• "İnsanın mizacı her ne zaman itidale/dengeye varırsa, ahlakını, kolaylıkla gerçekleştirerek iyi bir ahlaka kavuşur."
    İbn-i Sina
    Elis Yayınları
  • ÖNSÖZ

    Birkaç asırlık modern paradigmayı bir tarafa bırakacak olursak, sanılanın aksine, ortaçağ, ciddi anlamda insanlığa büyük isimler yetiştirmiştir. Bu sadece İslam medeniyeti için değil, batı medeniyeti için de öyledir. Ortaçağın batılılar tarafından karanlık dönem diye isimlendirilmesi, dikkat edilecek olursa, önceden olduğu kadar, son zamanlarda batılılar tarafından çokça dillendirilmiyor. Artık batı da, kendini objektif anlamda, ideolojik birtakım saplantılara düşmeden değerlendirebilmekte ve zamansal akışı kendi perspektifinden okumanın getirmiş olduğu handikapları nispeten de olsa aşabilmekteler. İbn Sînâ, ortaçağ batı bilim dünyasında bilinen adıyla Avicenna, tek kelimeyle bir bilim mirasının adıdır. İbn Sina'nın eserlerinin farklı dillere birçok çevirisi yapılmıştır. İbn Sina'nın eserlerinin Osmanlı döneminde yapılmış El-Kanunfî't-Tıp adlı eserinin [Tokatlı Hekim Mustafa Efendi, (1760), tarafından] çevirisini dışarıda bırakacak olursak, Türkçe'ye çevirileri oldukça yenidir. Sadece cumhuriyet dönemi başlarında, makale ve kısa risale tarzı eserlerinin neşri ve tercümesine rastlıyoruz. Ana ve sistem eserlerinin tercümesi son yıllara nasip olmuştur ve bu hizmet, oldukça önemlidir.
    İbn Sina'nın eserlerinin Türkçe'ye tercüme edilmesi, sadece akademik ilgilerden ziyade yaşanılan siyasal süreçlerin meseleye katkısı, dikkate değerdir ve bunun iyi değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Ahvâlu'n-Nefs'in bütünü itibariyle, ilk kez bir dünya diline, Türkçe'ye tercüme edilmesi şansına şahsen bizim sahip olmamız, bizi, oldukça mutlu etmiştir. Her çevirmen, metinden anladığını tercüme eder. Dolayısıyla da bilimsel anlamda eserin kendisi ayrı, çevirisi ayrı değerlendirilmelidir. Bu durumdan çevirimiz de, müstağni değildir. İbn Sînâ, oldukça ağır bir bilimsel dil kullanır. Ama yine de, bu eser, kanımca, İbn Sina'nın en ağır bilimsel dil kullandığı eseri, El-İşârât ve't-Tenbîhâtla kıyaslandığında buradaki üslup daha anlaşılırdır. İbn Sina'nın ilgili eserini Klasik Psikolojinin Temel İlkeleri ve Problemleri adıyla tercüme edilmesinin, çağdaş araştırmacılar tarafından da bilimsel algısına kolayca hizmet edeceği düşüncesiyle uygun bulduk.

    Eser, denebilir ki, klasik dönemde felsefe tarihinin psikoloji üzerine yazılmış en uzun makalesi ya da makalelerin den biri olarak rahatlıkla görülebiliriz. Esere ek olarak, İbn Sina'nın nefse dair yazmış olduğu iki önemli makalenin de neşreden tarafından esere eklenmesi dolayısıyla, tarafımızdan her ikisinin çevirisinin de yapılmasını uygun bulduk ve çeviriye ekledik. Eserin içeriğinde en çarpıcı açıklamaların dan biri, İbn Sina'nın nübüvvet meselesini bilindik dinî terminoloji bağlamında kesinlikle almamasıdır. Bu bağlamda nübüvvet meselesi, İbn Sina'nın din felsefesi açısından kendini bir açıdan zora sokacak ve belki de bir açıdan, meseleye olan derinlikli ufkunu göstermesi bağlamında farklı bir değerlendirmenin ya da yorumlamanın kapısını açacaktır. Ama şu kadarını söylemek mümkün ki, nübüvvet, İbn Sînâcı bağlamda, peygamberliğin ispatı olayı değildir. Gaipten haber vermenin bir adı olarak İbn Sina'nın felsefi-teolojik terminolojisinde yerini almaktadır.
    İbn Sina'nın felsefeye dair makaleleri/risaleleri şöyle sıraladığında, Özellikle en çok payın insan mahiyeti, akıl ve nefse dair sorunlar üzerine kurulmuş olması, bize, İbn Sînâcı sistemde, Aristocu psikolojinin tematik ve problematik olarak bilimsel ağırlığının düşünüldüğünün aksine kaybettiğini ve nefs meselesinin temelde bir tabiat/fizik sorunu olduğunu kabul etmekle beraber burada kalınamayacağı, daha ötede meselenin metafiziksel-teolojik bir mesele olduğunun İbn Sînâ tarafından sistemleştirildiğini belirtmekte yarar vardır. Bu yönü itibariyledir ki, nefs sorunu, özünde metafiziksel bir sorundur, bilgi meselesi de kesinlikle İbn Sînâ'cı sistemde fi ziksel bir sorun değildir, metafiziksel bir sorundur ve bu bağ ¬lamda, bilgi, Aristocu geleneğin ve modern zamanların aksi ne, fiziksel değil, metafiziksel bir olaydır.

    İbn Sina'nın Ahvâlu'n-Nefs bağlamında ortaya koymaya çalıştığı şey, işte burada kendini göstermektedir. Nefs sorunu, sadece tabiat (fizik) felsefesinin sınırları dahilinde ele alınacak bir sorun olarak kesinlikle alınamaz, algılanamaz ve daha ötede, belki de, fiziği metafiziğe bağlayan ana gövdenin nefs sorunsalı bağlamında kendini ürettiği, net biçimde görülmektedir. İbn Sînâcı sistemin özellikle de El-İşârât ve't-Tenbîhâtın Makâmâtü'l-Arifin (Ariflerin Makamları) kısmı ile nübüvvet sorunsalı tartıştığı Ahvâlu'n-Nefs'in ilgili kısmı, İbn Sînâcı sistemin bütünselliğini ortaya koyması bağlamında ve dinî hassasiyetini göstermesi açısından oldukça manidardır. Tercümede, Dr. Ahmed Fuâd El-Uhvânî'nin 1952 yılına ait neşri esas alınmıştır.

    ........


    İsmail Hanoğlu
    Uluyazı / Çankırı
    28 Nisan 2019
    İbn-i Sina
    Sayfa 7 - Elis Yaynları, Ankara 2019