• وَلاَ تَسُبُّواْ الَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِ اللّهِ فَيَسُبُّواْ اللّهَ عَدْوًا بِغَيْرِ عِلْمٍ كَذَلِكَ زَيَّنَّا لِكُلِّ أُمَّةٍ عَمَلَهُمْ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِم مَّرْجِعُهُمْ فَيُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ

    "Ve lâ tesubbûllezîne yed’ûne min dûnillâhi fe yesubbûllâhe adven bi gayri ilm(ilmin), kezâlike zeyyennâ li kulli ummetin amelehum summe ilâ Rabbihim merciuhum fe yunebbiuhum bimâ kânû ya’melûn."

    1. Ve lâ tesubbû: Ve sövmeyin
    2. Ellezîne: onlara
    3. Yed'ûne: tapıyorlar, dua ediyorlar
    4. Min dûni Allâhi: Allah'tan başka
    5. fe yesubbû Allâhe: o taktirde, aksi halde onlar Allah'a söverler
    6. adven: düşmanlıkla, haddi aşarak
    7. bi gayri ilm: bir ilmi olmadan
    8. kezâlike: işte böyle
    9. zeyyennâ: süsledik
    10. li kulli ummetin: her ümmete, bütün ümmetlere
    11. amele-hum: onların amellerini
    12. summe: sonra
    13. İlâ Rabbi-him: Rab'lerine
    14. merciu-hum: onların dönüşleri
    15. fe yunebbiu-hum: o zaman onlara haber verecek
    16. bi-mâ: o şey(ler)i
    17. kânû: oldular
    18. ya'melûne: yapıyorlar

    "Onların, Allah’ın dışında, kulları durumundaki taptıkları, yalvardıkları şeyler konusunda yakışıksız sözler söylemeyin. Sonra onlar da, bilgisizlikleri sebebiyle sınırı aşıp Allah hakkında ileri geri konuşmasınlar.
    Böylece biz, koordineli hareket eden, yetişmiş her millete, topluluğa kendi işlerini süsleyip güzel gösterdik. Sonunda hesap vermek üzere Rableri'nin huzuruna getirilecekler. O da, işlemeye devam ettikleri amelleri, birer birer ortaya Koyarak onları hesaba Çekecektir."

    En'am Sûresi 108. Âyet / Ahmet Tekin Meâli


    "Müşriklerin Allah’dan başka taptıkları putlara sövmeyin ki, onlar cehâletle tecavüz ederek Allah’a sövmesinler. Her ümmete, böylece amellerini süslemişizdir. Sonunda dönüşleri Rableri'nedir. O vakit, kendilerine, ne yapıyor olduklarını haber Verecektir."

    En'am Sûresi 108. Âyet / Ali Fikri Yavuz Meâli


    "Allah'tan başkasına tapanlara (ve putlarına) sövmeyin; sonra onlar da bilgisizce, düşmanca Allah'a söverler. Böylece biz her ümmete kendi işlerini câzip gösterdik. Sonunda dönüşleri Rableri'nedir. Artık O ne yaptıklarını kendilerine Bildirecektir."

    En'am Sûresi 108. Âyet / Diyânet Vakfı Meâli


    "Allah'tan başkasına tapanlara sövmeyiniz. Sonra onlar da bilmeksizin Allah Teâlâ'ya düşmanlıkla söverler. Öylece her ümmete amellerini tezyin etmişizdir. Sonra dönüşleri Rableri'nedir. Artık onlara ne yapar olduklarını haber Verecektir."

    En'am Sûresi 108. Âyet / Ömer Nasûhi Bilmen Meâli
  • Hala çocuğuz aslında;
    Gülmek için çok genciz...
    Ahmet Yavuz
    Sayfa 134 - dokuz
  • Tozpembe yaşadığınız hayatlarınız ile her şeyi bildiğinizi,her şeyi anladığınızı sanıyorsunuz ama hiç bir bilmiyorsunuz.
  • Kırılan kalplerin hesabı sorulduğu gün,
    Ben yine sessiz kalacağım.
    Merak etme...
  • Ahmet Hikmet Müftüoğlu'nun Çağlayanlar kitabı önsözü;

    TÜRK İLİ ZEYBEKLERİNE

    Bu kitabı sizi düşünerek, sizin için yazdım. Bela gecelerinde, yaşım sızarak, yüreğim sızlayarak yazdım.

    Ey Türk! Bu satırlarda mazinin destanlarını, halinin hicranlarını söylemek ve inlemek istedim. Bir keman gibi...

    Bu kemanı ana vatanın sinesinden yonttum. Tellerini kalbimin damarlarından çıkardım. İstedim ki bu sazın ahengini yalnız sen duyasın. Bu acıklı iniltiler yalnız sana dokunsun.

    Cihanın tarihi, vatanın uğrunda senin kadar uğraşan, kanını döken bir millet daha gösteremez. Senin kadar kimse kendi vatanına sahip olmağa hak kazanmamıştır. Bu vatan ya senindir, ya kimsenin!...

    Dünyanın her tarafındaki taşsız mezarların, azametinin malikaneleridir.

    Göğsünde tutuşan gönül, gönül değil, cephane oldu. Bu uğurda parçalandıkça kinin ve feyzin çoğaldı.

    Ey zeybek! Bu kitabın yapraklarını hançerinle yırt! Ve hançeri onun kalbinin üzerine bırak! Bundan sonra silahının siperi bir kitap olsun.

    Ey yurttaşım! Senin boynuna geçirilmek istenen esaret halkası ne bir gem, ne bir tasmadır. Boyunduruk altında olduğun halde, sen üşürken düşman ocakları için sana odunlar, sen açken düşman sofraları için sana buğdaylar taşıtacaklar. Gençleri kanda, tazeleri gözyaşında boğmak istiyorlar.

    Asırlardır, dinin, milletin aşkına başına yağan, sonu gelmez bir beladır... Yurdun nihayetsiz bir Kerbela'dır... Memleketin, içinde cenaze namazı kılınan, cenaze duası okunan bir mabed halini aldı. Ne yoncan, yongan kaldı. Bir Allah'ın, bir de Muhammed'in kaldı.

    Çile çekmeyen varlığını duyamaz... Bundan sonra duy ve anla ki medeniyet denilen büyük gürültünün manası makinedir. Ve makineyi Avrupa'nın elinden aldığın zaman, senin ruhunun onunkinden daha asil, senin kalbinin onunkinden daha temiz olduğunu meydana koyacaksın. Senin de dükkanını, tezgahını fabrika ile; sapanını, tırpanını makine ile; pazunun emeğini, öküzünün gücünü buhar kuvvetiyle değiştirdiğin zaman alnının onunkinden daha yüksek olduğunu göstereceksin. Bunu göstermeğe çalışmalısın. Rahat bırakırlarsa...

    Vaktiyle, Çin ve Hind'in medeniyetleriyle İran'ın feyzini birleştirdiğin gibi, bugün de Avrupa'nın irfanını Asya'ya ileteceksin. Ey kervan başı yürü!...

    Bir Cuma namazından sonra çoluğun, çocuğun ile beraber, cılız davarlarının otladığı yamacın ötesinde, derenin başındaki çağlayanların yanında çınarın gölgesinde otur. Mavi yeldirmeli, sarı başörtülü Ayşeciğini, güneşten saçları sararmış, yüzü kararmış yavrularını etrafına al. Yaralı geniş göğsünü girdgara ve rüzgara aç.

    Senin için ben ağlarım,
    Benim için kim ağlasın?
    diye, gürüldeye gürüldeye çağlayan, köpüren sinesini taşlara çarpa çarpa kabaran, atılan derenin karşısında başından geçenleri düşün. Tükenmez düşmanları, tükenmez savaşları, tükenmez kanları düşün ve bu çilelerin sebepleri kalbinde, dimağında coşsun... ve durulsun. O zaman arslan gibi ölmenin ecri, insan gibi yaşamak olduğunu anla! İnsan gibi yaşamağa, efendi gibi yaşamağa, ataların gibi yaşamağa azmet. Evlatlarına temiz ve mamur taştan bir ev, temiz ve mamur, malumatlı bir dimağ bırakmaya ahdeyle. Ve ahdinin ayalinin, evladının alınlarına kondurduğun sıcak öpücüklerle imza et!... İşte o zaman Ayşeciğinin beş yapraklı al kır gülüne benzeyen kınalı parmakları bu sayfaları çevirsin. Kanatlı hercai menekşeler gibi kelebekler ekinlerin sükununda uçuşurken bu kitapçıktan birkaç sayfa okunsun. O sırada çehrenizde parlayacak bir tatlı gülümseyiş, bir ılık yaş çocuklarınızın melül ruhunda, bel bir ışık, bir rahmet olur.

    Akşam üstü gün batarken, ak öküz kağnıyı köyün çeşme yalağı önündeki çamurlu yoldan sürüklediği, caminin imamı minareden kızıl meydana gömülen güneşe telkin verdiği zaman, çağlayanlar seyrinden kulübene dönerken ufukları delip daha öteleri görmek istercesine bakışların dalsın ve derinleşsin. İşte o zaman Hazret'i Muhammed'in feyzinden gönlünde sönmez bir çırağ, Yavuz'un damarından sende de bir damla kan, Alparslan'ın yelesinden sende de bir tutam saç olduğunu hatırla ve evladını ona göre hazırla!...

    Bu satırları yazarken masallarımı süslemedim. Senin ruhun gibi sade olmasını istedim. Ötesinde berisinde, eğer varsa, göreceğim özentiler sana beğendirmek, gururunu okşamak içindir. Gurur! O, her Türk'ün yaradılışındadır. Biz, birbirimizi bundan tanırız, değil mi?...

    Bu masallar ile arzı ettim ki senin firuze ruhuna tatlı bir renk, kalbine parlak bir cila vereyim. Görüyorum o renk siyah oldu, o cila donuk... Matem günlerinin taksiratı...

    Ahmet Hikmet Müftüoğlu
    Şişli, 20 Mart 1922
  • "Artık çok geç. Truva atı kalemize girdi. Üstelik bir değil, iki tane. Goeben ve Breslau adındaki gemilerden bahsediyorum. Adlarını Yavuz ve Midilli diye değiştirince Osmanlı olmadı o gemiler. Asıl maksatları başka. İngiltere tarafıyla zaten girilen ilişkilerimizi koparmak için son bir hamle yapmayı bekliyorlar. Bizzat Kayzer Wilhelm'in tezgâhladığı sinsi planları var. Yaz şuraya, bu iki geminin başımızı belaya sokması an meselesi. Çünkü Almanlar, Fransa cephesinde zafer kazanamadılar, Ruslar, Avusturyalıları fena sıkıştırıyor. Şimdi Kayzer'in, bizim kanı sudan ucuz askerlerimize her zamankinden daha çok ihtiyacı var. Ve emin ol, istediklerini kolayca alacaklar..."