Bu hadis bize ibadetin miktarından çok bilinçli yapılmasının önemini hatırlatıyor. İnsan ne kadar yaptığından ziyade, ne kadar “uyanık” yaptığıyla ölçülür. Tefekkür, bu uyanıklığın kapısını aralayan en sessiz ama en derin eylemdir. Farkında olarak ibadete tefekkür ettikçe yöneliriz.
Tövbe etmiş günahkar biri erdemli insandan daha yüksek bir yerdedir. Peki bu nasıl oluyor? Hayatın bütün güçlüklerinin üstesinden gelen, yaşam bataklığının içinden sıyrılıp kötü deneyimlerinden kazanç sağlayacak gücü kendinde bulan ve bunların sonucunda kendini yücelten bir birey, hayatın iyi ve kötü yönlerinin ayırdına varır. Kimse bunu ondan daha iyi anlayamaz, özellikle de erdemli olanlar.
Tövbe etmiş günahkar biri erdemli insandan daha yüksek bir yerdedir. Peki bu nasıl oluyor? Hayatın bütün güçlüklerinin üstesinden gelen, yaşam bataklığının içinden sıyrılıp kötü deneyimlerinden kazanç sağlayacak gücü kendinde bulan ve bunların sonucunda kendini yücelten bir birey, hayatın iyi ve kötü yönlerinin ayırdına varır. Kimse bunu ondan daha iyi anlayamaz, özellikle de erdemli olanlar.
Erdemi sadece bir vasıf ya da tekil bir duygu hâli olarak değil, insanın iç dünyasıyla eylemleri arasında kurduğu süreklilik olduğunu düşünüyorum. Duygudurum elbette etkiler ama erdem, bilinçli tercihlerle hayata yansıdığında anlam kazanır. Tövbe de bu erdemli yöneliştir; ancak erdem, yalnızca pişmanlık değil, sonrasında kurulan yeni tutum ve davranışlarla tamamlanır
Batı ve onun güdümündeki İslam dünyasında, "saldırganı değil kurbanı suçlayan" bir organize riyakârlık düzeni olmasaydı, uluslararası silah kartelleriyle içli dışlı medya Moğolları bu cürmü arkalamasaydı, dünyanın gözü önünde bu vahşete kalkışılabilir, bilinen bütün ahlaki değerler ayaklar altına alınabilir miydi?