• Toplum olarak: "Nedir bu başarısızlıkların nedeni?" diye sormamışızdır; sormuş olsak bile bunun yanıtını, o dinsel yapıdaki kafamızla: "Tanrı'nın dediği olur!" , ya da "Kader böyle istedi" şeklinde vermiş,ya da biraz daha saf bir inanışla her kötüye gidişi iman zayıflığına hamletmişizdir.Bunun dışında hiçbir düşünce, hiçbir akılcı araç bize, yanıt aramakta yardımcı olamamıştır. Şeriat kanserine yakalanmış olan beynimiz bize bu olanağı bırakmamıştır. Oysa ki Batılılar bizi akıl pertavsızı ile inceleyip kendileri bakımından
    yararlı dersler edinme yolundaydılar.
  • Bizim dünyamızda körler körlere rehberlik ediyor ve hasta tedavi için hastaya gidiyor. Sürekli ilerleme kaydediyoruz; insanları ameliyat masasına, düşkünler yurduna, akıl hastanesine ve siperlere gönderen bir ilerleme. Şifacılarımız yok bizim - anatomi bilginleri sayesinde edindikleri diploma ile hastalıklarımızı neşterle temizleme ya da uzuvlarımızı kesme yetisi edinmiş, mezbahalık hale gelinceye kadar sakat yaşamamızı sağlayan kasaplar var sadece. Şu ya da bu tedavinin keşfini duyuruyor, ancak bu esnada yarattığımız yeni hastalıklardan hiç söz etmiyoruz. Tıp tarikatı Savaş Bürosu gibi işler - duyurdukları zaferler ölümü, felaketleri gizlemek için fırlatılmış lokmalardır. Hekimler, tıpkı askeri yetkililer gibi aciz; daha başından umutsuz bir savaşı sürdürmeye çabalıyorlar. İnsan barış ister, hayatta kalabilmek için ister onu. Kanseri tedavi etmek ne kadar sağlıklı getirirse komşumuzu yenmek de o kadar barış getirir. İnsan düşmanına üstünlük sağlayarak başlayamaz yaşamaya, sağlığına da sonu gelmeyen tedaviler uygulayarak kavuşamaz. Yaşama sevinci barış sayesinde gelir, ki durağan değildir, devrimseldir. Barışı tatmamış biri yaşama sevincini bildiğini iddia edemez. Ve sevinç yoksa yaşam da yoktur; bir düzine araban, altı uşağın, bir şaton, özel şapelin ve bombaya dayanıklı bir kasan olsa bile. Hastalıklarımız bağlılıklarımızdan kaynaklanır; alışkanlıklarımızdan, ideolojilerimizden, ideallerimizden, iyeliklerimizden, fobilerimizden, tanrılarımızdan, tarikatlarımızdan, dinimizden... liste uzar gider. İyi maaş da kötü maaş kadar hastalıklı olabilir. Aylaklık da çalışmak kadar hastalıklı olabilir. Tutunduğumuz her ne varsa, umut ya da sevinç bile, bizi öldürecek bir hastalığa döneşebilir. Teslimiyet mutlaktır; en küçük bir kırıntıya tutunduğunda bile seni bitirecek mikrobu yutmuş olursun. Tanrı'ya tutunmaya gelince, Tanrı tanrısallığı kendi çabamızla yakalayabilelim diye uzun zaman önce terk etti bizi. Acı ve sefalet arttıkça daha da büyüyecek olan ısrarlı, acınası barış çığlıkları, karanlıkta süregiden sızlanmalar... peki barış nerede? İnsanlar barışı mısır ya da buğday gibi piyasası ele geçirilebilecek bir şey mi sanıyor? Leş kavgasına tutuşan kurtlar misali üzerine atılıp yenecek bir şey mi? Barış hakkında konuşan insanları dinliyorum ve yüzleri öfkeyle, nefretle ya da kibirle, gururla, kendini beğenmişlikle gölgeleniyor. Barış getirmek için savaşmak isteyen insanlar var - en büyük yanılgının içine düşenler de onlar. Kıyım yürekten ve beyinden silininceye kadar barış asla gelmeyecek. Tabanını benliğin oluşturduğu geniş piramidin tepesinde duruyor kıyım. Yapıldıysa yıkılması gerek. İnsan gibi yaşamaya başlamak için insanın bugüne dek uğrunda savaştığı her şeyden feragat etmesi gerek. Şimdiye değin hasta bir hayvandan farkı yoktu insanın, tanrısallığı bile kokuşmuştu. Pek çok dünyaya hâkim, fakat tek başına kaldığında köleden ibaret. Dünyayı yöneten yürek oysa, beyin değil.
  • 224 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10
    Merhabalar, yine sitede az okunmuş bir kitapla karşınızdayım : Kurbanı Beslemek.

    Kitapta üç tane uzun öyküye yer verilmiş. Bunlar : Kurbanı Beslemek, Delilikten Kurtar Bizi ve Gözyaşlarımı Sileceği Gün olarak karşımıza çıkıyor. Bu hikayelerin üçünün de etkileyici olduğunu söylemeliyim. Gerek üslup, gerek metin örme yaratıcılığı gerek de sürükleyicilik açısından gayet tatmin edici. Hikayelerin içine şöyle bir dalmadan önce yazarından biraz bahsedelim.

    Kenzaburo Oe 2. Dünya Savaşının korkunç yıllarında yaşamış ve savaşın göbeğinde büyümüş bir çocuk. İmparatorunu Tanrı sanarak asla yenilmeyeceklerini düşünmüş ve tüm Japon halkının radyodan dinlediği bir bildiriye tanıklık ederek hem savaşta kaybettiklerini hem de imparatorunun bir Tanrı olmadığını öğrenerek hayattaki ilk büyük darbesini yemiştir. Hikayelerinde de hayatından birçok kesiti bize edebi bir şölen halinde veren Kenzaburo , bu olayı “Gözyaşlarımı Sileceği Gün” adlı hikayesinde saplantılı 35 yaşında bir adamın ,kendisini karaciğer kanseri olduğuna ikna ederek , intihar etmekten kurtulduğunu ve soğuk bakışlı , çocukluğunu yaralayan ve hem geçmişine hem de geleceğine etki eden anneyi ve daha bir sürü olayı bir akıl hastanesinde vasiyetname yazıcısına aktaran bir “ötekinin” hikayesinde okuyucusuyla paylaşmış. İçinden çıkılmaz bir yapısı olan bu hikaye de yazar yaşadığı gerçek olaylara ışık tutar ve onu edebiyatıyla yoğurur. Anne figürünün yanında ona muhalefet bir figür daha vardır; “O ADAM”. O adam daima kitap boyunca nefretle bahsedilen ama ulaşılmak istenen bir ideali de temsil eder bu Amerika ‘dır. Savaşın yenilgiyle sonuçlanmasıyla o da yok olarak ülküsünü kaybettirir.

    Kenzaburo hayatındaki trajedilerden kalemini beslemiştir. Oğlunun beyninde oluşan bir fıtıktan dolayı engelli olması onu çok etkilemiş ve ikinci hikayesi olan “Delilikten Kurtar Bizi” ile duygularını ve içinde bulunduğu durumu harika bir dille aktarmıştır. Bence her ebeveynin en azından bu hikayeyi okuması gereklidir. Yine bu hikayede sürekli cola içen bir ikilinin giderek şişmanlamasından ve yitik bir baba figüründen yararlanılır. Amerika içlerine işlemiştir. Bağımlılık yaratan kolayla vücutlarının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir ve baba asla yeri doldurulamayacak bir yapboz parçasıdır. Yazarın babasının da erken bir ölüm yaşadığını söylememize gerek yok. Yazdıklarının birçoğunu yaşadığını artık biliyoruz.

    Ve kitaba isim veren hikaye Kurbanı Beslemek…

    Yine 2. Dünya Savaşı, yine çocuklar , yine savaşın beşiğinde büyüyen bir halk. Bu maddelerle yoğrulmuş bir köye bir Amerikan uçağının düşürülmesiyle esir olarak alınan bir zenci Amerikan askerinin köylü çocuklar tarafından ve yetişkinler tarafından algılanış biçimi, ırk konusunun derin meseleleri, çocukların gerçekten de iyi olup olmadığı meselesi ve insanın koşullar ne olursa olsun, olaylar nasıl gelişirse gelişsin “yaşama” arzusunun güçlülüğü en önemlisi de savaşın insanların içindeki vahşeti nasıl dışarıya çıkarttığının çok güzel bir hikayesi.

    Ayrıca Kenzaburo Oe 1994 Nobel’ine de sahip. Bu bilgiyi de buraya eklemezsek olmaz. Bu kadar yazdım , size öve öve bitiremedim bu kitabı değil mi? O zaman ne yapıyoruz? Hemen alışveriş sepetlerimize bu kitabı ekliyoruz.
  • Birgün atomun enerjisini serbest bırakacağız, gezegenler arası yolculuklar gerçekleştireceğiz, ömrü uzatıp, tüberküloz ve kanseri tedavi edeceğiz ama en düşük seviyeli insanlar tarafından yönetilmiş olmanın sırrını asla çözemeyeceğiz !