• Vişne bahçesinde aristokrat bir ailenin borçları nedeniyle vişne bahçelerinin satılması üzerinde ülkedeki değişen toplumsal olaylara komik bir şekilde bakış açısı ile anlatımıdır
  • Herkese Merhaba...
    Dış dünyayı arkanda bırakıp, kitapların sesine yönelmek çok güzel bir duygu. Bunu her seferinde yaşamaksa apayrı bir tad.

    Uzun zamandır sadece kitaplığımdaki okunmamış kitaplarımı bitirmeye çalışıyordum. Ve bu süreçte baya da bir ilerleme kaydettim. Ve kitaplığıma tekrar yeni kitaplar eklemeye başladım.

    Kendi kültürümüzü anlatan, yaşatan, bu toprağın yazarlarına karşı da ayrı bir sempatim var aslında. Daha gerçek, daha samimi, daha içten geliyor çünkü onların anlattıkları. Orhan Kemal de uzun süredir aklımda olan bir yazardı. Ve açılışı bu hafta ''Cemile'' kitabıyla yaptım.

    Cemile 150 sayfalık, Çukurova'ya göç etmek zorunda kalmış Boşnak bir ailenin, oradaki diğer yerli yoksul kesimdeki insanlarla birlikte fabrikada ve işçi evlerinde, nasıl yaşam mücadelesi verdiğini anlatıyor. Aşk, dayanışma, düşmanlık, dostluk gibi temalarla harmanlanmış ''Cemile'' bize her ne kadar çevremizde kötü niyetli ve çıkarcı insanlar olursa olsun iyiliğin ve umudun her zaman kazanacağını hatırlatıyor. Ben Orhan Kemal in üslubunu çok beğendim. Size de mutlaka tavsiye ediyorum.

    Kitaptan Alıntılar:
    ''... Okumasınlar efendim,'' diye bağırmıştı, '' benim çocuklarım da okuyup yüksek tahsil görmeyiversinler, kıyamet kopmaz ya! Hem okuyup da ne olacak? Gözleri açılıp, hisleri incelip, etrafın çirkinlikleri karşısında adım başı üzülmektense, neme lazımcı birer küçük meslek sahibi olup çoluk çocuklarının ekmeğinden başkasını düşünmeyi bilmesinler daha iyi!''

    Ölümlü bir dünya bu. Bir varmış bir yokmuş!

    ''...Fakir olsun, fakirlik ayıp değil, biz de fakiriz. Yeter ki damadım namuslu olsun.''

    ''İnsan insana lazım olur.''

    İnsanı insan eden paradır. Paran yok mu? Senden rezil, senden adi kimse yok.

    Bu dünya öyle bir dünyaydı ki...
  • Daha kötüleriyle de baş etmişti. Anılan yüzünü ekşitmesine neden oldu. Çok daha kötüleriyle baş etmişti. Ağrıyı iyi tanırdı —sürekli soğuklar, nem, açlık, ağn... fark eden tek şey bunların seviyeleriydi. Bir ev ve ailenin sıcaklığından çok uzun zamandır mahrumdu.
  • Onun yanında oturur, salondaki bitik, elemli yüzlere bakarken, arada bir, ailenin başına gelen felaketin boyutu Leyla'ya dank ediyordu. Silinen hayaller. Yerle bir olan umutlar.
  • “Her ailenin bir yaşan tarzı oluyor. Dışarıdan baksan hep aynı tarzmış gibi. Ama aileyi aile yapan onun trajik nüanslarıymış. Öğrendim, alıştım.”
  • Ursula ilk çocuğu atalarında olduğu gibi domuz kuyruklu doğmasın diye dua ederken,bir domuz kuyruğundan daha fena şeylerin hayatlarında ve çocuklarında yer edineceğini düşünmemişti.

    Bir arayış sonucunda varılmak istenen yere ulaşamadıklarında bir kasaba kuracaklarını ve adına , Maconda koyacaklarını bilmeden yola çıktılar.Bu kasabada devlet adamı, din adamı gibi siyasi ve dini liderler yok. Yalnızca kasabanın insanları, sıcağı, yer yer bunaltan yağmurları, birbirinden lezzetli muzlar veren muz ağaçları, hiç ölümün uğramadığı evler ,teknolojiyi , bilimi kasabaya tanıtan çingeneler , basit genelevler ve kuşaktan kuşağa aktarılan soylar var. “İDİ!”

    Buendia ailesi de kasabanın köklü ailelerinden biri olarak yer alacak ve sonradan çözülen bir kehanetle, kuşaktan kuşağa aktarılan soy , son bulacaktı…

    Buendia ailesi , soya eklenen her yeni bireye ilk defa atalarının isimlerini verirken onların aynı kaderi , aynı döngüyü tekrar başlatacağını nereden bilebilirlerdi? Ve sonrasında gelen nesli , ne kadar çabalasalar da değiştiremeyeceklerini ?

    İlk defa siyasi otorite ülkelerine ayak bastığında kasabada ilk ölümlerin meydana geleceğini ve siyasetin insanları yaşlandıracağını , mutsuz kılacağını , ilk ayaklanmaya , ilk hileli oy kullanımına tanık olacaklarını, hatta kasabanın ilk büyük devrimcisinin kendi ailelerinden çıkacağını nereden bilebilirlerdi?

    Veya yabancı bir konuğa lezzetli muzlarının tadına baktırdıktan sonra bu lezzetin ,kasabanın ilk proletarya sınıfını oluşturacağını ve üç binden fazla kişinin öldürülüp, cesetlerinin denize döküleceğini ve bununla ilgili tüm delillerin kaldırılıp yalnızca bir Buendialılın bunu ölene kadar hatırlayacağını bilemezlerdi. Bilselerdi, o muzları bir sır gibi saklarlardı.

    Ve tüm bu yaşananların bir domuz kuyruğuna sahip olmaktan bin kez daha kötü olduğunu dile getirmezlerdi ya da yaşamın sonsuz döngüsü ; Ursula’nın ilk zamanlarda taktığı bekaret kemerini nasıl etkisiz hale getirdiyse , tüm değişkenleri kendi lehine çevirip ,aynen devam eder miydi?

    Kitap bir ailenin başına gelenleri anlatırken aynı zamanda okuyucuya birçok soru yöneltiyor.

    “Bir siyasi oterite gerekli mi?” “Mülkiyet insanlar arasında nasıl sorunlara yol açıyor?” “İsimler kaderi etkiler mi , yoksa onlar kadere hiçbir etkisi olmayan semboller mi ?” “Her şey bilinebilir mi?” “Bilgi en büyük silah olmasına rağmen , kaderin gidişatını değiştirebilir mi?” “Teknoloji insanları daha kötü ve daha bencil insanlar haline mi getiriyor?”
    “Ve bir domuz kuyruğu olayların gidişatını değiştirebilir miydi?” ...

    Olacak olan her şeyi önceden bilseniz de , olaylar gerçekleştiğinde suratınızda hayali bir tokat izi oluşumuna engel olamıyorsunuz . Mutlaka okunulması gereken bir kitap kendisi , ertelemeden okuyun ve Maconda kasabasından bir arsa satın alın. Ben Rebaca’nın balkonundan sizi selamlıyor olacağım.
  • Tıpkı "insan" yerine "ademoğlu" ifadesini duyunca irkilen feministlerde olduğu gibi, herkesin "Katolik çocuk" ya da "Müslüman çocuk" gibi ifadeleri duyduğunda irkilmesini isterim. Eğer isterseniz, "Katolik bir ailenin çocuğundan" bahsedebilirsiniz; ancak eğer herhangi birisinin "Katolik bir çocuk"tan bahsettiğini duyarsanız,onu durdurun ve kibarca çocukların bu gibi konularda nerede durulacağını bilemeyecek kadar küçük olduklarını belirtin: tıpkı ekonomik ya da siyasi konularda nerede duracaklarını bilmedikleri gibi.
    Richard Dawkins
    Sayfa 13 - Kuzey Yayınları Önsöz