feylesof: profil resmi
....
234 okur puanı
14 Ara 2017 tarihinde katıldı.
  • feylesof: tekrar paylaştı.
    yeni sağılmış sütlerin tadına varıyorum
    göğüslerinin arasındaki o esmer çukurdan akıyor kanım
    kimsenin girmediği ıssız ormanına dalıyorum senin,
    bir kaplansın! ben önünde can çekişen hayvan
    bir yılanın süzülüşünü duyuyorum karanlık çalılardan
    gerinen kasıklarında büyüyor bu ipeksi koku
    elime değen zehir dokununca pul pul dağılacak
    gece gündüze, kılıç kınına kavuşacak
    yaprağa düşen ateş nasıl tutuşturursa ormanı
    ellerin bana uzanınca hayat ve ölüm beni çağırıyor

    Tuğrul Tanyol
  • şimdi çocukların üzerini açtığı vakittir
    parmak uçlarıma basarak
    uyandırmadan örtsem onları
    uyku, hiçbir göze
    çocuk gözüne yakıştığı kadar yakışmaz
    uyku
    bana da yakışır mı?

    Ali Ural
  • İyi geceler :/
  • feylesof: tekrar paylaştı.
    Lazım değil büyük geceler üstüne
    Yıldız.
    Yaşamanın şarkısını söylerken bir ağızdan
    Saçlar dökülür, gözlerin kuvveti azalır,
    Lazım değil.

    Fazıl Hüsnü Dağlarca
  • Parasız Yatılı

    İkinci Yeni şiirinin varlık kazanmasında elbette muhtelif ve mütenevvi sosyopolitik sebepler var. Bununla birlikte bir de işbu şiir akımını doğuranların hususi hayatları var ki, belki de en etkileyici sebeptir:
    İkinci Yeni şiirinin en önemli isimlerinin parasız yatılı oluşu ve çektikleri sıkıntılar...
    *
    Bu şiire ''sivil şiir'' diyen Ece Ayhan bir röportajında şöyle diyor:
    ''.. Şimdiye kadar İstanbullu zengin ailelerden çıkmış şiir. Türkiye'de bir değişim vardı ve bunun şiire vurması bekleniyordu. Ama bu hareket zengin akrabalardan beklenirken hiç alakası olmayan parasız yatılılardan çıktı. Hiç kimsenin bilmediği taşralı çocuklar bunlar. Ben, Cemal, Sezai Karakoç, hem fakir bunlar, hem parasız yatılılar. Pek beklenmiyordu, ama oradan geldi.''
    *
    Ben de parasız yatılıydım. Kasabadan hallice bir kazada, bir dağ başında, eski bir köy enstitüsünde, eski tabirle leyli meccani talebe oldum. Meccani; yani parasız...

    Bir bakıma benim gibi parasız yatılı olanlar, bizler, yeni bir gerçekliğe ulaşmak üzere yola koyulan ikinci yenici abilerimiz gibi yaşadık.

    Az biraz, her parasız yatılı kendi gerçekliğini üretir çünkü. Gerçekliği yeni formlarla bir kez daha oluşturur. Şiire de düşkünlüğü var ise; aşık olur, şiir okur, şiir yazar. Kendi çapında bir daire çizer. Bu daire parasız yatılının sevimli yaşam sahasıdır.

    Dünyası okul ile yatakhane arasındaki dar ve dağlı fiziki alandan dağdağalı metafizik çıkarımlara açılır.
    Yeter ki birazcık istidadı olsun.
    *
    Ben de parasız yatılıydım.
    On dördümden on beşime yürürken; kalabalık bir parantez içine aldım önce her şeyi:

    (Bir yatılı okula kar, nasıl yağar bilir misiniz? İşte ben öyle yaşadım... Öyle yoksul, öyle münzevi, öyle çekingen. Bir yağmurun tebessümü ile sıla belledim gurbeti. Doğru, 'bir yatılı okul bahçesine dar gelen sarı yalnızlıklardı sonbahar'… Fakat ben, 'sonbahara dar gelen çekingen yanlışlıklardı yatılı okul bahçesi' desem kim itiraz edebilir?!)
    *
    Görülüyor ki bütün bunları tabii ki eylül ayından bağımsız düşünmüyorum. Parasız yatılının evden kopup bütün hayatını, anahtarını kesinlikle kaybetmemesi gerektiğini bilerek cebinde sakladığı bir uzun ince demir dolaba sığdırdığı hüzün ayıdır eylül. Eylül en çok bu yüzden hüzün ayıdır.
    *
    Ben de bir eylül ayı parasız yatılı oldum.
    Bir eylül akşamı…

    Yine hüzündeyiz, yine eylüldeyiz.
    Eylül…
    Yumuşacık bu kelime şu ana değin benim için bütün hakikatlerin üstünde,
    fakat bütün hakikatleri içmiş;
    yağmurlu, mağrur, olgun, küskün bir olgu olarak yer aldı hayatımda.
    Onu ilkin ilköğretimde mavi düşlerimin arasında tanıdım.
    Ortaokulda hastalıklı bir başlangıç ve hep arkadan koşan bir çocuğun
    bağlayamadığı bir kravattı o…
    Sonraları saçları taralı, masum gülüşlü, utangaç adımlı bir kız isminin
    bende uyandırdığı bir sembolden öte hep bir tebessüm, hep bir ‘her şeye rağmen’di.
    Üniversitede isyankâr bir İstanbul sabahı…
    Lakin işte bundan evvel asıl bütün dikenli yanlarıyla lisedeki parasız yatılı günlerimde küskün ve yoksul bakan bir çocuktu eylül.
    *
    Bundandır bana çok dokunuyor, Parasız Yatılı'nın (Yapı Kredi Yayınları) kapağındaki kız çocuğunun hüzünlü bakışı / ciddi duruşu / yoksul yüzü..

    Bir hikaye kitabıyla kapağının mükemmel izdivacı bu..

    Füruzan'ın 1971'de yayımladığı Parasız Yatılı isimli öykü kitabı...

    Kitapta 12 öykü var. Bunlardan biri de kitaba ismini veren Parasız Yatılı öyküsü. Ben sadece bu öykü üstüne konuşmak istiyorum.

    Kapaktaki kızın bakışlarından başlamak istiyorum konuşmaya.

    O ki, --yıllardır yalnız uyanır sabahları, hiç şımardığı olmamıştır kimseye, bir gün bile çıtırtısı duyulmamıştır. Sanki o çocuk olmamıştır. Beden eğitim derslerine katılmayan çocuklardandır o. --Babası ölmüştür onun;
    ''Hiç sekiz yaşında bir çocuk babasız kalır mı?''
    Böyle apansız iflahı kesiliyor insanın. Apansız.
    (--Fazla babalarıyla dondurma yiyen çocuklardan-- ne haber?)
    *
    Anne bir hastanede hasta bakıcı olacaktır. Ana kızın hayatı, --evine her gece ekmek alıp gelen bir erkeğin yokluğunun sessizleştirdiği odalardır-- artık.
    Ah, Attila İlhan'ın o dizesi; ''Kimin gücü yeterse kahretsin parasızlığı!''
    *
    İlkokul bitince parasız yatılı okulu sınavları vardır.
    Kız bu sınavı kazanacak, parasız yatılı okuyacak, sonra da öğretmen olacaktır.
    Belki şair olur.
    O da kendi gerçekliğini aradığı ve gerçekliği yeniden kurduğu parasız yatılı günlerinin mağarasında doğurur mısralarını.
    *
    Anne kız imtihanın yapılacağı okula varınca bir hareketlilik görürler.
    Hademe giyimli bir kadın onlara doğru yürür.
    '' Anne, saygılı sordu:
    - Geciktik mi acaba? Çocukların çoğu gelmiş.
    Hademe kadın ilgisiz,
    - Parasız yatılı imtihanlarının çocukları hep erken gelir. Hiç gecikmezler.''
    *
    Siz hiç parasız yatılılık ve bursluluk imtihanına girdiniz mi? O imtihan kağıdındaki fotoğrafınızı hatırlıyor musunuz?
    *
    Parasız yatılılık sınavına hiç geç kalınır mı?
    *
    İkinci yeninin büyük şairleri parasız yatılı idi.
    ''Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
    Her çocuğun kalbinde kendinden büyük bir çocuk vardır'' diye yazdı Ece Ayhan.
    *
    Parasız yatılı okullarındaki çocukların kalbinde kendinden büyük bir çocuk vardır. Yüzlerine bakın onların. Parasız Yatılı'nın kapağındaki kızın yüzüne bakıyorum. O hüzünlü, ciddi, yoksul, ve kendinden büyük yüze.
    *
    ''Çocuk annesinden ayrıldı.
    Çocuk, dönemeçte arkasına baktı. Dış kapıda annesi yağmurun altında gülümseyerek duruyordu. ''
    *
    Ben de parasız yatılı oldum.
    Ve ben de hiç gecikmedim...
    Ya da Yaşar Kemal'den ödünç alarak söylüyorum bütün parasız yatılılar gibi bir kere geç kaldım, sonra hiç acele etmedim.
    Yahut Romeo'dan devşireyim sözcüklerimi; hep o kadar erken geldim ki gecikmiş kabul edilebilirim.
    *
    Dış kapıda yağmurun altında annem gülümseyerek dururken, ben de parasız yatılı oldum.
    Sonra ne mi oldu? Parasız yatılılık günlerimin ''Öğretmen Liseleri'' kapandı; ve böylece yitip gitti geçmişim.

    Parantez içine aldığım ne kadar sözcük varsa bir eylül yağmurunda korunaksız ıslandı.

    Feylesof

    Merhum Karga Fanzin - Eylül 2018
  • feylesof: tekrar paylaştı.
    Büyük dertler küçüklerin üstünü örter.

    Seneca
  • İyi geceler ;)
  • Askıda Turgut Uyar dizesi bırakınız. :)
....
234 okur puanı
14 Ara 2017 tarihinde katıldı.

İkinizin de okuduğu 2 kitap

  • Denemeler
  • Çocukluğun Soğuk Geceleri

Okuduğu kitaplar 685 kitap

  • Eşik
  • Palto
  • Talat Paşa
  • Hızırla Kırk Saat
  • Bilinç ve Eşekleştirme
  • Hani
  • Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç
  • Büyü'sün Yaz!
  • Dol Karabakır Dol
  • Burada Gömülüdür 1. Cilt