• Götürüp gömdüler Akaki Akakiyeviç'i ve Petersburg, kendinde böyle biri hiç yaşamamışcasına onsuz kaldı. Kimselerin korumadığı, kimselerin değer vermediği, sıradan bir sineği bile iğne ucuna geçirip mikroskop altında incelemeyi ihmal etmeyen doğa bilimcilerin bile dönüp bakmadığı Akaki Akakiyeviç, ömrünün en sonunda da olsa palto biçimine bürünmüş kutlu bir konuk, göz kamaştırıcı bir ışık olarak yoksul yaşamını aydınlığa boğan bir mutluluğu yaşadı ve sonra çarların, hükümdarların, tüm dünyaya egemen olanların başına gelen mutsuzluk onun da başına geldi, yıllarca kalemdeki arkadaşlarının alaylarına nasıl sessizce katlandıysa, öyle sessizce dünyasını değiştirdi.
  • PALTO DA PALTOYMUŞ HA!

    Büyük yazar Dostoyevski'nin "Hepimiz Gogol'ün Paltosundan çıktık " dediği o meşhur sözü herkes bilir. Dostoyevski bu sözüyle bence Gogol'ün hakkını fazlasıyla vermiş. Hiçbir övgü yazarın büyüklüğünü bu kadar sağlam anlatamazdı diye düşünüyorum.


    Gogol'ün bu güzel kitabı "Bir Delinin Hatıra Defteri" "Palto" ve "Burun" adlı üç hikayesinden oluşuyor. İçlerinde "Palto" hikayesi biraz uzun, diğer iki hikaye ise oldukça kısa. Birbirinden güzel bu hikayelere geçmeden önce yazarın anlatımından biraz bahsetmek istiyorum.


    Yazarımızın, eserlerini yazdığı dönem dikkate alınırsa çağının ötesinde yaratıcı bir zekasının olduğunu görüyoruz. Bu yaratıcılık üç hikayesinde de insanı şaşırtacak derecede kendisini gösteriyor. Ayrıca anlatımında öne çıkan bir diğer konu da yazarın mizah ve hiciv yeteneği diyebilirim. Öyleki kitabı başından sonuna kadar tebessüm ile okudum. Çok sevdiğim bir yazar olan Bulgakov'un da mizah ve yergi yeteneğini kimden aldığını Gogol'ü okuyunca daha iyi anladım. Bulgakov kesinlikle Gogol'ün paltosundan çıkmış.


    "BİR DELİNİN HATIRA DEFTERİ"
    Bu hikayede, sıradan bir memur olan İvanoviç'in, müdürünün kızına aşık olduktan sonra ruh sağlığının bozulup nasıl delirdiği eğlenceli bir dille anlatılmış. Trajikomik olan bu hikayeyi de diğer hikayeleri gibi çok beğendim.


    "PALTO"
    O meşhur Palto hikayesi. Üç hikaye içinde en uzun olanıydı ve insana "keşke daha uzun yazsaymış" dedirten türdendi.Kitaplar okuruz ve belli bir süre sonra birçoğunun karakterlerini unuturuz. Ama bazı karakterler vardır ki unutulmaz. Mesela Raskolnikov ve Meursault gibi. İşte Palto hikayesinin karakteri de o unutulmayacak olanlardan: Akaki Akakiyeviç. Yalnız diğer karakterlerden farkı silik bir tip olması.
    Akakiyeviç de tutunamayanlardan birisi. Karakterimiz yine aşağı dereceden bir memur.Herkes tarafından alay edilen ama işine düşkün çalışkan bir memur. Tek derdi var o da paltosunun eski olması.Tek bir isteği var o da yeni bir paltoya sahip olmak istemesi. Sıradan bir konuya benziyor ama merakkaçıran vermemek adına konuyu burada sonlandırıyorum. Okuyunca Palto hikayesinin neden bu kadar sevildiğini daha iyi anlayacaksınız.


    "BURUN"
    Kitabın son ve en çok güldüğüm hikayesi Burun'du. Yazarın -yazıldığı dönemi düşünülürse- böyle büyülü ve gerçeküstü bir hikaye yazmasına çok şaşırdım. Konusu oldukça ilginç. Hikaye, karakterimiz Kovalev'in bir sabah uyandığında burnunu yerinde bulamamasıyla başlıyor. Ardından kahramanın, burunsuz dümdüz yüzüyle Petersburg sokaklarında kaybolan burnunu aramasıyla devam ediyor. Baştan sona mizahın eksik olmadığı bir hikayeydi. Gogol bu hikayesinde de Rus bürokrasisini kendine has hicviyle bir güzel eleştirmiş.


    Üç hikayede de ortak noktalar ön plana çıkıyor.Karakterlerin üçü de alt dereceden memur. Gogol bütün hikayelerinde devlet sistemini, adam kayırmacayı, adaletsizliği, vasıfsız ve liyakatsiz kişilerin haketmediği yerlere gelmesini igneleyici anlatımıyla eleştirmiş.
    125 sayfadan oluşan bu kısa kitabı kesinlikle okumanızı öneriyorum.


    "Çarpık bir burna değil, sakat ve sahte bir ruha gülelim."
    - Nikolay Vasilyeviç Gogol-
  • “Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık” [Dostoyevski]
    Eserlerinde kendi toplumunu bu kadar güzel ifade edebilen,okuyanı aynası olduğu döneme dolambaçlı yollar kullanmadan götürebilen başka yazar var mıdır Rus yazarlar gibi çok merak ediyorum. Rus yazarları bu kadar çok sevmemiz yukarıdaki sebepler dışında sahip olduğumuz bürokrasi kültürünün eserde geçen Rus bürokrasi kültürü ile benzerlik göstermesi olabilir acaba ?Gogol'un novella serisinin bir diğer kitabı Palto, Çarlık Rusya'sının yozlaşmış bürokrasi kültürünün kendisini oluşturan insanlara nasıl sirayet ettiğini en güzel anlatan eserlerden biri. 'Akakiyeviç' Çarlık Rusya'sında bürokrasinin hor gördüğü aynı zamanda da insanlara en tepeden bakıldığı bu bürokraside sıradan bir memurdur. Gogol, eserinde yozlaşmış düzenin vehametini göstermek için sıradan bir insan yerine bozuk çarkın içinde namusu ile çalışan, kendi işini eksiksiz yapmaya çalışan aynı zamanda da işini çok seven bir memuru konu edinmesi boşuna değil.Çarlık toplumunda yukarılardan başlayıp aşağılara kadar süregelen çürümüşlüğü göstermek için onlarca hikaye bulabilirdi Gogol belki ama bu çürümüşlüğü göstermek için direkt hikayeyi kaynağında bulup dairedeki memurdan yola çıkması hem cesaret isteyen bir durum hem de akıllıca bir yöntem diye düşünüyorum. Akakiyeviç mevcut düzende kişiliği bozulmamış ender insanlardan biridir. Bir o kadar da saf(!) düşüncelere sahiptir. Yaşlı ev sahibesinin bile normal yollardan çözüm bulamanın çok zor olduğunu bildiği bir olayda bile Akakiyeviç belki ahlaklı yapısının izin vermemesi veya sadece işini yapan biri olması nedeniyle herkesi kendisi gibi bilmektedir.Paltosu'nun çalınması sonrası Ev sahibesiyle evde karşılaşması sonrasında ikili arasındaki dialog bunu göstermektedir.Ev sahibesi,''Polise değil baş komisere gitmelisin.Polisler sana vaatlerde bulunup başlarından atarlar ama.. [Sayfa 26] demesini Gogol'un Çarlık Rusya'sında sıradan bir insanın mühim bir olayda işlerini halletmesinin dünyanın en zor olayı olduğunu göstermek istemiştir, bu kendi düzenleri içinde memur bir insan olsa dahi. Her seferinde Akakiyeviç ile dalga geçen arkadaşları paltosunun çalındığını öğrendiklerinde onunla dalga geçmek yerine aralarında para toplamaya karar verirler: ''Akaki için yardım toplamaya başladılar ama bu takdire şayan girişim ne yazık ki etkili bir sonuca ulaşamadı zira iki başka mesele için de para toplamaları gerekmişti- hem müdürün portresini yaptırmak hem de arkadaşlarının yayınlanan yeni kitabını almak için''.[Sayfa27] Gogol mevcut düzenin insanları makam-mevki peşinde kendine yer edinmek uğruna yalakalık yapmasının insanlık namına atılması gereken adımlardan daha önce tutuğunu göstermek istemiştir ve bence eserdeki en dramatik bölümdür benim için. Yozlaşmışlık sadece 'daireye' sirayet eden bir durum değil toplumun geneline sireyet eden, Çarlık Rusya'sında çürümüşlüğün tüm kurumlarda kendini nasıl ortaya çıkardığını Doktor'un Akakiyeviç için tedaviye gelmesi ile Gogol'un bu durumu mükemmel anlatması ile görebiliriz: '' Ona bakmak için gelen doktor durumunun mutsuz olduğunu söyledi;nabzını kontrol ettikten sonra ''sırf tıbbi tedavi görmeden ölmesin diye'' ona lapa getirmelerini istedi ve yalnızca iki günlük ömrü kaldığını söyledi.[Sayfa 31] Bence bu Gogol'un polis olsun doktor olsun bozuk düzenin, insanları nasıl da şekilden şekile soktuğunu kendi çıkarları uğruna insanlığı ayaklar altına bile alabileceğini göstermesi adına en mükemmel çıkarımlarından biridir.
    Gogol hikayeyi hepimizin de aşina olduğu bir ölüm klişesi üzerine bitiriyor: ''Onun için söylenecek tek söz bile kalmamış gibi görünürken bu mütevazi,vasıfsız memurun kaderine ''Ölümden sonra hayatta iken olmadığı kadar ilgi görmek yazılmıştı''

    İyi Okumalar...
  • Günlerden neydi, söyleyebilmek güç ama Akaki Akakiyeviç'in yaşamının en görkemli günü olduğu kesindi, Petroviç'in nihayet paltoyu bitirip getirdiği gün.
  • İnsanlar kafalarını dağıtmak istediklerinde Akaki Akakiyeviç'in bu tür bir şeye ihtiyacı olmaz. Hiç kimse onu bir akşam partisinde görmemiştir. Dilediğince yazdıktan sonra yatağına yatar ve bir sonraki günü düşünerek gülümserdi... Acaba Tanrı ona kopyalaması için neler gönderecekti? İşte bu, sadece dört yüz ruble maaşı olan bir adamın, durumuna şükretmenin ne demek olduğunu bilmesiydi.
  • Kitaptan bir bütün olarak bahsedeceğim ancak içerisinde Gogol’un altı öyküsü yer almakta.Daha önce herhangi bir Gogol eseri okumamış bir okur –ki bu ben oluyorum- Neva Bulvarı ile tanıyor Gogol kalemini. Öyküyü okurken bu tanışmayı Petersburg’un en ünlü caddesinde gerçekleştiriyor gibi hissediyorsunuz ve öykü bittiğinde çoktan Neva Bulvarı’ndan geçen birkaç hayata dokunmuş oluyorsunuz. İlk öykünün bazı kısımları beni zorlamış olsa da yola büyük bir merakla devam ettim ve Burun öyküsü ilk öyküyü unutturdu diyebilirim. Bazı bölümlerde kitabı karşıma alıp ciddi ciddi kahkaha attığımı gizlemeyeceğim,hatta en çok güldüğüm kısmı şuraya bırakacağım ve emin olun bu satırları yazarken hala gülüyorum.
    “Burnunuzu kaybetmiş miydiniz acaba?
    Evet.
    Burnunuz bulundu.
    Ne diyorsunuz?!”
    Burun öyküsünü genel anlamda suratımda bir gülümseme ve ara ara burnumun yerinde olup olmadığını kontrol ederek okudum,burnumun yerinde olduğundan emin olduktan sonra kitaptaki en uzun öykü olan Portre ile bir yeniden doğma ve hızlı bir çöküşe tanık oldum. Suratımdaki gülümseme Portre’de devam edemedi çünkü hırslar uğruna yaşananlar dehşete düşürüyor ama asla güldürmüyordu. Portre’deki bakışları üzerimden çektim ve sonunda Gogol’un Palto’su ile karşılaştım. Palto öyküsünün girişinde Gogol’un yaşarken maruz kaldığı kötü eleştirilerin öykülerine nasıl yansıdığını görüyoruz önce ve sonrasında Akaki Akakiyeviç ile tanışıyoruz. Dostoyevski’ye o meşhur cümleyi söyleten öyküyü buruk bir hisle bitiriyoruz. Bir Delinin Anı Defteri’nde 30 Şubat’ta yazılmış anıları,köpeklerin mektuplarını ve VIII.Ferdinand’ın kendini insanlara inandıramayışını okuyabilirsiniz. Son ve en kısa öykü olan Fayton ile kitaba veda ediyorsunuz.

    Gogol’un dönem eleştirisini böylesine mizahi bir şekilde yapması aklıma ‘ağlanacak halimize gülüyoruz’ sözünü getirdi ve her satırını hayranlıkla okudum tüm öykülerin. Böylesine sivri ve cesur bir dilin yaşadığı dönemde ses getirmiş olması ve akabinde acımasızca eleştirilmesi beni şaşırtmadı ancak Gogol da biliyordu ki en büyük şansı Puşkin gibi bir üstadının olmasıydı. Puşkin olmasaydı belki de elimize ulaşan bu öyküler de Gogol’un yaktığı kitaplarının arasına karışmış olacaktı.

    Altı öykü arasında en beğendiklerim Burun,Palto ve Bir Delinin Anı Defteri öyküleri oldu. Öykülerde dikkatimi çeken bir ortak noktadan bahsetmek istiyorum o da BURUN. Evet Gogol’un burunlarla bir alıp veremediği var ama ne?! Başka öykülerinde bunu açıklığa kavuşturmuş olmasını umarak Gogol’a şimdilik veda ediyorum. Henüz onunla ve muhteşem mizah anlayışıyla tanışmadıysanız emin olun bu öyküler size Gogol’u sevdirecektir.

    Gülümseyin ama gerçekleri düşünmeyi ve eleştirmeyi ihmal etmeyin.
  • Sonunda, Akaki Akakiyeviç, hayatında bir kere olsun, karakter sahibi bir insan gibi davranmak istedi.