• Çocuk, "Ailem bile benden sır saklıyorsa okulun da bana öğrettiği doğruları reddediyorum" diyebiliyor.
  • 871 syf.
    ·Puan vermedi
    SÖZLER ESERİNİN İÇERİĞİ


    Birinci Söz

    Besmelenin anlam ve önemi. Çeşitli varlıkların dilinde besmele. Allah'ın adını anmak ve Onun adıyla hareket etmek neler kazandırır?

    On Dördüncü Lem’a’nın İkinci Makamı
    Bismillâhirrahmânirrâhîm’in binler esrarından altı sırrına dairdir.
    Birinci Sır: Kâinat, yer ve insan simasında üç rububiyet sikkesi vardır.
    İkinci Sır: Vahidiyet içinde ehadiyet cilvesini izah eder.
    Üçüncü Sır: Kâinatı şenlendiren rahmettir.
    Dördüncü Sır: Rahmaniyet içinde ehadiyet sikkesini gösteriyor.
    Beşinci Sır: “Allah insanı Rahman sûretinde yaratmıştır” hadisinin izahı.
    Altıncı Sır: Rahmetin kıymetini anlatır.


    İkinci Söz

    İnananların ve inkâr edenlerin bakış açıları arasında bir karşılaştırma. Cennet hayatını insan bu dünyada yaşamaya başlayabilir mi?


    Üçüncü Söz

    Allah'a kulluk görevlerini yerine getiren ve getirmeyenler arasında bir karşılaştırma. Tevekkülün tanımı ve kazandırdıkları.


    Dördüncü Söz

    Namaz kılan ve kılmayanların kazanç ve kayıpları arasında bir karşılaştırma. Bir saatlik ibadetle günün yirmi dört saatini ibadet haline getirmenin yolu.


    Beşinci Söz

    Dünya işleri namaza engel olabilir mi? Rızk için çalışmak ne zaman ibadet olur, ne zaman ibadete engel teşkil eder?


    Altıncı Söz

    “Allah mü’minlerden canlarını ve mallarını, karşılığında Cenneti onlara vermek suretiyle satın almıştır.” (Tevbe, 9/111) mealindeki âyetin bir açıklaması. Yetenek ve organlarımızın Allah için nasıl kullanılabileceğine dair pratik örnekler.


    Yedinci Söz

    Namaz kılmaya ve büyük günahlardan kaçınmaya dair. Sabır, tevekkül, şükür, kanaat nedir? Allah'tan korkmak nasıl olur?


    Sekizinci Söz

    "Fenalığı kendinden, iyiliği Allah'tan bil."(Nisa, 4/79) mealindeki âyetin bir açıklaması. İnananların ve inanmayanların dünya hayatındaki kazanç ve kayıplarına dair bir karşılaştırma.


    Dokuzuncu Söz

    Namaz niçin günde beş vakit kılınır? Her vaktin ayrı ayrı açıklaması.

    Birinci Nükte: Namazın anlamı. Namaz tesbihatındaki sözlerin namazla ilişkisi.

    İkinci Nükte: İbadetin anlamı. Namaz içindeki sözlerin ve hareketlerin dile getirdiği mânâlar

    Üçüncü Nükte: Bütün ibadetlerin özeti olarak namaz

    Dördüncü Nükte: İnsanın, dünyanın ve kâinatın ömründe, beş namaz vaktinin karşılıkları ve bu vakitler arasındaki ilişkiler

    Beşinci Nükte: Herbiri insan ve kâinat ömründe belirli devrelere işaret eden vakitlerde namaz kılan bir kul, bu hareketiyle hangi mânâları dile getirir?


    Onuncu Söz

    Öldükten sonra dirilme, âhiret âlemi, Cennet ve Cehennem. İçinde yaşadığımız dünyada, âhiretin varlığını gösteren deliller. Giriş Bölümünde temsilî bir hikâye yer alır ve bunu izleyen “Suret”ler ile bir sonraki bölümün “Hakikat”leri, bu temsildeki önemli unsurları açıklar.

    Birinci Suret: Dünyada eseri görünen bir egemenliğin, başka bir dünyadaki ödül ve cezaya işareti.

    İkinci Suret: Egemenlik sahibinin ikram arzusunun ödüllendirmeye, adaletinin ise zalimleri cezalandırmaya işareti ve “Mahkeme-i Kübrâ”ya delil teşkil edişi.

    Üçüncü Suret: Varlıklarda görünen hikmet ve düzenin adalete, adaletin ise “Mahkeme-i Kübrâ”ya işareti.

    Dördüncü Suret: Dünyada sergilenen eserlerin ortaya koyduğu cömertlik ve güzelliğin, daha geniş ve devamlı bir sergiye işareti.

    Beşinci Suret: Her yerde eseri görünen bir şefkatin başka bir âleme işareti. Özellikle, Âhirzaman Peygamberinin bu konudaki duaları ve Allah’ın ona karşı olan şefkat ve sevgisi.

    Altıncı Suret: Dünyanın her yanında görülen sürekli faaliyet ve değişikliklerin bir başka âleme işareti.

    Yedinci Suret: İnsan hafızası ile Levh-i Mahfuz arasındaki ilişki. Dünyada olup bitenlerin kayda geçirilişi ve “Mahkeme-i Kübrâ”ya işareti.

    Sekizinci Suret: Temsildeki Padişahtan gelen mesajda bir ödül ve ceza yerine dair vaadler ve bu vaadlere inanmayı gerektiren nedenler.

    Dokuzuncu Suret: Temsildeki Padişahla teması bulunan bazı önemli kişilerin, Sekizinci Surette geçen vaadleri doğrulayan haberleri.

    Onuncu Suret: Temsildeki ülkede herşeyin sürekli olarak yıkılıp yerine yenisinin yapılmakta oluşunun, bâki bir âleme işareti.

    On Birinci Suret: Ortalıktaki faaliyetlerde eseri görünen hikmet, merhamet ve adaletin başka bir âleme işareti.

    On İkinci Suret: Temsildeki Padişahın ordusundaki en yüksek rütbeli subaylara verilen görev ve donanımların ebedî bir âleme işareti. Padişahın en yüksek rütbeli yaverinin ondan getirdiği mesaj.

    Mukaddime:

    Birinci İşaret: Birinci bölümdeki hikâyede yer alan kahramanların açıklaması. Kâinatın, mutlak egemenlik sahibi bir Yaratıcıya işareti

    İkinci İşaret: Temsilde en yüksek rütbeli yaver olarak işaret edilen Âhirzaman Peygamberinin görevleri ve doğruluğunun delilleri.

    Üçüncü İşaret: Temsilde yüksek rütbeli subaylar olarak işaret edilen; insanların önemi ve âhiretin varlığına işareti.

    Dördüncü İşaret: Temsildeki padişahın şu geçici memleketi çok özenle icad etmesi, ama bunun yerine daimi bir memleket icad etmemesinin o padişahın şanına yakışmayacağının izahı

    Birinci Hakikat: Malikiyet ve egemenlik hakikatlerinin ve İlâhî isimlerden Rab isminin âhirete işareti.

    İkinci Hakikat: Kerem, rahmet, izzet ve celâl hakikatleri ile Kerîm ve Rahîm isimlerinin âhirete işareti.

    Üçüncü Hakikat: Hikmet ve adaletin dünyadaki delilleri ve Hakîm ve Âdil isimlerinin âhirete işareti.

    Dördüncü Hakikat: Dünyada eserleri görünen cömertlik ve güzellik hakikatleri ile Cevad ve Cemîl isimlerinin âhirete işareti.

    Beşinci Hakikat: Canlılar dünyasında eserlerini gösteren şefkat hakikatinin, Hz. Muhammed’in (a.s.m.) ve Mücîb ve Rahîm isimlerinin âhirete işareti.

    Altıncı Hakikat: Dünyada sürüp giden ve sürekli olarak değişen faaliyetlerin ortaya koyduğu haşmet ve sürekliliğin ve Celîl ve Bâkî isimlerinin âhirete işareti.

    Yedinci Hakikat: Tohum, çekirdek ve hafıza gibi varlıkların ortaya koyduğu bir “saklama ve koruma” fiilinin ve Hafîz ve Rakîb isimlerinin âhirete işareti.

    Sekizinci Hakikat: Bir büyük ödül ve ceza gününe dair Kâinat Yaratıcısının peygamberlerle bildirdiği vaadlerin ve Cemîl ve Celîl isimlerinin âhirete işareti.

    Dokuzuncu Hakikat: Canlılar dünyasında, özellikle kış ve bahar mevsimlerinde görünen “öldürme” ve “diriltme” fiillerinin ve Muhyî ve Mümît isimlerinin âhirete işareti.

    Onuncu Hakikat: Varlıkların ve olayların, herşeyi kuşatan bir hikmet, inayet, rahmet ve adalete; bu hakikatlerin ve Hakîm, Kerîm, Âdil ve Rahîm isimlerinin âhirete işareti.

    On Birinci Hakikat: İnsanın yaratılış, yetenek ve görevlerinin ve Hak isminin âhirete işareti.

    On İkinci Hakikat: Peygamberimizin, Kur’ân’ın ve Bismillâhirrahmânirrahîm’in âhirete işareti.

    Hatime: “Hepinizin yaratılması ve diriltilmesi, tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir” meâlindeki âyetin açıklaması.

    Onuncu Sözün Mühim Bir Zeyli ve Lâhikasının Birinci Parçası

    Öldükten sonra dirilmeye ve âhirete îman, insanın hem şahsî, hem de cemiyet hayatının huzuru için ne kadar gereklidir? Bu hususu, öldükten sonra dirilmenin delilleriyle beraber açıklayan ve ispat eden önemli bir tefsirdir.

    Mukaddime:

    Birinci Nokta: Ahiret inancı, toplumsal ve ferdî hayatın saadetinin esasıdır.

    Birincisi: İnsanlığın yarısını teşkil eden çocuklar için ahiret inancının faydası.

    İkinci Delil: İhtiyarlar için ahiret inancının dünyevi faydalarını izah eder.

    Üçüncü Delil: Gençler için faydasını izah eder.

    Dördüncü Delil: Aile hayatı için faydasını izah eder.

    İkinci Nokta: Haşre imanı, diğer iman hakikatlerinin ispatı ele alınıyor.

    Zeylin İkinci Parçası

    Hayat, imanın altı erkânına bakıp ispat ediyor.

    Zeylin Üçüncü Parçası

    “Korkunç bir ses onlara yetti” (Yâsin Sûresi, 36:29); “Kıyametin gerçekleşmesi ise göz açıp kapayıncaya kadar” (Nahl Sûresi, 16:77) âyetleri kıyametin kopmasının zamansız olacağını haber veriyor. Aklı bu hususta ikna etmek için örnekler veriliyor.

    Birinci Mesele: Ruhların cesetlerine gelmesinin örneği dağılmış ordunun düdük sesiyle toplanması misaliyle ispatlanır.

    İkinci Mesele: Cesetlerin yeniden diriltilmesinin örneği büyük bir şehrin karanlık bir gecede bir merkezden bir anda aydınlatılması ile ispatlanır.

    Üçüncü Mesele: Cesetlerin yeniden diriltilmesiyle ilgili örneği baharda birden sayısız çiçek ve bitkilerin açılıp gelişmesiyle ispatlanır.

    Dördüncü Mes’ele: Dünyanın ölümü ve Kıyamet kopması bir anda bir gezegen ve kuyruklu yıldızın çarpmasıyla izah edilir.

    Zeylin Dördüncü Parçası

    Kur’ân’ın, âhirete ait İlâhî fiilleri anlatırken, dünyada gözlenen fiillerle kalb ve zihinleri ikna etmesi.

    Zeylin Beşinci Parçası

    Ahirete imanda kuvvetli bir ümit ve teselli vardır.


    On Birinci Söz

    Namazın dile getirdiği anlamlar. Duygu ve yeteneklerin yaratılış amaçları. İnsan hayatının dokuz gayesi.


    On İkinci Söz

    Kur'ân ile din dışı felsefe arasında bir karşılaştırma ve Kur'ân'ın bütün kelâmlar üzerindeki yeri.

    Birinci Esas: Kur'ân ve felsefenin evrene bakış açıları. "Mânâ-yı ismî" ve "mânâ-yı harfî" kavramlarının açıklaması.

    İkinci Esas: Kur'ân ve felsefenin, bireylerin hayatı üzerindeki etkileri.

    Üçüncü Esas: Kur'ân ve felsefenin toplum hayatı üzerindeki etkileri.

    Dördüncü Esas: Vahiy ve ilhamın tanım ve karşılaştırması. "Ağaçlar kalem, denizler mürekkep olsa, Rabbinin kelimelerini yazmakla bitiremezdi" meâlindeki âyetin bir açıklaması


    On Üçüncü Söz

    Kur’ân, alışılagelmiş olaylardaki olağanüstülüğü nasıl ortaya çıkarıyor? Kur’ân’ın üslûbundan zevk almanın yolları.

    İkinci Makam

    Kabir, gençlik, tutuklulular ve kan dâvâsı ile ilgili bazı parçalar.

    Meyve Risalesinden Altıncı Mesele: İlimlerin diliyle Allah’ı tanıma.

    Hüve Nüktesi: Hava zerrelerindeki İlâhî ilim, irade ve kudret tecellîsi.


    On Dördüncü Söz

    Anlaşılmasında güçlük çekilen bazı âyet ve hadisler: Yer ve göklerin altı günde yaratılışı; yaş ve kuru herşeyin bir kitapta yazılmış olması; kırk bin başlı melek; Allah’ın birtek emirle herşeyi yaratması.

    Hatime

    Dünya hayatı ve ölüm.

    On Dördüncü Sözün Zeyli

    Deprem; İlâhî bir takdir olarak sebep ve sonuçları. Felâketlerdeki hikmetler. Tabiat kanunları ve İlâhî irade.


    On Beşinci Söz

    Uzaydaki canlılar, melekler, cin ve şeytanlar. “Dünya semâsını kandillerle süsledik ve onları şeytanlar için taş yaptık” meâlindeki âyetin açıklaması.

    Birinci Basamak: Meleklerin varlığı ve yaratılış sebebi.

    İkinci Basamak: Gökten yere inenler ve yerden göğe çıkanlar.

    Üçüncü Basamak: İnsanın önemi ve yeryüzünün gökler kadar değer kazanmasının nedeni.

    Dördüncü Basamak: Melekler ve şeytanlar arasındaki çarpışmalar.

    Beşinci Basamak: Şeytanların melekler tarafından taşlanması.

    Altıncı Basamak: Şeytanların taşlanmasında İlâhî egemenliğin haşmetine işaret eden yönler.

    Yedinci Basamak: Şeytanların taşlanmasındaki üç mânâ.

    On Beşinci Sözün Zeyli

    Şeytan ve ona tabi olanların Kur’ân’a yönelik vesvesesine karşı verilmiş bir cevaptır.

    Şeytanın İkinci Küçük Bir İtirazı

    Şeytanın bir itirazı üzerine, Kur’ân’ın mu’cizelik esasının en mühimlerinden biri olan îcâz yönünü açıklar.


    On Altıncı Söz

    "Birşeyin olmasını dilediği zaman, Onun işi sadece 'Ol!' demektir; o da oluverir" meâlindeki âyetin açıklaması.

    Birinci Şua: Allah'ın her yerde birden hazır bulunması ve herşeye herşeyden yakın bulunması; vahidiyet ve ehadiyet.

    İkinci Şua: Varlıkların yaratılışındaki san'at, kudret ve kolaylık.

    Üçüncü Şua: Herşey Ondan sonsuz derecede uzak iken, Allah'ın herşeye sonsuz derecede yakın olması.

    Dördüncü Şua: Namazda ve hacda Allah'ın huzuruna çıkmak.

    Küçük Bir Zeyl

    Tabiat kanunlarının işleyişinde İlâhî iradenin tecellîsi. Yağmur ve rızık.


    On Yedinci Söz

    Dünyadaki ölüm ve ayrılıklar, herşeyi kuşatan bir rahmetle nasıl açıklanabilir?

    On Yedinci Sözün İkinci Makamı

    Tevekküle dair bir nazım.

    Siyah Dutun Bir Meyvesi: Ölüm ve âhirete Kur’ân’ın ışığında bakış.

    Kalbe Farisî olarak tahattur eden bir münacat: Dünyanın faniliğine dair bir nazım: önce gafletle bakış ve yakınma, sonra tevekkülle sükûna eriş.

    Birinci Levha: Gaflet ehlinin dünyaya bakışı.

    İkinci Levha: Hidayet ehlinin dünyaya bakışı.

    Barla Yaylası, çam, katran, ardıç, karakavağın bir meyvesi: Farsça bir tefekkürname ve açıklaması.

    Yıldızları konuşturan bir yıldızname: Göklerin ve yıldızların tasvirini şiirsel bir tarzda dile getirir.


    On Sekizinci Söz

    Birinci Nokta: Başarılarda insan nefsinin payı; gurur ve şükür.

    İkinci Nokta: Çirkin görünen varlık ve olaylardaki güzellikler.

    Üçüncü Nokta: Kâinattaki san'at eserlerinin seyircisi olarak insan; ve insanlık içinde Hz. Muhammed'in (a.s.m.) yeri

    Firkatli Ve Gurbetli Bir Esarette, Fecir Vaktinde Ağlayan Bir Kalbin Ağlayan Ağlamalarıdır: Seher vaktinde tevbeye dair bir manzume.


    On Dokuzuncu Söz

    Hz. Muhammed'in (a.s.m.) peygamberliği.

    Birinci Reşha: Rabbimizi bize anlatan üç büyük tanıtıcıdan biri olarak Hz. Muhammed (a.s.m.).

    İkinci Reşha: Semavî kitapların verdiği haberler, irhasat ve mucizeler, ahlâk ve takvâsının ışığı altında Hz. Muhammed'in (a.s.m.) peygamberliği.

    Üçüncü Reşha: Bütün varlıklara hitap eden ve kâinatın yaratılış sırrını açıklayan bir hatip olarak Hz. Muhammed (a.s.m.).

    Dördüncü Reşha: Onun yaydığı ışıkla evrenin aldığı yeni şekil.

    Beşinci Reşha: Onun yaydığı ışıkla varlıkların kazandığı değer.

    Altıncı Reşha: Kulluk ve elçilik yönleriyle Hz. Muhammed (a.s.m.).

    Yedinci Reşha: Onun akıl, kalb, ruh ve nefisler üzerindeki etkisi.

    Sekizinci Reşha: Onun kötü âdet ve gelenekleri kaldırıp güzel ahlâkı yerleştirmekteki benzersiz başarısı.

    Dokuzuncu Reşha: Onun görev başındaki cesareti.

    Onuncu Reşha: Kıyamet ve âhiret gibi, gelecekteki çok önemli olaylara dair verdiği haberler.

    On Birinci Reşha: Onun Kâinat Yaratıcısından getirdiği haberlerin doğruluğu ve önemi.

    On İkinci Reşha: Onun, insanlığın en önemli ihtiyacı için ettiği dualar.

    On Üçüncü Reşha: Onun, ebedî bir mutluluk ve Cennet için ettiği duaların kabulündeki kesinlik.

    On Dördüncü Reşha: Kur'ân'ın tanımı; Kur'ân'daki tekrarların hikmeti; Kur'ân ile felsefenin varlıklara bakışındaki fark.


    Yirminci Söz

    Kur’ân ile ilgili bazı sorulara cevaplar ve Kur’ân’ın mucizelerinden bazı örnekler.

    Birinci Makam

    Kur’ân ile ilgili bazı itiraz ve vesveselere cevaplar.

    Birinci Nükte: Küçük ve önemsiz görünen olaylarda büyük ve kapsamlı yasalara Kur’ân nasıl işaret ediyor? Meleklerin Âdem’e secdesi.

    İkinci Nükte: İsrailoğullarının ineği kesmesine dair kıssadaki dersler.

    Üçüncü Nükte: Taşlar hakkındaki âyetin verdiği dersler.

    İkinci Makam

    Peygamber mucizeleri hakkındaki âyetlerde geleceğe ve teknolojik gelişmelere dair işaretler.

    Mukaddime: Tabiat kanunlarına uymak suretiyle, peygamber mucizelerine teknoloji yoluyla yaklaşabileceğine dair örnekler.

    Bir nükte-i mühimme ve bir sırr-ı ehem: Bilim branşları ile İlâhî isimler arasındaki ilişki.

    İki mühim suale karşı iki mühim cevap: Teknolojik gelişmelerin haberleri Kur’ân’da niçin açık bir şekilde yer almıyor? Kur’ân niçin kâfirleri de tasdike mecbur bırakacak bir şekilde bu haberleri vermiyor?


    Yirmi Birinci Söz

    Birinci Makam

    “Hergün beş vakit namaz usanç veriyor” şeklindeki bir itiraza cevap.

    Birinci İkaz: Usançlığa yol açan bir aldanma: “tevehhüm-ü ebediyet.”

    İkinci İkaz: Kalbin günlük ihtiyaçlarını karşılamakta namazın rolü.

    Üçüncü İkaz: Sabır nereye ve nasıl harcanmalı? Üç çeşit sabır.

    Dördüncü İkaz: Kulluk görevlerine verilen ücretle dünyaya ait işlerin ücreti arasında bir karşılaştırma.

    Beşinci İkaz: İnsanı oyalayarak kulluk görevlerinden uzaklaştıran nedenler. Dünya işleri nasıl ibadete çevrilir?

    İkinci Makam

    Vesvese; tanımı ve kurtuluş çareleri.

    Birinci Vecih: Vesvesenin yol açtığı telâş ve ümitsizlikten korunmanın çaresi.

    İkinci Vecih: Mânâların insan hayalinde aldığı şekiller ve bunların vesvese ile ilişkisi.

    Üçüncü Vecih: Kavramlar arasındaki çağrışımlar ve vesvese ile ilişkisi.

    Dördüncü Vecih: Dindeki aşırılığın yol açtığı vesvese.

    Beşinci Vecih: İman ile ilgili konularda vesvese.


    Yirmi İkinci Söz

    Evrende Allah’ı tanıtan san’at eserleri; bunlardaki birlik tecellîlerini ve san’at inceliklerini çözmenin ve tahkikî bir imanı kazanmanın yolları.

    Birinci Makam

    Dünyada olup biten sıradan olayların ardındaki olağanüstülüklere dikkati çeken bir temsil.

    Birinci Burhan: Ağaçların yaratılış ve yaşayışındaki olağanüstülük ve birlik tecellîsi.

    İkinci Burhan: Tohumlardaki ve canlıların yaratılışındaki olağanüstülük ve birlik tecellîsi

    Üçüncü Burhan: İnsan ve hayvanların yaratılış ve yaşayışındaki olağanüstülük ve birlik tecellîsi.

    Dördüncü Burhan: Ağaçların çevre ile ilişkilerindeki olağanüstülük ve birlik tecellîsi.

    Beşinci Burhan: Ağacın sonucu olan meyve ile evrenin sonucu olan insanın, üzerlerindeki san’atla bir San’atkâra işareti.

    Altıncı Burhan: Bahar ve yaz mevsimindeki değişikliklerde görünen olağanüstülük ve birlik ve kudret tecellîsi.

    Yedinci Burhan: Varlıklar arasındaki yardımlaşma ve dayanışmada görünen olağanüstülük ve birlik tecellîsi.

    Sekizinci Burhan: Bütün varlıkların yaratılış ve işleyişinde rol alan hava, su, ışık, toprak gibi unsurların yerine getirdiği görevlerdeki olağanüstülük ve birlik tecellîsi.

    Dokuzuncu Burhan: Bütün eserlerin sahibi ve san’atkârı olarak birtek zatı tanımanın kolaylığı.

    Onuncu Burhan: Varlıkların gelip geçmesinde, onları değiştirenin değişmezliğini gösteren işaretler.

    On Birinci Burhan: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) getirdiği haberlerin, evrendeki varlıklar tarafından doğrulanması.

    On İkinci Burhan: Kâinat Yaratıcısı hakkında Kur’ân’ın verdiği haberler.

    İkinci Makam

    Evrendeki varlıkların, Allah’ın varlık ve birliğine işaretleri.

    Birinci Lem’a: Allah’ı bir olarak tanımakta hakikî ve zahirî tevhidin farkları. Evrendeki olayların sebeplere bağlanmasındaki hikmetler.

    İkinci Lem’a: Hayat üzerinde, Allah’ın varlık ve birliğini gösteren damga. Birşeyden herşeyin, herşeyden birşeyin yapılması.

    Üçüncü Lem’a: Canlılar üzerinde Allah’ın varlık ve birliğine işaret eden damgalar.

    Dördüncü Lem’a: “Hayat verme” fiili üzerinde, Allah’ın varlık ve birliğini gösteren damgalar. Herbir zerrede Allah’ın varlık ve birliğine açılan üç pencere. Zerrelerdeki “ehadiyet” ve “samediyet” damgaları.

    Beşinci Lem’a: Allah’ın birliğine inanmanın kolaylığı.

    Altıncı Lem’a: Bahar mevsiminde Allah’ın varlık, birlik ve kudretini gösteren damgalar ve âhirete işaretler.

    Yedinci Lem’a: Varlıklar arasındaki yardımlaşmalarda Allah’ın varlık ve birliğini, hikmet ve rahmetini gösteren işaretler.

    Sekizinci Lem’a: Varlıkların yaratılışında kullanılan temel unsurların birliğinde ve bir varlıkla bütün varlıklar arasındaki ilişkilerde Allah’ın varlık ve birliğine işaret eden deliller.

    Dokuzuncu Lem’a: Türlerin yaratılışındaki benzerlik ve kolaylığın, Allah’ın varlık ve birliğine işareti.

    Onuncu Lem’a: Ölüm üzerindeki birlik ve devamlılık damgası. Eserden fiile, fiilden isim, sıfat ve zâta geçiş.

    On Birinci Lem’a: Allah’ın varlığının ve birliğinin şâhidi olarak Seyyidimiz Muhammedü’l-Emîn (a.s.m.).

    On İkinci Lem’a: Allah’ın varlık ve birliğinin şahidi olarak Kur’ân.

    Hâtime: Marifetullahın arşına çıkmak ve tevhidi ilan etmek.


    Yirmi Üçüncü Söz

    İnsan ve iman ilişkileri; insanın kuvvetli ve zayıf yönleri ve tekâmül yolları.

    Birinci Mebhas

    İmanın güzellikleri ve insana kazandırdıkları.

    Birinci Nokta: İnsanın, Yaratıcısına mensup olmakla kazandığı değer. İnsanın yaratılışında, iman ışığında okunan mânâlar.

    İkinci Nokta: İman ışığı altında geçmiş ve geleceğe bakış.

    Üçüncü Nokta: İman ve tevekkülün verdiği kuvvet. Tevekkülün tanımı.

    Dördüncü Nokta: İnsanın yaratılışındaki tekâmül amacı; âcizlik ve güçsüzlüğünden aldığı kuvvet.

    Beşinci Nokta: Duanın gücü, anlamı, çeşitleri, cevaplandırılması ve kabulü.

    İkinci Mebhas

    İnsanın sonsuz yükseliş ve sonsuz alçalış sırları. “Ahsen-i takvim,” “âlâ-yı illiyyîn,” “esfel-i sâfilîn” kavramlarının açıklanması.

    Birinci Nükte: İnsanın evrensel ihtiyaçları; iyilik ve kötülük yönündeki yeteneği; Allah’a kul olmakla kazandığı güç. “Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir” meâlindeki âyetin bir açıklaması.

    İkinci Nükte: İnsanın dünyaya ve âhirete bakan yönleri; duygu ve yeteneklerinin ayrı ayrı kulluk görevleri.

    Üçüncü Nükte: İnsan duygu ve yeteneklerini sadece dünya hayatına yöneltmekle ne kazanır, ne kaybeder? Dünya hayatından alınan lezzetlerin bir kulluk görevine dönüştürülmesi.

    Dördüncü Nükte: İnsanın âcizliğiyle kazandığı güç; bütün varlıkların insana hizmetkâr olmasındaki sır.

    Beşinci Nükte: İnsanı, yaratılmışların en üst mertebesine çıkaran tefekkür ve kulluk görevlerinin iki yönü.


    Yirmi Dördüncü Söz

    "En güzel isimler (Esmâ-i Hüsnâ) Allah'ındır" meâlindeki âyetin hakikatlerine dair bazı açıklamalar.

    Birinci Dal: Farklı varlıklarda ve varlık âleminin değişik mertebelerinde, farklı isimlerin tecellîsi.

    İkinci Dal: İlâhî isimlerin tecellîsinde mertebeler: herşeyi kapsayan umumî tecellî; topluluklara yönelik tecellî; fertlere yönelik tecellî.

    Üçüncü Dal: Kıyamet alâmetleri gibi bazı konularda yanlış anlaşılan hadislerin doğru bir şekilde anlaşılabilmesini sağlayan On İki Asıl.

    Birinci Asıl: Kıyamet alâmetlerinin üstü kapalı bir şekilde bildirilmesinin nedeni.

    İkinci Asıl: Dinî meselelerde delil gerektiren ve gerektirmeyen konular.

    Üçüncü Asıl: Bazı hurafelerin İslâma girişi.

    Dördüncü Asıl: Hadise dair yorumların hadisle karıştırılmasından doğan sonuçlar.

    Beşinci Asıl: Evliya ilhamının hadisle karıştırılmasından doğan sonuçlar.

    Altıncı Asıl: Hadisteki temsil ve kinayelerin, kelimelerin gerçek anlamlarıyla karıştırılmasından doğan sonuçlar.

    Yedinci Asıl: Hadisteki teşbih ve temsillerin, cahillerin eline düşmesiyle gerçek sanılması. "Yetmiş yılda Cehennemin dibine düşen taş" ve "öküz ile balık" hadisinin açıklaması.

    Sekizinci Asıl: Kıyamet vaktinin ve bazı önemli kişilerin gizli bırakılmasının sebepleri. Mehdî, Süfyan, Deccal, Ye'cüc ve Me'cüce dair bazı açıklamalar.

    Dokuzuncu Asıl: Dünyanın önemsizliğine ve bazı sûrelerin fazilet ve sevabına dair rivayetlerde mübalâğa olarak görülen hususların açıklaması.

    Onuncu Asıl: Bazı işlerin fazilet ve sevabına, yahut kötülüğüne dair rivayetlerde mübalâğa olarak görülen hususların açıklaması.

    On Birinci Asıl: Hadislerde, yorumlanmayı ve tabir edilmeyi gerektiren benzetmeler.

    On İkinci Asıl: Kur'ân ve felsefenin bakış açılarındaki farklılık ve bu farklılığın doğurduğu sonuçlar.

    Dördüncü Dal: Bütün varlıkların Allah'a secde ettiğine dair âyetin açıklaması. Varlıkların kendilerine özgü ibadetleri.

    Beşinci Dal:

    Birinci Meyve: Sevginin varlık âlemindeki yeri; sevgi ve korkunun yöneltilmesi gereken hedefler. Allah korkusu nedir, nasıl olur?

    İkinci Meyve: İbadetin sebebi; niyetin önemi; bütün varlıkların ibadetini kendi ibadeti olarak Allah'a sunmanın yolu.

    Üçüncü Meyve: Sünnetin önemi ve Sünnete uymanın sonuçları.

    Dördüncü Meyve: Dinden uzaklaşma konusunda Müslümanlar ile ecnebîler arasındaki fark.

    Beşinci Meyve: İnsanın çokluk ve birlik âlemlerine bakan yönleri.


    Yirmi Beşinci Söz

    Kur’ân’ın mucizeliğine dair.

    Mukaddime

    Kur’ân’ın üç ayrı tanımı.

    Birinci Şule

    Birinci Şua: Kur’ân’ın mucize derecesindeki ifade üstünlüğü.

    Birinci Suret: Kur’ân’ın meydan okuyuşuna karşılık, onun benzerini kimsenin getirememesi.

    İkinci Suret:

    Birinci Nokta: Kur’ân’ın kelime ve cümlelerindeki düzen ve birbiriyle ilişkileri.

    İkinci Nokta: Kur’ân’ın mânâsındaki üstünlük.

    Üçüncü Nokta: Kur’ân’ın üslûbundaki benzersizlik ve olağanüstülük.

    Dördüncü Nokta: Kur’ân’ın lâfzındaki olağanüstülük; tekrar tekrar okunmasına rağmen usandırmaması.

    Beşinci Nokta: Kur’ân’ın, konuları açıklamasındaki olağanüstülük.

    İkinci Şua: Kur’ân’ın kapsamlılığındaki olağanüstülük.

    Birinci Lem’a: Kur’ân’ın lâfzındaki kapsamlılık; bir sözün pek çok anlamı içine alışı.

    İkinci Lem’a: Kur’ân’ın mânâsındaki kapsamlılıkla birbirinden farklı pek çok topluluklara rehber oluşu.

    Üçüncü Lem’a: Kur’ân’ın içerdiği bilimlerin kapsamlılığı.

    Dördüncü Lem’a: Kur’ân’ın konuları ele alışındaki kapsamlılık.

    Beşinci Lem’a: Kur’ân’ın üslûp ve özlü ifadesindeki kapsamlılık.

    Birinci Işık: Bir âyette bir sûreyi, bir sûrede Kur’ân’ı ve kâinatı toplayan kapsamlılık.

    İkinci Işık: Herkesin her ihtiyacına cevap veren kapsamlılık.

    Üçüncü Işık: Kur’ân’ın mucize derecesindeki özlülüğü.

    Dördüncü Işık: Kur’ân’ın, cüz’î olaylarda kapsamlı kanunları dile getiren özlülüğü.

    Beşinci Işık: Kur’ân’ın gerek içerik, gerekse üslûp itibarıyla bütün üstünlükleri, hiçbir karışıklığa yol açmadan kendisinde toplayan kapsamlılığı.

    Üçüncü Şua: Kur’ân’ın gaybdan verdiği haberler; her zaman gençliğini koruması ve herkese birden hitap etmesi.

    Birinci Cilve: Kur’ân’ın gayba dair haberleri.

    Birinci Şavk: Kur’ân’ın geçmişe dair haberleri.

    İkinci Şavk: Kur’ân’ın geleceğe dair haberleri.

    Üçüncü Şavk: Kur’ân’ın İlâhî hakikatlere, yaratılışa ve âhiret âlemine dair haberleri.

    İkinci Cilve: Kur’ân’ın her çağda süregelen gençliği; hakikatlerinin ve kanunlarının eskimeyişi; Kur’ân medeniyeti ile beşer medeniyeti arasında bir karşılaştırma.

    Üçüncü Cilve: Kur’ân’ın, her çağdaki insan tabakalarından herbirine aynı dersi ayrı ayrı vermesindeki olağanüstülük.

    İkinci Şule

    Birinci Nur: Kur’ân’ın bütünlüğü.

    İkinci Nur: Kur’ân’ın, âyetleri özetlerken ve İlâhî isimlere dikkat çekerken ortaya koyduğu olağanüstülük.

    Birinci Meziyet-i Cezalet: Kur’ân’ın, dünya üzerindeki eser ve fiillerde İlâhî hakikatleri gösterişi.

    İkinci Nükte-i Belâgat: Kur’ân’ın İlâhî san’at eserlerini tasvir ederek İlâhî isimlerle özetlemesi.

    Üçüncü Meziyet-i Cezalet: Kur’ân’ın İlâhî fiilleri ayrıntılandırması ve özetlemesi.

    Dördüncü Meziyet-i Cezalet: Kur’ân’ın, yaratılmışlardaki düzeni, ardında İlâhî isimleri gösterecek bir şeffaflıkla ortaya koyması.

    Beşinci Meziyet-i Cezalet: Kur’ân’ın, cüz’î veya sıradan olaylardaki İlâhî hakikatleri göstermesi ve tefekküre ufuk açması.

    Altıncı Nükte-i Belâgat: Kur’ân’ın, varlık âleminde, çok geniş bir alanda cereyan eden olayları birlik içinde yahut kapsamlı bir kanun altında göstermesi.

    Yedinci Sırr-ı Belâgat: Kur’ân’ın, sebeplerin arkasında İlâhî tasarrufları ve İlâhî isimlerin tecellîlerini göstermesi.

    Sekizinci Meziyet-i Cezalet: Kur’ân’ın, âhirete ait İlâhî fiilleri anlatırken, dünyada gözlenen fiillerle kalb ve zihinleri ikna etmesi.

    Dokuzuncu Nükte-i Belâgat: Kur’ân’ın, cüz’î olaylarda, İlâhî isimler vasıtasıyla, kapsamlı hakikatleri göstermesi.

    Onuncu Nükte-i Belâgat: Kur’ân’ın, ümit ve korku arasındaki dengeyi korumasındaki olağanüstülük.

    Üçüncü Nur: Kelâmın sahibi, muhatabı, amacı ve içeriği yönünde Kur’ân’ın üstünlüğü.

    Üçüncü Şule

    Birinci Ziya: Kur’ân’ın, varlık âleminin hakikatlerine ve İlâhî fiil, isim ve sıfatlara dair ifadelerindeki düzen, âhenk ve olağanüstülük.

    İkinci Ziya: Kur’ân ile felsefenin dünyaya bakış açısı.

    Üçüncü Ziya: Kur’ân’dan ders alan ilim ve kalem sahiplerinin eserleriyle Kur’ân’ın karşılaştırması

    Hatime: Kur’ân’ın ve Hz. Muhammed’in (a.s.m.) birbirlerine karşı mucize oluşları.

    Birinci Zeyl

    Kur’ân’ın vech-i i’câzı ve Allah kelamı olduğunun delilleri.

    Emirdağ Çiçeği

    Kur’ân’daki tekrarlara edilen itirazlara cevap.

    Bu Onuncu Meseleye Bir Hatime Olarak İki Haşiye

    Birincisi: Kur’ânın hakikî tercümesi mümkün değil.

    İkinci Haşiye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) getirdiği nur, kâinatın, yokluk, vazifesizlik, anlamsızlık perdesini kaldırır.


    Yirmi Altıncı Söz

    Kader Risalesi

    Birinci Mebhas: Kader; cüz’î irade; hayır ve şerrin yaratılması; insanın sorumluluğu.

    İkinci Mebhas: Kader ve cüz’î iradenin birbirine uyumuna dair Yedi Vecih.

    Birincisi: Hikmet ve adalet açısından cüz’î irade.

    İkincisi: Cüz’î iradenin varlığı.

    Üçüncüsü: İlâhî ilim, kader ve cüz’î irade.

    Dördüncüsü: İlim ve malûm (bilgi ve bilinen); ezeliyetin tanımı.

    Beşincisi: Kader, sebep ve müsebbep konusunda Cebriye, Mutezile ve Ehl-i Sünnet anlayışının farkları.

    Altıncısı: Fiillerin yaratılışı ve kulun sorumluluğu.

    Yedincisi: Kulun iradesi ile İlâhî irade arasındaki ilişki ve kulun sorumluluğu.

    Üçüncü Mebhas: Varlık âleminde kader; Kitab-ı Mübîn ve İmam-ı Mübîn; bedihî kader ve nazarî kader; hürriyet ve kader.

    Dördüncü Mebhas: Sıkıntı ve musibetlerin hayırlı yönleri ve İlâhî rahmetle uyumluluğu.

    Hatime: Nefsin gururuna karşı Allah’ın birlik ve mutlak egemenliğini dile getiren ve mutluluğu Ona teslim olmakta gösteren Beş Fıkra.

    Zeyl

    Rahmân, Rahîm ve Hakîm isimlerine ulaştıran, Kur’ân’dan alınma “acz, fakr, şefkat ve tefekkür” yolu; bu yolun şartları ve tarikatten farkları.

    Birinci Hatve: Nefsi temize çıkarmamak.

    İkinci Hatve: Ölüm ve hizmette nefsi düşünmek, zevk ve arzularda unutmak.

    Üçüncü Hatve: Kusuru kendinde görüp, eriştiği iyilikleri, kudret ve zenginliği Allah’tan bilmek.

    Dördüncü Hatve: Benliği unutup, kendi varlığını, Allah’ın tecellîsine bir ayna olarak bilmek.

    Hatime: “Acz, fakr, şefkat ve tefekkür” yolunun vahdet-i vücut ve vahdet-i şuhuddan farkı; herşeyde Allah’a bir yol bulmanın ve huzur-u daimîyi kazanmanın çaresi.


    Yirmi Yedinci Söz

    İçtihad (dinî konularda Kur’ân âyetlerinden ve Peygamberimizin hadislerinden hüküm çıkarmak) ile ilgili olarak tartışılan bazı meseleler. İçtihadın önündeki altı engel.

    Birincisi: Bu zamanın şartları karşısında yeni içtihadların sakıncaları.

    İkincisi: İçtihada konu teşkil eden nazariyattan önce, içtihad gerektirmeyen ve kesinlik ifade eden dinin temel konuları üzerinde yoğunlaşmanın gerekliliği.

    Üçüncüsü: İçtihad yeteneğini geliştiren koşullar açısından, Peygamberimizin zamanı ile günümüz arasında bir karşılaştırma.

    Dördüncüsü: İçtihadda hakim olması gereken bakış açısı: dünya mı, âhiret mi?

    Beşincisi: “Arzî” ve “semavî” içtihad nedir? Bu zamanın içtihadını “arzî” yapan üç sebep.

    Birincisi: Hükümlerde illet ve hikmetin farkı.

    İkincisi: Bakış açısında âhiret mutluluğu yerine dünya mutluluğunun öncelik kazanmış olması.

    Üçüncüsü: Zamanımızda bağımlılık derecesine varan bazı kötü alışkanlıkların, dinin bazı kesin yasaklarına yaklaşma tarzını etkilemesi.

    Altıncısı: Doğruluk ve yalan açısından Peygamberimizin zamanı ile günümüzün karşılaştırması.

    Hatime: Farklı mezheplerin varoluşundaki nedenler. Hakikat birden fazla olabilir mi?

    Yirmi Yedinci Sözün Zeyli

    Sahabenin (Peygamberimizle beraber bulunan ve bizzat ondan ders alan Müslümanlar) derecesine diğer insanlar niçin yetişemez?

    Birinci hikmet: Peygamber sohbetinin etkisi.

    İkinci sebep: Sahabe zamanında doğru ile yalanın birbirinden uzaklığı ve Sahabenin doğruluğu. İslâmın meydana getirdiği inkılâbın Sahabe zamanındaki tazeliği ve etkisi.

    Üçüncü sebep: Nübüvvet ile velâyet, evliya makamı ile Sahabenin makamı arasındaki fark.

    Birinci vecih: Sahabe zamanındaki sosyal çevrenin yetenekler üzerindeki etkisi.

    İkinci vecih: Allah’a yakınlık ve “zahirden hakikate geçme” konusunda Sahabenin yolu ile tasavvuf arasındaki fark.

    Üçüncü vecih: İslâmın başlangıcındaki hizmetleri yönünden Sahabenin üstünlüğü.

    Sual: Peygamberimizi görmeden ona inananların imanı, onu görerek inanan Sahabenin imanından üstün olmaz mı?

    İkinci sual: Dünya hayatının içinde bulunan Sahabe, dünyayı terk eden evliyadan nasıl üstün olabilir?

    Üçüncü sual: Allah’tan başka herşeyi terk edenler, niçin Sahabeye yetişemiyor? Nefis ve diğer duyguların, insanı Allah’a yaklaştırmadaki rolü ve önemi.

    Dördüncü sual: Sahabeye üstünlük iddiasının çıkış nedenleri.


    Yirmi Sekizinci Söz

    Cennet ile ilgili bazı soruların cevapları. Cennette maddî lezzetler ve nikâh lezzeti var mı? Yetenek ve düzeyleri çok farklı insanlar, Cennette nasıl bir arada bulunarak aynı lezzetlerden yararlanacak? Cennette bir kişiye dünya kadar yer verilecek mi?

    Cennet Sözüne küçük bir zeyl

    Cehennemin varlık sebebi.


    Yirmi Dokuzuncu Söz

    Ruhlar, melekler ve ölümden sonra dirilişe dair.

    Mukaddime

    Melekler ve ruhanî varlıkların kulluk görevleri ve çeşitleri hakkında genel açıklamalar.

    Birinci maksat

    Melekler hakkında.

    Birinci esas: Varlık âleminde hayatın önemi. Madde dışı hayatın varlık âlemindeki yaygınlığı.

    İkinci esas: Tabiat kanunları ile melekler arasındaki ilişkiler.

    Üçüncü esas: Kur’ân’ın, Peygamberimizin ve daha önceki peygamberlerin, meleklerin varlığı hakkındaki ittifakı.

    Dördüncü esas: Varlıkların zikir ve tesbihleriyle ilgili olarak meleklerin görevleri. “Kırk bin başından herbirinin kırk bin ağzında kırk bin tesbihat yapan melek” ile ilgili açıklama.

    İkinci maksat

    Kıyamet ve âhiret hakkında.

    Mukaddime: Kıyamet ve âhiretin kanıtlanmasıyla ilgili üç soru: Kâinat tahrip edilecek mi? Tahripten sonra yeniden kurulacak mı? Bunları yapacak olanın, kâinatı yıkıp yapmaya gücü yeter mi?

    Birinci esas: Ruhun ölümsüzlüğü hakkında.

    Mukaddime: Ruhun ölümsüzlük için yaratılmış olduğuna ve ölülerin ruhlarının yok olmayıp korunduğuna dair deliller.

    Birinci menba: Ruhun cesetten bağımsızlığı.

    İkinci menba: Ruhun varlık ve ölümsüzlüğüne dair dış dünyadaki deliller.

    Üçüncü menba: Bir kanun ve bir hakikat olarak ruhun varlığı ve ölümsüzlüğü.

    Dördüncü menba: Varlıklardaki sürekli değişime rağmen kanunların değişmezliği; tabiat kanunlarından daha güçlü bir kanun olarak ruhun ölümsüzlüğü.

    İkinci esas: Âhiretteki sonsuz mutluluğun delilleri.

    Birinci medar: Kâinattaki düzenin sonsuz mutluluğa tanıklığı.

    İkinci medar: Varlıkların yaratılışında gözlenen hikmet ve faydaların sonsuz mutluluğa tanıklığı.

    Üçüncü medar: İnsanın yetenek ve duygularının sonsuz mutluluğa tanıklığı.

    Dördüncü medar: Kâinattaki ölüm ve dirilişlerin kıyamet ve yeniden dirilişe tanıklığı.

    Beşinci medar: İnsanın yaratılışındaki sonsuz mutluluk isteğinin, sonsuz mutluluğa tanıklığı.

    Altıncı medar: Varlıklarda eserleri gözlenen rahmetin sonsuz mutluluğa tanıklığı.

    Yedinci medar: Kâinatta görünen lütuf ve merhamet eserlerinin sonsuz mutluluğa tanıklığı

    Sekizinci medar: Vicdanın sonsuz mutluluğa tanıklığı.

    Dokuzuncu medar: Peygamberimizin sonsuz mutluluğa tanıklığı.

    Onuncu medar: Kur’ân’ın sonsuz mutluluğa tanıklığı ve buna dair âyetlerden örnekler.

    Üçüncü esas: Kıyamet ve âhireti vaad eden Kâinat Yaratıcısının kudret sıfatıyla ilgili üç özelliğin ve “Sizin yaratılışınız da, diriltilişiniz de tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir” (Lokman Sûresi, 31:28) meâlindeki âyetin açıklaması.

    Birinci mesele: İlâhî kudretin zatî ve sınırsız oluşu.

    İkinci mesele: Varlıkların içyüzünde büyük-küçük, az-çok gibi farkların olmayışı nedeniyle kudretin sınırsızlığı.

    Üçüncü mesele: İlâhî kudret ile ilgili altı kanun: şeffafiyet, mukabele, muvazene, intizam, tecerrüt ve itaat.

    Dördüncü esas: Kâinatın ölüm ve dirilişinin sebep ve delilleri.

    Birinci mesele: Varlıklarda hükmeden tekâmül kanununun bir gereği olarak evrenin ölümü ve daha güzel bir şekilde tazelenmesi.

    İkinci mesele: Semâvî dinlerin ve varlık âlemindeki değişimin, evrenin ölümüne tanıklığı

    Üçüncü mesele: Âlemin yeniden dirilişi ve bu dünyada karışık halde bulunan iyilik ve kötülüklerin yeni âlemde birbirinden ayrılışı.

    Dördüncü mesele: Evreni yeniden diriltmeye gücü yeten Yaratıcının, bunu yapacağına dair vaadleri ve bu vaadlerin doğruluğu.


    Otuzuncu Söz

    İnsandaki “Ene”nin (benlik) mahiyeti. Tahavvülât-ı zerrat olarak tabîr edilen atomların ve moleküllerin çeşitli maddelerin oluşumundaki görevleri.

    Birinci Maksat

    Ene’nin (benlik) mahiyeti

    İkinci Maksat

    Atomların ve moleküllerin çeşitli maddelerin oluşumundaki görevleri.


    Otuz Birinci Söz

    Peygamber Efendimizin Mi'rac mu'cizesinin hakikati, lüzumu ve tahakkuku.

    Birinci Esas: Mi'racın sırr-ı lüzûmu

    İkinci Esas: Mi'rac hakikatı.

    Üçüncü Esas: Mi'racın hikmeti.

    Dördüncü Esas: Mi'racın faydaları

    On Dokuzuncu ve Otuz Birinci Sözlerin Zeyli

    Şakk-ı Kamer Mu’cizesine dairdir.


    Otuz İkinci Söz

    Cenâb-ı Hakkın Vahdâniyetinin ispatı. Vahdet ve Ehâdiyet-i İlâhiyeye dâir gelen şüphe ve îtirazlara cevap. Ehl-î dalâlet ve ehl-i hidayetin dünya hayatına bakış açıları.

    Birinci Mevkıf

    Cenâb-ı Hakkın Vahdâniyetinin ispatı.

    Birinci Mevkıfın küçük bir zeyli: “Üstlerindeki göğe bakmazlar mı, onu nasıl bina edip süsledik...” (Kaf Sûresi, 50:6) âyetinin tefsiri.

    İkinci Mevkıf

    Vahdet ve Ehâdiyet-i İlâhiyeye dâir gelen şüphe ve îtirazlara cevap.

    Birinci Maksat: Tevhidin ispatı

    İkinci Maksat: Bir tek zat sonsuz sayıdaki işleri nasıl yapabilir?

    Hatime ve iki sorunun cevabı

    Üçüncü Maksat: Ahsenü’l Hâlikîn ve Erhâmü’r-Rahimîn gibi ayetlerin açıklanması ve İlahî kemal hakkındaki bir soruya cevap.

    Üçüncü Mevkıf

    Ehl-î dalâlet ve ehl-i hidayetin dünya hayatına bakış açıları.


    Otuz Üçüncü Söz

    Herşeyde Cenâb-ı Hakka açılan bir pencere bulunduğunu otuz üç örnekle açıklar.
  • Ahlakın Güzelleşmesinde Yeni Tarz: İmam Nursi Modeli


    I. PSİKOLOJİNİN BUGÜNÜ

    İnsan ruhunun derinliklerini ve zenginliğini tanıma çabası insanın yaradılışından beri vardır ve var olmaya devam edecektir. Psikiyatri ve psikoloji insanı ele alan diğer bilim dallarından farklı olarak ruh ve beden ilişkisinin getirdiği çelişkiye çözüm aramak zorunda kalmıştır. Son yıllarda doğa ve genetik bilimindeki gelişmeler, fizyolojik psikolojinin beyin işlevlerinin neler olduğunun daha fazla bilinebilir olması insanı etkilemek isteyenlerin çok dikkatini çekmiştir. İnsan beyni nöron denilen hücrelerden oluşurken, bilgisayarlar silikonlardan oluşurlar. "Bir model geliştirerek beyindeki bilgileri bilgisayara, bilgisayardaki bilgileri beyne nakledebilir miyiz?" sorusu artık hayal olmaktan çıktı. İnsan beynine mikroçip koyarak onu yönlendirebilir miyiz? İlaç vererek onun davranışlarını değiştirebilir miyiz? soruları akademik araştırma konuları arasındadır.

    GELECEK BİLİMİ

    Bilim dünyasının yeni bir projesi var. Bu proje "Beyin projesidir." Genom projesi tamamlanarak evrenin sırları konusunda önemli bir adım atıldı. Beyin projesinin tamamlanması için 30 yıllık bir süre belirlendi. İnsanlığın sırlarının anlaşılmasında "Nasıl düşünüyoruz" sorusu önemli bir hedef olmuştur ve çalışmaları bu noktalara getirmiştir.

    Önemli çalışmalar yapan"World Future Society"(Dünya Gelecek Derneği) öğrenmenin gelişmesi, okul eğitimi ve onunla yakından ilişkili olan IQ zekâsı konusunda ilginç görüşler öne sürmektedir. Bu görüşler şu şekildedir:

    1- Şimdiye kadar yapılmış en büyük makine olan İNTERNET giderek büyüyecek ve önem kazanacaktır.

    2- Beden gücünün yerini mekanik makineler aldı. Bilgisayarlarda zihinsel çalışmaların yükünü azaltacaktır.

    3- Bilgi teknolojisi dünyanın her yerine yayılacak, aletleri küçülecek ve herkes taşıyabilecektir. O kadar küçülecek ki bedeninize bile yerleştirilebilecektir. Ürünleri tanıtmak için bu aletler bedava bile verilecektir.

    4- Yeni bir Dünya kültürü oluşacak, mevcut kültür ve dillerden pek çoğu yok olacaktır. Bu durum ise beklenmedik olaylar ve tehlikelere neden olabilecektir.

    5- Akıllı evler oluşacak, bundan sonra büro gökdelenler gereksizleşecektir. İnsanların çoğu kırsal kesime ve tatil yörelerine yerleşecek, bilgi teknolojisi ile işlerini yürütecektir. Evler çok çekici şekilde olacak, bu nedenle dışarı çıkmak istemeyen insan yeni bir yalnız yaşam türü oluşturacaktır.

    6- Yeni yaşam türü insanı antisosyalleştirecek, ardından suç davranışlarında belirgin artışlar oluşacaktır.

    7- Klasik zekâya dayalı olan klasik okul eğitimi şekil değiştirecek. Her alanda paketlenmiş eğitim yardımları alınabilecektir. Okul eğitimi bebeklik çağından başlayacak "Yaşam boyu" eğitim düşüncesi yaygınlaşacaktır. "Uzaktan eğitim" sistemi bütün dünyaya yayılacaktır.

    8- Okul sınıfları çok farklı, yetenek ve ilgileri olan öğrencileri bir araya getirecek daha çok sanal gerçekler konuşulacaktır.

    9- Depolanmış bilgi kaynakları genç kuşağın daha kolay ulaşabileceği hale gelecek, daha çok bilgi sahibi olmak yerine daha az bilecek , ancak bilgiye istediği anda ulaşacak.

    10- İnsanlığın bugüne kadar edindiği bütün bilgilerden kendi çalışmaları için yararlanabilecektir.

    11- Eğitim kişisel tempoya göre tamamlanabilecektir.

    12- Disiplinli, ama eğlenceli eğitim felsefesi yerleşecek, öğretmenlik görevi öğrencilerdeki yıkıcı ve oyuncu eğilimleri denetleme önceliğine dönüşecektir.

    13-Gerçekler yerine sanal birdünyada yaşanacak bencillik, kumar, kişisel çıkar tutkunluğu daha büyük toplumsal sorun haline gelecektir.

    GENEL SİSTEMLER KURAMI

    İnsanın var oluşunun anlaşılma çabaları evrenin somuttan soyuta genel bir sistem bütünlüğü içerisinde olduğu tezini güçlendirmektedir. Madde-enerji toplulukları ve yer zaman sürekliliği aşamalı (hiyerarşik) bir düzen içerisindedir. Sub-atomik parçacıklar, atom, hücre, insan, aile, toplum, dünya, evren şeklinde birbiri içindeki daireler sisteminde yerimiz nerededir? Somut sistemle soyut sistemlerin sınırları nerede başlıyor, nerede bitiyor? Decart "Düşünüyorum öyleyse varım" diyerek duyguları önemsememişti. Zeki ama başarısız, bilgili ama ahlâksız insanların giderek çoğalması duyguların eğitimini ön plana çıkardı. Duyguların eğitiminin şansa bırakılamayacağı ortaya çıktı.

    Klasik psikanaliz ve 20. yüzyılın başındaki baskın psikolojik görüş Freudiyen görüştü. Bu görüşlere göre baskı, gerilim ve zorlama ruhsal bozukluklara yol açıyordu. Bu sebeple temel psikolojik ihtiyaçların giderilmesi için hoşgörülü eğitimle çocukların dürtülerinin boşalımına imkan sağlanmalıydı. Genç beyinler fazla bilgilerle yüklenmemeliydi. Cinsel doyum erken yaşlardan itibaren sağlanmalıydı. Böylece insanların ruh sağlığı daha iyi olacaktı.

    Ancak psikolojik gözlem, psikiyatrik bulgular yukarıda saydığım beklentilere karşı tam tersi sonuçlar elde etti. Örneğin: En ağır ruhsal bedensel zorlamaların yükü altında kalmış İkinci Dünya Savaşı sürecinde nevrotik ve şizofrenik dediğimiz ruhsal bozukluklarda artış olmadı. Sadece savaş stres reaksiyonları yaşandı. (Genç 1981) Buna karşılık savaşı izleyen yıllarda toplumlar istenilen refah düzeyine eriştikçe depresyonlarda, varoluş nevrozlarında artış oldu. Emeklilik depresyonu arttı. Yaşamın anlamsızlığı görüşünden kökenini alan yeni ruhsal bozukluklar ortaya çıktı. (Alexander,1960) Çağdaş insan giderek toplumdan kopuyordu. İntihar olayları artıyordu. Bazı insanlar anlamsız gördükleri yaşama heyecan katmak için suç işliyorlar, uyuşturucu kullanıyorlardı.

    ABD, Dünya nüfusunun %5'ini oluşturduğu olduğu halde Dünya kaynaklarının %25'ini kullanıyor. Zengin Dünyalılar Ay'a giderken, yoksul Dünyalılar açlıkla ölüm savaşı veriyor. Buna karşı zengin Dünyalılar bilgili ama mutlu değiller. O halde ruh sağlığı politikaları yeniden düzenlenmeliydi. Freud hayatının son yıllarında "Uygarlığın karşılığı nevrozla ödenir." derken bu gidişi vurgulamaya çalışmıştı.

    DUYGULAR MANTIKLI OLMAK İÇİN GEREKLİDİR

    Bir insan, hayatında önemli kararlar verirken, yatırım yaparken, evlenirken duyguları ile de hareket eder. Bir ülkede karar mekanizmasının başında bulunan kişiler korkularının etkisi altında iseler çok adaletsizlikler yapabilirler.

    Duyguların Biyolojik Temelleri

    Korku, öfke, mutluluk, sevgi, şaşkınlık, kıskançlık, kuşku, düşmanlık, tiksinme, üzüntü gibi temel duygular beyin beden ilişkisinde farklı sonuçlar doğurur. Öfke anında kalp atışı hızlanır, çevik hareket sağlayabilecek güçte enerji açığa çıkar. Korku anında kan kaçmayı kolaylaştıracak şekilde bacaklara toplanırken yüz solar. Mutluluk anında bazı beyin alanlarında metabolizma artışı yaşanır. Sevgi duygusu ile parasempatik sistem harekete geçerek vücutta gevşeme oluşur. Üzüntü anında beyinde enerji azalması yaşanır. Uzun süren üzüntünün depresyona yol açması durumunda metabolizma yavaşlar, geri çekilme yaşanır. Bu durum, organizmanın sonuçları değerlendirmek, yeni başlangıçlar yapmak için kendini güvende hissedeceği içe dönüklüğe gidişinin işaretidir. Kaygı durumunda korkuya benzer bir tepki oluşur, beynin duygularla ilgili alanında enerji artışı yaşanır, sempatik sistem uyarılır. Vücut "savaş-kaç-yaklaşan tehlikeye odaklan" şeklinde dikkatini arttırır.

    Duygusal Körlük

    Beynin orta bölgesi limbik sistemdir. İnsanın öğrenme ve hatırlama süreçlerinin önemli bir kısmı bu bölgenin ürünüdür. Badem büyüklüğündeki Amigdal ise duygusal durumların uzmanıdır. Amigdal'i alınmış olan hayvanlarda korku, öfke, yarışma, işbirliği güdüleri kaybolur. Amigdal bölgesi Epilepsi hastalığı nedeniyle çıkarılmış bireylerde duygusal körlük oluşur. Bu kişiler neşe, sevinç, üzüntülü olaylar karşısında kaygısız kalırlar. Çok iyi konuştukları halde sevgi, şefkat hissetmezler. Karşı tarafın çektiği acıya karşı duyarsız kalırlar. Acıma duyguları körelmiş gibidirler.

    New York Sinir Bilimleri Merkezinde çalışanDr. Joseph Le Doux duygusal beyinde Amigdalin rolünü ilk keşfeden sinir bilimcidir. Beyin haritası yöntemi ile çalışarak duygusal beyin devrelerini çözüp eski bilgileri değiştirdi. Beyin kabuğunun daha karar aşamasındayken amigdal bölümünün denetimi nasıl elinde tuttuğunu açıkladı.

    Ön beyin (prefrontal loblar) ile Amigdal ilginç bir birliktelik gösterir. Anlama, kavrama, dikkat, karar verme, plan yapma, strateji üretme beyin ön bölgesinin işlevidir. Amigdal duygusal öneri gönderiyor, ön beyin bunu süzgeçten geçiriyor. İkiside bilinçli çalışma disiplinine sahipse akıl ve mantık birlikteliği ortaya çıkıyor.

    Sağ ön beyin korku-öfke gibi olumsuz duyguların yeridir. Sol ön beyinde onu denetler. Sol prefrontal korteksi hasarlı, inmeli hastaların ileri derecede kaygı-korku içinde oldukları, hasarı sağ tarafta olanların beklenmedik ölçüde mutlu oldukları bilinen gözlemlerdir. Sağ ön beyni ameliyatla alınmış erkeğin ameliyattan sonra kişiliğinin değiştiğini, şefkatli bir insan haline geldiğini eşler söylerler. (Mutlu koca vakası) Aynı şekilde psikiyatri pratiğinde öfkeli, kıskanç, kuşkucu kişilerin beynin bu bölgesinde kimyasal iletiyi değiştirici ilaçlarla sakin ve kontrollü hale geldikleri bilinmektedir.

    İnsan beyninde düşünce ve duygunun buluştuğu çizgi Prefrontal - Amigdal devresidir. Amigdal'e depolanmış ve kayıtlı duygularla, akıl süzgecimiz olan ön beyin bölgeleri çocukluk çağından itibaren iyi kimyasallarla ve doğru sinirsel networkla şekillendirilirse akıl ve sevgiyi beraber kullanan insanlar ortaya çıkacaktır.

    AHLÂKIN BİYOLOJİK TEMELLERİ

    Bilimsel çalışmalar sinir sistemi, sinir iletileri ve beyin kimyası ile dini ve ahlâki deneyimlerin arasındaki bağlantıyı bulmaya çalışıyorlar. Bilimle din arasında köprü kurabilecek bu çalışmalarla önemli bulgular elde edildi. Pennsylvania Üniversitesinden Prof. Andrew Newberg Tanrı'nın beynin sabit bir parçası olduğunu öne sürdü. SPECT beyin haritalama yöntemi ile yaptığı çalışmalarda Tibetli Budistlerin derin transa geçtikleri sırada radyoaktif boya şırınga ederek yaptığı deney sonunda beynin belli bölgelerinin değişime uğradığını saptadı. "İnsanlar ruhani deneyimler geçirirken evrenle bütün olduklarını hissederler ve kendileri olma duygusunu kaybederler. Bunun nedeni beynin o bölgelerinde neler olduğu ile ilgilidir. Şu halde o bölgeyi belirler ve bloke ederseniz, kendimizle dışımızdaki dünya arasında sınır kalkar."

    Milyonlarca insan dini inançlarının hayatlarını değiştirdiğini söylerken herhalde beyinlerinde bazı programların değiştiğini söylüyorlar.(Hürriyet, 18.06.2001)

    İngiliz Doğabilimci Edward O. Wilson "Atlantic Monthly"dergisi Nisan 1998 sayısında bir makale yayınladı. Ahlakın biyolojik temelleri (The Biological Basis of Morality) isimli makalede Wilson dinin sadece sosyal hayata ait bir olguolmadığını aynı zamanda genlerimizde yazılı bir gerçek olduğunu iddia etti. 6 Temmuz 1998 tarihinde Newsweek dergisi de konuyu sorgulayan ikiaraştırma yayınlıyor.

    Edward Wilson Harvard Üniversitesinde de mukayeseli zooloji müzesinde çalışıyor. Ömrünü karıncaların hayatını inceleyerek geçiriyor. Tezi bilimsel metodolojiyi değiştirecek boyutta bir tez. Bilginin Birlikteliği (Consilience, Knopf yay.) kitabında yazarı tartışılacak çarpıcı görüşleri var.

    Ahlaki değerlerin dini veya din dışıda olsa aşkın yani insan aklında üstün bir yerde olduğunu savunuyor. Sosyal olguların sinir sisteminin anlaşılması ile çözülebileceğini, sinir sistemi genetik bilimini, genetik bilim biyokimyayı biyokimya da insan davranışını açıklıyor. Böylece her şey doğa bilimlerine indirgeniyor.

    Wilson, insanoğlunun genetik uyaranlarını dinlediği zamana hlâki öğretilere uygun davranacağı ve kendi menfaatini koruyacağını savunuyor.

    Wilson'ın bu görüşü Antonio Domasio ve Le Doux'un görüşleri birbirini destekliyor. Bütün bilgiler ve psikososyal yaşantılar beyinde belli bölgelerde kimyasal harflerle yazılıdır. "Bütün bunları yöneten, yönetici (Executive) bir gen mi var? Doğaüstü güç, beyni nasıl etkiliyor?" sorularına dikkati çekiyor. Dinin biyolojik bir ihtiyaç olduğu, ruhsal deneyimlerin insanda huşu duygusu uyandırmasının biyolojik bir temeli olduğu görüşleri gittikçe doğrulanmaktadır. Yaşamı ayakta tutan her şeyin biyolojik temeli olduğu Din ve Tanrı ihtiyacının da biyolojik temeli olduğu tezini savunanların bir kanıtı da tarihte dine karşı yapılan eylemlerin uzun vadede daha çok dindarlaşma sürecini hızlandırma olgusudur. Bunun hangi din ve inanç olacağı kültürel yapının öğretisine bağlıdır.

    Moleküler biyoloji ve genetik bilimindeki muazzam ilerleme, her türlü duygunun genler tarafından salgılanan enzimlerin yönlendirdiğini söylüyor. Kalbin sadece beyne kan pompalayan bir pompa olduğu; insanın duygu, düşünce ve davranışlarının yönetildiği organın beyin olduğu kanıtlandı.

    Sosyal bilimlerle uğraşanlar genleri dikkate almak zorundadırlar. Toplumda psikolojik müdahaleler yapmak isteyenler de artık genleri göz önüne almak zorunda kalacaklardır.

    II. KÜRESELLEŞME VE AHLÂK

    Şu anda Dünya da 1.300.000.000 insan açlık sınırında bulunuyor, önlem alınmazsa eğer 2020 yılında bu sayı 3.000.000.000 bulacak. Dünyanın bir köşesinde umutsuzluk, şiddet, adaletsizlik, açlık, yoksulluk yaşanırken, diğer tarafında bolluk içerisinde müreffeh bir hayat var. Dünya nüfusunun % 20'si olan Batı toplumları Dünya kaynaklarının % 80'ini tüketiyorlar.

    Haçlı seferleri dini seferler olarak biliniyordu, gerçekte ise o bir kılıftı. O tarihlerde Batıda açlık, sefalet ve yoksulluk vardı. Doğu ise zengindi. Seferlerin dini değil ekonomik ve siyasi gerekçeleri vardı. Şimdi Doğudan Batıya göç başladı. TIR'ların altında ve kum motorları ile insanlar Batıya göçmeye devam ediyor. Önlem alınmazsa vize ve silahlar bu göçü durduramayacak.

    Gelişen iletişim teknolojisi sayesinde sade insanlar yaşanan adaletsizliği, haksızlığı daha fazla görmeye başladılar. Önceleri kader diyerek sineye çekilen durumlar artık öfke ve isyan fırtınaları oluşturuyor.

    Batıda da durum çok farklı değil. "15 Eylül'de CNN Int. de altı yaşındaki kız çocuk soruyor; kuleler neden bombalandı, bu insanlar bizden neden nefret ediyorlar."

    Ya Adalet, Ya Şiddet:

    İnsanlık tarihinde hep adaletsizlikler oldu. Feodal düzende zengin azınlık; surlar, şatolar arkasında yaşarken sefil çoğunluk kaderine razı bir hayat içindeydi. Bu yüzyılda insanlık uyandı, sade insanlarda, her şeyi görebilir oldular. Böylece toplumsal talep arttı. HABİTAT II. Toplantısında, sivil toplum örgütlerinin hükümetlerin ortağı olması, hesap sorması ve sorgulaması benimsendi.

    İnsanlık uyanmışken ve insaniyetin getirdiği nimetleri tatmışken bunu güzel yaşamak için adaletli bir global düzene ihtiyaç vardır.

    ABD dünyanın tek büyük gücü oldu. Batı değerleri dünyaya hâkim oldu. Bakalım bu durum dünyaya asgari mutluluğu sağlayabilecek mi? Hiç olmazsa hayatın yaşamaya değer olduğunu gösterebilmek için bir yorum, bir inanç insanlara kabul ettirebilecek mi? Toplumsal barış ve bireysel mutluluğu sağlamak için kendi değerlerinin yetersiz olduğunu görüp Doğu değerlerinden yaralanacak mı?

    Batı değerleri hep aklı rehber aldı. Doğu değerleri duyguları ön planda tuttu. ABD Batı akılcılığı ve Doğu ahlâkı ortak zemininde insanlığı buluşturup küresel mutluluğu sağlayabilir.

    İnsanların barış içinde beraber yaşayacağı küresel bir düzen için seküler ahlâki öğretilerin ve bütün dinlerin uzlaştığı insani değerlere ihtiyaç vardır. Işık hızını geçme gayretleri iyi insanların elinde olmazsa tarihin sonu felaket olur. İyi insanlar-kötü insanlar mücadelelerinde küresel ahlâk, şiddet içermeyen kültür, insanlık bilinci, adil ekonomik düzen ve paylaşma ahlâkı çoğunluğun kabul ettiği altın standart haline gelmezse ne yazık ki küresel barış olamayacaktır.

    III. KÜRESEL NARSİSİZM

    Narsisistik (özsever) kişinin temel özellikleri şunlardır; gururlu ve kibirlidirler, kendilerini özel ve önemli görürler, övgüyle beslenirler. Menfaatçıdırlar. Kendi çıkarları için kuralları değiştirirler. Beklentileri karşılanmazsa sinirlenirler, eleştiriye hiç tahammül edemezler. İnsanları çok iyi kullanırlar ve sömürürler. Başkalarının duygu, düşünce ve ihtiyaçlarına empati duymazlar. En çok kafa yordukları konular zenginlik, güç, şöhret, başarı, güzellik ve aşk gibi konulardır. Son derece kıskanç, kinci ve nankördürler. Çıkarları biten insanı bir anda unuturlar, vefa duygusu beslemezler.

    Egosu büyük ama her şeyi küçük olan bu kişiler etraflarınca sevilmezler. Kendilerini o kadar güçlü hissederler ki başka bir şeye ihtiyaç duymazlar. En akıllı, en yetenekli, en iyi insan olarak sadece kendilerini görürler. Sıradan olmaktan korktukları için çok çalışırlar.

    Rekabeti çok kullanırlar, sanat, spor, bilim, ticaret gibi konulardaki keşifler bunların işidir.

    Diğer insanlar narsisistik kişinin yaptığı işlerden hoşlanır, fakat kibirli hallerinden nefret ederler.

    Liderle rarasında narsisistik kişi çoktur. Liderliğin bittiği yerde narsisizm başlar.

    En büyük Narsisist Hitlerdi!

    Sezarların çoğu, Napolyon, Mussolini, Kleopatra, Nemrud, Firavun, Stalin gibi kişilerin hepsi heykeli dikilecek narsisistlerdi. Bunlardan biri olan Hitler Darwin'den etkilenerek kendi ırkının üstünlüğünü, diğer ırkların değersizliğini doktrin haline getirdi (Nazizm). Bu doktrine halkına inandırdı ve insanlık tarihinin en kanlı savaşının çıkmasına neden oldu.

    Narsisistik kişiler çoğalıyor mu?

    Teknolojik başarı, insanlığın eski çağlara göre daha zengin olması insanların egolarının kabarmasına neden oldu. Tanrıya ne gerek var diyen insanlar çoğaldılar ve bunu bilim adına ifade etmeye başladılar. Eski çağlarda değer vermemek ve inançsızlık eğitimsizlikten ileri geliyordu. Bugün bilim ve teknoloji adına dine gerek olmadığı ve hesap vereceğimiz doğaüstü gücün olmadığı duygusu gelişti. Bir insan düşününüz, kendisi narsisistik özellikte ve yaptıklarından hesap verme duygusu taşımıyor. Bu kişi kendi çıkarı için her şeyi yapabilir. "Beni inorganik maddeler yarattıysa, ona hesap vermeyeceğime göre canımın istediğini yaparım" felsefesi gelişti. Bireysellik bencilliğe dönüştü. Kendi çıkarını kutsallaştıran insan başkalarına neden yardım etsin ki!

    "Kuvvetliysem zayıfı yok etmem hakkımdır. Ben özel ve önemliyim, başkası açlıktan ölse bana ne, ben tok olduktan sonra" anlayışı bu kişilerin ego idealleri oldu. Zayıf insan ve milletleri çalıştırıp sırtlarından beslenmek bu görüş sahiplerinin doğal haklarıydı.

    Böyle bireyler insanlık tarihinde hep oldu. Semavi mesajlar ise bu kişilere karşı zayıfları sürekli korudu ve yol gösterdi. Haklarını doğru yöntemlerle savunmayı başaran zayıflar ezilmekten kurtuldu ve toplumsal barış böyle sağlandı.

    Peki günümüzde ne olacak? Narsisistik bireyler eski çağlara göre daha çok ve fazladan ellerinde teknolojik güçlerde var. İşte bu durumda küresel narsisizme karşı küresel bir faaliyet gerekiyor. Ahirzaman dininin bu küresel tehlikeye bir çözümü olmalı.

    Bediüzzaman'a göre bu formüller Kur'an-ı Kerim'de vardı. Bir dönem Imam-ı Rabbani'nin Mektubat'ını, Abdülkadir-i Geylani'nin Fütuhul Gaybi'sini nefis terbiyesi için okuyor. Fakat nefsi ikna olmuyor. Daha sonra "Ulum-u felsefiyenin vekaleti namına nefsim dedi ki,.. " diyerek bu asrın nefsi özelliklerine uygun olan eserlerini yazmaya başlıyor. Bu çalışmaları "Tevhid-i Kıble et" diyerek doğrudan Kur'an-ı Kerim'den yorumlar çıkararak yapıyor.(Yirmi Altıncı Lem'a)

    IV. MACHIAVELLI'NİN DERİN ETKİSİ

    Niccolo Machiavelli (1489-1527) "Hükümdar" isimli kitabı ile siyaset biliminin kurucusu olarak anılır. Machiavelli'nin bu kitabını Hitler, Napolyon, Mussoline, Stalin hep başucu eseri olarak bulundurdular. Siyasetçilere ilham kaynağı olan bu kitap, aslında siyasi ahlâkı tanımlıyordu.

    Kitabın ana fikri şudur. "Devlet menfaatleri uğruna her şey mübahtır. Devlet hayatı ile özel hayatın ahlâki ölçüleri birbirinden farklıdır". "Gayenin vasıtayı meşru kılacağı" herkesin bildiği görüşüdür.

    "Zalimlik; bir hükümdarın tebâsını birlik halinde ve itaatkâr tutabilmek için kullandığı silahlardan biridir. Bir-iki ibretli örnekle kan döken hükümdar, sonunda daha büyük kan dökülmesine yol açacak kadar yumuşaklık gösteren birinden daha merhametli olacaktır. Hükümdarın şiddeti fertlere zarar verir. Hükümdarın gereksiz yumuşaklığı devlete zarar verir",

    "Hükümdarın korkutucu olması sevilmesinden daha emniyetlidir."

    "Dürüstlük övgüye değerdir. Fakat siyasi iktidarın muhafazası için hilekârlık, ikiyüzlülük, yalan yere yemin zorunludur. İnsanların hepsi iyi olmadığı için hükümdarın da iyi olması gerekmez. Hükümdar sözünde durmamayı izah için her zaman makul bir sebep bulur. Sizin nasıl göründüğünüzü herkes görür, ama nasıl olduğunuzu pek az kişi bilir."

    Machiavelli Hükümdar isimli eserinde olması gerekeni değil olanı ele aldığını söylüyordu. Machiavelli'nin hararetli okuyucular listesinde bugün dünyayı yönetenlerin olduğunu gördükçe, küreselleşmeyi savunanların Machiavelli'de çok faydalı öğütler bulduklarını söylemelerini toplumsal barış için büyük tehlike olarak değerlendiriyorum. Bu anlayış kişileri siyasi başarıya götürebilir, fakat uzun vadede sonuç toplumsal ahlâkın bozulması ve barışın zarar görmesidir. Bir kazanıp on kaybetmektir. I. ve II. Dünya savaşlarında Machiavelli'nin büyük ahlâki sorumluluğu vardır. Despotizmi savunanlar bu fikirlerden çok yararlandılar. Doğu despotizminde de bu ahlâkın eserlerini görüyoruz. Emevi saltanatı bunun bir örneğidir.

    V. KÜRESEL TEHLİKE VE DUYGUSAL ZEKA

    İngiltere'de intiharla gelen ölümler trafik kazalarından fazla, Norveç'de uyuşturucu ile meydana gelen ölümler trafik kazalarından fazla. Her yüz ABD'liden 3'ü şiddet içeren bir suçun kurbanı. ABD'de de kadınların % 65'i, erkeklerin % 80'i abartı derecesinde alkol kullanıyor. 1999 yılında boşanma oranı %75'e çıktı. Çocuk suç çetelerinin 750.000 üyesi var. SAMHSA raporunda 3.000.000 gencin ölümü düşündüğü belirtiliyor. ABD'de son 10 yılda ölüm cezasına çarptırılan mahkum sayısı % 57 arttı. (Psychology Today, Haziran 2002)

    New York Times'in haberine göre Norveç'de 1999'da dünyaya gelen çocukların % 49'ü evlilik dışı doğumlardan oluşuyor. Bu oran İzlanda da % 62, İngiltere de % 38, Fransa da % 41 seviyesinde. En dindar olarak bilinen İrlanda da ise 1999 da doğan 100 çocuktan 31'i evlilik dışı. Cinsel suçların kurbanlarının % 71'i 17 yaşının altındaki çocuklardan meydana geliyor.

    Yukarıdaki rakamlar Batılıların duygusal profillerinin iyi olmadığını gösteriyor. Evlilik, toplumsal yaşam gibi duygusal paylaşım gerektiren konularda başarılı olamıyorlar.

    Bir sinir bilimci olan Antonio R. Damasio "Descartes'in yanılgısı" isimli kitapta duygu, akıl ve insan beynini araştırırken beynin duyguları yöneten hücrelerini tanımladı. Duyguların eğitimini şansa bırakmakla hata yapıldığında itiraf etti.

    Daniel Goleman "Duygusal Zekâ" isimli kitabının girişinde şöyle diyordu: "Son on yılda ailemizde, çevremizde ve toplum hayatımızda duygularla baş edememe, umutsuzluk, tahammülsüzlük ve evlilik içi şiddet arttı. İnsanlar 'İyi günler' yerine 'gel boyunun ölçüsünü al' diyorlar."

    AHLÂKA AYKIRILIK ÖLÇEĞİ

    New York Üniversitesinde Psikiyatri Doçenti Dr. Michael Welner belki insanlık tarihinde ilk defa "Ahlâka aykırılık ölçeği" geliştirdi. Gerekçesi de adi suçların, cinayetlerin artması, sadist, kana susamış, hor gören insanların fazlalaşması ve kendinden başkasını düşünmeyen insanların hızla artması karşısında psikiyatrinin kötülüğü tanımlama yeteneğini belirlemekti.

    Duygusal Zekâ Nedir?

    1- Öz bilinç: İnsanın kendisini tanıması.

    2- Öz denetim: İnsanın kendisini yönetmesi. Hedefini belirleme, kendisini harekete geçirme, dürtü ve isteklerini kontrol edebilme, aksiliklere rağmen yoluna devam edebilme, ruh halini düzenleyebilme.

    3- Empati kurabilme: Diğergâmlık, başkasının istek ve ihtiyaçlarını anlayabilme

    4- Uzlaşma yeteneği: Sorunlar karşısında ben-merkezci davranmadan uzlaşma odaklı çaba içinde olma. Kavga ve mahkeme arayışından vazgeçme

    5- Umut besleyebilme:

    İşte ABD'liler Semavi Ahlâk'da geçen sabır, tevekkül, affedicilik Allah'ın rahmetinden ümit kesmeme, alçak gönüllü olma, verici olma gibi özelliklere deneme-yanılma yolu ile geldiler.

    KÜRESEL AHLÂK İLKELERİ

    Dünya dinleri parlamentosu 1993 yılında Chicago'da kabul ettiği Küresel ahlâk deklarasyonunda başlıca şöyle diyor.

    1- Küresel ekonomi, küresel siyaset ve küresel çevre büyük krizdedir.

    2- Küresel ahlâk olmadan küresel düzen olamaz.

    3- İnsanların barış içinde bir arada yaşayacağı bir bakış gerekiyor.

    4- Küresel ahlâk yeni bir ideoloji veya yani bir din değildir.

    5- Küresel ahlâk bütün dinlerin ve seküler ahlâkın öğretilerinin uzlaştığı değerlere dayanır.

    6- Hiç kimse dini, rengi, düşüncesi, cinsiyeti yüzünden dışlanmamalıdır.

    7- İstisnasız her insana insanca muamele yapılmalıdır.

    8- Kimse kendisine yapılmasını istemediğini başkasına yapmamalıdır.

    9- Irksal, cinsel, bireysel, sınıfsal her türlü egoizm reddedilmelidir.

    10- Hayata saygılı şiddet içermeyen bir kültür benimsenmelidir.

    11- Sadece insan değil yeryüzündeki her şey saygıdeğerdir.

    12- Adil ekonomik düzen olmadan küresel barış olmaz.

    13- Ekonomik ve siyasi güç, vahşi üstünlük kavgalarına değil insanlığın hizmetine yöneltilmelidir.

    14- Açgözlülük insan ruhunu öldürür. Alçakgönüllülüğe değer verilmelidir.

    15-Gazeteci, bilim adamı, doktor her meslek kendi etik kurallarını geliştirmelidir.

    16-İnsan bilinci gelişmeden dünya asla iyiye götürülemez. (Aksiyon, Ekim 2001)

    VI. İMAM NURSİ'NİN TEZİ

    İKİ DEHŞETLİ HÂL:

    Milyonlarca dini kitabın neşrine set çekildiği, insanları dini faaliyetten vazgeçirmek için sistemli çalışılmaların yapıldığı bir dönemde Nur Risalelerinin çoğu el yazması ile yaygınlaşmasının ve okunmasının sırrı sorulduğunda İmam Nursi bu zamanın iki dehşetli durumdan söz ediyor.

    Birincisi: Hissiyat-ı insaniyenin akıl ve fikre baskın geldiği fikri. Hedonizm olarak da tanımlayacağımız zevkçiliğin, dünya sevgisinin insanın hayatında birinci plana çıkmasını dehşetli bir durum olarak öne sürüyor. Böylece insanlar kısa vadeli zevkle meşgul olup ölüm ve ötesini düşünmüyorlar, Allah'ı akıllarına ve gönüllerine getirmiyorlar. Hoşça vakit geçirip mutluluğu yakalayacaklarını düşünüyorlar.

    Bu Hedonistik hissiyatın modern insanın günlük yaşamını doldurduğu düşüncesine karşı geliştirdiği yöntem ise şudur. Modern insanın lezzet olarak gördüğü şeyin içerisinde elemi gösterip aklını devreye sokmaktır. Allah'ın istemediği tarzda yaşamanın ve maddi zevkler peşinde koşmanın elem verici, ürkütücü neticeleri ile onları yüzleştirmek.

    "Günahların, haram lezzetlerin içinde manevi elim elemleri gösterip hasenat ve güzel hasletlerde ve hakaiki şeriatın amelinde cennet lezaizi gibi manevi lezzetler bulunduğunu ispat ediyor."

    "Risale-i Nur bu dünya da manevi cehennemi dalalette gösterdiği gibi, imanda dahi bu dünyada manevi bir cennet bulunduğunu ispat ediyor." (İ.K.M. s.8)

    gibi görüşlerle duyguların denetimini, kişinin kendini yönetmesini aklın rehberliğine veriyor. Akıl yürütme yöntemleri ile zevk tuzaklarına insanların düşmemesini, dini yaşantının insanı bu dünyada da mutlu ettiğini kanıtlama yolunu seçiyor.

    Böyle akıl yürütme yöntemleri kullanılarak toplumdaki ahlâki yozlaşmanın önünün alınacağını, bireylerin Kur'an ahlâkına uygun yaşamanın güzelliklerine ikna edilmesini anlatmanın bir "tecdid" olarak değerlendirilmesi doğru olacaktır.

    İkinci dehşetli hâl olarak şu tezi savunuyor.

    "Eskiden fen ve ilim ile dalalete girip, inad ve temerrüd ile iman hakikatlarına karşı çıkana nispeten şimdi yüz derece ziyade olmuş."(İ.K.M. 10).

    Bu tespitten sonra yazdığı eserlerde fen ve ilim kullanılarak imani gerçekleri kanıtlama yolunu seçiyor. Allah'ın varlığını tartışmaya açıyor, akıl yürütme yöntemleri ile (vacib-ül vucud) olması gerektiğini savunuyor. Öldükten sonra dirileceğimiz ve ikinci bir hayatın varlığını ispatlıyor. (Haşir Risalesi). Kadere inanmanın mantık ve muhakeme ölçülerinde açıklamasını yapıyor. (Yirmi Altıncı Söz). Naturalizme karşı Mistizmin tezini Tabiat Risalesinde mantıksal yargılama yöntemleri ile ifade ediyor. Tesettürün ve Ramazan orucunun insanın psikolojik doğasına uygun olduğunu delillendiriyor. Bir seyyahı evrende gezdirerek ağaçlar, kuşlar, yağmur, yıldızlar, insan vücudu ve kan hücrelerini konuşturarak bilimsel verileri delil olarak anlatıyor. Peygamber ahlâkına uygun olarak yaşamanın insanı mutlu edeceğini, sağlıklı yapacağını, hastaneleri, hapishaneleri çeşitli maddi hastalıkları delil belirterek aktarıyor. Hapishanede yazdığı mektuplarla zehirli bal hükmündeki gençlik lezzetlerine aldanmamayı anlatarak sonsuz gençlik lezzetine bilet olan Peygamber yoluna gençleri davet ediyor. 5-10 senelik gençliğin meşru daire dışındaki lezzetlerinin gam ve keder çektirdiğine, "meşru dairedeki keyfin keyfe kafi geldiğini"ne gençleri ikna ediyor.

    İKİ AHLÂKIN KARŞILAŞTIRILMASI

    İmam Nursi On İkinci Söz'de Kur'an ve felsefe ahlâklarını şöyle karşılaştırıyor. "Kur'an-ı Hakimin hikmeti, hayat-ı şahsiyeye verdiği terbiye-i ahlâkiye ve hikmet-i felsefenin verdiği dersin muvazenesi :

    Felsefenin halis bir tilmizi bir firavundur. Menfaati için en hasis şeye ibadet eden bir firavun-u zelildir. O ... dinsiz şakird cebbar, mağrurdur...Gaye-i himmeti nefs ve batnın ve fercin hevesatını tatmindir...

    Amma Hikmet-i Kur'an'ın halis tilmizi ise bir abddir. Hem cennet gibi azam menfaata olan bir şeyi gaye-i ibadet kabul etmez bir abd-i azizdir. Hem mütevazidir. Rıza-ı ilahi, fazilet için amel eder, çalışır...

    Amma hikmet-i felsefe ise hayat-ı içtimaiyede nokta-i istinadı kuvvet kabul eder. Hedefi menfaat bilir.Düstur-u hayatı cidal tanır. Cemaatlerin rabıtasını unsuriyet, menfi milliyet tutar. Semeratı ise hevesat-ı nefsaniyeyi tatmin hacat-ı beşeriyeyi tezyiddir.

    Amma Hikmet-i Kur'aniye ise nokta-ı istinadı, kuvvete bedel hakkı kabul eder. Gayede menfaate bedel gaye ve rıza-ı ilahiyi kabul eder. Hayatta düsturu cidal yerine düstur-u teavünü esas tutar. Cemaatlerin rabıtalarını unsuriyet milliyet yerine rabıta-i dini ve sınıfı ve vatani kabul eder. Gayatı hevesat-ı nefsaniyeye sed çekip ruhu maaliyata teşvik ve hissiyat-ı ulviyesini tatmin eder.

    İki ahlâk öğretisinin şahsi hayata verdiklerini ve toplumsal hayata sağladıklarını şöyle yorumlayabiliriz.

    Seküler ahlâk öğretisinin kişiye verdiği ego ideali menfaattir. Çıkarı için çalışan insanlar güçlerini o yönde kullanacaklardır. Güçlü olan zayıfa zarar verecek, böylece çatışma çıkacaktır. Dini ahlâkın kişiye verdiği ego ideali "Fazilet ve Rızayı İlahi"dir. Erdemli yaşamayı onurlu yaşamak olarak algılayan insan, ilkeleri için çıkarını ikinci plana atacaktır. Dini ahlâk insanın ilkeli yaşamasını önerdiği için ilkeli insanlar daha kolay anlaşma sağlayıp uzlaşabileceklerdir.

    Seküler ahlâkın dayanak noktası kuvvettir. Çözümlenmesi gereken konularda güç, para, sosyal statü kullanılarak sorun çözülmeye çalışılır. Güç, para ve sosyal konumu ilkesizce şahsi çıkarı için kullanan insanlardan oluşan bir toplumda kavga, şiddet, saldırı bitmeyecektir.

    Dini ahlâk dayanak noktası "Kuvvet yerine Hak" der. Haklı olanın güçlü olması, güçlü olanın haklı olmamasını benimseyen insanlardan oluşmuş toplumda ortak yaşam kolay olur

    Seküler ahlâkta yaşam prensibi "mücadele"dir. Darwin'den etkilenen sosyal bilimciler, yarışmacılığı, rekabetçiliği barışçıl olmayan bir tarzda önerdiler. İşletmelerde başkasını düşünmeden başarılı olmayı ilke olarak benimsediler. Böylece üretkenlik arttı, fakat insanlar arası yardımlaşma azaldı. İnsanlar zengin oldular,ama yalnız kaldılar.

    Dini ahlâkta yaşam prensibi olarak "yardımlaşma" önerildi. "Kendi iyiliğin ve başarından önce toplumun iyiliği ve başarısı gelir" ilkesi ile paylaşma ahlâkı "infak" gerçeği olarak önerildi. Kendisinden önce komşusunu düşünmek, başkasına, zayıflara, hastalara yardım etmek kutsal davranış olarak övüldü.

    Seküler ahlâkta topluluklar arası bağ olarak ırk, soy bağı önerildi. Milliyetçilik duyguları şovenizm ölçüsünde teşvik edildi. Ulus devlet ideoloji olarak benimsendi. Ulusçuluğu kutsallaştıran yaklaşım başkalarını yutmakla beslenen "şovenizm" akımlarını doğurdu. İnsanlık tarihinin en büyük savaşları XX. yüzyılda bunun için yaşandı. Dünya barışı bu anlayış sebebiyle zarar gördü.

    Dini ahlâkta insanlar arası bağ olarak "din, vatan, sınıf bağı" ön plana çıkarıldı. İnsanların değiştirilebilir bağlarının olması sevgi duygusunu güçlendirici etki yapar. Bir insanın kendi ırkından olmayan bir insanı sevebilmesi, küçük görmemesi, savundukları ortak değerlerin daha çok olması toplumsal kardeşlik ve dostluk duygularını arttırıcı sonuçlar verir.

    SEKÜLER AHLÂKIN SONUÇLARI :

    1- İnsanların zevk tuzaklarına düşmesi, zevklerini doyurmak için bencilleşmesi.

    2- Narsisistik bireylerin artması: Başkalarını küçümseyen, kendi çıkarı için her şeyi kullanan, eleştiri kabul etmeyen, yardımlaşmayı kendisine yardım olarak düşünen, kinci, kıskanç, nankör, övgüyle beslenen küçük firavunların çoğalması. Basit, rutin günlük işler onu mutlu etmediği için küçük şeylerden zevk alamaz. Onu mutlu edecek şey para, güç, şöhret ve cinsel doyumdur.

    3- İnsanlığın ihtiyaçlarının artması: Daha çok kazanmak, daha rahat yaşamak, para, güç, şöhret sahibi olmak duygularının abartılması ekonominin felsefesi oldu. Tüketim teşvik edildi. İnsanların beklenti düzeyi yükseltildi. Moda ve merak gibi duygular abartıldı. 1-2 şeyle mutlu yaşam sürebilecek insan 20-30 şeye muhtaç duruma düştü. Ulaşmadığı için kendini kötü hissetmeye başladı.

    4- Yalnızlık psikososyal sorun oldu. Kendi çıkarını kutsallaştırmış, zorluklar karşısında zevk aldığı başka konuya yönelen insan özgür ve birey olmak isterken kendisini yalnız, güvensiz hissetmeye başladı. Kendi rahatını, zevkini eğlencesini amaç edinen birey evlilik yaşamında, aile içi iletişimde gerekli olan empatik iletişimi sağlayamadı. "Biz" diyemeyen bir insan hep "Ben" demenin sonucu yalnızlığı, köpeklerle arkadaşlık kurmayı tercih etti.

    5- Güven duygusu azaldı. Kendisini sevmenin medeniyet olarak sunulduğu bir ahlâkta başkalarını sevme duygusu zayıfladı. Başkalarını sevmeyen insan onların dost olmadığını düşünmeye başlar. Kendisini tehdit altında hisseder. Her an zarara uğrayacağı duygusu ile korku içerisinde yaşar. Kendi çıkarı için yalan söyleyebilen bir insan herkesin yalan söylediğini düşünmeye başlar ve güvensizlik daha da artar.

    6- Saygı duygusu zarar gördü. Ben-merkezci yaklaşımlar kutsal değer olarak bireyin isteklerinin doyurulması, zevklerinin karşılanmasını önerir. Böyle durumlarda otorite rolündeki kişilere karşı kızgınlık gelişir. İsteklerini sınırlandıran güce karşı saygısızlık, kurallara önem vermeme, itaatsizlik duyguları ön plana çıkar. Başkasının hakkına saygı duymak gibi bir kaygı, merhametli olmak seküler ahlâkı benimsemiş insan için gereksizdir.

    Yaptıkları işlerde bir yaratıcıya hesap vermeyeceğini düşünen insan yasalara yakalanmadıkça her şeyi yapabilirim düşüncesine sahip olur. Başkasına zarar vermenin, hayvanlara, doğaya zarar vermenin vicdani kaygısını hissetmez. Kendisine doğrudan zarar vermeyen şey onun umurunda bile değildir.

    Zengin, bilgili ama mutlu olmayan bireyler seküler sistemin meyveleri olarak önümüzde duruyor.

    DİNİ AHLÂKIN SONUÇLARI :

    1- Somut zevkler yerine soyut zevklerle doyum sağlayan insanlar oluşur. Zevk alma ve sevme duygusunu rutin günlük işlerinde bulabilir. Eşiyle, ailesiyle, toplumsal rolüyle mutluluğu yakalayabilir. Para, güç, şöhret, cinsel doyum yaşamında ve egosunda ideal olmaz. Toplumun iyiliğinden zevk almayı başarabilir. Küçük şeylerden mutlu olmayı başaran birey ortaya çıkar.

    2- İçgüdüleri dizginleyerek psikolojik enerjisini toplumsal üretkenliğe yöneltir. Amaç erdem olarak insanları sevmek, doğrulara bağlılık, dürüst olmak, sözünde durmak, âdil olmak, hoşgörülü olmak, barışçıl olmak, yardımsever olmak, içten, samimi, iyi niyetli olmak, şefkatli olmak, alçak gönüllü ve diğergâm olmak benimsenir.

    Araç erdem olarak: Çalışkan, düzenli, dikkatli, disiplinli, cömert, cesaretli, esnek, yumuşak olmak, başkalarını incitmemek gibi özellikleri benimser. Böylece psikolojik enerjisi kişisel zevklere değil toplumsal zevklere yönelterek mutluluğu yakalamaya çalışır.

    3- Hodgamlık yerine diğergamlığın yerleşmesi sağlanır. Her olay ve durumda kendi çıkarı için sonuçlar çıkaran birey yerine her olay ve durumda toplumun ve diğer insanların menfaatini düşünebilen bireylerin çoğalması gerçekleşir. Böylece toplumsal barış için gerekli zemin oluşur.

    4- Uzlaşma kültürü gelişir. Kendisi için istediğini başkası için isteyen, kendisine yapılmasını istemediği şeyi başkasına yapmayan bireyler çoğalır.

    "Güçlüler yapacağını yapar, zayıflara katlanmak düşer." tarzındaki uzlaşmayı yok eden seküler ahlâk yerine "güçlü ve zayıf hukuk önünde eşittir" evrensel ahlâkı benimsenir.

    "Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölmüş bana ne" veya "sen çalış ben yiyeyim" tarzındaki acımasız ben merkezcilik yerine yardımlaşmaya ibadet kutsallığı vererek toplumsal barışa katkı sağlanır. (İktisat Risalesi)

    5- Ölüm korkusundan kurtulur. Hesap verme duygusu taşımayan, kendi çıkarını kutsallaştırmış bir insan ölüm gerçeği ile yüzleşmemeye çalışır. Ancak kaçınılamayacak bu gerçek onu ruhsal acılara iter. Varoluş amacını sorgulayan, ona uygun yaşamaya çalışan bir insan ego ideallerini kendisini tatmine değil yaratıcısını memnun etmeye göre düzenleyecektir. Ölüm o kişi için bir kavuşma olacaktır. Sevdiği kişiye kavuşma aşkı kalıcı ve devamlı bir lezzettir. Baki, sonsuz, sınırsız güç sahibine döneceğini bilen bir insan içindeki sevgi ateşini sürekli yakacaktır. Sevgi ateşinin yandığı yerde korkular buharlaşıp giderler.

    Sevilmek, istenmek, takdir edilmek insanın temel içgüdüleridir. (Maslow) Bu içgüdülerin yönünü yaratıcıya yönelten insan iki yaşamında da mutluluğu yakalar. Görüldüğü gibi İmam Nursi tezini seküler ahlâkla dini ahlâkın ortaya çıkardığı sonuçları göstererek ifade etmiştir.

    VII. İMAM NURSİNİN KULLANDIĞI YÖNTEM

    İmam Nursi eğitimli olan ve olmayan takipçilerini nasıl ikna etti? Savunduğu teze onları nasıl inandırdı? İmam Nursi gibi formal eğitim almamış bir kişinin oluşturduğu büyük etki sosyolojik bir inceleme konusudur. Oluşturduğu etkinin dayandığı temelleri ve kaynakları iyi analiz etmek gerekiyor.

    Onun kişiliğinde buluşan etkiler nelerdi, kullandığı özel bir yöntem var mıydı, sübjektif paradigmaları nelerdi?

    Kişiler kendi kültürleri içerisinde özel bir yol ararken İmam Nursi nasıl bir kültürel yol haritası geliştirmişti?

    Bütün bu sorular akademik bir ilgi alanı olarak kafa yorulması gereken konulardır.

    1. "TEBLİĞ DEĞİL TEMSİL ZAMANI" DEMESİ

    İmam Nursi Şualar kitabının 302. sayfada Risale-i Nur'un mesleğini şöyle ifade eder :

    1. İhlas-ı tam ve terk-i enaniyet.

    2. Zahmetlerde rahmeti elemlerde baki lezzetleri hissedip aramalı.

    3. Fani ayn-ı lezzet-i sefihanede elim elemleri göstermek.

    4. İmanın şu dünyada dahi hadsiz lezzetlere medar olmasını.

    5. Hiçbir felsefenin eli yetişemediği noktaları ve hakikatleri ders vermek.

    Bu ifadelerde özetlendiği gibi İmam Nursi düzeltme faaliyetine kendisinden başlamıştır. Eserlerinde mektuplarına "Ey nefsim" diyerek başlamıştır. Kendisi söylemlerini ve peygamber ahlâkını kusursuz yaşamıştır. Her şeyden feragat, hediye almamak, dünya malına değer vermemek gibi özellikleri tavizsiz uygulaması, bu asrın Mevlânâsı gibi yaşamayı başarması O'nun aleyhindeki propogandaya rağmen güven duygusunu azaltmamış artırmıştır. "Biz ahlâk-ı İslamiyenin ve hakaiki imaniyenin kemâlatını ef'alimizle izhar etsek sair dinlerin tabileri elbette cemaatle İslamiyete girecekler" sözü İmam Nursi'ye aittir. İnsanlığın uyandığını, ilim ve araştırma meyli içinde olduğunu, doğru nerdeyse er geç arayıp bulacağını "Uyanmış beşerin başka şansı yok" diyerek savunuyordu. İmam Nursi'nin en yakın bir talebesi olan Zübeyr Gündüzalp de "Hizmet için değil nefsimi ıslah için çalışmalıyım" diyordu.(1997, Nefis Muhasebesi) İmam Nursi'nin örnek olmaya dayalı yaşama yöntemini kullanması günümüzde Asr-ı Saadet Müslümanı bilincini geliştirdi.

    2. MÜSBET HAREKET İLKESİ

    İmam Nursi başkasının kusurlarını dile getirmeden sürekli kendi doğrularını anlatmıştır. Siyasi bir talep içine girmemiş "En büyük siyaset siyasetle ilgilenmemektir." diyerek iman ve ahlâk vurgusundan taviz vermemiştir. Tahrik edici yaklaşımlara hep sessiz kalmış, kendi doğrularına sarılarak ve model insan yetiştirerek ancak cihat edilebileceğini savunmuştur. "Taş atana ekmek at" şeklindeki tasavvuf ilkesini yaşantısında göstermiştir. Böyle davranarak kavgacılığı, boğuşmayı, düşmanlık duygularının gelişmesini önlüyordu. Bu yapıcı ve kucaklayıcı tavrıyla çağımızın Mevlânâsı oluyordu.

    3. DİN VE BİLİM UZLAŞMASINI SAVUNMASI

    Sadece din ilimleri ile meşgul olmanın taassuba, sadece fen ilimleri ile meşgul olmanın da hile ve şüpheye götüreceği, ancak ikisinin beraberliğinden akıl ve duyguların aydınlanmış olacağı tezini ısrarla savundu. İmam Nursi 21. yüzyılda post modernizmin geldiği noktayı 80-90 yıl önce görmüşdü. Tüm bu önerileriyle bilgili, çalışkan ve nitelikli insanların yetişebileceğini tekrar tekrar ifade etti.

    4. KİŞİSİZLEŞTİRME ÇABASI

    Osmanlı ve orta çağ döneminde şeyh-mürit ilişkisinde kişisel bağlılık mekanizmaları ile irşat faaliyeti sürüyordu. Modern çağda "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir, sanattır." düşüncesi en önemli vurgu haline geldi.. Modern dünya önermeci araçlar,kişisel ilişki tarzının yerine araştırmaya dayalı araçları öneriyordu. Herkes fikir üreterek, kafa yorarak doğruyu bulmalıydı. İncelemeden kimsenin arkasından gidilmemeliydi.

    İşte bu anlayışa uygun olarak İmam Nursi'de kişisel rehberliği reddedici yaklaşımlar görüyoruz. "Beni ziyaret etmek isteyenler Risale-i Nur'u okusun, Said yoktur, konuşan yalnız hakikattir" gibi ifadelerle sürekli bu vurguyu yapıyordu.

    Arkasından halife bırakmaması, mezarının bilinmemesini istemesi, buna rağmen ölümünden sonra bütün dünyada milyonlarca takipçisinin olması sosyolojik bir olgudur

    Kur'anda konulan normları, geleneksel müslüman davranış ve kişisel ilişki tarzını gelişen sanayii ve kitle iletişim toplumuna yeniden sokacak biçimde yenilenmiş (tecdit) olması çağdaş Türkiye'de oluşturduğu etkidir. (Şerif Mardin 1992)

    5. DOĞU DESPOTİZMİ İLE MÜCADELE ETMESİ

    "Sorma, düşünme itaat et." tarzındaki geleneksel sosyal yapının modern çağla birlikte başladığını İmam Nursi meşrutiyet döneminde gördü. Sorgulayan, özgür düşünen, bağımsız davranan bireylerin, insanlığın geleceğinde yer alacağı tezini savunan din alimi olarak ilginç bir öngörü içinde olduğunu söyleyebiliriz.

    Ortodoks Osmanlı ulemalarının kesinlikle kabul etmeyeceği bu tezi Meşrutiyet döneminde yazdığı kitaplarında açıkça ifade etti. "Âlemdeki terazinin hürriyet gözü ağır geldiğinden, birdenbire terazinin öteki gözündeki vahşet ve istibdadı kaldırdı." sözü ona aittir.

    İstibdatın İslamın özünde olmadığını Emevilerle birlikte girdiğini söylüyordu. Ayrıca özel hayatta, medresede, ülke yönetiminde istibdadın yerinin olmadığını karıncaların cumhuriyetçiliğini örnek vererek anlatması canlandırılmış İslami modernleşmenin Kur'ani bir yorumu olarak nitelendirilebilir.

    6. SEVGİ YERİNE ŞEFKATİ MESLEK OLARAK SEÇMESİ

    Risale-i Nurmesleğinin dört esasıolan "acz, fakr, şefkat, tefekkür"ü sayarken insanlararası bağda şefkatin sevgiden daha üstün olduğunu savundu. Şefkat koşulsuz bir sevgi olarak tanımlanırsa içerisinde menfaat izi olmayan bir sevginin savunulması hatta bunun için İmam-ı Rabbani ye hafif bir muhalefette bulunması ilginçtir.

    İmam Nursi, Yakup Peygamberinoğlu Hz. Yusuf'a ilgisini şefkat, Züleyha'nın Yusuf'a ilgisini de aşk olarak tarif ediyor. Aşk ve muhabbetin ücret ve karşılık istediğini fakat şefkatin karşılıksız sevgi olduğunu savunarak insanlararasında koşulsuz sevgiyi önermesi İmam Nursi'nin başka bir yaklaşımıdır.

    Sevginin karşılık beklemeden verilmesini savunduğu İhlas Risalelerini takipçilerinin on beş günde bir okunmasını istemesi dikkat çekmektedir.

    7. EV OKULLARI UYGULAMASI

    Değişen dünya şartlarında din ve fen bilimlerini birleştirerek geliştirmeye çalıştığı projeleri hayata geçirilemeyen İmam Nursi ilginç bir yol izledi. Yazdığı kitapların evlerde okunup tartışılmasını ve kendisine mektuplar yazılmasını hararetle destekledi. Dört büyük kitabını bu mektuplara verdiği cevaplardan oluşturdu. Şualar isimli kitabını doğruları savunmaya, Sözler, Lem'alar gibi eserleri ile tezini anlatmaya, Lahikalar isimli (Emirdağ, Barla, Kastamonu) kitaplarında da uygulanacak yöntemlere yer verdi.

    Anadolu'da bir gelenek vardır "sıra geceleri" olarak tanımlanır. Akşamları aileler oturup çeşitli kitaplar okurlar, sohbetler yaparlardı. İşte İmam Nursi bu sosyolojik veriyi çok iyi gözlemledi ve kitaplarının kabulünde bu yasal yolu kullandı. Peygamber ahlâkına uygun yaşamanın, sünnete uymanın bir edep olduğu, bu evlerde hayata geçirildi. Psikolojik karmaşa yaşayan, tereddüt ve arayış içerisindeki insanlar kafalarındaki sorulara bu evlerde cevap buluyorlardı.

    8. UMUDU AYAKTA TUTMAYI BAŞARMASI

    Umut eserlerindeki lahika mektuplarında sık vurgulanan bir konudur. Küfrün bel kemiğinin kırıldığı, istikbal inkılapları içerisinde en gür sedanın İslam'ın sedası olacağı her ziyaretine gelene vurguladığı görüşler olmuştur.

    "Fikri hürriyet, meyl-i taharri-i hakikat nev-i beşerle başladı... Su-i ahlâkın çirkin neticelerinin görülmesi ile hakikatlerin önü açılacak. Hakiki medeniyet, maddi terakki ve hakkaniyetin manevi katkıları ile düşmanlar mağlup olup dağılacak"

    gibi motivasyonu arttırıcı vurguları sürekli yapmıştır. Hatta kendisi ile görüşmek isteyenlere; ümit duygusunu destekleyen, yeisi en dehşetli hastalık olarak tanımlayan, insanlığın fıtri gidişinin Kur'ana doğru olduğunu anlatan "Hutbe-i Şamiye" isimli eserini okumayı tavsiye etmesi çarpıcı bir uygulamasıydı.

    SONUÇ:

    İmam Nursi, "insanların kendi dinlerini ve kültürlerini koruyarak modernleşmesinin mümkün olduğu" tezini hem teoride hem pratikte kanıtlamış bir fikir ve aksiyon insanı olarak dikkati çekmektedir. Güzel ahlâktan ibaret olarak tanımlanan Kur'an normlarını ve Hz. Muhammed'i model almaya dayalı bir sistemi geliştirdi.

    Zikirlerle, şeyhe kişisel bağlanmayla belirli olan tarikat tarzı yerine kitap okuma, akıl ve kalbi beraber kullanma, kişinin değil kitapların arkasından gitmeye dayalı nefis terbiyesi yöntemini seçti.

    Sosyokültürel süreçlerde geliştirdiği bu hareket modeli, dinler tarihinde subjektif bir paradigmadır. Çizdiği kültürel yol haritası da insanların kendi kültürleri içerisinde yol bulmalarını kolaylaştırmıştır. Kendi kişisel rehberliğini reddetmesi fikirlerinin arkasından gidilmesini pekiştirdi. Hareketinin dinamiğinde çağımızın tedirgin insanına, psikolojik karmaşasına, arayışına çözüm sunması önemlidir.

    Diğer taraftan geleneksel ulema kültürü ile halk kültürünü ev okullarında bir araya getirdi. Kendisini de talebe olarak niteledi.

    İnsanın Allah'a erişmesinde "Ulu kişi" imajına gerek olmadan bir yolun bulunabilmesi, arkasından halife bırakmaması, eserlerini rehber olarak sunması İmam Nursi'nin iman ve ahlak alanında karizmatik önderliğini gösterdiğini söylemek yerinde olacaktır.

    KAYNAKLAR

    1. Berger P.L : Dinin sosyal gerçekliği, İnsan Yayınları, İSTANBUL, 1993.

    2.CooperC.L : Stress, Medicine and Health CRC Press, NEWYORK, 1996.

    3.Csermely P.: Stress of Life from Molecules to men, Annals of the New York Academy of Sciences, Volume851,New York,1998.

    4.Damasio, A: Descartes'in Yanılgısı, Duygu, akıl ve insan beyni, Varlık/Bilim Yayınları Türkçesi Bahar Atlanır İSTANBUL, 1999.

    5. Damasio A.R.,Harrington A., Kagan J., et.all: Unity of Knowledge, The convergence of natural and human science Annals of the New York Academy of Sciences, Vol. 935. 2001.

    6. DSM IV: Amerikan Psikiyatri Birliği, Diognostic and Statistical Manual of Mental Disorders, New York,1998

    7.Gençten, Engin: Çağdaş Yaşam ve Normal Dışı Davranışlar, Maya Yay., ANKARA, 1981.

    8. Goleman D.: Duygusal Zeka, Varlık/Bilim Yay. Çeviri: Banu Seçkin Yüksel 9.Basım İSTANBUL,1998.

    9. Jung C. G. : Psikoloji ve Din, Çeviri: Cengiz Şişmen, İnsanYay.,İSTANBUL,1975.

    10. Kutay, Cemal: Çağımızda Bir Asr-ı Saadet Müslüman'ı Bediüzzaman Said Nursi, Kur'an Ahlakına Dayalı Yaşama Düzeni Yeni Asya Yay., İSTANBUL,1980.

    11. Mardin, Şerif: Bediüzzaman Said Nursi Olayı, ModernTürkiye'de Din ve Toplumsal Değişim, İletişim Yay, İSTANBUL,1992.

    12. Micheal Thomas: Medeniyetler Çatışmasından Diyaloğa, Gazeteciler Yazarlar Vakfı Yay. Zaman Gaz. Yay. İSTANBUL, 2000 (6-7 Haziran 1997 tarihli Bildiri).

    13. Nurbaki Haluk: İnsan Bilinmezi.7Baskı Damla Yay. İSTANBUL 1999

    14. Nursi, Said: Risale-i Nur Külliyatı, Kaynaklı-İndeksli 1, 2, 3, ciltler. Yeni Asya Yay. İSTANBUL 1994.

    15. Spinoza:Etika, Geometrik Düzene Göre Kanıtlanmış,Tercüme, Hilmi Ziya Ülken, Ülken Yay., İSTANBUL (Tarih Yok)

    Prof. Dr. Nevzat Tarhan: 1952 yılında Merzifon'da doğdu. 1969 yılında Kuleli Askeri Lisesini, 1975 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesini bitirdi. GATA stajı, Kıbrıs ve Bursa kıt'a hizmetinden sonra 1982 yılında GATA'da psikiyatri uzmanı oldu. Erzincan ve Çorlu'da hastahane hekimliği sonunda GATA Haydarpaşa'da yardımcı doçent (1988), doçent (1990) oldu. Klinik direktörlüğü yaptı. Albaylığa (1993) ve Profesörlüğe (1996) yükseldi. 1996-1999 yılları arasında Yüzüncü Yıl Üniversitesinde öğretim üyeliği ve Adli Tıp Kurumunda bilirkişi olarak görev yaptı. Kendi isteğiyle emekli oldu. Halen Memory Centers of America Nöropsikiyatri Merkezlerinin Türkiye yöneticiliğini yapmaktadır. Çok sayıda eseri ve makalesi vardır.

    Yazar: Nevzat TARHAN (Prof. Dr.)
  • 336 syf.
    ·4 günde·9/10
    Mutluluk, aşk, ün, popülerlik,başarı... Bunlar bir insanın hayatının çok güzel ve sorunsuz olabileceğinin bir işareti midir? Ya da varlıklarının sonsuza kadar sizinle kalacağının garantisi var mıdır?

    Yaşamak için inanmamız şart. Birlikte olduğunuz kişinin size gerçek aşkı yaşattığına, aranızdaki o büyülü şeyin hiç bir zaman bitmeyeceğine, onunla yaşlanacağınıza inanmak ve güvenmek zorundasınız. Peki ya o müthiş güven bir gün apansız elinizden alınırsa... Cevabı basit : Hayatınız anlamını yititir, tepetaklak olur, bir uzay boşluğu içinde tutunacak hiçbir şey bulamadan yapayalnız kalırsınız.

    Peki ya kadınların her türlü zorlu olay karşısında güçlü oldukları inancı... Bir şehir efsanesi midir, bir maske mi, gurur mu ya da sadece gerçek midir? Tam da bu noktada Paul Auster'in bir sözü aklıma geliyor:
    "Kadın doğası gereği zayıftır, ama acılara en çok o dayanır. Kadının direncini kıran tek şey hayal ettiği erkeğin boş çıkmasıdır."

    İşte Emily'nin de direncini kıran bu olay karşısında (kocasının onu başka bir kadın için terk etme isteğini dile getirmesi) gösterdiği güçlü tavır bu sebeplerden hangisiydi bilemiyorum.

    Kendine yeni bir hayat kurmanın zorunluluğunun farkında olan iyi bir yazar Emily. Ancak bir türlü kendisini kelimelerin arasında kaybedemiyor. Sanki kocasının gidişiyle onun ilham kaynağı, yaratıcılık yeteneği de yok olmuş gibi...

    Bir süre yaşadığı şehirden ve tüm sorumluluklarından uzaklaşmak ona mantıklı bir hareket gibi geliyor. Halbuki en yakın arkadaşı Annabelle onu rahatlatacak tek şeyin Joel hakkında bir kitap yazması olacağını söyleyip duruyor. Bu alınabilecek en güzel intikam Annabelle'e göre. Ama Emily'nin tek arzusu uzaklaşmak. Çünkü annesi de dahil olmak üzere kimse ile bu boşanmanın sebepleri ve sonuçları hakkında konuşmak istemiyor.

    Emily, Bee yengesinin yanına Bainbridge Adasına gider. Tüm mart ayını bu adada sessiz ve huzur içinde geçirmeyi planlamaktadır. Bu sürecin hem kendisine hem de kaybettiğini düşündüğü yaratıcılığına iyi geleceğine inanmaktadır. Fakat kendisinin planladığı gibi sessiz sakin bir tatil değil oldukça hareketli bir süreç ve aile sırları onu adada beklemektedir.

    Bir sabah Emily, Bee yengesinin ona verdiği odada yatağının başucundaki şifonyerde kırmızı kadife kaplı bir günlük bulur. Bu günlüğü okudukça anneannesi olduğunu öğrendiği Easter ile hayatlarının ne kadar paralellik gösterdiğine şaşırır ve yıllardır kendisinden saklanan aile sırlarını açığa çıkarmaya karar verir.

    Bu dönemde adada Jack ile olan kaçınılmaz yakınlaşması acaba Emily'nin tekrardan mutlu olabilme ihtimali midir? Yoksa Emily pişmanlığını zaman içerisinde anlayan ve çok açık bir şekilde dile getiren eski kocası Joel'i bağışlayıp tekrar ona mı dönecektir?

    Çok güzel bir hanımefendinin, çok sürükleyici bir dil ile anlattığı mükemmel bir ilk roman. Ödül almış olması hiç şaşırtmadı beni. Bence okumanız gereken bir kitap. Keyifli okumalar...