• - "... Gaiptir, Allah’ın kendisi gaiptir, melekler gaiptir. Ama seni göreyim ki melekler gayb olmasına rağmen -inanan insan için söylüyoruz bunu- melekler varmış gibi hayatını tanzim edebilesin, hiç olmazsa sağ omzunda bir melek sol omzunda bir melek yapıp ettiklerini kayda geçiriyor, bu bilinçle hareket ediyor musun, etmiyor musun? Etmiyor isen senin için de onun varlığı yokluğu fark etmiyor demek. Ama melekler kendi varlıkları itibariyle gaiptir. Peygamber, peygamberin kendisi onun gövde olarak gördüğünde dokunuyorsun, onunla musafaha ediyorsun. Zaten diyor ki ben de sizin gibi bir insanım, ben de sizin gibi bir beşerim. Baktığında onu hazır zannediyor ama peygamberliğin kendisi de gayb. Kendimizi mevcut inanç sistemimizden yalıtalım ve düşünelim bir adam kalkıp ben peygamberim diye ortaya çıksın. Peki, neye göre inanacağız veya reddedeceğiz, meçhul. İnanırsın veya inanmazsın. Yani peygamberliğin kendisi gayb. Asr-ı saadet’e döndüğümüzde bir adam çıkıyor, bu sizin taptıklarınız puttur, bunlar taştır, bunların hiçbir faydası yoktur, diyor. Etme eyleme arkadaş, faydası yoktur diyorsun ama bizim geçim kaynağımız bu. Burada 360 tane put var, bu putların salikleri var. Bunların her biri Arabistan’ın dört bir tarafından geliyorlar, ticaret yapıyoruz, para kazanıyoruz, onları memnun ediyoruz, onlar tekrar geliyor. Bu değirmen, bu çark böyle dönüyor. Nasıl bunlara faydasız dersin? Yok, faydasız diyor. Öyleyse diyorlar, bir sene biz senin taptığına tapalım, bir sene de sen bizim taptığımıza tap. Hangisi faydalıysa onun üzerinde karar kılalım. Efendimiz (s.a.v) de diyor ki: Alan da kaçan mı? Çünkü onun taptığı putların dünyevi menfaati görünüyor, insanlar Kâbeyi ziyarete geliyor, putları ziyarete geliyor, oraya para bırakıyorlar. Orada bir hayat çarkı dönüyor, ötekinin teklif ettiği Allah’ta görünürde herhangi bir dünyevi menfaat yok. Hac henüz farz kılınmamış, bir sene ona tapacaklar ve burada tabiî çok ince çıkarımlar var. Allah sınanmaz. Yani bir bakıma Allah’ı sınayalım anlamına geliyor Kureyş’in teklifi. Nitekim aynı şey diğer peygamberler için de geçerli, mesela Hz. İsa (a.s) için de teklif ediliyor. Şeytan çıkıp geliyor diyor ki; “Ey İsa madem bu kadar itimat ediyorsun, madem Allah da seni bu kadar seviyor, kendini şu uçurumdan at, eğer dediğin doğruysa Allah seni yarı yolda tutar, yahut kucaklar seni aşağıya yavaşça indirir, kurtulursun. Yok, öyle bir Allah yoksa sen de kurtulursun, biz de senden kurtuluruz.” Hz. İsa’nın (a.s) cevabı muhteşem: “Tanrı sınanmaz.” Yani ben buradan kendimi aşağıya atayım da o da beni kurtarır, demek ki varmış diyelim. Hayır, o onun takdiri ben onu bilemem. O beni kurtarır mı, kurtarmaz mı? Ben onun yerine geçip de onun yerine bir mükellefiyet altına giremem. O onun takdirinde olan bir şey. Hâlbuki sen bana diyorsun ki onun takdirini üstlen. Hayır, Allah’ı sınayamam, Allah sınanmaz. İşte Peygamberlerin ve Efendimizin de (s.a.v) zımnen söylediği şey Allah sınanmaz, bir elime ayı bir elime güneşi verseniz, bir başka şekilde söylenmiş, davamdan vazgeçmem dediği şey bu. Peygamberin kendisinin de gayb olduğunu söylüyoruz. Birisi kalkıp söylüyor ben peygamberim, bunu bana Allah vahyetti. Göster bakalım şu vahyi bir görelim. O da ayetleri, kendisine gelen ayetleri gösteriyor. Diyorlar: “Kardeşim sen akıllı bir adamsın, biz zaten biliyoruz. Sen böyle cümleleri söyleyebilirsin. Buradan oraya yol gitmez. Her ne kadar bu güzel cümleler bizim şimdiki şiir tarzımıza benzemiyor, ikinci yeni bir şiir bu, ama bu beni ikna etmiyor.” Etmez, çünkü ona gaybın argümanlarını sunamazsın, gaybın argümanları da gayb’da kalır. Hazırın argümanları gaibin varlığını reddetmeye de yetmez, cerh etmeye de yetmez, ıspata da..."

    (Rasim Özdenören’le Düşünce ve Eylem üzerine, Kalem Dergisi)
  • ... kadına neyin peşinde olduğumuzu söyleyemeyeceğimden çenemi kapalı tutup beni azarlamasına gerçek bir erkek gibi göğüs gerdim.
  • 408 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    "Kitap yakılan bir yerde sonunda insanları yakarlar."
    ~Heinrich Heine, Almansor, 1821 #39266561

    Damarlarımda hissettim, düşlerimde hayal ettim, gözlerimle gördüm, yüreğimle yaşadım, yürürken düşündüm, okurken doyamadım, bir yandan hızlıca sayfaları çevirmek, bir yandan sayfalar bitmesin istedim. Vücuda verilmiş özel bir karışım almışım gibi kendimden geçtim, sonsuz öykülerde kaybolmak, o dünyadan ayrılmak istemedim. Bir yazar, milyonlarca insanı bu ruh haline bir kitapla sokabilir, evet bunu yapabilir. Kitapların gücü o kadar fazla ki, işte bu yüzden korkuyorlar! İşte bu yüzden yok etmek istiyor, yasaklıyorlar!

    Fahrenheit 451 ile Ray Bradbury dünyasına adım attım. O kadar zevk aldım ki, o kitabı da bitirmek istememiştim. Ana kahramanız Guy Montag ile bağ kurdum, o bağ kopmasın istedim. 451 severler, bunu hep dilemiştir muhtemelen. Yakma Zevki ile 451’in daha öncesine gidiyoruz.

    İncelemeyi tamamlamaya yakın, Kitap Kıyımının Evrensel Tarihi ‘ne başladım. Fernando Baez ‘in 18 sayfalık sunuş bölümü, buraya bir şeyler eklemem gerektiğini hatırlattı. İncelemem eksik gibiydi, tam olmasa bile daha iyi hale getirdiğimi düşünüyorum.

    *

    Sistemin eleştirisini doruklara taşıyan anlar vardır. Bu anları iyi anlamak ve kavramak gerekir.

    1984 ‘ün üçüncü bölüm sonrasında ki Winston ve O’Brien,
    Cesur Yeni Dünya ‘nın on altıncı bölümden itibaren Vahşi, Helmholtz ve Mustafa Mond,
    Yakma Zevki ‘nin ise Montag ve Leahy ile olan yüzleşme diyaloglarını dikkatlice ve anlayarak okuyunuz, gerekirse birkaç kez okuyup, notlar alınız. Güçlü ile güçsüzün diyalogları ve aktarılan bilgiler o kadar önemli ki, nefesiniz tutulurcasına okursunuz. Vurucudur, hakikattir, gizlenmiş tüm sözcüklerin ortaya çıkması, akla karanın yüzleşmesidir. Bilgidir, birikimdir, PATLAMADIR! HAYKIRIŞTIR!

    Her diyalog beyninize inmiş bir balyoz gibidir. Sizi kör eden her şeyin ilacı gibidir. Oradadır, çekip almak size kalmıştır. Bir kitap o kadar çok şeydir ki, neleri başarıp başaramayacağı, okuyucusunda gizlidir.


    YAKMA ZEVKİ!

    İnsanın Yıkıcılığı arttı ve artmaya devam ediyor. İnsanın içinde yok etme içgüdüsü olduğunu savunmuş Sigmund Freud . İnsan eyleme geçmek için bir kıvılcım bekler, her zaman içinde var olanın dışarıya çıkmasını bekler. En masum görünümlü insan, ne yaptığına anlam veremediğimiz ve zihnimizin kabul etmek istemeyeceği suçlar işleyebilir. Bunun önceden kestirilmesi güçtür. İnsan bir şey yapmak isterse yapar, onu ne yasa ne de başka şey durdurabilir.

    Kitapta on üç ana öykü bulunmakta. Sonda ki diğer üç öykü ise, kısa olduğu için diğerlerine nazaran biraz daha hafif. İncelemeyi biraz öykü öykü, birazda doğaçlama yolu ile yapacağım.

    Öykülerin ana teması yakılan ve yasaklanan kitaplar, sansür edilen fikirler, yok edilen özgür düşünceler ve yaratılan otomat kafalı insanlar.
    Dünyayı daha iyi bir yer haline getirme hayalleri içinde, ruhsuz bir dünya yaratılması, ruhsuz dünyanın hiçbir şey hissetmemesi.

    İnsanın doğası mümkün olabilecek her şeye gebedir. En önemlisi, insan dediğimiz varlık, mutluluktan mutsuzluk, mutsuzluktan da mutluluk çıkarabilecek bir yapıya sahiptir. Yeter ki kendi özgür hür iradesi ile yaşasın ve düşünsün. İnsan ilk önce kendisine hükmetmelidir. Kendi kontrolünü başkasına vermek gibi bir ahmaklığa düşmemelidir. Yönetilmesi normal olabilir fakat, kendisini yöneteni de denetlemekle görevlidir. Sustukça balyozu kafana yersin, sonra bir bakmışsın, öyle bir susmuşsun ki, son balyoz darbesi ile toprağa gömülmüş, boğulmuşsun. İpler hiçbir zaman bir başka varlığın eline ya da devlete veya sisteme bırakılamaz. Bilimkurgu, distopya ve ütopya eserler bunlar üzerine kuruludur çoğu zaman. Var olanın tam tersini ya da daha ilerisini gören, düşünüp; kurgulayan ve yazan insanlara ayrıca minnet duymalıyız.

    Öykülerin adlarını büyük harfle yazıp birkaç tanesini az ve öz size aktarmaya çalışacağım. Çünkü bu kitabın adını arattığınızda öykülerin ne anlattığı hakkında bilgi edinemezsiniz. Ben biraz katkı sağlamak istedim.

    *ÖLDÜKTEN SONRA DOĞMAK, yaşamın bittiği, ölümün hüküm sürdüğü mezardan taşan bir yaşama konuk ediyor sizi. Mezardan kalktınız ve hayatınızı geçirmek istediğiniz, yarım kaldığını düşündüğünüz yere koşuyorsunuz, aşkınızın evine gidiyorsunuz. Sizi gördüğünde verdiği cevap ise "Biz artık düşmanız, Paul. Artık birbirimizi sevemeyiz. Ben canlıyım, sen ölü. (...) Doğal düşmanlarız biz." #38930571 burada ki düşmanlık, yaşamın ölüm karşısında ki zıtlığıdır.

    *ATEŞ SÜTUNU, mezardan ölüm doğurmaya devam ediyor. William Lantry 2349 yılında ölüm uykusunda uyanıyor ve beyaz pudra şekeri kıvamındaki bedeni ile uyumsuzluğa adım atıyor. Bu yüzyıl ona çok yabancı. Kitaplar yok edilmiş, insanlar düşünemeyen tek tip halini almıştır. Kendisi gibi ölüler yok edilmiş, mezarların içinde ki ölüler yakılmıştır. Kendisi son kalandır. Yok edilmeden önce uyanmış ve ölümü bu dünyaya getirmeye yemin etmiştir. Bu öyküden başlayarak edebiyat ve kitaplar karşımıza çıkıyor ve bize müthiş bir şölen yaratıyor aslında. Kütüphaneye gider Lantry ve Edgar Allan Poe var mıdır diye sorar…

    "Kim demiştiniz?”
    “Edgar Allan Poe.”
    "Dosyalarımızda bu isimde bir yazar yok.”
    "Bir kez daha bakar mısınız lütfen?”
    Bir kez daha baktı. “Ah, evet. Endeks kartına kırmızı bir işaret konmuş. 2265 yılındaki Büyük Yakma’dan önceki yazarlardan biri olsa gerek.”
    (…) Bu arada, hiç Lovecraft var mı elinizde?”
    “Seksle ilgili bir kitap mı?"
    Lantry kahkahayı bastı. “Hayır, hayır. Adamın adı o!”
    Kadın dosyaları karıştırdı. “O da yakılmış. Poe’yla birlikte.”

    *PARLAK ANKA KUŞU, 2022 yılında geçiyor, Kütüphane ile başlıyor hikâye. Kitapları yakmak için Kütüphanenin kapısını çalıyor Barnes. İnsanlık için yakmak istiyor, onun görevi bu. Kitapların kime ne faydası vardır ki? Kitaplar yakılırken, insanlar toplanmıyor bile, karşı bile çıkmıyor, unutmuşlar onları. “Kitaplar gibi insanları da yakmayacağım ne malum?” diyor ve doğru bir soru soruyor. Kitap yakan, insanı da yakar. Ki yakmadı mı zaten?

    *MARS’IN ÇILGIN BÜYÜCÜLERİ, 2100 Yılı Mars’ta bir sorun var ve oradaki sorunu kökten halletmek için bir roket fırlatıyor, dünyada ki kitaplar yakılmış, yazarlar da yakılmış. Geriye sadece Mars kalmış, çünkü Mars’a kaçmışlar. Bu hikaye de Edgar Allan Poe , Bram Stoker , Mary Shelley , Henry James , Lewis Carroll , H. P. Lovecraft , H. G. Wells , Aldous Huxley , Stendhal , William Shakespeare ve niceleri eşlik ediyor. Okurken bu dünyadan ayrılmak istemeyeceksiniz.
    "Çok acımasız bir adamsın, Poe."
    "Korkmuş ve öfkeli bir adamım. Ben bir tanrıyım, Hawthorne, tıpkı senin gibi, hepimiz gibi tanrıyım." #38983584

    *ÇILGINLIK KARNAVALI, Ray Bradbury Stendhal ‘ın önderliğinde bizi alıp götürüyor. Kendimizi Stendhal’ın kollarına bırakıp, gözümüzü kapatıyor ve karnavalın tadını çıkıyoruz! Edebiyatın en ürkünç karnavallarından bir tanesi ile karanlığın hüküm sürdüğü kalede, kötü ile daha kötünün karşılaşmasına konuk oluyoruz.
    "Cehalet, Bay Garrett, ölüm getirir." #36691790

    Kısa kısa ve bilerek yarım bırakarak anlattım. Her detay size spoiler olarak dönebilir o yüzden okuma zevkinizi almak istemedim. İncelemelerimde spoiler’a yer vermiyorum.

    *

    Kitapta, Fahrenheit 451 ‘in çok iyi bildiğimiz İTFAİYECİ hikayesi de mevcut. Ben bu hikâyeyi ezbere yakın biliyorum. İtfaiyeci yazılmadan önce, GECEYARISINDAN EPEY SONRA ‘yı yazıyor Ray Bradbury’i. İkisinin birbirinden farkları var ama bütünlük olarak aynı hikayeler. Öykücülüğünün iyi olmasının sebebi defalarca defalarca yazması ve edebiyata hakim olmasıdır. Geceyarısından Epey Sonra’yı okuduğumda farkları hemen hissettim. Guy Montag ile yeniden buluşmak fazlasıyla keyiflendirdi beni.

    Kitabın başlangıç konuları, birbirinden farklı. Hatta HBO’nun yeniden çevirdiği ve hiç sevmediğim 451 filmine de bu giriş hayat vermiş. Filmi 20 dakika zor izledim o yüzden geri kalanını pek bilmiyorum. İlk hikâyeyi yani Geceyarısından Epey Sonra’yı baz almışlar. İki hikâyeyi de okuyup kendiniz bu farkları bulabilirsiniz. Ben size iki örnek vereceğim.

    GECEYARISINDAN EPEY SONRA
    Hepsi Bay Montag’a baktı.
    “Dün gece yakaladığımız o yaşlı adama ne yapacaklar şimdi?” diye sordu Montag.
    “En az otuz yıl tımarhaneye atacaklar.” Sy.186

    İTFAİYECİ
    Hepsi Bay Montag’a baktılar.
    Bay Montag yutkundu. “Dün gece kitaplarla yakaladığımız o yaşlı adama ne olacak şimdi? diye sordu.
    “Tımarhaneye atılacak.” sy.274

    GECEYARISINDAN EPEY SONRA
    “Bir kız için ne çok şey düşünüyorsun,” demişti Bay Montag ona bakarak.
    “Düşünmek zorundayım. Düşünmek için o kadar çok vaktim var ki. Hiç televizyon izlemem ya da yarışlara veya lunaparklara ve onun gibi yerlere gitmem.” Sy.196

    İTFAİYECİ
    “Bir kız için ne çok şey düşünüyorsun,” demişti Bay Montag, huzursuz bir edayla.
    “Çünkü düşünmek için vaktim var. Ben hiç televizyon izlemem ya da oyunlara, yarışlara veya lunaparklara gitmem.” Sy.284

    Bu iki örnek birçok yerde önümüze çıkıyor. Sevgili Ray Bradbury tekrar tekrar okudukça daha iyisini yazabileceğini düşünmüş olsa gerek. Benim düşünceme göre de İtfaiyeci öyküsü daha derli toplu, daha usta işi olmuş. Kelimeler, diyaloglar daha iyi kotarılmış. Kitabın sonunda da farklılar var tabi ki. Okuyunca bütün farkları kendiniz analiz edersiniz. Unutmadan, 451 kitabında ki öykü İtfaiyecidir, gece yarısından epey sonra değil. Yakma Zevkinde ikisinin de olması çok isabetli bir karar. Zaten 451 öyküleri diye geçiyor.

    Bu kısa incelememi toparlamam gerekiyor artık. Kısa oldu bence… : )

    Öykülerini yazdığı yılları düşündüğümüzde bol bol “Gotik” edebiyattan alıntılar yapmış Ray Bradbury. Özellikle Poe’yu tanımayan okurlar, bu kitabı okuduktan sonra kesinlikle Poe’nun kitaplarına hücum edecektir. O kadar güzel detaylandırmış ve konu etmiş ki öykülere doyamıyorsunuz. Neredeyse, İthaki’nin “Karanlık Kitaplar Serisi” Yakma Zevki içinde geçen yazarlarla dizayn edilmiş diyeceğim. Kim mi onlar?
    Washington Irving , Stephen Graham Jones, Bram Stoker, Edgar Allan Poe, H.P. Lovecraft, Mary Shelley …

    Listeye buradan ulaşabilirsiniz: https://forum.kayiprihtim.com/...kitaplik-serisi/2874

    Kitapları yakanların “cahiller” olduğu düşüncesini aklımızdan çıkarmamız gerekiyor. Tam tersi, akıllı ve donanımlı insanların kitapları yaktığını ve yok ettiğini düşünebiliriz. Bilgiden, düşüncelerden, kitlelerin bu fikirlerden etkilenmesinden korkuyorlar. Korudukları tahtlarından olmamak için, kitlesel kitap kıyımları gerçekleştiriyorlar. 1984’ün yazıldığı döneme bakın. Araştırma yaptığınızda Sovyet Düşmanı yazar olan çıkıyor karşımıza Orwell. Hedef tahtasıdır. Kendisi de kitapları da yasaklıdır. Zaten kitabının basılması da kolay olmamıştır.

    Okunan kitap sayısı, çoğalmak yerine her yıl azalırsa, bu öngörüler rahatça gerçekleşecektir. İnsanların önem vermediği kitaplar yakıldığında, sabah işlerine gitmeye, yemeklerini yemeye devam edeceklerdir emin olabilirsiniz. Bir grup azınlık direnir ve onlarda susturulur zaten. Her kitap değerli midir sorusu başka bir konudur. Buna kesinlikle evet diyemeyiz. Safsataların dolu olduğu, sırf propaganda yapmak için ısmarlama şekilde yazılmış kitaplar değerli kitaplar değillerdir. Genellikle, tarihi; gerçeklerden saptırmak için uydurulmuş yazılardır. Dünyanın her yerinde bu kitaplara rastlamak mümkündür.

    "On yıldır dünyanın beynini öldürüyor, üstüne gazyağı döküyorum. Tanrım, Millie, bir kitap bir beyin demek.
    Biz tüm bu yıllar boyunca sadece o kadını ya da onun gibi bir sürü başka insanı öldürmedik.
    DÜŞÜNCELERİ YAKTIM BEN, PERVASIZCA, CAYIR CAYIR" #39087426

    Birisi korkutucu kitaplar mı yazmış, YAK GİTSİN!
    Birisi sistemi eleştiren kitaplar mı yazmış, YAK GİTSİN!
    Birisi geçmişin gerçeklerinden bahseden kitaplar mı yazmış, YAK GİTSİN!
    Birisi 2+2=4’tür diyen kitaplar mı yazmış, YAK GİTSİN!
    BURN IT MR. MONTAG, BURN IT!!!

    Jorge Luis Borges şöyle der:
    "İnsanın araçları içinde hiç şüphesiz en şaşırtıcısı kitaptır. (...) kitap bambaşka bir şeydir: Kitap belleğin ve hayal gücünün uzantısıdır." #39269501

    *

    Her Şeyi YAK GİTSİN - I --:>> #30692194

    Bilimkurgu - Çizgiroman - Manga Etkinliğimiz: #28996895

    Ray Bradbury Etkinliğimiz: #38068128

    *

    İncelemeyi okuduğunuz için teşekkür ederim.
    Kitaplarla kalın!
    Onlara birisi el uzatırsa, ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz!
    Montag ne yaptıysa, sizde onu yapın! 10/10
  • Bağlantılı hikayeler :
    #32867531
    #33861382
    #33619327
    #34440690


    KÖR YOLCU 2

    “Ortalık sakinleşti sanırım , her şeyi açıklamanın tam sırası”

    -Necip Bey afedersiniz bir dakika dinler misiniz çok rica ediyorum.
    -Ne diyorsun kardeşim dinlemek istemiyorum, şimdi bey mi olduk hani isimlerimiz yeterliydi, sahtekar herif yürü git elimden bi kaza çıkmasın.
    -Haklısınız elbette kendinizce çünkü gerçeği bilmiyorsunuz, sadece son bir fırsat istiyorum her şeyi açıklamak için, lütfen.
    -İyi be çabuk ol kitap okuyacağım daha , senin yüzünden başlayamadım bile.
    -Çok teşekkür ederim. Hemen konuya giriyorum. Bu sahte körlük oyunu tamamen bir sosyal deney amaçlıydı. Yani özetle insanların, engelli vatandaşlara karşı olan tutumlarını ölçmek istedik, siz en başından beri çok saygılı ve ilgiliydiniz , teşekkürler her şeyden önce. Sonraki istenmeyen gelişmeleri de pek hesaba katmadık ama buna da hazırlıklıydık. Bütün olup biten hem ses kaydına alındı hem de gizli kamerayla çekildi. Elbette sizin ve diğer yolcuların izin verdiği kadarını paylaşacağız kamuoyuyla. Büyük bir şirket için çalışıyorum, devlet kurumlarıyla da bağlantımız var, çok büyük bir proje bu, sanırım derdimi anlatabildim.
    - Evet yeterince anlaşılır oldu bu açıklama, siz de kusura bakmayın bilemezdik takdir edersiniz ki.
    -Estağfurullah, tabi ki bilemezdiniz. Biz alışkınız aslında fakat bu çapta bir otobüs yolculuğu deneyimi bizim için de ilk oldu. Ekibimizden 4 kişi de bana eşlik ediyor arka koltuklarda, onları zor durdurdum neredeyse sizlere tepki göstereceklerdi , neyse ki bu kadarıyla duruldu ortalık.

    Nigar : Pardon anlattıklarınıza kulak misafiri oldum, ben de özür dilerim kendi adıma, Necip Bey'in dediği gibi bilemezdik.
    -Hiç önemli değil, özür dileyecek bir şey yok çok naziksiniz, aslında bir de şu var ki muavine karşı tavırlarınız da pek hoş değildi ama şey pardon mesleki bir alışkanlık, insanlara karşı davranışlar konusunda çok hassas bir iş bizimkisi malum :)

    -Muavin : Abi ben senin harbi bi delikanlı olduğunu anladıydım zaten, kusura bakma hırpaladık seni biraz abey, şeytana uydum ben, bi de çok yorgunum biliyon mu 48 saattir uyumadım, kamerada çıkacak mıyım ben de abi meşhur olurum belki, kurtar beni bu hayattan ne olur.
    -Kardeşim sorun değil, sana özel bir yer veririz programda. Şoför beyle bir görüşsek gel sen hele, Semih Bey'e çok ayıp oldu adamcağız yolda kaldı olacak iş değil, dönüp alalım onu hemen.

    -Kaptan Bey, …….. durum böyleyken böyle , ne olur dönüp alalım Semih Bey perişan olmuştur, bak bütün yolcular da razı en fazla 1 saat gecikiriz.
    Kaptan : Arkadaş bi tane akıllı da beni bulmaz ki, canımdan bezdim bu yollarda, iyi ya dönelim madem,hay ben böyle işin de böyle yolun da..
    -Sağolasın kaptan baba adamsın sen belli zaten.

    “Kaptan sert bir manevrayla otobüsün yönünü geriye çevirir, yolcuların bir kısmı uykusundan uyanır, bir bebek ağlamaya başlar. "

    Osman : Nigar Hanım, siz çok okuyan birisiniz belli, izin verirseniz sosyal sorumluluklar hakkında birkaç soru sormak isterim size de, kısa bir röportaj gibi, kameraman arkadaşı da çağırıyorum sakıncası yoksa. Müsade ederseniz Semih Bey gelene kadar yanınıza oturabilir miyim, pratik olur böylece,koridor dar zaten, kameraman arkadaş da rahat hareket eder böylece.
    -Peki buyurun ne diyeyim, çok şaşkınım olanlara ama demek ki bunları da yaşamamız gerekiyormuş, kısa tutarsak sevinirim, kitabın en heyecanlı yerindeydim.
    -Tabi ki 10 dakikayı geçmez, teşekkürler.
    …………
    -Bitti mi hepsi bu kadar mı, faydalı olacak mı anlattıklarım, hangi kanalda çıkacak bu arada ne zaman, saçım iyi miydi ya aynaya falan da bakamadım tüh aceleye geldi.
    -Merak etmeyin gayet güzel oldu. Şey bu arada Semih Bey gelince durumu ona siz anlatsanız rica etsem, kendisiyle konuşana kadar yeni bir felaket yaşamak istemiyorum :)
    -Tabi , o iş bende merak etmeyin.
    -Çok teşekkürler, tanıştığımıza memnun oldum. İzninizle yerime geçeyim, ben de kitap okuyayım biraz :)
    ……….
    “Semih olanları öğrenir ve artık sakinleşmiştir, her şey yoluna girmiştir.”

    -Afedersiniz ben fevri davrandım, bir avukat olarak daha sakin olup anlamaya çalışmalıydım olanları, peşin hüküm verdim.
    -Üzülmeyin Semih Bey, iyi niyetinizden şüphem yok, bilinçli bir vatandaş olarak hareket ettiniz, belki biraz ileri gitmiş gibi oldunuz ama zararı yok :) Bu arada , sizinki gibi tepkilerin benzerleriyle karşılaşıyoruz zaman zaman, nadiren de olsa mesele yargıya taşınıyor. Açıkçası iyi bir avukata ihtiyacımız var ve bu konuda yetkilendirildim yöneticiler tarafından, eğer değerlendirmek isterseniz önümüzdeki hafta iş görüşmesine bekliyoruz sizi, emin olun tatmin edici bir maaşınız olacak, bu da kartım, istediğiniz zaman arayabilirsiniz.
    -Teşekkür ederim, aslında böyle bir arayışım da vardı ama bilemedim, bir düşüneyim.
    …………
    “ Yediveren Turizm’in sayın yolcuları ! Aracımız Güzeltepe Dinlenme Tesisleri’ne varmak üzeredir, mola süremiz 30 dakikadır.”