1000Kitap Logosu
Enes Akil AKBALIK
TAKİP ET
Enes Akil AKBALIK
@akilladamm
Biz şehrin asfaltlarında atlarını yitirmiş süvarileriz.
256 okur puanı
13 Ara 2014 tarihinde katıldı
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
264 syf.
Tarih hep mi tekrar ediyor?
Bizim ülkemizde demokrasi anlamını en çabuk yitiren kelimelerden sanırım. Bu kitap; demokrasiyi tek parti döneminin tek düzeliğinden kurtarıp çok sesliliğin özgürlüğüne ve gelişimine ulaştırmayı hedeflerken demokrat olmak isteyip koltuğun sıcaklığıyla içinden geldiği halkı unutup makyavelist olan demokrat partiyi anlatıyor. Kitabın başlığı 27 Mayıs darbesine gidilen süreçte tabiri caizse son kurşunu sıkan öğrenci olaylarının toplanma parolası olan 555K. Türk siyasi tarihinde de yer edinen bu parola 5. Ayın 5’inde saat 5’te Kızılay’da toplanılacağını öğrenciler arasında kulaktan kulağa fısıldamak için kullanılmış. Kitap yerinde araştırmalarla, dönemin şahitlerinden anekdotlarla olayları açık bir şekilde anlatıyor. Objektif bir şekilde anlatılan dönemde ne yazık ki tek parti döneminde yapılan yanlışlar da, o yanlışları düzeltmek için devralınan yetkilerin başka yanlışlar için kullanılmaya başlanması da görülüyor. Demokrasinin temelinde insan olmalı. İnsan haklarını yok sayan, erki kutsayan, adaleti kendi çarklarında işleten her yönetim sistemi ve kadrosu kendi kendini sindirir, yok eder. Salt insan olduğumuz için eşit yaşamalı, düşmanlıktan sıyrılmalı hülasa insan kalmalıyız.
88 syf.
İdealist Öğretmen
Bu kitabı 3. okumamda kısa da olsa bir inceleme yazmak istedim. Grigoriy Petrov kitapseverlerin, Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabıyla tanıdığı idealist bir yazardır. Kitabın ismiyle ve kapağıyla değerlendirenler soğuk bir Rus kasabasında geçen sıkıcı bir hikaye okuyacaklarını sanabilirler. Sanabilirler diyorum çünkü bu kitap üstüne konuştuğum kitabı okumamış birkaç kişiden bu yorumları duydum. Ne yazık ki onlar Beyaz Zambaklar Ülkesinde’yi de okumamıştı. Bugünlerden şikayet eden, karamsarlığa düşen, nasıl sorusunu sorup cevabı aramaya mecali olmayanların bu kitabı okumasını tavsiye ediyorum. Çünküsünü ben açıklamadan kitaptan bir pasajın açıklayacağını düşünüyorum. “Neyi satın almıyoruz söyleyin? Kendi başımıza ne üretiyoruz? Kurşun kalem, iğne, iplik, düğmeler - onları da yabancılardan alıyoruz. Söylemekten utanıyorum, ancak yabancıların düğmeleri olmasaydı, kıyafetlerimizi giyemezdik. Yabancı mendiller olmasaydı, kıyafetlerimizi giyemezdik. Yabancı kaşıklar, çatallar, bıçaklar olmasaydı neyle yemek yiyecektik. Kendimize ait hiçbir şeyimiz Yok. Her şey yurtdışından ithal ediliyor. Her şey pahalı. Ödeyemezsek kredi çekiyoruz. Bir yandan bir pahalılıktan şikayet ediyoruz, bir yandan övünüyoruz. Güya bizim toprağımız en verimlisi, en büyüğü. Güya her şeye sahibiz. Aynı şey halk için de geçerli. Milyonlar, on milyonlar, yüz milyonlar okuma yazma bilmiyor. Zihinsel olarak körler. Yüz milyonluk halk, gözleri henüz açık olmayan kör bir köpek yavrusu gibi. Hem de bir, iki hafta değil, yüz, beş yüz, bin yıl boyunca kapalı. Ne korkutucu! ...” İncelemeye devam etmeye gerek yok bence. Ne dersiniz?
İdealist Öğretmen
İdealist Öğretmen
Grigory Petrov
Grigory Petrov
İdealist Öğretmen
8.7/10 · 4.359 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
144 syf.
Geç Kalan
İncelemeye, en son söylenecek cümleyle başlamak istiyorum; “Tarık Tufan’ın son eseri Geç Kalan’a geç kalmayın.” Herkesin farklı bir yerinden ıslandığı hüzün yağmurundan çıkıp geliyor bu kitap. Ama öyle üstten bakan, bunca dert varken bu da dert mi dedirten cinsten değil. İnsanın suretinin neler gizlediğini anlamak için, aslında kendinizle yüzleşmek için bu kitabı okumalısınız. Bir aşkın gizlediklerini, günlük tabirle gel gitlerini, insanın kendine dahi sustuklarını okuyacaksınız. Sizi bilmem ama benim tepkim “Nasıl?” oldu. Nasıl oluyor da Tarık Tufan içimizi bu denli okuyabiliyor? Nasıl oluyor da kendimize bile söylemeye cesaret edemediklerimizi yüzümüze vuruyor? Sevdamızı da nefretimizi de, varlığımızı da yokluğumuzu da, Ümitlerimizi de korkularımızı da, saygımızı da sövgümüzü de, imanımızı ve sorgumuzu da... Aslında cevap basit. Biz okuyoruz bu kitabı. Konuşmak isteyip de konuşamayan, kelimelerine cümle bulamayan, sesine yankı arayan biz okuyoruz. Herkesin bir Füruzan’ı var elinden tuttuğu.
Tarık Tufan
Tarık Tufan
Geç Kalan
Geç Kalan
Geç Kalan
8.0/10 · 770 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
120 syf.
Derde Deva Randevu Murat Menteş
Aslında incelemede Murat Menteş deyip susmak lazım. Kaleminde daima aklı barındıran ve böyle düşünebilsem, yazabilsem dediği ender insanlardan Murat Menteş. Bir abartı olsun diye yazmadım bu girişi keza hiç abartıya ihtiyacı yok kendisinin. Derde deva randevu kitabını itiraf edeyim bir kitapçıda indirimde görene kadar almayı ertelemiştim. Efendi, efendi o kadar da pahalı değil ya hu! dediğinizi duyar gibiyim. Savunma olarak da kuracağım tek bir cümle dahi yok. Ama ben yine de 2 cildini de indirimden aldım. :) Kitabı takip edenler muhakkak biliyorlardır ki bu kitap sanatın, kültürün, edebiyatın hülasa ruha dokunacak her şeyin üreticilerini toparlayan bir sohbet kitabı. İlk ciltte 11 üstat var. Bu 11 üstat; kendi dönemlerinden, kendi eserlerinden, insandan, toplumdan, hayattan, ölümden aşktan, güvenden ve daha birçok konudan sorulara samimiyetle cevap verip bizleri aydınlatıyorlar. Aydınlatma kelimesi klişelerden bir seçki değil okuduğunuzda hak vereceksiniz. Kitabı anlatırken es geçilemeyecek, geçersek ayıp edeceğimiz çok önemli bir isim var. Hakan Karataş... Derde Deva Randevu'yu güzel kılan bir diğer kalem sahibi de Hakan Karataş. Bu kalem biraz daha farklı kullanılıyor yalnız. Murat Menteş'in 11 üstatla yaptığı hoş sohbeti gözümüzün tam önünde canlandırıyor Hakan Karataş. Bu güzel, anlamlı ve canlı kitabı derhal okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. İndirim beklemek isterseniz saygı duyarız. :)
Derde Deva Randevu
8.4/10 · 2.352 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
504 syf.
Kayıp Tanrılar Ülkesi
Araya giren onca engele rağmen sonunda bitirebildim kitabı. Acımasızca eleştirilen yazarlar kervanında başı çeken hatta asla okunmaması gereken bir yazar olduğundan dem vurulan Ahmet Ümit “bana göre” yine güzel bir polisiye, cinayet romanıyla karşımızda. Her kitabında eskiye dem vurmaya özen gösteren, tarihi günümüze bağlamaya çalışan Ahmet Ümit bu sefer de mitolojiyle harmanlanmış bir kurgu sunmuş okurlara. Bergama’dan Berlin’e uzanan bir serüvenle uzayıp giden kitap maalesef bir çok yerinde kopacak kadar uzuyor. Kitap daha fazla sayfa içersin güdüsüyle sündürülen kitaplara benzetmek istemiyorum ama çok daha kısa olabilirmiş. Ayrıca başkomiser Nevzat da sanki koymazsak ayıp olur dercesine konu mankeni olarak yer almış kitapta.
Kayıp Tanrılar Ülkesi
8.7/10 · 8,9bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
140 syf.
Balıkçı Ve Oğlu
Zülfü Livaneli hayatını adadığı insanlık üstüne bir roman daha kaleme almış. İnsanlığın sorunlarını her platformda gündeme getiren, hatta bu yoldaki mücadelesini bir dönem siyasete girerek daha etkin hale getirmeye çalışan Livaneli; son dönemde büyümesi durdurulamayan bir kara delik olan göçmen problemini ele almış bu kitapta. Yaz aylarında eğlence ve keyifle dolan Ege kıyıları Orwell’ı haklı çıkarıyor. Her ne kadar insanlar eşit desek de bazı insanların daha az eşit olduğu(!) su götürmez bir gerçek. Hemen hemen her gün bir dram ve acıya sahne olan kıyılarımız çoğunu duymadığımız ölüm hikayeleri ile dolu. Aslında fazlası değil sadece insanca yaşamak için doğdukları coğrafyayı kaderleri olmaktan çıkarmaya çalışan insanlar... Kimi ülkesindeki terörden, kimi zulümden, kimi savaştan ama hepsi de başka bir insanın hırsından kaçan insanlar... Düşünün, bir insan ölümü göze alıp ne için çıkabilir bir yola? İşte, Zülfü Livaneli de sularda yiten nice anne, baba ve bebeğin hatırlanması, duyulması, anlaşılması için bizi o kıyılara götürmüş. Tek sorun insanca yaşamak, bu dünya herkese yeter!
Balıkçı ve Oğlu
7.9/10 · 13,1bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
392 syf.
On Dakika Otuz Sekiz Saniye’de Dram Turu
Çıktığı zamandan beri okuma listeme alıp okumayı merakla beklediğim bir kitaptı On Dakika Otuz Sekiz Saniye. Eleştirilerin uçlarında gezinen Elif Şafak’ı çok sevenler olduğu gibi tüketim toplumuna layık mikrodalgada ısıtılıp yenebilir bir hazır pizza muamelesi yapanlar da hayli fazla. Ben her kitabını okumasam da bir çok kitabını okudum Elif Şafak’a karşı yapılan bu denli acımasız yorumları bu sebeple yersiz buluyorum. Çünkü günümüzde içeriğine ve kalitesine bakmadan, bir araya gelmiş cümlelerin edebi niteliği var mı diye düşünmeden, parası karşılığı basılan hatta parası karşılığı sözde ‘Bestseller’ yapılan kitaba benzeyen kapaklı sayfa toplulukları var. Onların yanında Elif Şafak tartışmaya gerek yok sanırım. Kitap konusu itibariyle hayli ilgi çekici ancak kitap aşure kokuyor. Bu ne demek diyeceksiniz. Şöyle açıklayayım; toplumsal sorunlara diğer kitaplarında da yer veren yazarımız bu kitapta da ahlaksızlıkların ahlak kisvesi altında sunulduğu, ‘elalem ne der’ putuna kurban verilmiş bir genç kadının toplumsal ve kültürel baskılardan kaçarken başka çukurlara düşmesini anlatıyor. Tek başına yeterince derinlik ve yoğunluk taşıyan bu tema içerisinde yaşayan ana karakterin serüveni zamane tabirle Netflix dizisine dönüşüyor. Hayat içerisindeki neredeyse tüm dramları bir kitaba sığdırmaya çalışan yazar ana karakterin selam verdiği herkesi toplumsal mesaj verilecek bir geçmişe döndürüyor. Hepsi ayrı ayrı sorunken hepsini birbirine bağlamaya çalışmak kurguya yoğunluk mu katıyor okura bıkkınlık mı veriyor herkesin kendi takdiri. Yine de bu kitabı okurken değinilen her derdin gerçek hayatta bir çok kişinin başına bela olduğunu unutmayın. Kitaplar her zaman başka bir dünyaya götürmez sizi, bazen de yanı başınızda olup da farkında olmadıklarınızı gözünüze sokar.
On Dakika Otuz Sekiz Saniye
Okuyacaklarıma Ekle
245 syf.
2021'in ilk kitabı İhsan Oktay Anar'ın kaleminden oldu. Kitabın arka kapağında yazıldığı gibi İhsan Oktay Anar'ın diğer kitapları gibi üzerine söz söylemesi zor, içine dalması keyif verici bir kitap Efrasiyab'ın Hikayeleri. Kitap ölümün kapısını çaldığı fanilerle yaşadığı tabiri caizse kovalamayı anlatıyor. Bu kovalamaca içinde sırası gelen bir ruh ile yoldaşlık yapan Ölüm ile fani Cezzar Dede'nin anlattığı hikayeler oluşturuyor kitabı. Ortak temalarla karşılıklı anlatılan hikayeler mistik, felsefi, mizahi çerçevelerde anlatılıyor. İhsan Oktay Anar kendi okur kitlesini oluşturmuş, artık klasik hale gelen bir yazar. Onun kaleminin tadı, derinliği ve estetiği bu kitabında da doyurucu şekilde hissediliyor.
Efrasiyab'ın Hikayeleri
Okuyacaklarıma Ekle
138 syf.
Edebiyatın tüm ideolojilerden uzak olduğuna inanarak okudum bu kitabı. Ve içinde kendi gerçeklerimizi buldum. Yazılan her öykü sanki birer kurgu değil de yaşayanların anlattığı birer belgesel röportajı gibi. Fakirliğin, işsizliğin, çaresizliğin, sevdanın, hasretin, uzaklığın hissettirdiklerini okuyunca siz de bana hak vereceksiniz. Biraz olsun kalıplaşmış düşüncelerinizden uzaklaşıp kendimizden öyküler okumak isterseniz bu kitabı şiddetle tavsiye ederim. Okumak ya da okumamak için bahanesi, fikri, düşüncesi olana da olmayana da birbirini kırmadıkça saygım var.
Devran
9.0/10 · 6,4bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
48 syf.
Gogol'ün 'Palto'su
Geç de olsa nasiplendik Gogol'ün Palto'sundan. Bu kitabı incelemeye çok cümleler kurmaya gerek yok sanırım. Çünkü Dostoyevski "Hepimiz Gogol'ün Palto'sundan çıktık." diyerek her şeyi anlatmış. Rus klasiklerine uzun süre uzaktan bakan biri olarak yanlış yaptığımı belirtmek isterim. İnsan tahlillerinin üst düzeyde olduğu eserlerden Palto dönemin çaresizliğini apaçık gözler önüne seriyor. O dönem yaşananların benzerlerini görüyor olmamız belki de bu kitabı bizler için daha anlamlı kılıyor. Gogol her karakteri ve her sahneyi kısacık kitap içerisinde öyle güzel anlatmış ki her imgeye havsalanız kolayca bir karşılık bulup bu uzun hikayeyi daha canlı bir hale getiriyor. Her dönem palto peşinde koşan, hakkı yenen, ses çıkaramayan birileri vardı ve maalesef öyle görünüyor ki hep olacak. Umarım palto için emek verip paltosunu kaybetmiş herkesin hayaleti 'diğerlerini' rahat bırakmaz.
Palto
8.5/10 · 26,3bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1
...
103 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.