen de üzüntüden ölüye döndürür.
    Aslında,
    -Aşk bir ölüm halidir.-
    -Ne zaman ki aşk biter,
    İşte o zaman insan hayatta olduğunu hatırlar.-
    Ya da,
    -Aşk, sürekli bir susuzluk halidir.-
    .
    -Aşk, kalpte barınır kalpte gizlenir,
    ve sadece gönül gözüyle izlenir.-
    Dolayısıyla,
    -Aşkın dili gözcedir.-
    Ve
    -Kalbe dokunmanın yolu gözceden geçer.-
    .
    Aç parantez (Aşk ve ölüm ikisi de kalpten vurur.-
    Gerçi,
    -İnsan, kırık kolla kırık bacakla yaşayamıyor ama,
    Kırık kalple yaşamayı öğreniyor önünde sonunda.-)
    .
    Ne ilk ne de son kabustu gördüğümüz,
    Yine de dağlara hiç baş eğmedik.
    Kana kana içip yaşarken öldüğümüz,
    Kızılcık şerbeti dolu bir kâseydik.
    Ne mezar taşı vardı, ne toprak ne de kemik,
    Kazma küreksiz nicelerini gömdüğümüz,
    İki yüreğimiz vardı, sırçadan incecik.
    .
    Yani biz birbirine sığınmış iki yürektik.
    Tek taşla duvar örülmez dedik, taşa sevgi ektik.
    Ve
    Güzeldir yardan gelen,
    Ondan gayrı ne varsa haram olsun
    Nazlı bir kaş çatışından evladır ölüm,
    Ondan gelirse belâm olsun dedik.
    .
    Biz buna “Bir bedende iki kişi, Aşk” diyoruz.
    -Aşk; su arayan ateştir.-
    Çünkü aşka ulaşmak için yangınlardan geçmek gerekir.
    .
    Ve -Aşk,
    İçi ateş dışı buz,
    Girer yanarsın, çıkar donarsın.
    Düşte gör, ateş mi yakar seni sen mi ateşi yakarsın.-
    .
    Ve yine -Aşk,
    Defter arasında bir tutam gül kokusu.-
    .
    Çooook büyüksün aşk...!
    .
    Ya olmasaydın,
    Nereden nefeslenirdi bu kimsesiz pencere?

    -Aşkta pazarlık edilmez,
    Çünkü aşk, hesap kitap bilmez.-
    13.
    -Seven ne boya, ne soya bakar.-
    -Her fani, en büyük yenilgisini ilk aşkında tadar.-
    .
    Kimileri, diriler şöyle dursun deyip,
    Çiçekleri bile ölülere alırken.
    -Bazılarının yüreğini eşsen, dört bir yanından sevgi çıkar.-
    .
    Yaşanmışlıklar ve kör yıllar,
    Ellerimizi yüzlerimizi tırnaklarıyla çentik çentik çizebilir, kırış kırış edebilir.
    Ama hiç yaşlanmaz gönül bahçelerimiz,
    Sevdiğine her zaman, yüreğinin teriyle büyüttüğü taptaze çiçekler verebilir.
    .
    -Ne mutlu sevenlere, sevilenlere.
    Sevdiğinin kucağını gül bahçesine çevirenlere.-
    -Zira gönül bahçesine baharı getiren de,
    götüren de yârdır.-
    .
    Parantez içi (Haydi...!
    Sevdiğinizi bir buket çiçekle şımartın güzel insanlar.
    -Bir çiçeğin, kimsenin kalbini kırdığı görülmemiştir.
    Ve bir yüreğin, bir şiiri öptüğü görülmüştür.-)
    .
    -85 yaşındaki kadın kocasına sordu:
    Bunca yıldan sonra, bana hâlâ şiir gibi güzel kadınsın diyebiliyor musun?
    .
    Adam sevdiğinin yüzüne şöyle bir bakıp cevapladı:
    .
    Şairi Yüce Rabbim olan bir şiir, nasıl çirkin olabilir ki?-

    Esasen tüm sevgiler, siyaha inat beyaz olmalı, kirletilmemeli.
    .
    Fakat ben kirlettim;
    Bütün hata benim,
    Önce gözlerine iman ettim,
    Sonra başkenti aşk olan bir ülkede halifeliğimi ilan ettim.
    Meğer bir serçenin umutsuz kanat çırpışlarıymış sevdam.
    Kıymet bilmez başka biri uğruna,
    Bataklıkta çırpına çırpına tükettim.
    .
    Aç parantez (Hey gidi insancık, sana verilen beyni kullanmakta ne diye cimrilik edersin.
    Yüreğindeki gemi seni beklerken, niçin başka limana gidersin.
    Oysa,
    -Birazcık sadakat,
    Kocaman kocaman sayılardan daha değerlidir.-
    -Tek bir kavuşmanın sevinci,
    Tüm vedaların toplam acısından daha büyüktür.-)
    .
    Yani...,
    -Benim aşktan yana metcezirlerim, yaralı şarkılarım çoktur.
    Anladım ki,
    -Aşık olmak değil aşık kalmak mühimdir.-
    .
    Eyy aşk...!
    Yüzüme vuran yağmur damlaları gibi kayıp gitme,
    Gözyaşlarımdan öp beni.
    .
    Aşık oldum, dünyaya vuruldum.
    Aşkım beni terketti, dünyaya darıldım.
    .
    Sonuçta AŞK İŞTE...!
    Sadece bir yanılsamadan ibaret.

    -Büyüdükçe Kirlendik,
    Büyüdükçe İnsanlığımız Küçüldü.-
    -Çocukken en korktuğum yaratık yılandı, şimdi ise insan.-
    14.
    Gerçekte biz,
    Darağacında simsiyah gölgeydik.
    İndirdik masmavi göğü yere,
    Toplayıp pırıl pırıl güneşi, ayı ve yıldızları
    Ama’ya gökkuşağı önerdik,
    Kara kara insanlara rengarenk güller verdik.
    Oysa güneşin saçları sarı sarı,
    -Çocukların maviydi arkadaşlıkları.-
    (Çıkarsız, ikirciksiz, tertemiz.)
    .
    -Gelişmek için bazı dalları kesmek gerek
    Çünkü gelişmek değildir büyümek.-
    Ve
    Her çocuk zamanla adam olur.
    Çocuk olmamak anlamına gelmez büyümek,
    Sadece reçel yanaklar kaybolur.
    Parantez içi (Aslında her yetişkin, yaralı bir çocuktur.-)
    .
    Neyse, büyüdük, çocukluğumuzu yedi kat yerin dibine gömdük.
    Parantez içi (İlk cinayetimiz.)
    Açtık pencereyi, içeri karanlık doluştu ve düş bitti.
    Yer açtıkça günahlarımıza,
    İçimizdeki o merhametli güzel çocuklar gitti.
    Şimdi alacakaranlık kuşağı,
    Büyümenin şeytanlığı çocuk masumiyetini mağlup etti.
    .
    Gerçi çocuk olursun bir emzik boyu yaşamadan kıyarlar.
    Balık olursun pul pul, çiçek olursun yaprak yaprak yolarlar.
    Serçe olursun kanatlarını kırarlar.
    Ah şu insanlar...!
    Cehenneme çevirdikleri bu cennet Dünyada her şeyi kendilerine yorarlar.

    Toplumsal Dejenerasyon, Kirli Kalabalıklar...!
    15.
    Doğanın yanında, insanın insadan bıkması da,
    Yanında huzur bulacağı bir insan bulması da,
    Çağımızın en büyük sorunudur.
    .
    -Büyük acıları küçük insanlar yaratır.-
    Küçük insanların hayat gemilerinin dümenini, öz benlikleri değil egoları yönetir.
    .
    Oysa,
    -Ego yönetimi bir sanattır.-
    Freni patlamış bir egonun direksiyonundaysanız,
    Sonunuz ya duvar ya uçurumdur.

    -Bozulmuş insan dışında, her şeyin tamiri mümkündür.-
    .
    Son zamanlarda;
    Utanır olduk insanlığımızdan,
    Başta sevgi olmak üzere her şey o kadar hızla kirlendi ki,
    Büyük meziyet en az kirlenerek yaşamak.
    .
    Samimiyet kıt, riya aldı başını gitti,
    Bazılarının bırak iki yüzünü, hiç yüzü yok, ara ki bulasın.
    Trend yaptı onursuzluğun dibi midesizlik,
    Her yer hasta bir düzen icin ruhunu satmış, egosunun esiri kara kara insanlarla doldu.
    Dünya işlerine dalıp kirlenmekten korkan
    temiz yürekli insanlar sanki buhar oldu.
    (Bazen ben de, hiç kimseye görünmemek için şeffaf olmak istiyorum.)

    -Bu arada, kötüler sayesinde iyileri, iyiler sayesinde kötüleri tanıdık.
    Çirkinliğin sadece fiziksel olmadığını,
    İyi insan olmak için cebin değil,
    Yüreğin dolu olması gerektiğini anladık.-
    .
    Ancak,
    Kötüler iyi görünmede ustalaştı.
    Kötülük zehir gibi kendine hep bir ev bulabildi.
    İyileri kötü, kötüleri iyi,
    Delileri dahi, dahileri deli gibi gören,
    Güçlüleri baş tacı eden bir toplum haline geldik.
    -Ki bir yerde kötülük yaygınsa,
    Onu görmezden gelen bir toplum var demektir.-

    Eskidi at yenisini al kültürü ilişkilere yansıdı.
    Bırakınız doğayı, diğer canlıları...
    İnsanlar bile kullanıp atmalık.
    Güçlülerin gözünde birer toz zerresi insan.
    Error verirse format atılacak hard disk,
    Canın isteyince açılacak cep uygulaması,
    Okuyunca kenara koyulacak kitap,
    Merdiven basamağı,
    Araştırma projesinde denek,
    Satranç tahtasında piyon,
    Ya kurşun asker, ya kukla...
    Beyinler kopya, kalpler kopya.
    Pranga vuruldu zihinlere,
    Zihinler sömürge, işgal altında.
    Oysa,
    -İnsanlar mal değil,
    -İnsanlar baston değil.-
    -İnsan arada bir kendi olmayı da ihmal etmemeli.-
    .
    -Sadece insan yerine konulmak istedik, hepsi bu...!-
    Onlar ne yaptı?
    Yaralı bir serçe gibi ortada bıraktı.
    .
    Parantez içi (Ruhuma işkence veriyor bu durum, buruşturulup çöpe atılan ambalaj kağıdı muamelesi görmekten fazlasıyla muzdaripim.)

    Yani arsız zamanlardayız
    Üzerimize konan sinekler bile,
    Ya kahrından, ya utancından ölür oldu.
    .
    Çıkar gözetmeyen bir insanlığı çok özleyeceğiz.
    İnsanlık kendi karanlığıyla yüzleşip, hesaplaşmalı artık.
    Mesela ben, insanlıktan umudumu yitirdikçe, tekrar tekrar bulmaya çalışıyorum.
    Ancak anladım ki,
    İnsanlığı, insanlardan çok çok uzaklara koymuşlar.
    .
    Beni hasta ediyor insanların bu sevgisizliği, anlayışsızlığı.
    (Birileri alınmasın diye hep beyaz bayrakla dolaşmaktan yoruldum.
    -Bıktım usandım,
    Önden kucaklayan,
    Arkadan bıçaklayan,
    Dost görünümlü iki yüzlülerden.-
    -Bir ağaç gölgesinin dostluğunu,
    Bir insan gölgeliğine yeğler oldum.-
    .
    Anlayacağınız dibi görünmeyen bir bataklık bu sahte dünya,
    İnsan ne kadar sevebilir ki.
    .
    (Bu dünyanın insanı değilim ben, acemisiyim, yaşamayı beceremiyorum.)

    Sanal Alem ve Maddeci Toplum
    16.
    -Herkes birbirine akıl vere vere,
    Kimsede akıl kalmadı, akılsız bir toplum haline geldik.-
    -Suyun temizleyemediği tek şey, düşünce kirliliğidir.-
    .
    Aç parantez (Aklı gelgitlilerden değil,
    Zihni parazitlilerden korkmak gerek.)
    .
    Gerçekle yapayın savaşı başladı,
    Görünmeyenlerin görünenleri yönettiği bu sanal dünya, içi dahilerle dolu bir tımarhaneye döndü.
    .
    Sanal alemde yaşayan,
    En büyük silahın para olduğu,
    Teknoloji sayesinde, her şeyin yapaylaştığı, robotik zihinli bir topluma doğru gidiyoruz.
    Sanki görünmez bir el, insanları makineleşmiş, duygusuz hissiz robotlara dönüştürüyor.
    .
    Teknolojik konfor tavana, mutluluk tabana vurdu.
    Çünkü,
    -Teknolojinin en büyük eksiği, hissiyatı yok, maneviyatı yok.-
    .
    -Hayat dağınık, düzenli olması gerekmiyor diyen kuralsızların çağındayız.
    .
    Sanırsın gençler ayaklı apple mağazası.
    İlişkilerde insanın yerini telefon, televizyon, bilgisayar ekranları aldı.
    Ceplerin kapsama alanları genişlerken, kalplerin daraldı,
    Cep cebe iletişim her yeri sardı.
    Oysa biz;
    -Cam cama değil, can cana,
    Ekran sıcağını değil, insan sıcağını severiz.-
    .
    Bir kalbimizin olduğunu unuttuk,
    Duyguların önemi yok artık,
    -İnsani değerlerimizi soydular, çırılçıplak kaldık.-
    .
    Vicdanımız erozyona uğradı, merhamet duygumuzu yitirdik.
    Merhamet şemsiyesini sadece kendimize tutar olduk, başkalarını unuttuk.
    Parantez içi (Oysa insanlık, üzerimizdeki kıyafetten değil, yüreğimizdeki merhametten doğar.-)
    .
    Başarı ya da başarısızlık,
    Parayla pulla, maddiyatla ölçülür oldu.
    Madde egemen bir toplum düzenine geçtik.
    .
    Halbuki önemli olan,
    -Hayattaki başarın nedir diye sorduklarında,
    İnsan olmayı başardım diyebilmektir.-
    .
    Dolayısıyla son zamanların sorusu şu;
    Çok güzel, çok zeki, çok zengin olabilirsin,
    İnsan olmayı becerebildin mi peki?
    Eminim, çoğumuz insan olma dersinden sınıfta kalırız.
    .
    Hayatta kalmayı paraya bağladığımız için
    Paraya pula insanlığımızı satar, İlişkilerimizi maddiyat üzerine kurar hale geldik.
    (Laf aramızda,
    -Bir gün yakalarsam, paraya, benden neden hep kaçtığını sorucam.-)
    Oysa,
    -İnsan maddiyat için değil, maddiyat insan için vardır.-
    -İnsaniyet servetle, cüzdanla ölçülmez.
    Yürekle, vicdanla ölçülür.-
    .
    Aç parantez (Gerçi bazı vicdanların son kullanma tarihleri çoktaaan geçmiş.
    .
    Herseye rağmen siz iyi insan olun,
    Sıkı sıkı tembihleyin kalbinize,
    Vicdansız, sevgisiz ve umutsuz olma diye.
    .
    -Diliniz susabilir ama vicdanınız sakın susmasın.
    Unutmayın, konuşan vicdan susan vicdandan huzurludur.-
    -Sahibine, suçlu sensin diyebilen vicdan özgürdür.-
    .
    Onur, şeref, haysiyet, erdem ve merhamet para ve diplomadan daha değerlidir.
    (Mesela ben:
    Yat kat, mal mülk, şan şöhret istemiyorum
    sımsıcak bir kalp yeter bana.)

    -Kan ve gözyaşıyla yazılmış ne çok şiirimiz var.-
    17.
    Savaş, Ölüm ve Zulüm
    .
    -İnsanoğlunun en büyük savaşı aklıyla yüreği arasında olandır.-
    .
    Yok mudur bu savaşın insan öldürmeyeni?
    .
    Oysa çocukken,
    Savaşın başına barış ören,
    Tüm mermileri çiçeğe çeviren,
    Düşmana kurşun yerine gül veren
    neferlerim vardı benim.
    En güzel ben yenilirdim,
    Mağlubiyetle sonuçlanan zaferlerim vardı benim.
    .
    Parantez içi (Sadece kazandıkları değil bazen de kaybettikleridir insana kazandıran.)
    .
    Yarattıkları cehennemde yanıyor,
    Savaşlarda anası ağlayanların çocukları.
    Yarattıkları cennette oynuyor,
    Savaşlara silah sağlayanların çocukları.
    .
    Biz buna "Adaletin bu mu Dünya" diyoruz.
    .
    Zulmün esiri hayatı sırtlayan kimliksiz çocuklar;
    Paraları yok, ama ne çok yaraları var,
    Sanki bedenlerinde kiracı bütün acılar.
    .
    Mesela bazıları yaralı kuşağın çocukları olarak Dünya'ya geldiler.
    Üzerlerine yağmurdan çok mermi yağdı,
    Yaralarından çok etrafları sarıldı,
    Yaralarından çok kimlikleri soruldu,
    Ateşi sadece cehennem ateşi olarak bildiler.
    Yaralarından soyunamadan öldüler.
    .
    Aç parantez (Bir yanda yaralarını umutla pansuman edenler.
    Diğer yanda umudu vuran hain eller.
    .
    -Ölülerin hiç kimsesi yok Anne...!-
    .
    -Ölüm, sonsuzluğun gel gel sesine kanmaktır.-
    .
    Ki ölüm acıların en paslısıdır.
    Çocuk, ölümlerin en yaslısıdır.
    Özlem, uykuların en seslisidir.
    .
    Parantez içi (Uyku ölümün kuzeni de olsa,
    Acılar hiç uyumaz.)
    .
    Ah şimdi beyaz kanatlı bir
    güvercin olacaktım ki.

    18.
    -Özgürlük;
    Karanlığa karşı aydınlık kıvılcımını çakmaktır.
    Biraz tabuları yıkmak, biraz da yoldan çıkmaktır.-
    .
    Karanlıklar yansın dedim...
    Başını maviye yaslayınca gece,
    aydınlığa yasak koydular.
    Saçları bukleli, gözleri kavun içi
    bir güneş çizdim dağın doruğuna,
    Daha doğmadan vurdular.
    .
    Kafeslerde yüreklerini bıraktırdı kuşlara
    karanlıklarda büyüttüğümüz zulüm.
    Gökyüzünü maviye boyadı diye, nice fidanları darağaçlarında vurdu ölüm.
    Ve avuçlarımızda sadece dikeni kaldı,
    efendilerin elimizden aldığı gülün.
    .
    Yüreğimi dikenli teller yerine hep çiçekler sardı,
    Yangınları dışında, ne topu tüfeği vardı, ne de kimseye bıçakla daldı.
    Yine de onmaz yaralar açtı hayat, çoktur yarası yüreğimin.
    Neler gördü bu yorgun gözlerim esirlerin mahzun bakışlarında,
    Takılı kaldı tel örgülerde, yoktur yarısı yüreğimin
    .
    Çatlaklarımdan sızıyorum,
    kanaması sürüyor hala yaralarımın.

    Suriye ve Filistin’e Dokundurma
    19.
    Bilmezsiniz...!
    Parantez içi (Belki de bilirsiniz.)
    .
    İnsan ne kedi kanında, ne de kendi gözyaşında yüzme öğrenemez.
    .
    Bizim harabeye dönmüş kentlerimizde,
    Balıkçı ağlarında yaşanan can pazarı misali,
    Her gün can pazarları yaşanır,
    Ölüm koroları hiç susmaz.
    Kese kağıdı değildir patlayan,
    Metal kuşlardan bombalar yağar
    Göğümüzde serçeler uçmaz.
    Demir leblebiler gezinir içimizde,
    Kan göllerimizde nilüferler açmaz.
    Biz her şeyimizden vazgeçeriz de
    ölüm bizden hiç geçmez.
    .
    -Her şey eksilir de,
    Bir tek ölüm eksilmez evimizden
    Tüm sevdiklerimizi, birer birer alır elimizden.-
    .
    Parantez içi (Ki ölümün aldığını geri verdiği hiç görülmemiştir.
    .
    Oysa enkazda bile güller açardı yeniden,
    Tutulsaydı mis kokulu bir bebeğin ellerinden.
    Bu arada,
    -Hangi çiçek bir bebek kadar güzel kokabilir ki.-)

    -Ne kadar özgür yaşarsa insan,
    o kadar özgür ölür.-
    -Zafer, inadına ışığa koşanlarındır.-
    20.
    Filistinde:
    -Bir asker bir çocuğu düşlerinden vuruyordu.
    Bir çocuk gördüm düşlerini suluyordu.-
    .
    Özgürlük şarkısı söyleyen Filistin Halkına
    Kurşun yağdıran askere çağrımdır:
    Kurşun bir çocuğun cesaretini ne kadar kırabilir ki.
    Kurşun, bir çocuğu düşlerinden ne kadar vurabilir ki.
    Hangi çocuk sapanıyla bir askeri öldürebilir ki.
    .
    Bazen ağlamaktan başka
    hiçbir şey gelmez insanın elinden.
    -Ne barışçıl, ne yüce bir eylemdir ağlamak.
    Kırmadan dökmeden, gözyaşıyla yara sarmak.-
    .
    Çok şey anlatır bir damla gözyaşı.
    -Gözyaşı yüreğin dolup taşmasıdır.-
    Ağla ki Dünya arınsın,
    Silme gözyaşını bırak aksın çocuk.
    Belki böyle deniz oluruz, deryada köpük.
    .
    Umudum...!
    Bir dilim yaşamayı güvercin payı bölüşenler.
    Bir gün bize kardeşçe yaşamayı öğretecekler

    Doğa...!
    -HER köşesinden HER çatlağından HAYAT fışkıran toprağa beton eken insanoğlu,
    Ne biçmeyi bekler ki?-
    .
    Beton ormanlarında sevgi biter mi ki?
    21.
    Yol kenarında, garipçe bir güldü:
    Her sulayana çiçek açtı,
    Her okşayana koku saçtı.
    Biz ne yaptık?
    Ya işimiz bitince unuttuk,
    Ya da yolup,
    Defter arasında kuruttuk.
    Öldü...!
    .
    -Gül,
    Ne dalını kırandan,
    Ne çiçeğini derenden esirger kokusunu.-
    -Zehir ektiğin topraktan çiçek bekleme.-
    .
    İçimde bir nehir,
    İçinden kelebek kanatlı filler geçiyordu.
    Sıkı sıkı suya sarılmıştı ateş son bir umutla,
    Güneş eğilmiş su içiyordu.
    Ağa yakalanmayan balıklar,
    Can pazarından kurtulmanın sevinciyle
    bulutların üstünde uçuyordu.
    .
    Gül de sevinir kokarken !..
    Su da yorulur akarken !...
    .
    Hele bir de doğduğundan beri uyumamışsa,
    Başını taştan taşa vurmuşsa.
    .
    (Nehir: Dünyanın en uzun sürüngeni.)
    .
    Buzullar...
    Taş gibi dururken kalptekiler,
    Damla damla eriyor kutuptakiler.
    .
    Biz buna "Küresel Isınma" diyoruz.
    .
    Demek ki
    Su da ağlar !... ateşi düşsün diye.
    Yağmur niye yağar !... insanoğlunun acısına dayanamaz bulutlar.
    .
    Bu arada, benim de yangınlarımı söndürmek için, çok uğraştı yağmurlar.
    .
    Aç parantez (-Yağmur,
    Bulutların düşürdüğü umut kırıntılarıdır.
    Bulutların damla damla bize yazdığı mektuptur.-)

    -Yeterince kirlettik yeryüzünü,
    Haydi artık gökyüzüne gidelim.
    Çağımız uzay çağı,
    Bir de oranın içine edelim.-
    -Yağmur damlaları ve kar taneleri, ne olur, aklınız varsa yeryüzüne düşmeyin, kirlenirsiniz...!-
    22.
    Doğayı kirletmek insanoğlunun işi.
    Şahsen ben, doğayı çöp atarak kirleten bir hayvan görmedim.
    Aç parantez (Şiir yazarak kirleten şair de görmedim.
    Siz hiç kıyıya vurmuş şiir gördünüz mü?)
    .
    En büyük meziyetimiz,
    Güzel ne varsa canına okumak.
    Oysa,
    Ne rüzgâr eseceğim, ne yağmur yağacağım, ne güneş doğacağım
    Ne serçe uçacağım, ne de çiçek açacağım
    diye bizden izin almaz.
    Çünkü aksi kâinatın yaradılış düzenine uymaz.
    Biliriz ki,
    -Gülün gölgesi kokmaz.
    -İçi dışı karanlık olanın, yaşamında renk olmaz.-
    .
    -Plastik insanlar, düşen yağmur damlasının acısını hissetmez.
    Ağaçkakan darbesi yiyen ağacın çığlığını duymaz.
    Plastik insanların dalına kuş konmaz, yüreğine serçe yuva kurmaz.-

    Ateşe tapmayan heykeller yaptım sudan,
    Hepsi de deniz ruhlular.
    Bu devran böyle sürüp gitmez,
    Sonsuz değildir uçurumun da dibi var. - Su ve Dinozorlar Tarihi.
    .
    Gün gelir şafak sökemez kör düğümünü.

    -Yüzüstü yere düşmenin acısını, en iyi, bir dalından kopan yapraklar, bir de çocuklar bilir.-
    .
    Ve hep yaprakların hüzününü taşır
    Mevsimlerin şairi sonbahar.
    .
    Bir gün saat intiharı çeyrek geçer,
    Ve asi bir konar göçer olur dalında her yaprak.
    Sarı sıcak bir Eylül'de kucak açar toprak.
    Sarılıp bir güz yeline yeni yurduna göçer yaprak.
    -Ki ben, dökülen yapraklarda hüzünlü bir eylül uykusuyum.-
    .
    Ne ağaç söyleyebilir dalından düşen yaprağına, bir daha yeşeremeyeceğini.
    Ne de kuş söyleyebilir kanadından kopan tüyüne, bir daha uçamayacağını.
    .
    Hani nerde, bana alkış tutan yapraklar?
    Bir yandan çöpçüler silip süpürür, bir yandan rüzgar.
    Oysa yapraklar yerdeyken çok daha güzeldir yollar.
    .
    Parantez içi (Yapraklar neden serçeler ve çocuklar gibi tez canlı telaşlıdır, onlara benzer?
    Hep merak ederim.)

    Hani nerde en çok sevdiğim kuşlar?
    ‘Bir taşla iki kuş vurmak.’ mış...!
    Ne istiyorsunuz kuşlardan?
    .
    Aahhh şimdi serçelerin doluştuğu bir çınar olacaktım ki.
    Dallarım kuşlara vatan, yapraklarım karıncalara yorgan.
    .
    Çocuklar ve Kuşlar; biri göğün yaramazı, biri yerin.
    Beton ormanı kentlerinizde,
    -Camlara vuran çocuk seslerinden eser yok artık.-
    .
    Göğü bilmeyen serçe, deniz değmeyen balık, sokakta oynamayan şarkı söylemeyen çocuk mu olur?
    .
    Dünyanın en güzel iki dilinde:
    Bir kuş bir çocuğa şarkı söylüyordu “kuşça.”
    Bir çocuk bir kuşa eşlik ediyordu “çocukça”.
    .
    Göğe inancını yitirmesin kuşlar, mülkünü kirletmeyin, ağaçları kanatmayın !...
    Bir umuttur serçe sesi, simsiyah bulutların çöreklendiği gökyüzünde.
    Beton ormanlar yaratarak,
    Gökyüzü çocuklarına konacak dal aratmayın !...
    Balıkları deniz manzarasız bırakmayın !...
    Mavisini yok edip martıları ağlatmayın !...
    .
    Kuru bir dala gözyaşı olun,
    Ama, yeşile düşman bahçıvan olmayın.
    Elveda diyeceğiz Dünyaya böyle giderse,
    Doğanın dilini anlayın, doğaya kıymayın !...
    .
    Parantez içi (Mesela İstanbul’un ihtişamından bihaber yüreği kirliler,
    İstanbul’u önce Boğaz’ından yaraladılar.)
    .
    Velhasıl,
    Yeryüzü ona tecavüz edilmek için yaratılmadı.
    Eyy zehir ekip çiçek bekleyen freni patlak buldozerler,
    Yeryüzünü üzmeyin...!

    -İnancı bitenin umudu da biter.-
    -İnanmak, kalbin işidir zihnin değil.-
    -Umut her zaman vardır,
    Kimsem yok diyenler, beş vakit çağrıyı unutanlardır.-
    23.
    Güneş herkese aynı parlar,
    Biz öyle sandık.
    Cennetten bizi kovdular,
    Çünkü adaletli ölüm yerine,
    Yaşam yalanına inandık.
    .
    Geçmiş ola...!

    Dua
    .
    Yüce Yaradan mucize bedenlerimizi,
    O insanüstü dâhiyane zekasıyla yaratmış, ilahi sevgisiyle donatmış.
    İçimize, her saniye belli bir düzen içinde çalışan sayısız evren koymuş,
    Bu evrenlerin krallığını da her atışında Allah diyen,
    İlahi zamanlama dolmadan durmayacak olan kalbimizde kurmuş.
    .
    Yani kâinatta bizleri dizlerinin üzerine çöktürüp şükrettirecek o kadar çok şey var ki.

    Öyleyse duasız şiir mi olur !...
    .
    Aç parantez (Ancak, şayet inanıyorsan,
    Allah, gelişi güzel dile dolanacak, ağızda sakız edilecek bir kelime değildir.
    O’ndan alelâde birinden bahseder gibi bahsedilmez.
    Manava sipariş verir gibi,
    Tarkan’dan şarkı ister gibi dua edilmez.)
    .
    Dua ki gönüllere umut eken,
    Huzur veren yürekteki derinlik.
    Samimi bir sığınış, iç döküş, boyun büküş,
    Dertlere en büyük teselli,
    Acz içindeki ruhlara en büyük serinlik.
    .
    Dünyanın kirini yıkamak için,
    Ne çokça yağmura, ne doluya ne de kara.
    Ne Cennette özel kontenjan peşinde koşanlara,
    Ne de laboratuarda mikroskopla tanrı arayanlara,
    Sadece fikren ve fiziken özgür,
    Düşünen, akıl yürüten, inançlı ve vicdanlı insanlara ihtiyaç var.
    .
    Duaya durmuş ağaçlar misali açtım ellerimi göğe,
    Büktüm boynumu, kurdum saati umuda;
    Ki umut varsa, bu kadar karamsarlığa da gerek yok.
    Zira,
    -Sizi Yaradan sizi yarı yolda bırakmaz.-
    .
    “Allahım !...
    Başta insanlık olmak üzere, canlılar aleminin zararına olacak her şeyi defet gitsin !...
    Katıla katıla gülsün,
    Tıka basa doysun çocuklar,
    Ölüm onları hep teğet geçsin !...”

    Ve Yaşamın Son Evresi
    -Gün gelir, ömür ağacının dalları da yaprak döker.-
    Bunun için,
    -Ne Yaradan’a küsülür, ne Yaradan’dan umut kesilir.-
    24.
    Esasen,
    -Hayat, çoğu zaman döküntü toplamakla geçen, köşe bucak bir yolculuktur.-
    .
    -Hayatı sana kim verdiyse ölümünü de o verecektir.-
    Zaten herkes doğumla birlikte içinde bir ölüm tohumu taşır.
    .
    Ve her insan önce çocukluğunun,
    sonra gençliğinin katili,
    Yaşlılığının ise kurbanı olur.
    .
    -Zaman her şeyi çalar insandan,
    Kendisi gider sen durursun.
    Ve hayat insanı perte çıkarır,
    Ölüme alışmak için sürekli uyursun.
    .
    İnsanoğludur zamanın geçip gittiğinden şikayet eden.
    Oysa zaman değil kendisidir bu hayattan geçip giden.
    Zira,
    -Zaman geçip gitmek için, hiç kimseden izin istemez.-

    Yaşlanmak kötü şey evlat...!
    Yaş ilerledikçe ot bürümüş,
    Bakımsız meçhul mezarlar gibidir yüreğin,
    Daha yaşarken bayramdan bayrama hatırlanan ölülere dönersin.
    Artık üvey evlatsın bu Dünyada
    Herkesin gözüne batarsın teli çıkmış şemsiye misali,
    Yedi sülalen yük sayar seni
    Yatalak olup altına kaçırırsın,
    Takma dişlerini unutursun bardakta
    Torunlarından bir güzel dayak yersin.
    .
    Her an dört gözle ölümü beklersin.
    Derin bir yutkunma, derin bir iç çekiş, ah edişle şöyle bir maziye bakar,
    Tanrım ne olur nefes alma yükünden kurtar beni...!
    Nerde kaldı bu ecel dersin.
    Çünkü,
    -Bazen huzura kapı açan, düğün merasimi değil ölüm merasimidir.-
    Zira,
    -Huzur sadece ölüler içindir.-
    Ki aynı zamanda,
    -Huzur, gönlün gelincik tarlasıdır.-
    Ya da,
    Kucağınızda derin derin uyuyan bir kedidir.
    .
    Artık toprak seni değil, vücudunla toprağı sen beslersin,
    .
    Böylece parantez kapanır.
    Ama bu şiirin parantezi kapanmaz.
    .
    Aç parantez (Şayet bir toplum yaşlıları ile bağını keserse, ki biz buna ‘Kendi bindiği dalı kesme.’ diyoruz.
    Ve onlara yeterince sevgi, saygı, ilgi ve alaka bekliyoruz.)
    .
    Merhamet;
    Bir toplumun en büyük güvencesidir.
    -İnsanın gönül bahçesindeki en güzel çiçeği ihtiyacı olana vermesidir.-
    Ne de çok yakışır insana,
    Bir canın tüm canları sevmesidir.
    .
    Lütfen merhameti trend yapın.
    İyilikte, güzellikte, hoşgörüde yarış tutun.
    .
    -Ne kadar verirsen o kadar hak edersin.-
    .
    -Vicdan kararlarında ekseriyet aramaz.-
    .
    ..
    ...
    (Not: Ünlü ak saçlı bilge, feylesof ve şair Tahsin Özmen’in dedi ki;
    Bu şiir biraz da,
    Felsefe yapma, haikulama
    Ve aforizma patlatma gazıyla yazılmıştır.
    .
    Parantez içinde parantez (Ne yazsam tutar acaba düşüncesiyle değil.)
    .
    Unutmayın...!
    Bazı sözler altın şıngırtısı gibi hoştur.
    Bazı sözler teneke tıngırtısı gibi boştur.)

    2014

    *Düşünmek Yaşamın Pasını Silmektir, Karina Yayınevi, Ank