• Sadece, zihnimizin hakkında kesin ve kuşku götürmeyen bir bilgiye erişebileceği konularla meşgul olmamız gerekir.

    Bütün bilimler kesin ve açık birer bilgidir; birçok şeyden kuşku duyan kişi, bu şeylerin bazılarıyla ilgili yanlış fikirler üretmediği sürece bunları hiçbir zaman aklından geçirmemiş kişiden daha bilgili değildir. Keza yanlışla doğruyu ayırt etmenin imkânsızlığı nedeniyle, kuşku duymamıza rağmen doğru olduğunu kabul etmek zorunda kalacağımız son derece zor konularla meşgul olmak yerine bu konularla ilgili hiç çalışmamak daha doğrudur, aksi halde sahip olduğumuz bilgiyi artırmak bir tarafa bütünüyle kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırız. Bu nedenle, bu kural sayesinde olasılık niteliğindeki tüm bilgileri reddedip yalnızca kusursuz biçimde doğrulanmış ve üzerlerinde hiçbir kuşku beslenemeyen bilgilere güvenilebileceğini düşünüyoruz. Bilim insanları kendilerini bu türden bilgilere ender rastlandığına inandırmış olabilirler, zira şüphesiz insan doğasından kaynaklanan bir hata yüzünden fazlaca basit ve herkesin ilgi alanına giren bu konular üzerine dikkatlerini vermeyi ihmal ediyorlar. Ancak bu tür konuların sayıca onların sandıklarından daha fazla olduğunu ve şimdiye kadar ulaştıkları kanılarla ortaya atabildikleri sonsuz sayıda önermeyi doğrulamak için yeterli gördükleri bu bilgileri, bir âlim için bir şeyi bilmediğini itiraf etmenin yakışıksız olduğu düşüncesiyle yanlış kanıtlarla süslemeye alıştıklarını, öyle ki daha sonradan kendilerinin bile bunlara inanıp doğrulanmış şeyler gibi piyasaya sürdüklerini onlara bildirmekten çekinmiyorum.
    Bununla birlikte eğer kuralımızı titizlikle ele alırsak, geriye kendimizi bütünüyle verebileceğimiz çok az çalışma kalacaktır. Bilim alanında zeki kişilerin üzerinde farklı fikirlere sahip olmadıkları tek bir mesele bile zor bulunur. Oysa iki kişinin farklı yorumladığı her konuda, ikisinden birinin yanıldığı kesindir. Dahası ikisi de gerçeği bilmemektedir, zira daha net bir görüşe sahip olan kişi bunu rakibini ikna etmek için kullanabilir. Demek ki hakkında yalnızca olası fikirlere sahip olduğumuz konularla ilgili tam bir bilgiye ulaştığımızı iddia edemeyiz, çünkü kendimizden, başkasının yapabildiğinden fazlasını beklemek küstahlık olur. Neticede iyice düşünürsek, geriye mevcut bilimler arasında bu kuralın uygulanabileceği sadece geometri ve aritmetik kalıyor.
    Yine de buna dayanarak, ne başkaları tarafından bulunan felsefi düşünme yöntemlerini ne de onların silahlarını, polemikler için çok uygun olan muhtemel kıyaslarını mahkûm ediyoruz. Doğrusu bunlar genç insanların zihinlerine pratik kazandırıp onlarda öykünme yoluyla eğitim dürtüsü uyandırıyor. Kendi hallerine bırakmak yerine, genç zihinlere şüpheli dahi olsalar fikirlerle yön vermek daha doğrudur, zira bu fikirler âlimler arasında bile tartışma konusu olmuştur. Aksi halde bu genç insanlar uçuruma sürüklenme tehlikesine düşeceklerdir. Ustalarının ayak izlerini takip ettikleri sürece, kimi zaman doğru olandan sapsalar dahi gözü açık kimselerin açtığı daha güvenli bir yolda her zaman ileriye giderler. Kendi adımıza böyle okul eğitimi görmüş olmaktan memnunuz ama şimdi, bizi öğretmenin sözüne zincirleyen yeminden sıyrıldığımıza ve eline değnekle vurulacak yaşı geçtiğimize göre, eğer beşeri bilginin doruğuna ulaşmamıza yardımcı olacak kuralları kendimiz belirlemek konusunda ciddiysek, söz konusu kuralı birinci sıraya koyalım ve birçok kişinin yaptığı gibi kolay çalışmaları göz ardı edip sadece zor konuları ele alarak vakit kaybetmekten sakınalım. Bu kişilerin bu zor konuları ele alarak hassas varsayımlarda bulunup makul yöntemler üretebilecekleri doğrudur ama birçok çalışmanın ardından, onlar da sonunda hiçbir bilim edinmeksizin yalnızca kuşkularını çoğalttıklarını fark edeceklerdir.

    Yukarıda mevcut bilimler arasında yalnızca aritmetik ile geometrinin yanlışlıktan ve kuşkudan tamamen muaf olduğunu belirtmiştik. Gelin bunun asıl nedenini daha titizlikle irdeleyelim. Gerçeğin bilgisine ulaşmanın iki yolu vardır: deneyim ve tümdengelim. Deneyim çoğu kez yanıltıcıdır; tümdengelim ya da bir şeyin başka bir şeyden çıkarsanması ise, eğer dikkat edilmezse atlanabilir, ancak yeterince dikkat edilirse mantık yürütmeye alışık olmayan biri tarafından bile asla yanlış yapılmaz. Bu işlemin, mantığın insan aklını yönetmeye çalıştığı kısıtlayıcı bağlara karşı büyük bir yardımı dokunmasa da, bu yöntemlerin başka kullanım alanları olduğunu inkâr etmeyeceğim. Hayvanları kastetmiyorum ama insanların içine düşebileceği tüm hatalar yanlış bir tümevarımdan değil, yeterince anlaşılmamış bazı deneyimlerden ya da gelişigüzel ve hiçbir sağlam temele dayanmayan yargılamalardan kaynaklanır.
    Tüm bunlar aritmetiğin ve geometrinin diğer bilim dallarından hangi yönlerden daha kesin olduğunu ortaya koyuyor: Yalnızca bu bilimlerin ele aldığı konular bu denli açık ve nettir; deneyimin kuşkuya sebebiyet verebileceği hiçbir şeyi varsaymaya ihtiyaç duymazlar ve her ikisi de aklın birbirinden çıkarttığı bir sonuçlar zinciriyle iş görürler. Aritmetik ve geometri, aynı zamanda tüm bilimlerin en kolayları ve en açıklan olup istediğimiz türden konuları içerirler, zira dikkatsizlik söz konusu olmadığı sürece bir kişinin onlarda yolunu kaybetmesi pek mümkün değildir. Yine de birçok zihnin başka çalışmalara veya felsefelere kendisini vermeyi tercih etmesine hayret edilmemelidir. İnsanlar belirgin bir konu yerine daha muğlak konular üzerine daha cesurca tahminlerde bulunurlar ve herhangi bir konuda üstünkörü bir fikre sahip olmak, onunla ilgili doğruya ulaşmaktan çok daha kolaydır.
    Tüm bunlardan çıkan sonuç, aritmetik ile geometrinin öğrenilmesi gereken yegâne bilimler olduğu değil, doğruyu arayan kişinin aritmetiğe ve geometriye özgü ispatların kesinliğine eş bir bilgiye sahip olmayan hiçbir konuyla uğraşmaması gerektiğidir.
  • BİRİ:
    Oku diye verdikleri masal kitabını kapar kapamaz, söyle dedikleri şarkıyı bitirir bitirmez başını kaldırır da bir bakarsın ki bir sürü kimse başına çullanmış, dürüst oldun diye, kendi çıkarını düşünmedin diye, inanacaksın dedikleri şeyi yaptın diye seni azarlıyor ve ayıplıyorlar. İşte o zaman aklın durur! Ne yapacağını şaşırırsın. Bir, elindeki kitaba, dudağındaki şarkıya, bir de tependeki gözü dönmüş yüzlere bakarsın. Gene bakarsın; gene bakarsın, öyle bocalar durursun. Ve galiba sonunda şarkıyla kitap yere, çamurlara düşer gider. Zaman zaman esen tatlı yel olurlar, arada sırada hatırlarsın sadece...
  • 216 syf.
    ·Puan vermedi
    Yazarın "Karısını Şapka Sanan Adam" kitabını uzun süredir okumak istiyordum, "Aklın Gözü" adlı kitabını görünce onunla başlamak istedim. Kitap bir nöroloji ve psikoloji uzmanının hastalarının incelemelerinden meydana geliyor. Bu nedenle tıbbi terimlerle çok sık karşılaşıyoruz. Benim için bazı tıbbi açıklamalar sıkıcı gelse de, okuduklarımın gerçek hastaların hikayeleri olduğunu bilmek beni kendi sağlığım yaşamım hakkında düşüncelere sevk etti. Şöyle düşünün, konserler veren bir piyanistsiniz fakat bir gün inme geçiriyorsunuz ve artık nota okuyamıyorsunuz, ne yapardınız? Hayata küser, yılıp bir köşede oturur muydunuz? Yada bu kez bir çok roman yazan bir yazarsınız, fakat bir gün kalkıyorsunuz ve gazetedeki büyük başlıkları bile okuyamadığınızı farkediyor ve zamanla okuma yetinizi kaybediyorsunuz. Bu insanlar hayatlarının temeli olan ve belki de geçimlerini sağlamalarına yardım eden bu yeteneklerini bir şekilde kaybettiklerinde, beyinleri farklı bir yönden hayatlarını sürmelerine yardımcı oluyor ve pes etmiyorlar. Okuduğum incelemelerden beni en çok etkileyen şeyde bu oldu sanırım; "Yılmamak!".
    "Sorunlar asla yok olmadı, diyor Howard, ben onları çözmede daha zeki hale geldim."
    Alıntımı son olarak en çok ilgimi çeken sorun olan yüz tanıma yetisini kaybeden kişilerle ilgili bilgi alabileceğiniz bir link ile bitirmek istiyorum,merak edenler varsa mutlaka siteyi bir ziyaret etmeli :)

    http://www.faceblind.org


    Oliver Sacks #k:
  • ❝Bir insan olduğunuzu ve bütün insanların beyinleri olduğunu biliyorsunuz. Bunu kitaplarda okudunuz ve güvendiğiniz kişiler size böyle olduğunu söyledi. Tüm insanların karaciğerleri de vardır ve belki biraz garip gelecek ama beyniniz hakkında bildikleriniz karaciğeriniz hakkında bildiklerinize benzer. Kitaplarda okuduklarınıza inanırsınız. Yüzyıllar boyunca insanlar karaciğerin ne işe yaradığını bilmediler. Yanıtını bulmak için bilime gerek duyulmuştu. İnsanlar beyinlerinin de ne işe yaradığını her zaman biliyor değillerdi. Aristoteles beynin, kanı serinleten bir organ olduğunu söylemişti ve elbette beyin diğer işlevlerini yerine getirirken bir yandan da gayet etkin bir şekilde kanı soğutur. Karaciğerlerimizin kafataslarımızın içinde, beyinlerimizin ise kaburgalarımızın altında bulunduğunu varsayalım. Bizler dünyaya bakıp onu dinlerken, karaciğerlerimizle düşünüyor olduğumuz fikri aklımıza yatar mıydı sizce? Düşünmeniz gözlerinizin arkasında, kulaklarınızın arasında bir yerde gerçekleşiyor gibi görünüyor, ama bunun nedeni beyninizin orada bulunması mı, yoksa kabaca "kendinizi çevrenizi gördüğünüz noktaya yerleştirmeniz" mi?❞

    Daniel C. Dennett,
    Aklın Gözü

    👉instagram.com/aykiri.bahcelerr