• Sonra o müddeî, kalbinden der ki: "Yıldızlar çok kalabalıktırlar. Hem dağınık, karmakarışık görünüyorlar. Belki onların içinde, müekkillerim namına birşey kazanırım." der. Onların içine girer. Onlara esbab namına, şerikleri hesabına ve tuğyan etmiş felsefe lisanıyla, nücumperest olan sabiiyyunların dedikleri gibi der ki: "Sizler, pekçok dağınık olduğunuzdan, ayrı ayrı hâkimlerin taht-ı hükmünde bulunuyorsunuz." O vakit yıldızlar namına bir yıldız der ki: "Ne kadar sersem, akılsız ve ahmak ve gözsüzsün ki; bizim yüzümüzdeki sikke-i vahdeti ve turra-i ehadiyeti görmüyorsun, anlamıyorsun. Ve bizim nizamat-ı âliyemizi ve kavanin-i ubudiyetimizi bilmiyorsun.

    Bizi intizamsız zannediyorsun. Bizler öyle bir zâtın san'atıyız ve hizmetkârlarıyız ki, bizim denizimiz olan semavatı ve şeceremiz olan kâinatı ve mesiregâhımız olan nihayetsiz feza-yı âlemi kabza-i tasarrufunda tutan bir Vâhid-i Ehad'dir. Bizler donanma elektrik lâmbaları gibi, onun kemal-i rububiyetini gösteren nurani şahidleriz ve saltanat-ı rububiyetini ilân eden ışıklı bürhanlarız. Herbir taifemiz onun daire-i saltanatında ulvî, süflî, dünyevî, berzahî, uhrevî menzillerde haşmet-i saltanatını gösteren ve ziya veren nurani hizmetkârlarız.
    Sözler - 597
  • Onlara, “Siz de tanıdığınız insanların iman ettiği gibi iman edin, denildiği vakit:
    “Biz hiç sefihlerin (akılsız ve ahmak kişilerin) iman ettikleri gibi mi iman eder miyiz?" derler. Biliniz ki, akılsız ve ahmak olanlar yalnızca onlar kendileridir. Fakat bunu bilmezler (veya bilmezlikten gelirler)
  • 1915 Tehciri'nde ve o tehcir dolayısıyla meydana gelen müessif hadiselerde bizim Türk milleti olarak bir mesuliyetimiz, bir kusurumuz, bir yanlışımız yoktur. Bütün vebal bugünkü PKK ihanetinde olduğu gibi bir kısım akılsız, ahmak, hain, cahil Ermeni militanlarının üzerindedir. Çünkü başta Rusya, İngiltere, Fransa gibi büyük devletlerin oyunlarına gelen bazı Ermeniler, insan gibi yaşadıkları Devlet-i Aliyye'ye başkaldırdılar, isyan ettiler. Zeytun'da, İstanbul'da, Adana'da ayaklandılar. Bazı resmi kuruluşlarımızı yaktılar. II. Abdülhamid Han'a Yıldız Camii önünde suikast düzenlediler. Biz Birinci Dünya Harbi'ne girdiğimizde Ermeniler Rus Ordusu ile birlikte oldular. Doğu'daki Kürt ve Türk köylerini basarak insanlarımızı hunharca katlettiler. Müslüman halkımızı camilere doldurarak diri diri yaktılar. Erzurum Cephesi'nde ordumuz Ruslarla çarpışırken Ermeniler bizi arkadan vurdular. Silahlı kuvvetlerimiz önünde Ruslar, arkasında, vicdansız, insafsız Ermeni çeteleri vardı.
    Tehcir teklifi bize Alman genelkurmayından geldi:
    "Bu Ermen, çetelerini etkisiz hale getirmezseniz, onları destekleyen Ermeni topluluklarını güney bölgelerinize indirmezseniz savaşı kazanamazsınız." denildi.
    Çok zor günlerdeydik. Yedi cephede düşmanla çarpışıyorduk. Bir de içimizden ihanete uğramıştık. Tehcire mecbur kaldık. Tehcir yapılırken yani Ermeniler, güney bölgemize indirilirken anası, babası, bacısı, kardeşi hatta kundaktaki bebekleri Ermeniler tarafından hem de en vahşiyane bir şekilde öldürülen Kürtler ve Türkler mukabil harekete geçerek öçlerini aldılar. Yani Ermenileri katlettiler. Yani Ermenilerle Kürtler ve Türkler arasında şiddetli bir çarpışma oldu. Bunları lütfen sesiniz en yüksek tonuyla açıklayınız.
    Yavuz Bülent Bakiler
    Sayfa 174 - Yakın Plan Yayınları
  • Sonra o müddeî, kalbinden der ki: "Yıldızlar çok kalabalıktırlar. Hem dağınık, karmakarışık görünüyorlar. Belki onların içinde, müekkillerim namına bir şey kazanırım." der. Onların içine girer. Onlara esbab namına, şerikleri hesabına ve tuğyan etmiş felsefe lisanıyla, nücum-perest olan sabiiyyunların dedikleri gibi der ki: "Sizler, pek çok dağınık olduğunuzdan, ayrı ayrı hâkimlerin taht-ı hükmünde bulunuyorsunuz."

    O vakit yıldızlar namına bir yıldız der ki: "Ne kadar sersem, akılsız ve ahmak ve gözsüzsün ki bizim yüzümüzdeki sikke-i vahdeti ve turra-i ehadiyeti görmüyorsun, anlamıyorsun. Ve bizim nizamat-ı âliyemizi ve kavanin-i ubudiyetimizi bilmiyorsun. Bizi intizamsız zannediyorsun. Bizler öyle bir zatın sanatıyız ve hizmetkârlarıyız ki bizim denizimiz olan semavatı ve şeceremiz olan kâinatı ve mesiregâhımız olan nihayetsiz feza-yı âlemi kabza-i tasarrufunda tutan bir Vâhid-i Ehad'dir.

    Bizler donanma elektrik lambaları gibi onun kemal-i rububiyetini gösteren nurani şahitleriz ve saltanat-ı rububiyetini ilan eden ışıklı bürhanlarız. Her bir taifemiz onun daire-i saltanatında ulvi, süflî, dünyevî, berzahî, uhrevî menzillerde haşmet-i saltanatını gösteren ve ziya veren nurani hizmetkârlarız.

    Evet, her birimiz kudret-i Vâhid-i Ehad'in birer mu'cizesi ve şecere-i hilkatin birer muntazam meyvesi ve vahdaniyetin birer münevver bürhanı ve melaikelerin birer menzili, birer tayyaresi, birer mescidi ve avâlim-i ulviyenin birer lambası, birer güneşi ve saltanat-ı rububiyetin birer şahidi ve feza-yı âlemin birer ziyneti, birer kasrı, birer çiçeği ve sema denizinin birer nurani balığı ve gökyüzünün birer güzel gözü {(Hâşiye) olduğumuz gibi heyet-i mecmuamızda sükûnet içinde bir sükût ve hikmet içinde bir hareket ve haşmet içinde bir ziynet ve intizam içinde bir hüsn-ü hilkat ve mevzuniyet içinde bir kemal-i sanat bulunduğundan Sâni'-i Zülcelal'imizi, nihayetsiz diller ile vahdetini, ehadiyetini, samediyetini ve evsaf-ı cemal ve celal ve kemalini bütün kâinata ilan ettiğimiz halde, bizim gibi nihayet derecede safi, temiz, mutî, musahhar hizmetkârları, karmakarışıklık ve intizamsızlık ve vazifesizlik hattâ sahipsizlik ile ittiham ettiğinden tokada müstahaksın." der. O müddeînin yüzüne recm-i şeytan gibi bir yıldız öyle bir tokat vurur ki yıldızlardan tâ cehennemin dibine onu atar.
    Sözler[Y] - 666
  • Gönül adamları, beden güzelliğine gönül vermemişlerdir. Ancak akılsız ve ahmak insanlar, beden güzelliğine değer verir. Vahdet'in sâf şarabını yudumlayan kimse; dünyayı da, ahireti de unutur.
  • "Elli üç yaşına geldim; hala ahmaklıktan kurtulamadım."
    Doğan Cüceloğlu
    Sayfa 10 - Remzi Kitabevi
  • Kendi menfaatlerini milletlerin menfaatinden üstün tutanlara, kendi hak edilmemiş ekmeklerini yiyebilmekte devam etmek için milletlerini kölelik zincirleri, cehalet karanlığı, korku uyuşukluğu içinde bırakmaya çabalayanlara lânet olsun…

    Hiçbir fikre inanmadıkları için fikirlere, insanı insan eden duygulara yabancı oldukları için insanlık sevgisine, herhangi bir şeyi bilip öğrenemeyecek kadar beyinsiz ve tembel oldukları için bilgiye ve kitaba düşman olanlara lânet olsun…

    Halkın arasına girecek, onlarla sarmaş dolaş olacak suratları olmadığı için halkı hor görenler, her zaman ve her yerde kendilerinden daha isabetli davranacak ehliyette olan halk kitlelerini ahmak bir koyun sürüsü, yahut düşüncesiz bir yığın sayanlara, halkın dostluğuna da, düşmanlığına da kulak asmayacak kadar gaflete düşenlere lânet olsun…

    İnsanların toplu halde yaşayabilmeleri için ilk şart olan hak ve adalet kaidelerini bile kendi iğrenç arzularına âlet ederek, aralarında yaşadıkları insan cemiyetini korkunç bir düzensizliğe sürüklemeye çalışanlara lânet olsun…

    Üzerinde yaşadıkları toprakları, boş lakırdı ve gösterişten ileri geçmeyen akılsız, bilgisiz tedbirler ve tedbirsizliklerle günden güne bakımsız, verimsiz, perişan bir toprak yığını haline getirenlere, o toprağın üstünde yaşayanları, oralarda eskiden insan gibi yaşamış olan milletin hatırası için yüz karası olacak kadar düşük seviyelere indirenlere lânet olsun…

    Kendilerini sattıkları devletin sözde dostluğunu kendi milletine mazur gösterebilmek için yurtlarına kavi ve korkunç düşmanlar icat edenlere ve memleketlerini yakın tehlikelere sokmak isteyenlere lânet olsun…