Hayat yalnızca bir ruh halinden ibaret değil mi? Her birimiz ağır ağır mezarımıza doğru yürüyor, bu gerçeği düşünmemeye ve bir anlam bulmaya, hoş vakit geçirmeye çalışıyoruz. Çevrenize bir baksanıza... Gördüğünüz herkes yüz yıl içinde ölmüş olacak: Siz. Eşiniz. Çocuğunuz. Dostlarınız. Sizi seven insanlar. Ortadoğu'daki teröristler. Vergilerinizi artıran ve kötü politikalar yürüten siyasetçiler. Oğlunuza kötü notlar veren öğretmen. Sizi yemeğe davet etmeyen çift.
Bazen hayat size bir hediye verir. Bunun ne zaman olacağını asla bilemezsiniz. Buna bel bağlayamazsınız. Ama böyle bir şey yaşadığınızda tanrının varlığına inanmaya çok yaklaşırsınız.
Eğer hayatınızda aksamaya sebep olan durum olumlu bir şeyse "mutlu" olduğunuzu da düşünebilirsiniz, "aşık olmak" gibi mesela ama hissettiğiniz şey "mutluluk" değildir aslında. Hayatınızdaki aksaklığın sebebi, bu yeni durumu normal yaşamınızın içine nasıl dahil edebileceğinizi, bu durumun geçici mi yoksa kalıcı mı olduğunu bilmemenin getirdiği korkudur. Aslında beyniniz bir uyum sürecindedir ve bu değişiklikle yeni duygusal ortamına nasıl uyum sağlayabileceğini kestirmeye çalışıyordur. Gerçek "mutluluk" ise bir ilişkide her şeyin yerli yerine oturup istikrarlı hale gelmesidir. Sabah uyandığınızda onu yanınızda bulacağınızı bilerek sevgilinizin yanında geceyi uyuyarak geçirebilmektir.
Artık her savaşın bir galibi ve bir mağlubu, bir muzafferi ve bir mağduru olduğunu anladığını, kendisinin bu savaştan kesinlikle, tümüyle, geri dönülemez bir şekilde mağlup ayrıldığını kabul etmek zorunda olduğunu söylemişti.