Epik fantezi ve felsefe meraklısı
Yaşayışta sadelik, düşüncede ihtişam
ve kendi kurgusunun peşinde bir Düşbaz
dokuzdiyar sakini
dokuzdiyar.comlinktr.ee/ahmtkls
Bazen kendi kendine değer mi diyorsun? Neye diyeceksin ama bunun bir önemi yok. Her şey için geçerli. En iyi ihtimalle, en iyi sebeplere bile sahip olsan, gerçekten değmez. Bu kalın kafaların almadığı bu sana özel farkındalık, senin beklentinin beyhudeliğinden başka bir şey değil. Kendini çok özel sanıyorsun! Değilsin! Ah, insanlar! Onlar sen değil, sen de onlar değilsin. Haliyle, hangi akışa kapılmak senin için daha rahat ve kolaysa senin için en iyisi de o oluyor. Zoru kimse seçmez. Neticede aptal değilsin… Umarım. Neden kendini yorasın ki? Çok mu önemsiyorsun diğer halleri… Bence, hayır!
Bu hayatta kimlerin çıkarlarına hitap ettin ki çok sevildin? Kimlere etmedin de itildin? Bunu hiç düşündün mü? Düşünce dedim kusura bakma. O iş biraz karmaşık, biraz da akıl işi. Duygular akışta yanarken akıla ancak çok beğenip de bir hışımla aldığın ve hiçbir zaman giymeyeceğin o kıyafete davrandığın gibi bir hal düşer. Akıllı varlıklar değiliz. Sadece öyle olduğumuz konusunda varsayımlarımız var. Peki öyle değilsek, neyiz? Cevap çok da zor değil. Travmatik davranışları olan güdüsel bir hayvan. Mutluluğu aradığımız yer susuzluğumuzu gidermek için içtiğimiz tuzlu sudan başka bir şey değil; insanı daha çok susatan. Huzur, özünde basit şeylerdedir. Duygular ise bu işi karmaşıklaştırır. Bir de yanlış olaylara travmatik olarak tepkileyeceğin yanlış duygular serdiğinde ortaya çok güzel bir kokteyl hazırlanır. Sana da onu bir güzel keyifle, içmek düşer. Kana kana iç. Ne de olsa kendi ellerinle hazırladın, başkası değil! (:
Sevgilerle.
“Uzaktaydım.
Hayatım boyunca yenilgiden korktum. Ama şimdi geldi ve hiç de beklediğim kadar korkunç değilmiş. Güneş hala parlıyor. Suyun tadı da hala güzel.
Şöhret iyi hoş ama… Hayat bunlardan ibaret değil mi?”
- Marcus Antonius
İnsan halleşemedikten, hasbihal edemedikten sonra konuşmanın kendisine bahşedilmiş en büyük bağış olduğu nasıl tecrübe etsin? İnsanın en temel melekelerini bağış olarak tecrübe etmesinin önünün kesildiği hayat adına yaraşır bir hayat olarak nasıl yaşanabilir?